18 Kasım 2011 Cuma

One Day(Bir Gün)



























One Day(Bir gün) Cold Feet,Rescue Me gibi son dönem dizilerin senaryolarından tanınan David Nicholls’un yine aynı adlı romanından senaryoya aktardığı başrollerini Anne Hathaway ve Jim Sturgess’in paylaştığı insanı baymayan romantizmin ve dramanın dozunda olduğu hoş bir film.Gerçi kitap uyarlaması olduğu için kitabı baz alarak değerlendirmek lazım ama kitabı okumadığım için sadece film üstünden değerlendirme yapacağım.Tabi filmle ilgili internetteki yorumlarda kitaptan filme aktarımı sırasında bir çok detayın es geçildiği vurgulanıyor.Yorumlardaki ortak nokta filmin kitabın hızlı bir versiyonu olduğu yönde.Gerçi kitabı senaryoya aktaran yine yazarın kendisi olduğu için eleştirmenin çok da anlamsız olduğunu düşünüyorum.Herhangi bir senarist başka bir yazarın romanını senaryoya aktarırken yazarın asıl anlatmak istediği duyguların filme aktarılması ön planda olması gerekirken ,burda hali hazırda senaristin yazarın kitapta vermek istediğini en iyi bilen olması ve filme aktarılmasını uygun gördüğü detayları aktarması kabul edilebilir ve takdirin yazara bırakılması gereken bir durum.Edebiyatla senaryo yazımı her ne kadar yazınsal benzerlikler taşısa da aslında ikisi çok farklı dinamikleri olan birbirinden alakasız iki disiplindir.Senarist ve yazar diyerek aslında bir kişiden bahsetsem de iki farklı kişiymiş gibi vurgulamak istedim.




Filme gelecek olursak 1988 yılında mezuniyeti gecesi yakınlaşan Emma(Anne Hathaway) ve Dexter (Jim Sturgess)’ın 20 yıla yayılan inişli çıkışlı ilişkilerine tanık oluyoruz.Mezuniyet günü 15 Temmuz tarihini önemli bir tarih.Zira ikilinin hayatlarına dair detayları sırayla her yıl o günkü durumlarını görüyoruz.Yıllara yayılan bu inişli çıkışlı ilişkilerinin temelinde aslında kendi kişilikleri yatıyor.Emma hayata dair savaşma gücü olan iradeli ve hırslı birisidir. Dexter ise tam tersi aile parasıyla hovardalık peşinde koşan kaygısız bir kişidir.İşte zıtlıkların mükemmel uyumu yine burada ortaya çıkıyor ve bir küs bir barışık ilişkileri 20 yıl boyunca devam ediyor.Tabi bu ilişki biçimi bir noktadan sonra birbirlerine ihtiyaç duyma,onsuz yapamama durumunu ortaya çıkarıyor ki işte filmin asıl romantizmi burada ortaya çıkıyor.Tabi bu arada bir keşisen hayatların izlerken Dexter’ın düşüşüne ve Emma’nın da yükselişine tanık oluyoruz.Filmin ve eminim kitabın da esas güzel tarafı burası.Her iki tarafın bütün zıtlıklarını gözler önüne serip aşkın ve dostluğun zorluklar karşısındaki direncini çok iyi gözlemleyebiliyoruz.



Anne Hathaway Emma rolünde çok başarılı.Genç zamanlarındaki ürkekliği olsun,yıllar geçtikçe özgüvenini yansıtması bakımından çok başarılı bir performans ortaya koyuyor.Zaten diğer filmlerinde de her zaman üst düzey performansları ile son dönem başarılı oyuncular arasında gösterilmesi tesadüf değil.Yine aynı şekilde Dexter rolünde Jim Sturgess filmde yıl ne olursa olsun,yaşı ne olursa olsun her daim suratında “kaygısız ama sempatik” mimiğini çok iyi aktarıyor perdeye.İkilinin yaşadıklarına baktığımızda her kişinin üstünden kolay kolay kalkamayacağı zorluklar karşısındaki duruşları ve birbirlerine desteğini gördüğümüzde ilişkilerine saygımız kat be kat artıyor.

Aslında gerçek hayatta da sonuna kadar geçerli olan insan ilişkilerini şekillendiren sevgi emek ister aforizmasını gözümü sokarcasına ama fazla da romantizme bulamadan önümüze seriyor.Her aşk filminin önündeki en büyük engeldir bu. Aşk ve romantizmi dozunda karşı tarafı baymadan aktarabilmek.Gerçi arabesk ağlak türk seyircisi için bu pek kabul görmese de dünya standartlarında aşk filmi tanımı bu yönde olmalıdır.


Sonuç olarak film hoş bir seyirlik sunuyor izleyiciye,tabi esas güzelliğini yakalamak adına diğer bütün uyarlamalardaki gibi kitabın da okunması şart.
*
Share/Save/Bookmark