29 Ocak 2010 Cuma

İlkbahar,Yaz,Sonbahar,Kış…ve İlkbahar

spring_summer_fall_winter_and_spring_movie

Soğuğun iliklerimize kadar işlediği şu günlerde en çok özlemle andığımız mevsimler ilkbahar ve yaz galiba.Ya da biraz melankolikler için daima en iyisi olmuş bir sonbahar.Gerçi insanoğlu biraz nankördür.Zira yazın da en çok özlediğimiz kıştır.Türkiye için genellikle dört mevsimin yaşandığı yer denir,bu film de aynen öyle.Ana karakterlerinin dört mevsim olduğu Kim-Ki Duk yönetmenliğinde 2003 yılı Güney Kore,Almanya ortak yapımı bir film.İlkbahar,Yaz,Sonbahar,Kış…ve İlkbahar…Hayatın bütün keşmekeşinden kendinin soyutlamış bilge bir kişi ve yanında hayatı ve bilgeliği öğrenmeye çalışan mevsimlerle beraber ruhsal evriminin izlediğimiz keşiş adayı.Budist inancında ;ki dünyadaki diğer bütün tasavvuf öğretilerinin ortak noktası NEFS’i eğitme çabası filmin ana eksenini oluşturuyor.Gölün ortasında yüzen tapınak,duvarları olmayan kapılar,her mevsimin temsili bir hayvan,reenkarnasyon,aşk,suç,intikam ve türlü türlü bu dünyaya ait olan veya olmayan semboller bütünü bir film.Tamamen farklı bir dünya onların ki.Her geçen gün yalan bir yarışın içinde kendimize kattığımızı zannettiğimiz sıfatların aksine adı,sanı bile geçmeyen bilgelerin hayatı.Değil mi ki nefsi eğitmek için önce varolmamak gerekliliği.O zaman ne gerek var ki bir ada bir sana.Balıkla,kurbağayla,yılanla eşit bir hayat insanınki.Tek farkımız vicdanımıza bağlanmış taşlar.Hayatın hengamesinde unutmuş olduğumuz spiritüel sembolleri ve kendine özgü dili olan mevsimleri ayrı ayrı okumak gerek bu filmi anlamak için.

--İLKBAHAR--

Doğadan ayıra ayıra kendimizi yapay evrenlere soktuk.İnsanın hayvanla eşit olduğunu ve bir uyum içinde yaşayabileceğimizi anlayamanlara uzak gelir,onlara karşı giriştiğimiz savaşın boşuna oluşu.Bu bölümde keşiş adayı çocugumuz hayatı tanımaya başlar doğanın ve hocasının yardımıyla.Her bölümde olduğu gibi bu bölümün sembol hayvanı yavru köpek.Çocuğun masumiyetinin temsil ediyor.Bele bağlanan taş hayvanların hayatlarını kısıtlamamızın bizi de en az onlar kadar vicdanımızda kısıtladığını düşündürüyor.Ve asıl adalet duygusuna vicdanı gelişmiş insanların sahip olabileceğini hissettiriyor.Değil mi ki vicdanına sığdırabiliyor musun bir insana ve ya hayvana eziyet etmeyi.Boris Cyrulnik’in bir sözü vardır bunu anlatan; “Hayvanlarda dilsiz bir düşünce biçiminin varolduğunu öğrendiğimiz gün, onları hayvanat bahçesine kapatmış olduğumuz için utançtan öleceğiz.”

spring-summer-fall-winter

--YAZ--

Duvarı olmayan kapılar ki mahremiyete işarettir bu.Sosyal anlamda içiçe geçtiğimiz hayatımızda artık duvarlar ayırır oldu insanları.Oysaki nefsimiz ayırmalıydı mahremiyeti.Evlerinin içine kamera koyup izlemeye başlayınca içeridekileri yitirmiştik galiba mahremiyetimizi.Bir de sahiplenme güdüsü vardı,aşkla karıştırılan.Sonucu öldürmeye kadar giden.Tabi kıskançlık ve intikam bunun doğal sonucu. Bu bölümde çocuk olarak bıraktığımız karakterimizi gençlik haliyle görüyoruz.Hastalığına çare arayan genç bir kızın gelmesiyle kahramanımız için asıl sınav başlıyor.Aslında sınav değil bu,hayatı öğrenme durumu ve yeni keşfettiği duyguları.Sembol hayvan Horoz ile anlatılmak istenen herşeye baskın duyguyu veren ve insanın sağlıklı düşünmesini engelleyen üreme ve sahiplenme güdüsü.Daha doğrusu aşk sandığımız,aşk ile karıştırdığımız güdüler.Daha Fruedyen tabirle libido.

Mahremiyetin çiğnenişi olmayan duvarlardan geçme ile anlatılmış.Yani libido uğruna bütün değer yargılarından vazgeçme.Ademi bile cennetten eden o duygu.Ustanın teknede onları yakalayışı ve tekneyi horozla çekişi filmden alakasız başka bir şeyi hatırlattı bana.Horozun neden öttüğünü??

“Athena (barışın ve güzelliğin tanrıçası) Zeusu istemesinde dolayı zeusun karısı tarafından şikayet edilir ve ceza olarak çirkinliği ile ünlü demirciler tanrısı HEPHAİSTOS ile evlendirilir. Athena güzel ve işveli olmasına rağmen Hephaistos yaşlı ve çirkindir. Geceleri sabaha kadar demir dövmekte ve sabaha karşı gelip uyuyakalmaktadır. Athena bu duruma artık dayanamaz ve Yakışıklı ve genç Ares'e (savaş ve mertlik tanrısı) asılmaya başlar. Ares te güzelliği ile meşur Athenanın işvesine dayanamaz ve onla birlikte olmaya başlar. Ares her gece Athenanın Kinidos (DATÇA) daki evine gelmekte ve kapıyada bir askerini koymaktadır. Asker güneş doğmadan Arese haber vermekte ve onun Hephaistos gelmeden kaçmasını sağlamaktadır. Günler birbirini izler ve bir gün kapıdaki asker uyuya kalır gün aydınlanmaya başlar. Yavaş yavaş güneş tanrısı Okeanos ortaya çıkar Ve birde ne görsün Athena Hephaistosu Ares ile boynuzlamakta. Bunun üzerine Ares cezalandırılır ve Trakyaya sürülür. Bunu hazmedemeyen Ares kapıdaki askerini horoza çevirir. O gün bu gündür o asker hatasını düzeltmek için güneş doğmadan öter ve kendisinin affedilmesini bekler durur.”

Coğrafyalar ne kadar farklı olursa olsun,anlatılan şeyler hep aynı.

6a00d8341c78bf53ef00e54f734ac38833-640wi

--SONBAHAR--

Sahiplenme güdüsünün nihayet fiziksel zarar verme noktasına gelmesiyle tekrardan geriye dönüş.Ama ne kadar kaçarsa kaçsın adaletten kaçamayacağı durumu hakim.Tabi adalet dediğimiz şey en baştan beri anlatılan vicdanlarımız olmalı.Polisiyle,mahkemesiyle sadece toplumsal vicdan temizlenebilir.Bu bölümde kahramanımızın bir kız uğruna ustasını terkedişi kedi ile sembolize edilmiş.Ve usta için ölüm vardı sonunda.Sonbahar ile alakalı.Adı üstünde bir son.Zira bütün gidişler sonbaharda olurdu.Bile bile isteye isteye.Ama fiziksel durumu varolmak sananlara anlatılamaz insanın manevi varlığı.Evet ölüm var ama fiziksel bu,bir yılanın bedeninde reenkarne olan.Yılan da bilgeliğin sembolüdür,gitmek istenen nihai nokta.kinopoisk.ru-Bom-yeoreum-gaeul-gyeoul-geurigo-bom-626943

--KIŞ--

Ve nihayet kış.İnsanın doğa karşısında en aciz kaldığı mevsim.Doğanın insafına kalmış yaşamlar.Ve insanın süphesiz ki insanın içine yöneldiği zamanlar.Hava ne kadar kapalı olursa o kadar kendini tanımaya başlıyor insan.Bu bölümde de kahramanımız son haliyle karşımıza çıkıyor(aynı zamanda yönetmen Kim-ki Duk’tan başkası değildir bu.)Her şeye tekrardan başlamak üzere cezasını çekmiş olarak buz tutmuş gölün ortasındaki tapınağa geri döner.Bu arada yüzü tamamen kapalı bir kadın bir bebek getirir ve onu bırakarak kaçar.Yüzü gözükmeyen bu kadın aslında bir insandan çok var olan döngünün devam etmesini anlatıyor.Filmin başında da hiçbir şekilde bilmediğimiz kahramanımızın geçmişi gibi,burada da yeni gelen bebeğin neden geldiğini söylemiyor.Böylelikle insanların adı,sanı,geçmişi ne kadar farklı olursa olsun,aslında bu döngünün bir parçası olduğumuzu anlarız.

springsummerfallwinterandspringpic

Ve herşey tekrardan başlar,bu döngü devam eder………………….Yine yeniden ilkbahar…..

Sonuç olarak son dönem yükselişe geçen Güney Kore Sinemasının çok başarılı ve çarpıcı örneklerinden biri.İçerdiği zengin spiritüel öğelere ek olarak harika denilebilecek görsel manzaralara sahip olan,her türlü ruhsal ihtiyacımızı karşılayan son derece başarılı bir film.

*
Share/Save/Bookmark