29 Temmuz 2013 Pazartesi
21 Temmuz 2013 Pazar
65. Emmy adayları açıklandı
En İyi Drama
Breaking Bad
Downton Abbey
Game of Thrones
Homeland
House of Cards
Mad Men
En İyi Kadın Oyuncu (Drama)
Connie Britton, Nashville
Claire Danes, Homeland
Michelle Dockery, Downton Abbey
Vera Farmiga, Bates Motel
Elisabeth Moss, Mad Men
Kerry Washington, Scandal
Robin Wright, House of Cards
En İyi Erkek Oyuncu (Drama)
Hugh Bonneville, Downton Abbey
Bryan Cranston, Breaking Bad
Jeff Daniels, The Newsroom
Jon Hamm, Mad Men
Damien Lewis, Homeland
Kevin Spacey, House of Cards
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Drama)
Bobby Cannavale, Boardwalk Empire
Jonathan Banks, Breaking Bad
Aaron Paul, Breaking Bad
Jim Carter, Downton Abbey
Peter Dinklage, Game of Thrones
Mandy Patinkin, Homeland
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Drama)
Anna Gunn, Breaking Bad
Maggie Smith, Downton Abbey
Emilia Clarke, Game of Thrones
Christine Baranski, The Good Wife
Morena Baccarin, Homeland
Christina Hendricks, Mad Men
En İyi Komedi
30 Rock
The Big Bang Theory
Girls
Louie
Modern Family
Veep
En İyi Kadın Oyuncu (Komedi)
Laura Dern, Enlightened
Lena Dunham, Girls
Edie Falco, Nurse Jackie
Tina Fey, 30 Rock
Julia Louis-Dreyfus, Veep
Amy Poehler, Parks and Recreation
En İyi Erkek Oyuncu (Komedi)
Alec Baldwin, 30 Rock
Jason Bateman, Arrested Development
Louis CK, Louie
Don Cheadle, House of Lies
Matt LeBlanc, Episodes
Jim Parsons, The Big Bang Theory
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Komedi)
Adam Driver, Girls
Jesse Tyler Ferguson, Modern Family
Ed O’Neill, Modern Family Ty Burrell, Modern Family
Bill Hader, Saturday Night Live
Tony Hale, Veep
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Komedi)
Mayim Bialik, The Big Bang Theory
Jane Lynch, Glee
Julie Bowen, Modern Family
Merritt Wever, Nurse Jackie
Jane Krakowski, 30 Rock
Anna Chlumsky, Veep
Mini Dizi & TV Filmi
American Horror Story: Asylum
Behind the Candelabra
The Bible
Phil Spector
Political Animals
Top of the Lake
En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi & TV Filmi)
Michael Douglas, Behind the Candelabra
Matt Damon, Behind the Candelabra
Toby Jones, The Girl
Benedict Cumberbatch, Parade’s End
Al Pacino, Phil Spector
En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi & TV Filmi)
Jessica Lange, American Horror Story: Asylum
Laura Linney, The Big C: Hereafter
Helen Mirren, Phil Spector
Sigourney Weaver, Political Animals
Elisabeth Moss, Top of the Lake
*
65. Emmy adayları açıklandı
11 Temmuz 2013 Perşembe
Görevimiz Diesel Reboot!
Diesel, yakın zamanda yeni bir kampanyaya, daha doğrusu bir projeye başladı. #dieselreboot projesi Diesel’in diğer işleri gibi oldukça yaratıcı ve cesur.
Projenin merkezinde tumblr var. dieselreboot.tumblr.com adresine girdiğinizde Diesel size moda ile ilgili çeşitli görevler veriyor. Bu sayede Diesel bir marka gibi değil özgürce konuşabildiğiniz bir platform gibi davranıyor ve insanların, özellikle Y kuşağının bu platformla kendini daha iyi ifade etmesini sağlıyor.
Mesela bu haftaki görev: "What makes an icon?" yani; “Bir ikonu ikon yapan nedir?” Siz soruya kendi tumblr’ınıza yüklediğiniz görsellerle cevap verebiliyor, farklı hashtag’lar kullanarak Twitter, Instagram ya da Vine üzerinden paylaşımda bulunabiliyorsunuz.
Paylaştığınız içerikler Diesel Reboot tumblr sayfasında yer alıyor. Böylece paylaşımınız milyonlara ulaşırken bakış açınız Diesel’in tumblr sayfasında boy göstermiş oluyor.
Proje, lansmanında “Hikayemi kendim yazarım.” “Yaratıcılık benim silahımdır.” gibi bizim Gezi Parkı olayları nedeniyle aslında çok da yabancı olmadığımız kavramları kullanması açısından oldukça ilginç.
Siteye bir göz atın derim. Projenin manifestosu ise burada: jeanslab.tumblr.com
Bir bumads advertorial içeriğidir.
*

Projenin merkezinde tumblr var. dieselreboot.tumblr.com adresine girdiğinizde Diesel size moda ile ilgili çeşitli görevler veriyor. Bu sayede Diesel bir marka gibi değil özgürce konuşabildiğiniz bir platform gibi davranıyor ve insanların, özellikle Y kuşağının bu platformla kendini daha iyi ifade etmesini sağlıyor.
Mesela bu haftaki görev: "What makes an icon?" yani; “Bir ikonu ikon yapan nedir?” Siz soruya kendi tumblr’ınıza yüklediğiniz görsellerle cevap verebiliyor, farklı hashtag’lar kullanarak Twitter, Instagram ya da Vine üzerinden paylaşımda bulunabiliyorsunuz.
Paylaştığınız içerikler Diesel Reboot tumblr sayfasında yer alıyor. Böylece paylaşımınız milyonlara ulaşırken bakış açınız Diesel’in tumblr sayfasında boy göstermiş oluyor.
Proje, lansmanında “Hikayemi kendim yazarım.” “Yaratıcılık benim silahımdır.” gibi bizim Gezi Parkı olayları nedeniyle aslında çok da yabancı olmadığımız kavramları kullanması açısından oldukça ilginç.
Siteye bir göz atın derim. Projenin manifestosu ise burada: jeanslab.tumblr.com
Bir bumads advertorial içeriğidir.
*
Görevimiz Diesel Reboot!
4 Mayıs 2013 Cumartesi
Çatışmadan Sonra

Dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan ve coğrafi bakımdan da medeniyetlerin beşiği
sayılan Nil nehri kıyısındaki Mısır; bütün o köklü geçmişine inat edercesine 20.yüzyılda içine
girdiği despot yönetim altında olması gereken yerden kat be kat uzakta yer alıyordu. Son
yıllarda özellikle batılı devletlerin de desteği ile eski doğu bloku ülkelerinde yaşanan “renkli”
devrimlerden sonra sıra Kuzey Afrika’ya geldi ve ardı ardına Arap dünyasını elinde bulunduran
diktatörler bir bir devrildi. Yaşanan bu ‘değişimler’ her ne kadar devrim olarak adlandırılsa da
sosyalist metodoloji açısından bir devrim sıfatıyla adlandırılması için bundan sonrası da önemli
zira gelenin gideni arattığı bir düzen tekrardan kurulursa devrim olarak nitelendirilemez ama
kitlelerin bu değişimin fitilini ateşlemeleri bakımından da devrim fikrinin özünü benimsediğini
söyleyebiliriz.

Son yıllarda Arap dünyasında ardı ardına yaşanan devrimlerin belki de en etkililerinden Mısır'da
yaşanan ve siyaset tarihine Arap Baharı olarak geçen süreci içeriden bir gözle sınıfsal temelde
anlatan bir film “Çatışmadan sonra”. Yeniçağın habercisi devrimlerin sonuç olarak değil aksine
bir süreç olduğu üzerine alt metinde gayet başarılı anlatıyor. Zira devrim denen olgu toplumsal
iç dinamiklerin zamanla kararsız isyan boyutundan çıkıp yeni düzen kurulana değin düzenli bir
kaosa sürüklenmesi değil midir?
Hali hazırda yeniden oluşum süreci devam eden devrimi, devrimin taşıyıcı unsurları küçük
insanların büyük hayalleri üstünden anlatan "Çatışmadan sonra" ; konusu itibariyle Arap baharı
tarihine Deve savaşı olarak geçen Tahrir'deki gösteriye civar yerleşim yerlerinden Mübarek
yanlısı atlı-develi devrim karşıtlarının göstericilere saldırmasının altında yatan maddi ve manevi
nedenleri oldukça yalın bir anlatımla perdeye yansıtıyor. Küçük insanların var olan yozlaşmış
düzeni sırf kendi maddi menfaatleri uğruna bilinçsizce korumaya altına alması Stockholm
Sendromumun da aslında bir örneği. İlk isyan etmesi gerekenler olması lazım gelirken devrim
ve isyan kültürüne sahip olmayan bilinçsiz halk kitlelerinin provokasyonlara daha kolay kanan
algılarını oldukça gerçekçi bir perspektifte izliyoruz. Dünyanın her yerinden gelen milyonlarca
kişinin gezdiği Piramitler ’de turistleri atıyla gezdiren Mahmoud (Bassem Samra) devrim
karışıklığı nedeniyle sekteye uğrayan turizm sektörünün tek kurtarıcısı olarak var olan düzeni
görür ve Mübarek yönetimini devrimcilere saldırarak korumaya çalışır. Deve savaşı sırasında
devrim yanlılarından temiz bir dayak yiyince ülke gündeminde yer alır ve bu sebeple sivil toplum
gönüllüsü Rimi (Menna Shalabi)‘nin dikkatini çeker. Rimi'nin Mahmoud ve ailesi üzerine gittikçe
devrim karşıtlıklarının altındaki yatan esas sebeplerini görürüz ve özellikle Rimi’nin insanları
bilinçlendirirken çabalarını gördükçe Einstein'in atom-algı aforizmasını daha iyi idrak ederiz.

Oyunculuklar anlamında klasik doğu abartısını oldukça çok hissediyoruz. Bassem Samra, Menna
Shalabi, Nahed El Sebaï gibi genç oyuncuların hayat verdiği kahramanlarımız devrim karmaşası
altında yaşam mücadelesi veren insanların duygusal karmaşıklıklarını çok güzel özetliyorlar. Tabi
bu duygu yoğunluğunu coğrafi anlamda daha yakından tanırız ve aynı durum bir parça bizde de
vardır. Batı’nın soğukkanlılığına inat her daim sıcakkanlı, aşırı tepkili insanların coğrafyasında
devrimi bu gözde izlemek hayret uyandırmamalı. Bu noktada da oyunculuklar anlamında yer
yer göze batsa da abartılı oyunun filmin atmosferine uyduğunu söyleyebiliriz. Oyunculuklardan
söz etmişken pek alakalı olmasa da ‘Arapça’ hakkında bir şeyler söylemek gerek. Fonetik
olarak alışılmışın dışında batılı dillerin aksine yer yer kulağa batsa da filmin temposunu
koruması anlamında büyük bir görev yükleniyor. Bir oyuncu gibi zaman zaman rol çaldığını bile
söyleyebilirim.
“Çatışmadan Sonra” Mısır’da halen yaşanmakta olan devrim sürecinin içinden bir gözle de
maddiyat ve maneviyat arasında sıkışmış küçük insanların büyük hayallerini gerçekçi yalın bir
dilde tüm çıplaklığıyla bize sunuyor.
Çatışmadan Sonra
29 Nisan 2013 Pazartesi
Eski Zaman Olur ki
Eski Disney çizgi filmlerinin Rotoskop adı verilen çekim tekniği ile nasıl çekildiğine dair işin teknik boyutunu ortaya koyan güzel çalışmalar. Rotoskop gerçek oyuncular tarafından canlandırılan filmin kare kare renklendirilip çizilmesi tekniğe verilen addır. İlk olarak bunu sinema dünyasın Disney uygulamıştır.
*
Eski Zaman Olur ki
23 Nisan 2013 Salı
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Hasan Tolga Pulat’ın ilk filmi “Güzel Günler Göreceğiz” iki
sene önce Antalya Altın portakal’da en iyi film dahil ödüllerde geceye
damgasını vurmuştu. Nazım Hikmet’in şiirine ithafen seçilen filmin adı, içinde
anlattığı karakterlerin güzel günler görmek adına hayat kavgalarını çok güzel
özetliyor.
Kesişen hayatlar teması sinemada oldukça çok kullanılan bir
formüldür. Farklı hayatlardan insanların tesadüfe dayalı kesişmeleri genellikle
aynı anda çok şey anlatmak isteyen yönetmen-senaristlerin en çok başvurduğu
yöntemdir. Böylelikle temel aldığı toplumu genel bir portre içinde sunma şansı
yaratır. Ama bir bakıma da çok riskli bir yöntemdir bu. Çokça örneğini
gördüğümüzden klişe ibaresi hemen yaftalanabilir. Bu yüzden seçilen hayatların
her ne kadar farklı dünyadan olsalar da yakın hayatlar olmasında fayda vardır. “Güzel
günler göreceğiz” maalesef bu hataya düşüyor. Birbirinden alakasız farklı
dünyalardan insanların ‘tesadüfe’ dayalı kesişmeleri filmin metninde en aksayan
nokta. O kadar basit bir ortak nokta üzerinden hayatta savrulan insanları
anlatırken konu oldukça dağılıyor. Kimin kimle ne ilgisi var takibi çok
zorlaşıyor. Bunun nedeni de anlatılan hikâyelere tek tek bakarsak her biri tek
başına bir film olacak kadar yoğun hikâyeler barındırıyor. Töre cinayetleri, fuhuş
batağı, göçmenlik, organ mafyası, polis-mafya işbirliği bu güne kadar bolca
kullanıldılar. Bir filme hepsini sığdırmak bir bakıma güçlü kalem isteyen bir
durum.
Filmin içinde kullanılan şiirler çok güzel ve esas önemi çok
anlamlı. Güçlü kalemlerin hayata dair şiirleri filmin ana eksenini oluşturuyor.
Özellikle filme de adını veren Nazım Hikmet bu ülke için o kadar önemlidir ki.
Hayatı boyunca sürgünler yemiş, zorluklar çekmiş, türlü türlü acılar çekmiş
birinin güzel günler göreceğiz demesi bu ülkenin geleceği adına oldukça umut
verici. Her ne yaşarsa yaşasın insanın elindeki tek hazinesi umutlarıdır. Hep güzel
bir gün yaşamak adına değil midir bütün bu varoluşsal çırpınışlarımız? Güzeli doğruyu
gerçeği aramak için bütün bu çabalarımız aslında insana yakışır bir hayat
sürmek için değil midir? Aslında bakarsanız en kötü karakter bile kendince
iyiyi istemek için bazı şeyleri yapmaktadır. İzzet mesela. Polis teşkilatı
içindeki çürümüşlükleri çok güzel yansıtan İzzet, yeri geliyor yaşlı kadına yer
vermeyen genci otobüsten yaka paça indirebiliyor. Aslında kim kötü kim iyi
böyle bir durumda karar vermek zor. Zira insan değimiz şey kendi algılarından
bu dünyaya baktığı için mutlak bir doğrudan daha uygun bir tabirle ‘hakikat’i
kendince belirler. Toplumun genel kabul görmüş yazısız kuralları içinde
bahsettiği hikâyelerde aslında ne kadar yerle bir olduğunu gösterir. Üstüne
iftira atılan Mediha’nın ailesince kabul görmemesini hangi toplum, hangi
kurallar onaylar ki. Kendilerince leke sürüldüğüne inanılan kızların, ailenin
erkekleri tarafından gözleri kırpmadan vurulmaları, daha doğrusu kendilerini namus
bekçileri sayanlar tarafından doldurulmaları nu hiçbir mantıklı toplumsal sistem
açıklayamaz. Bu olsa olsa toplumun en çürümüş tarafını ifade eder.
Anna’nın dramı ise yine bir başka toplumun çürümüş tarafının
resmidir. Fuhuş batağına sürüklenen on binlerce gençten biridir Anna. Bütün bu
pisliğe bir gün kaçıp gitme umuduyla katlanmaktadır. Erkeğin elinin kiri diye
kabul edilen bu baskı ortamında tek temiz kalanlardır bu beden emekçileri.
Bütün bu umutsuzluğun içinde kendine bile umut olamazken bir başka insanı da
düşünecek kadar insandırlar. Anna’nın da hiç düşünmeden organ mafyasına
kaptırmadığı çocuğu kesişen hayatların tesadüfüyle yanına alması işte hala bir
şeylerin umudu olduğunu çok güzel gösteriyor. Evet, hala bir şeyler vardı
ölmeyen, bu insanlar bir gün güzel günler görecekler orası kesin.
Filme genel olarak baktığımızda her hikâyeden olması biraz ağır
kaçıyor. Her türlü dram var ve insanı bu dram yükü boğuyor. Ama bir anlamda da
hepsinin güzel günler görme umudu var. Belki hepsi umudu göremiyor ama olsun
içindeki umutlar onlar için yaşama devam ettirme güdüsü olarak yer alıyor.
Hayal kırıklıkları ve umutlar. Birbirlerinden ayrılmaz ikililer. Umut ne kadar
büyükse hayal kırıklığı da o kadar büyüktür. Hayal kırıklığı ne kadar büyükse
hayata, düzene inat yaşama isteği daha da o denli büyüktür. Belki bir bakıma
insanların imkansızı istemelerinin de sebebi budur. Ne kadar zor bir şeyi
isterlerse o kadar çok çalışırlar ve o kadar çok yenilirler. Beckett’ın dediği
gibi ‘yine dene, yine yenil, daha iyi yenil.’ Çoğu insan için bu aforizma
hayatta kalmanın anahtarıdır.
NİKBİNLİK
Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
göreceğiz...
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süreceğiz...
Açtık mıydı hele bir
son vitesi,
adedi devir.
Motorun sesi.
Uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
ne harikûlâdedir
160 kilometre giderken öpüşmesi...
güneşli günler
göreceğiz...
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süreceğiz...
Açtık mıydı hele bir
son vitesi,
adedi devir.
Motorun sesi.
Uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
ne harikûlâdedir
160 kilometre giderken öpüşmesi...
Hani şimdi bize
cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
yalnız cumaları
yalnız pazarları..
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
ışıklı caddelerde mağazaları,
hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
açılır kara kaplı kitap:
zindan..
Kayış kapar kolumuzu
kırılan kemik
kan.
Hani şimdi bizim soframıza
haftada bir et gelir.
Ve
çocuklarımız işten eve
sapsarı iskelet gelir..
cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
yalnız cumaları
yalnız pazarları..
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
ışıklı caddelerde mağazaları,
hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
açılır kara kaplı kitap:
zindan..
Kayış kapar kolumuzu
kırılan kemik
kan.
Hani şimdi bizim soframıza
haftada bir et gelir.
Ve
çocuklarımız işten eve
sapsarı iskelet gelir..
Hani şimdi biz..
İnanın:
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göreceğiz.
İnanın:
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göreceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süreceğiz.....
*
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
16 Nisan 2013 Salı
Tıkla İndir, Tıkla Getirt!

26 ilde 128 mağazası ile sektöründe lider olan D&R, dr.com.tr ile kültür, sanat ve eğlence dünyasını bir tıkla evinize getiriyor. Reklam filmiyle online sipariş hizmetini duyuran D&R, kültür, sanat ve eğlenceye kısa yoldan ulaşmak isteyenler için internet sitesini yenilenen tasarımıyla hizmete sundu. Kitap, film, müzik, elektronik, oyun&konsol, dergi, kırtasiye, hobi&oyuncak, kişisel ürünler ve e-kitap kategorilerinde yer alan binlerce ürünü sipariş edebilme olanağı sunan D&R, teknolojinin sunduğu olanakları en iyi şekilde kullanarak müşterileriyle buluşturuyor.
İnternet sitesi dışında tablet ve akıllı telefonlar için tasarlanan mobil uygulamalarla tüm platformlarda hizmet veren dr.com.tr, hızlı ve kolay bir alışveriş imkanı sunuyor.
Ayrıca D&R ve DMC’nin işbirliğiyle yayın hayatına başlayan yasal internet müzik platformu "MUSICCLUB" ile 200.000 adet yerli şarkı ve binlerce albüm indirilebiliyor.
Kültür, sanat ve eğlencede zengin ürün çeşidine ulaşmak için siz de dr.com.tr’ye girin, tıklayıp indirin, tıklayıp getirtin.
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Tıkla İndir, Tıkla Getirt!
14 Nisan 2013 Pazar
Altın Laleler sahiplerini buldu
32. İstanbul Film Festivali’nin ödülleri 14 Nisan Pazar gecesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilen Kapanış Galası ve Ödül Töreni’nde sahiplerini buldu.
Ceyda Düvenci ve Mert Fırat’ın sunuculuğunu üstlendiği 32. İstanbul Film Festivali Kapanış Galası ve Ödül Töreni, NTV’den canlı olarak yayımlandı. Festivalle ilgili hazırlanan kısa filmin ardından sahne alan, Türkiye sinemasının en büyük kadın oyuncularından Hülya Koçyiğit ve oyuncu Nejat İşler, Emek sineması özelinde, devam eden sürece ilişkin düşüncelerini dile getirdiler.
Törende ayrıca Altın Lale Uluslararası Yarışma Jüri Başkanı, Gelibolu, Ölü Ozanlar Derneği, Yeşil Kart veTruman Show gibi filmlerin usta yönetmeni Peter Weir’e Sinema Onur Ödülü takdim edildi. Peter Weir’e ödülünü İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan verdi.
Uluslararası Yarışma
- Altın Lale En İyi Film: WHAT RICHARD DID / NE YAPTIN RICHARD (yön:Lenny Abrahamson)
- Jüri Özel Ödülü: CAMILLE CLAUDEL 1915 (yön:Bruno Dumont)
Ulusal Yarışma
- En iyi film: Sen aydınlatırsın geceyi (yön: Onur Ünlü)
- En iyi yönetmen: Aslı Özge (Hayatboyu)
- Juri Özel Ödülü: Devir (yön: Derviş Zaim)
- En iyi kadın oyuncu: Sema Poyraz (Özür Dilerim)
- En iyi erkek oyuncu: Ercan Kesal (Yozgat Blues)
- En iyi senaryo: Onur Ünlü ( Sen aydınlatırsın geceyi)
- En iyi görüntü yönetmeni: Emre Erkmen (Hayatboyu)
- En iyi özgün müzik: Murat Başaran (Soğuk)
- En iyi kurgu: Emre Boyraz (Sen aydınlatırsın geceyi)
- Seyfi Teoman ilk film ödülü: Köksüz (yön: Deniz Akçay)
- Fipresci ulusal yarışma ödülü: Sen aydınlatırsın geceyi
- Fipresci Uluslararası yarışma ödülü: CAMILLE CLAUDEL 1915
Altın Laleler sahiplerini buldu
12 Nisan 2013 Cuma
Schwarzenegger sinemaya döndü
Geçit Yok
(The Last Stand)
Vizyon Tarihi: 19 Nisan 2013
Dağıtım: UIP Filmcilik
Tür: Animasyon
Süre: 107 Dakika
http://thelaststandfilm.com/
http://www.facebook.com/TmcFilmYapim
https://twitter.com/TMC_FiLM
ÖZET
Aksiyon filmlerinin ikonu, Arnold Schwarzenegger’in sinemaya dönüşünü ne zamandır dört gözle bekliyorduk ve usta oyuncuyu, nihayet Kore’li yönetmen Kim Jee-woon’un, A.B.D’deki ilk yönetmenlik çalışması ve son
derece çarpıcı bir film olan THE LAST STAND’de izleyebileceğiz.
Şerif Ray Owens (Schwarzenegger), Los Angeles Polis Departmanı’nda narkotik şubesinde çalışırken yapılan operasyonda işler ters gider ve Şerif bu olaydan sonra derin bir vicdan azabı çekmeye başlar. O acıyla, Los Angeles’ı terk edip kendini, Sommerton Junction adındaki küçük ve sakin bir sınır kasabasında, artık ne kadar suç işlenirse, o kadar suçu önlemeye adar. Ancak, günün birinde, batı yarıküresinin en azılı, en çok aranan uyuşturucu kartelinin lideri Gabriel Cortez (Eduardo Noriega), FBI’ın hükümlüleri taşıdığı bir konvoydan, son derece tehlikeli ama bir o kadar da muhteşem bir planla kaçacak ve Şerif Owens’ın yaşadığı huzurlu günler böylece sona erecektir.
Soğukkanlı gangster Burrell’in (Peter Stormare) liderliğindeki kanun nedir bilmeyen bir grup haydutu da arkasına alan Cortez, kendisini saatte 400 kilometre hızla Meksika sınırına götürmekte olan özel yapım bir Corvette ZR1’in içinde yolculuk etmekte, yanıbaşında da bir rehine taşımaktadır. Cortez’in yolu doğruca Summerton Junction kasabasına çıkacaktır. Ajan John Bannister (Forest Whitaker) da dahil olmak üzere, A.B.D.’de ne kadar kolluk kuvveti varsa, tamamı bölgeye akın etmiş, merhamet nedir bilmeyen bu azılı kanun kaçağı sınırdan geçip sonsuza dek ülkyi terk edemesin diye ellerindeki son fırsatı kaçırmamaya çalışacaktır. Bu olaya karışmayı başta istemeyen, daha sonra da kasabadaki bir avuç kolluk kuvvetinin yetersiz görülmesi nedeniyle oprasyonun dışında tutulan Şerif Owens, önünde sonunda kendi kuvvetlerini harekete geçirecek ve olaya imzasını atacaktır; artık, kağıtların karılma vakti gelmiştir.
YAPIM SÜRECİ
Aksiyon filmlerinin ikonu ARNOLD SCHWARZENEGGER aramıza döndü. Ve dönüşü muhteşem oldu: Oyuncu, KIM Jee-woon’un yönetmen koltuğunda oturduğu yüksek hızlı, bol dövüş sahnesi içeren aksiyon-gerilim filmi The Last Stand ile sinemaya tekrar bodoslama daldı. İyi adamlar daha önce hiç bu kadar kötü duruma düşmemişti ama izleyeceğimiz bu son sürat, bol kovalamacalı, herkesin yumruk yumruğa birbirine girdiği filmde, bütün iyi adamlar canını dişine takıyor! Bu film, iyiyle kötü arasındaki klasik savaşa heyecanlı bir yorum getiriyor.
Filmde Schwarzenegger’i katı yürekli Şerif Ray Owens rolünde izliyoruz. Şerif, Los Angeles Polis Departmanı’ndayken dahil olduğu bir operasyonun sarpasarması sonucunda görevinden ayrılmış ve hala derin bir vicdan azabı içinde yaşamaktadır. Şimdi, sakin sessiz sınır kasabası Sommerton’da huzuru korumaktadır. Ancak, huzurlu günlerin sonu yakındır, hem de çok yakın: Amerika’nın en azılı ve tabii ki en aranan uyuşturucu kartelinin lideri Gabriel Cortez (EDUARDO NORIEGA) FBI’ın hükümlüleri taşıdığı konvoydan
muhteşem bir şekilde kaçarak bindiği özel yapım, saatte 400 kilometre yapabilen Corvette ZR1’in yönünü dosdoğru Sommerton kasabasındaki Meksika sınırına çevirmiştir.
Her ne kadar FBI Ajanı John Bannister (FOREST WHITAKER) bu azılı kaçağın peşine fena halde düşmüş olsa da, Cortez’in FBI’dan korkusu yoktur. Ama korkması gereken ve gittikçe de yaklaşan başka bir tehlike
ile karşı karşıyadır: Şerif Ray Owens. Esasen Şerif’in elinde ne yeterince silah, ne de yeterli adam vardır. Ancak, kaçak Cortez, Şerif Owens’ın elinde kalan tek varlığı, yani yeni yuvasını tehlikeye atmaya kalktığında, Şerif hem ondan daha zeki olduğunu, hem de onun hakkından nasıl gelineceğini herkese gösterecektir. Cortez’in özgürlük arayışının önünde son bir engel kalmıştır: Şerif Owens ve onun sözünden çıkmayan bir avuç kolluk kuvveti.
-2-
Aksiyon filmlerinin Ünlü Kore’li yönetmeni KIM Jee-woon’un (I Saw Devil; A Tale Of Two Sisters; The Good, the Bad, the Weird) Amerika’da yönettiği ilk film olan ve senaryoda Andrew Knauer’in imzasını taşıyan The Last Stand’de başrolde Arnold Schwarzenegger oynuyor. Filmin yapımcısı Lorenzo di Bonaventura (Transformer serisi; G.I. Joe: Retaliation). Tamamı büyük isimlerden oluşan oyuncu listesinde Forest Whitaker, Johnny Knoxville, Rodrigo Santoro, Jaimie Alexander, Luis Guzmán, Eduardo
Noriega, Peter Stormare, Zach Gilford ve Genesis Rodriguez’in isimlerini de görüyoruz.
Filmde kamera arkasında görev alan ustalardan bazıları, görüntü yönetmeni Ji Yong Kim (A Bittersweet Life); kurguda Steven Kemper, A.C.E. (Mission: Impossible II); yapım tasarımcısı Franco Carbone (The Expendables) ve kostüm tasarımcısı Michele Michel (Training Day).
Schwarzenegger sinemaya döndü
Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet
Hürriyet, Türkiye’nin en çok okunan gazete uygulaması Hürriyet E-Gazete’den sonra Hürriyet Tablet uygulamasını da hayata geçirdi. “Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet” sloganıyla tanıtılan ve Apple Store’da 1 numaraya yerleşen bu yeni uygulama kullanıcılar tarafından oldukça beğeniliyor.
2011 yılının Mart ayında hayata geçirilen Hürriyet E-gazete uygulaması bugün, Türkiye’nin en çok okunan tablet gazetesi olmayı başarmış durumda. Toplamda ücret ödeyen abone sayısı 16 bine ulaşarak, ücretsiz rakiplerinin ulaştığı rakamları geride bırakırken; Hürriyet okurları, E-Gazete uygulamasını günlük 50 bin, haftalık 350 bin kez ziyaret ediyor.
Tablet okurunun beklentisinin farklılaşması ve ilgi alanlarının değişmesiyle, okurlar artık okuduğu haberin videosunu da izlemek, farklı spor dalları hakkında analizler okumak, dünyadan ilginç fotoğraflar görmek, içeriği 'parmağının ucunda' hissetmek istiyor. Hürriyet Tablet uygulaması tam da bu beklenti ve ihtiyacı karşılamaya yönelik hazırlanmış bir uygulama.
Bir haftadır Apple Store’da en çok indirilen uygulamalar arasında 1 numarada yer alan Hürriyet Tablet’te, Manşet, Güncel, Ekonomi, Spor, Kelebek, Seyahat bölümlerinin yanı sıra Cumartesi ve Pazar eklerinin bambaşka yorumları yer alıyor. Günün videosu ve foto galeriler oldukça beğenilirken, HTML5 tabanlı bir uygulama olduğu için reklamverenler için de oldukça cazip.
Tablet bilgisayarların tüm olanaklarını kullanan yeni Hürriyet Tablet uygulaması, App Store ve Android Market’te, ücretsiz.
Bir bumads advertorial içeriğidir. *

2011 yılının Mart ayında hayata geçirilen Hürriyet E-gazete uygulaması bugün, Türkiye’nin en çok okunan tablet gazetesi olmayı başarmış durumda. Toplamda ücret ödeyen abone sayısı 16 bine ulaşarak, ücretsiz rakiplerinin ulaştığı rakamları geride bırakırken; Hürriyet okurları, E-Gazete uygulamasını günlük 50 bin, haftalık 350 bin kez ziyaret ediyor.
Tablet okurunun beklentisinin farklılaşması ve ilgi alanlarının değişmesiyle, okurlar artık okuduğu haberin videosunu da izlemek, farklı spor dalları hakkında analizler okumak, dünyadan ilginç fotoğraflar görmek, içeriği 'parmağının ucunda' hissetmek istiyor. Hürriyet Tablet uygulaması tam da bu beklenti ve ihtiyacı karşılamaya yönelik hazırlanmış bir uygulama.
Bir haftadır Apple Store’da en çok indirilen uygulamalar arasında 1 numarada yer alan Hürriyet Tablet’te, Manşet, Güncel, Ekonomi, Spor, Kelebek, Seyahat bölümlerinin yanı sıra Cumartesi ve Pazar eklerinin bambaşka yorumları yer alıyor. Günün videosu ve foto galeriler oldukça beğenilirken, HTML5 tabanlı bir uygulama olduğu için reklamverenler için de oldukça cazip.
Tablet bilgisayarların tüm olanaklarını kullanan yeni Hürriyet Tablet uygulaması, App Store ve Android Market’te, ücretsiz.
Bir bumads advertorial içeriğidir. *
Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























