10 Mart 2017 Cuma

36. İstanbul Film Festivali İyi Bir Komşu’ Temalı 15. İstanbul Bienali’ne Yer Veriyor


İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 5-15 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek 
36. İstanbul Film Festivali’nde bu yıl 15. İstanbul Bienali’ne özel olarak yapılan bir seçki yer alıyor.
16 Eylül-12 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek 15. İstanbul Bienali’nin küratörleri Elmgreen & Dragset tarafından bir araya getirilen ve bölüme de adını veren "iyi bir komşu" temalı 10 uzun ve beş kısa metrajlı film, farklı kimliklerin hayatlarını çeşitli şekillerde sürdürmelerine ve değerlendirmelerine odaklanıyor. Ayrıca, insanların bir ev, küçük bir topluluk, bir mahalle veya bir köyün içinde birbirleriyle etkileşim kurma hallerini de inceliyor. "iyi bir komşu" bölümünde aynı zamanda "tavsiye edilen filmler" başlığıyla bir grup filmin isimlerine de yer verilecek. Filmlerin tümünde, ana karakterler ile onların evleri ve mahalleleri arasındaki türlü dinamikler sorgulanıyor.

“iyi bir komşu” bölümünde yer alan filmler:

40 Günlük Sessizlik / Chilla / 40 Days of Silence / Saodat Ismailova
Saodat Ismailova’nın Chilla: 40 Günlük Sessizlik filmi geleneksel, dini kurallara sıkı sıkıya bağlı bir toplumda kadınların içine düştüğü zor duruma odaklanıyor. Hikâyenin odağındaki genç kadın Bibicha, bir gün sessizlik yemini ediyor ve herkesten uzaklaşmak için büyükannesinin evinde inzivaya çekiliyor. Bütün oyuncuların kadın olduğu film, özlem, bağlanma, dayanışma ve tecrit gibi çok güçlü duyguları çoğu zaman sözsüz bir anlatıyla geçiriyor. Özbekistan'ın uzaktaki dağ sıralarının oluşturduğu olağanüstü manzaranın uzun çekimleri, bu anlatıyı daha da güçlendiriyor.

Taang / De’ang / Ta’ang / Wang Bing
Taang’da yönetmen Wang Bing, Myanmar’da uzun süreden beri devam eden iç savaşın etkilerinden kaçarak, gruplar halinde Çin sınırından geçmeye çalışan Ta’ang halkının peşinden gider. Bu yolculukta, kimi zaman kaderin yan yana getirdiği bu insanların bu yeni göçebe yaşamla hep birlikte nasıl başa çıkmaya çalıştıkları anlatılıyor. Bazen anlatılan hikâyeler bazen de kendilerini fiziksel olarak ifade etme biçimleri, bu insanların bireysel hikâyelerini ve kişiliklerini de yakalamamıza izin veriyor.

Toponimi / Toponimia / Toponymy / Jonathan Perel
Jonathan Perel’in Toponimia’sında çok az insan görülüyor. Kamera daha çok bomboş kalmış sokaklarda, yıkık binalar üzerinde geziniyor. Arjantin'in Tucuman eyaletindeki yerli nüfusları kontrol altında tutabilmek için 1970'lerde inşa edilen dört kasabayı kapsayan yeni bir iskân projesidir bu ıssızlığın sebebi. Kasaba sakinlerinin dış sesten anlattığı hikâyelerine, bir de bu mimarinin hiç konuşmadan dile getirebildikleri ekleniyor

Komşu Sesler / O Som ao Redor / Neighboring Sounds / Kleber Mendonça Filho
Kleber Mendonca Filho’nun Komşu Sesler filminde, başlığından da anlaşılabileceği gibi, sesler anlatıda önemli bir rol oynuyor. Filmde, yeni bir güvenlik şirketinin gelişiyle birlikte, bir sitede yaşayan farklı sınıftan insanların değişen yaşamı, kısmen ses değişimleriyle, komşularının nasıl farkına vardıkları anlatılıyor.

Peki Şimdi? Hatırlat Bana / E Agora? Lembra-me / What now? Remind me / Joaquim Pinto
Peki Şimdi? Hatırlat Bana’da Portekizli yönetmen Joaquim Pinto, erkek arkadaşıyla birlikte bir köyde yaşarken gördüğü deneysel HIV tedavisinin görsel bir güncesini tutuyor. Belgeselde, bir yandan ikilinin bu küçük geleneksel topluluk içinde sürüp giden gündelik yaşamına tanık olurken, bir yandan da yaşı ilerlemekte olan yönetmenin arkasında bıraktığı hazcı, kozmopolit ve profesyonel yaşamın izleriyle karşılaşıyoruz.

Beyaz Bant / Das Weisse Band / The White Ribbon / Michael Haneke
Michael Haneke’nin huzursuz edici filmi Beyaz Bant Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, küçük bir Alman köyünde farklı kuşaklardan karakterler etrafında geçiyor. Filme tekinsiz havasını veren, yaşanan dramatik olaylardan da ziyade, güvenliklerini sürekli tehdit altında hisseden, yoksullukla ve milliyetçi duygularla yüzleşen köy sakinlerinin arasında konuşulmadan kalanlar oluyor.

Vanda’nın Odasında / No Quarto da Vanda / In Vanda’s Room / Pedro Costa
Vanda’nın Odasında’da yönetmen Pedro Costa, Lizbon’da yakında yıkılacak olan bir kenar mahallede yaşamını sürdüren Vanda’ya yaklaştırıyor izleyiciyi. Filmde kendini oynayan Vanda, aralarında Cape Verde’den gelen göçmenlerin de olduğu, mahallesindeki pek çok insan gibi, zor yaşam koşullarına katlanabilmek için uyuşturucu kullanıyor. Costa ele aldığı meseleye büyük bir saygıyla yaklaşıyor. Ataletin, onca yoksulluğun ortasında bile, yaşama isteği, anlatılmamış hikâyelerin, insanın değerinin ve onurunun zenginliği kendini belli ediyor.

Elma / Sib / The Apple / Samira Makhmalbaf
Samira Makhmalbaf, Elma’da işsiz babaları, görme engelli anneleriyle birlikte, evde hapis yaşayan iki kız kardeşin hikâyesini anlatırken belgesel ve kurmacayı iç içe geçiriyor. Bir gün komşuların durumu bildirmesi üzerine, işe bir sosyal hizmet uzmanı karışıyor. Böylece kızlar ilk defa özgürlüklerine kavuşuyor. Yönetmenin de bizzat dile getirdiği gibi, sokaktaki yaşam ve genel olarak dünya arasında bir alegoridir bu film: Hikâyenin geçtiği İran’da erkekler sokağa çıkıp oynayabilir, ama kızlar değil.

Youkali / Oswaldo Díaz Medina
Oswaldo Diaz Medina’nın ilk uzun metrajlı filmi Youkali'nin kadrosunun büyük oranda profesyonel olmayan oyunculardan oluşması, başkarakterlere yakınlığın filme kattığı o belgesel havasını daha da güçlendirmeye yarıyor. Sri Lankalı genç müzisyen Kenny çalışmak için Berlin’e yerleşiyor ve yaşlı kadın Rola’nın evinde bir oda kiralıyor. Dış etkenlerin bir araya getirdiği bu iki insanın aralarındaki kültür ve kuşak farklılıklarının nasıl da kapanabildiği anlatılıyor. .

Dogville / Lars Von Trier
Lars Von Trier’in sarsıcı filmi Dogville de bu bölümde yer alıyor. Büyük Bunalım esnasında, bu kurgusal Amerikan kasabasına sığınan güzeller güzeli Grace kasaba sakinlerinin aklını başından alıyor. Ama çok geçmeden her şey tersine dönüyor ve genç kadın günah keçisi haline getiriliyor. Film, anlattığı çarpık ahlaki hikâye kadar çekildiği olağandışı mekân ve bu mekânı kullanma tarzı nedeniyle de çok etkileyici. Sokaklar ve evler, siyah bir sahne üzerine tebeşirle çizilmiş çizgilerden ibaret; kapıyı açmak ya da kapamak gibi jestler bir kapı olmadan yalnızca aktörlerin hareketleriyle canlandırılıyor.

Gelişmeleri sosyal medya hesaplarımızdan takip edin

İstanbul Film Festivali ve İstanbul Bienali ile ilgili tüm gelişmeleri; filmler, etkinlikler ve konuklarla ilgili bilgileri ve programa dair ipuçlarını sosyal medya hesaplarımızdan takip ederek herkesten önce haberdar olabilirsiniz.

İstanbul Film Festivali:
facebook.com/istanbulfilmfestivali
twitter.com/ist_filmfest
instagram.com/istfilmfest/
istfilmfest.tumblr.com
#istfilmfest17

İstanbul Bienali:
facebook.com/istanbulbienali
twitter.com/istanbulbienali
instagram.com/istanbulbienali
#istanbulbienali
#iyibirkomsu




*
Share/Save/Bookmark

İstanbul Film Festivali'nde Sinema Tutkunları İçin Yepyeni Bir Bölüm ‘Cinemania’


İstanbul Kültür Sanat Vakfı (IKSV) tarafından 5-15 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek 36. İstanbul Film Festivali, sinema tarihinin başyapıtlarını ve kült filmlerini beyazperdede izleme fırsatı sunacak.
36. İstanbul Film Festivali’nin yeni bölümü “Cinemania”, sinema dünyasının en iyilerini, yol gösterenlerini, köşe taşlarını ve anıtsal yapıtlarını sinema tutkunlarıyla buluşturacak. Bu seçkide usta sinemacıların başyapıtları, kariyerlerinin gelmiş geçmiş en parlak filmlerinden örnekler; kayıp, kült veya yeniden gündeme gelmiş klasiklerin 21. yüzyıl sinema izleyicisi için dijital restore edilmiş sinema kopyaları; sinema hakkında çekilmiş, sinemacıları veya sinema sanatını gündeme taşıyan ilgi çekici yapıtlar yer alacak.

Şiirsel bir veda: Abbas Kiarostami’den Take me Home ve dostu Seyfullah Samadian’dan 76 Minutes and 15 Seconds with Abbas Kiarostami
Üstat Abbas Kiarostami, geçen yıl aramızdan ayrılmadan hemen önce bitirdiği kısa filmi Take Me Home’da seyirciye hayatın gidişatı ve kaçınılmaz döngüsü üzerine, İtalya'nın güneyinde çekilen, 16 dakikalık benzersiz bir görsel şiir bıraktı. Festivalde bu filmle birlikte Kiarostami’nin birlikte çalıştığı kadim dostu, ressam ve fotoğraf sanatçısı Seyfullah Samadian’ın usta sinemacının bu âlemde yaşadığı süreyi simgeleyen 76 Minutes and 15 Seconds with Abbas Kiarostami isimli şiirsel belgeseli de gösterilecek.

Türkiye sinemasından bir başyapıt: Yol
Yılmaz Güney’in Sinop Hapishanesi’nde yazdığı senaryodan Şerif Gören’in çektiği Yol, Türkiye sinema tarihinin en sarsıcı ve en önemli filmlerinden biri; Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın halk oylamasıyla belirlenen En İyi 10 Türk Filmi listesinde de yer alan bir başyapıt. Cannes’dan Altın Palmiye ödüllü, ABD Ulusal Eleştiri Kurulu’nun 1982 En İyi Yabancı Filmler listesinde de yer alan Yol, festivalde restore kopyasından Tarık Akan anısına gösterilecek. Başrollerinde Tarık Akan, Şerif Sezer, Halil Ergün ve Meral Orhonsay’ın yer aldığı bu benzersiz klasiği beyazperdede görmeyenler için kaçırılmayacak bir fırsat...

Francis Ford Coppola imzalı bir mafya klasiği: The Godfather / Baba
Kan, onur, intikam, aile bağları, güç, göçmenlik kavramlarının her birinin ağırlıkla işlendiği gerçek bir epik film olan Baba, sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. Yönetmeni Francis Ford Coppola’ya ve Al Pacino’ya dünya çapında şöhret getiren Baba’nın oyuncu kadrosunda başta Marlon Brando olmak üzere James Caan, Robert Duvall, Diane Keaton da yer alıyor. 1973’te En İyi Film, En İyi Senaryo Oscar’larını kazanan Baba, Marlon Brando’ya da En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar getirdi. Bu yıl İstanbul Film Festivali Sinema Emek Ödülü verilen, Kasım 2016’da kaybettiğimiz Mithat Alam’ın en sevdiği film olarak bilinen Baba, festivalde Alam'ın anısına gösterilecek.

Bir korku sineması başyapıtı: Dario Argento’dan Suspiria
Tüm zamanların en iyi korku filmlerinden Suspiria, 40. yıldönümü şerefine 4K restore edilmiş yepyeni kopyasıyla festivalde izleyiciyle tekrar buluşuyor. Peş peşe gelen cinayet sahneleri kusursuz tasarlanmış olan Suspiria, İtalyan progressive rock grubu Goblin'in müzikleriyle benzersiz bir görsel/işitsel deneyime dönüşen, modern bir korku sineması başyapıtı, Dario Argento’nun da en iyi filmlerinden sayılıyor.

Bilimkurgu ve korkuyu bir arada sunan bir kült yapım: Island of Lost Souls / Kayıp Ruhlar Adası
1932 yapımı kült bilimkurgu-korku filmi Island of Lost Souls / Kayıp Ruhlar Adası’nın başrollerinde Charles Laughton, Richard Arlen, Leila Hyams, Bela Lugosi ve Panter Kadın rolünde Kathleen Burke yer alıyor. H.G. Wells’in Dr. Moreau’nun Adası romanının ilk sinema uyarlaması olan film İngiltere’de üç defa sansüre takılarak kötü bir şöhret kazanmış. Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Sinema Onur Ödülü sahibi yazar, eleştirmen, çevirmen, korku filmleri tutkunu Giovanni Scognamillo’nın çocuk yaşta izlediği ilk korku filmi olan Kayıp Ruhlar Adası, üstadın anısına gösterilecek.

“Büyük Birader seni izliyor”: George Orwell’in klasik romanından beyazperdeye uyarlanan 1984
George Orwell’in kült romanı 1984’ün kült uyarlamasında vatandaş Winston rolünde Ocak ayında hayatını kaybeden John Hurt, devlet görevlisi O’Brien rolünde de Richard Burton yer alıyor. Distopik bir dünyada, kurgusal faşist bir İngiltere’de geçen film İstanbul Film Festivali’nin 1985 yılında yapılan ilk Uluslararası Yarışması’nda festivalin ilk Altın Lale’sini kazandı. 1984, John Hurt anısına 35mm kopyasından gösterilecek. Kendine has görsel atmosferiyle sinema tarihine geçen 1984’ün görüntü yönetmeni, Coen kardeşlerden Blade Runner 2049’a birçok filmde çalışan, 13 kez Oscar’a aday gösterilen Roger Deakins. Filmde ünlü pop grubu Eurythmics’in şarkıları da yer alıyor.

Türkiye edebiyatından bir uyarlama: Son Kuşlar
Ayşe Şasa’nın Tren adlı öyküsünden senaryolaştırılan Son Kuşlar, sade ve yalın bir anlatım tarzı benimseyen Erdoğan Tokatlı’nın yönettiği ilk film. 1966 Antalya Film Festivali’nde henüz 16 yaşındaki Selma Güneri’ye En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getiren Son Kuşlar, bu yıl İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü alan Güneri onuruna gösterilecek.

Anime sinemasında doruk noktası: Ghost in the Shell
Shirow Masamune’nin çizgi romanından sinemaya uyarlanan Ghost in the Shell, ilk cyberpunk örneklerinden biri olarak anime sinemasında bir çığır açtı ve Matrix’ten Ex Machina’ya birçok çağdaş bilimkurgu filmine ilham verdi. 21. yüzyılın ortalarında distopik bir dünyada geçen bir kahramanlık, siyaset, teknoloji ve metafizik filmi olan Ghost in the Shell anime ile felsefeyi en iyi buluşturan filmlerden biri aynı zamanda. Mamoru Oshii’nin Türkiye’de sinemada daha önce hiç gösterilmemiş bu kült klasiği, yeniden çevriminin vizyonda olduğu günlerde İstanbul Film Festivali’nde izlenecek.

Kara filmin en özgün örneklerinden Mulholland Drive
Birçok eleştirmen ve izleyiciye göre 2000’li yılların en iyi filmi Mulholland Drive, “yeni kara film” türünün en özgün örneklerinden. David Lynch’in en çok tartışılan ve en az anlaşılan yapıtı Mulholland Drive, Nisan ayındaki dünya prömiyerinin hemen ardından festivalde 4K restore kopyasından gösterilecek. Filmin restorasyon sürecini Lynch şahsen yürüttü. Başrollerinde Naomi Watts, Justin Theroux ile Laura Harring’in yer aldığı, “kült” sıfatını hakkıyla taşıyan bu benzersiz film, Lynch’e Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü, bir de Oscar adaylığı getirdi.   

Tindersticks’in son “film ve müzik projesi” Minute Bodies: The Intimate World of F. Percy Smith
Dünya prömiyerini Londra Film Festivali’nde yapan, yönetmenliğini Tindersticks’in vokalisti Stuart Staples’ın üstlendiği Minute Bodies: The Intimate World of F. Percy Smith, bilim dünyasında adı saygıyla anılan doğacı, mucit ve belgeselci F. Percy Smith’in 1900’lerin başında çektiği eğitim amaçlı bilim filmlerinden bir kolaj. Minute Bodies: The Intimate World of F. Percy Smith bir Tindersticks projesi, bir doğa belgeseli, şiirsel bir müzik filmi, aynı zamanda hem bilime hem de film dünyasının gizli köşelerine bir saygı duruşu. Tindersticks’in Thomas Belhom ve Christine Ott ile birlikte bestelediği özgün müziklerle seslendirilen filmin yapımı üç yıl sürdü; müziğin yer aldığı albüm de yıl içinde yayımlanacak. Tindersticks 2011 yılında, yine festival kapsamında İstanbul’da bir sine-konser vermişti.

İstanbul Film Festivali İle İlgili Gelişmeleri Sosyal Medya Hesaplarımızdan Takip Edin
İstanbul Film Festivali ile ilgili tüm gelişmeleri; filmler, etkinlikler ve konuklarla ilgili bilgileri ve programa dair ipuçlarını sosyal medya hesaplarımızdan takip ederek herkesten önce haberdar olabilirsiniz.

facebook.com/istanbulfilmfestivali
twitter.com/ist_filmfest
instagram.com/istfilmfest/
istfilmfest.tumblr.com
#istfilmfest17

*
Share/Save/Bookmark

7 Mart 2017 Salı

Filmmor Kadın Filmleri Festivali Programı Açıklandı!


15. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali 11 Mart’ta başlıyor. 30 Nisan’a kadar 7 şehirde sürecek. Kadınların Sineması, Kadınların Sineması-Türkiye, Yeryüzünden Edilenler, Deepa Mehta- Yeryüzü Sineması, Feminist Değilim Ama…  bölümlerinde yeryüzünün dört bir yanından 42 film, forumlar, atölyelerle kadınlar, filmleri, deneyimleri, ürettikleri, sözleri, düşleri buluşacak...
Savaşın ardından yeni bir hayat kurmak, hamamda şiddet deneyimi paylaşmak, masallardan ve denizlerden çıkıp her gece yıldızlara ya da vampire dönüşmek... Son yıl-lardan filmlerleKadınların Sineması bölümünde:
Anyu / Lina Walde
Ay - Moon / Marco Fettolini, Carola Roberti
Baş Ağrısı - Cafélea / Maria Sanchez Teston
Başkasının Evi - House of Others / Rusudan Glurjidze
Ben Halkım - I’m The People / Anna Roussillon
Bu Yaşta Hala Saklanarak Sigara İçiyorum - I Still Hide To Smoke / Rayhana
Deniz Kızlarının Şarkısı - The Lure / Agnieszka Smoczynska
Evli ya da Bekar - Wedded Or Bachelor / Cristina Piernas, Victoria Ruiz
Hari'nin Günlüğü / Chronicles of Hari / Ananya Kasaravalli
Kuku / Pussy / Renata Gasiorowska
Masumlar / The Innocents / Anne Fontaine
Paris Kadını / Parisienne / Danielle Arbid
Tablo / The Painting  / Baran M.Reihani
Uka / Uka / Valle Comba Canales
Utanç / P.E. / Rosa Fisher
Zeytin Ağacı / The Olive Tree / Iciar Bollain
Fırtınalı bir gecenin sabahında yolları kesişen, hayatlarında yeni bir kapılar aralayan, evlerinin damlarında “Kendine ait ortak bir mekan” kuran kadınlar... Kadınların Sineması - Türkiye bölümü filmleri:
Ana Yurdu / Senem Tüzen
Aysız Bir Gece / Pelin Kırca
Çay Fincanı / Elif Boyacıoğlu
Çok Uzak Fazla Yakın / Türkan Derya
İnan Caddesi / Yelda Reynaud
İstanbul Makamı / Özlem Sarıyıldız, Yunus Emre Aydın
Kasap Havası / Çiğdem Sezgin
Koma Dam / Berîvan Akelma, Yağmur Cihan
Sintiyatpera / Eylem Tok
Su Almaya Gidiyorum Bir Şey İsteyen Var Mı? / Esme Madra
Şehre Doğru / Hümeyra Erdin
Tereddüt / Yeşim Ustaoğlu
Toz / Gözde Kural
Toz Bezi / Ahu Öztürk
Yağmurlarda Yıkansam / Gülten Taranç
Yemekteydik ve Karar Verdim / Görkem Yeltan
Zelal / Filiz Işık Bulut
Savaştan göçe kadınların yeryüzünden edilme ama aynı zamanda kendine ait bir yeryüzü kurma hikayeleriyle Yeryüzünden Edilenler bölümü:
   Annem Ve Babam - My Mother and Father / Müret İşitmez
   Durak - The Stopover / Delphine Coulin, Muriel Coulin
   Suriye Sultanları / Queens of Syria / Yasmin Fedda
   Tam Gözlerimi Açarken / As I Open My Eyes / Leyla Bouzid

Ateş filminin ardından Hindistan’da sinemalar yakıldı, ölüm tehditleri aldı, Kanada’ya göç etmek zorunda kaldı ama üçlemesini tamamladı. Deepa Mehta’nın Yeryüzü Sineması’ndanAteş - Fire, Su - Water, Toprak - Earth üçlemesi ve şiddetin kökenine dair sorular soran son filmi Şiddetin Anatomisi - Anatomy of Violence 15. Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nde.
Florence Tissot, Sylvie Tissot’un yaptığı Feminist Değilim Ama... - I’m Not a Feminist But..., Christine Delphy ile feminizmin, feminist mücadelenin geçmişi ve bugününe bakılan filmin gösterimi ardından; bu çok kullanılan ifade, bir çok kadın için feminist olarak anılmaktan imtina ederek eşitlik talebini ifade etme olanağı mı sağlıyor? gibi soruların tartışılacağı, Deli Kadın, Erktolia ve Filmmor’dan kadınlarla Feminist Değilim Ama... atölyesi var.
Festivaldeki diğer atölye, forum ve söyleşiler ise:
Journo, Ekmek ve Gül, Sujin’den kadınlarla Kendine Ait Bir Medya atölyesi,
CŞMD, KAMER, VAKAD’dan kadınlarla Şiddeti Anlamak forumu,
17+Alevi Kadınlar, Yeryüzü Kadınları ve TJA’dan ’nın kadınlarla Yeryüzünden Edilenlerforumu,
Türkiye’de Kadınların Sineması bölümünde filmleri yer alan yönetmenlerle Türkiye’de Kadınların Sineması forumu ve elbette yönetmenlerle söyleşiler...

Festival İstanbul’da, 9 Mart saat 18:00’da Kalkedon Meydanı’nda açılıyor, 11-19 Mart arası Fransız Kültür Merkezi’nde olacak. 15. yılın Mor Kamera: Umut Veren Kadın Sinemacı Ödülü, Koma Dam filmiyle Berîvan Akelma ve Yağmur Cihan’ın.
Festival İstanbul’un ardından; Bodrum Kadın Dayanışma Derneği ortaklığıyla 25-26 Mart’ta Bodrum’da, İzmir Kadın Dayanışma Derneği ve Bağımsız Kadın İnisiyatifi ortaklığıyla 1-2 Nisan’da İzmir’de, Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği ortaklığıyla 8-9 Nisan’da Bursa’da, Karadeniz Kadın Dayanışma Derneği ortaklığıyla 22-23 Nisan’da Giresun’da, Adana Kadın Platformu ortaklığıyla 27-28 Nisan’da Adana’da, Mersin Kadın Platformu ortaklığıyla 29-30 Nisan’da Mersin’de.
15. Filmmor Kadın Filmleri Festivali bu yıl tüm şehirlerde ücretsiz, tüm kadınlar davetli, bol buluşmalı, dayanışmalı, Gülten Akın’lı: “Aç avuçlarını sesini yükselt, gel dirilt değiştir”  



*
Share/Save/Bookmark