16 Mart 2013 Cumartesi

Yedi Psikopat





Marty (Colin Farrell) “Yedi Psikopat” isimli kitabını bitirmek için çaba içerisinde olan bir yazardır. Billy (Sam
Rockwell) ise Marty’nin en yakın arkadaşıdır. Billy işsiz bir aktördür. Ara sıra köpek hırsızlığı da yapmaktadır. Ama Marty için her şeyi yapabilecek biridir. Hans (Christopher Walken) Marty’nin suç ortağıdır. Hans ise hızlı geçmişinin aksine şimdilik kendini dine adamış bir adamdır. Billy ve Hans’ın çaldığı köpeğin sahibi olan Charlie (Woody
Harrelson) ise psikopat bir katildir. Charlie ne yapacağı tahmin edilemeyen, saldırgan ve bir insanı öldürmeden önce iki defa düşünmeyecek bir adamdır.
Marty (Colin Farrell) nihayetinde kitabını bitirebilmek için olan gerekli ilhamı alacaktır. Fakat kariyeri için gerekli ilhamı alıp, hayatta kalabilecek midir?


PRODUKSİYON HAKKINDA
Oskar ödüllü yazar ve yönetmen Martin McDonagh imzalı filmde Oskar ödüllü Christopher Walken, Emmy ödüllü Zelijko Ivanek, Colin Farrell, Sam Rockwell, Woody Harrelson gibi tanınmış oyuncular rol almaktadır.
Yedi Psikopat filminin oluşumu ortalama altı ya da yedi yıl öncesine dayanıyor. “In Bruges” filmi esnasında
McDonagh “Yedi Psikopat”ı yazmış. Yapımcı Graham Broadbent’de, yönetmen ve yazar Martin McDonagh ile aynı fikirde olup, McDonagh’a “In Bruges” filminin bir güven kazandırdığını ve ardından “Yedi Psikopat” oluşumunun beklenen bir şey olduğunu söylüyor



OYUNCULAR HAKKINDA
Colin Farrell
Golden Globe ödüllü oyuncu 1976 İrlanda doğumludur. Gaity School of Drama eğitimi sırasında BBC dizisi olan “Ballykissangel” da rol almıştır. Ardından, “The War Zone” gelmiştir. Ödüllü oyuncunun filmlerinden bazılarını
sıralayacak olursa “Total Recall”, “London Boulevard”, “Miami Vice”, “Alexander”, “S.W.A.T.”, “American Outlaws”, “The Recruit”, “Phone Booth” gibidir.
Sam Rockwell
1968 California doğumludur. Annesi ve babası da oyuncuydu. Sam iki yaşındayken ailesi New York'a taşındı. Önce Bronx'a sonra da Manhattan'a yerleştiler. İlk oyunculuk deneyimini 10 yaşındayken, Francis Ford Coppola'nın “Clownhouse” tv dizisinde gerçekleştirmiştir. Birkaç tv dizisinde rol aldıktan sonra, 1994 yılında “bir Miller Ice bira”reklamında rol alarak ünlendi ve sonra sinema dünyasına adım attı. Filmlerinden bazılarını sıralayacak olursak, “The Green Mile”, “Charlie’s Angels”, “Moon”, “Iron Man 2” ve “G-Force” diyebiliriz.

Woody Harrelson
1961 yılında Teksas’ta doğan oyuncu Indiana’da Hanover College’da okurken tiyatro ve İngilizce okumuştur. Sonradan New York’a taşınan oyuncu “White Man Cant Jump”, “Natural Born Killers”, “The Sun Chaser”, “Edtv”, “Batlle in Seattle”, “Management”, “2012”, “Hunger Games” ve “Sleepwalking” gibi filmlerde rol almıştır.
Christopher Walken
Oskar ödüllü oyuncu 1943 yılında New York’ta dünyaya gelmiştir. Sinemaya ilk adımını 1969 yılında “Me and My Brother” filmi ile yapmıştır. 1978 yılında “The Deer Hunter” filminde ki performansıyla oskar kazanmıştır. “Catch Me If You Can”, “The Dead Zone”, “A View To Kill”, “America’s Sweet Hearts” gibi filmlerde rol almıştır.



*
Share/Save/Bookmark

Karlar Kraliçesi "Snow Queen" yakında sinemalarda


Vizyon Tarihi: 05 Nisan 2012
Dağıtım: UIP Filmcilik
Süre: 80 Dakika
Tür: Animasyon (3D)

Karlar Kraliçesi, yeni bir dünya yaratmaya niyetlenir. Bu dünyada, duyguların yerini tekdüzelik alacak; insanların ruhları kutuptan esen dondurucu rüzgarlarla donacaktır. Bu amaçla, Karlar Kraliçesi yeryüzünü buzlarla kaplar ve yeryüzünde sanat adına ne varsa, tamamını yok etmeye girişir. Sihirli bir aynanın dediğine bakılırsa, Karlar Kraliçesi’nin bu emeline ulaşmasının önünde son bir engel kalmıştır: Yaptığı aynalarda, insanın sadece sureti değil, ruhu da yansıyan cam ustası Vegard. Günlerden bir gün, kutup rüzgarları Vegard Usta’yı ve karısı Una’yı alır götürür. Ama onlar, bu arada, oğulları bebek Kai ile kızları Gerda’yı saklamayı başarmıştır.

Günler geçer… Karlar Kraliçesi’nin hizmetkarı, Gerda’nın kardeşi olan Kai’yı bulur ve bu çocuğun Vegard’ın selefi olduğuna karar verir. Böylece, Kai kaçırılıp Karlar Kraliçesi’nin sarayına götürülür.  Bunu duyan Gerda buzlar ülkesine doğru yola çıkar; bu yolculukta önüne çeşitli zorluklar çıkacak, Kai’yı kurtarmaya giderken yeni dostlar edinecek, Karlar Kraliçesi’ni en sonunda yenilgiye uğratacak ve dünyanın dört bir yanındaki insanların yüreklerini tekrar ısıtacaktır.




FİLM EKİBİ

Yönetmen Maxim Sveshnikov, Vlad Barbe
Senaryo  Vadim Sveshnikov, Vlad Barbe
Yapımcı Yuri Moskvin, Vladimir Nikolaev, Olga Sinelshchikova, Sergey Rapoport, Alexander Ligay, Timur Bekmambetov
Müzik  Mark Willott
Yapım Wizart Animation
Ortak Yapım Bazelevs, INLAY Film

Maxim Sveshnikov - YÖNETMEN VE SENARYO YAZARI
“Karlar Kraliçesi”nin yönetmeni ve senaryo yazarı olan Maxim Sveshnikov’un, animasyon alanındaki ilk çalışması (CTB Film Şirketi Melnitsa Animasyon Stüdyosu’ndan çıkan) “Alyosha Popovich & Tugarin Zmey” adlı projedir. Yönetmen, bu projenin senaryo yazarlığını yapmıştır.
Sveshnikov, daha sonra, (CTB Film Şirketi Metlintsa Animasyon Stüdyosu’ndan) “Dobrynya & The Dragon”, “Ilya & The Robber”, (Era Vodoleya Stüdyosu’ndan) “Sapsan”, “The Last Fairytale Hero”, (Constanta Film Şirketi’nden) “Kisses of Fallen Angels”, (CNF Stüdyo’dan) “Star Dogs 3D” ve (Renovatio Yapım’dan) “The Magic Goblet of Rorim Bo” gibi, çok sayıda uzun metrajlı çalışma ve animasyon filminin senaryosuna başarıyla imza atmıştır.
Maxim, Karlar Kraliçesi’nde yönetmen koltuğunda oturmadan önce, (Era Vodoleya Stüdyosu’ndan çıkan) “Sapsan” ve “The Three” adlı uzun metrajlı animasyon filmlerinin de yönetmenliğini yapmıştır.
*
Share/Save/Bookmark

4 Mart 2013 Pazartesi

You will meet a tall dark stranger


 OYUNCULAR

(Alfabetik sırayla)

Greg ANTONIO BANDERAS
Roy JOSH BROLIN
Alfie ANTHONY HOPKINS
Helena GEMMA JONES
Dia FREIDA PINTO
Charmaine LUCY PUNCH
Sally NAOMI WATTS

YAPIMCILAR

Senarist/Yönetmen WOODY ALLEN

Yapımcılar
LETTY ARONSON
STEPHEN TENENBAUM
JAUME ROURES

Yapım Ortağı HELEN ROBIN

NICKY KENTISH BARNES
Yürütücü Yapımcı JAVIER MÉNDEZ
JACK ROLLINS
Ortak Yapımcı MERCEDES GAMERO
Görüntü Yönetmeni VILMOS ZSIGMOND ASC
Yapım Tasarımı JIM CLAY
Kurgu ALISA LEPSELTER
Kostüm Tasarımı BEATRIX ARUNA PASZTOR

Kasting JULIET TAYLOR

PATRICIA DiCERTO
GAIL STEVENS CDG

YOU WILL MEET A TALL DARK STRANGER ---UZUN BOYLU ESMER ADAM


Woody Allen “You Will Meet a Tall Dark Stranger” ile  iki evli çiftin hayatlarına çeviriyor kamerasını...  Alfie (Anthony Hopkins) ve Helena (Gemma Jones), kızları  Sally (Naomi Watts) ve kocası Roy (Josh Brolin) ve onların tutkuları , zaafları endişeleri , hayatlarını etkileyecek sıkıntılarını anlatıyor...

Alfie, Helena’yı kaybolan gençliğini bulmak adına terk eder ve kendisinden oldukça genç bir kadın olan Charmaine (Lucy Punch) ile evlenmeye karar verir...   Helena ise hayatını şarlatan bir falcının sözlerine göre yönlendirmeye başlamıştır.

Mutluluğu evliliğinde yakalayamayan Sally çalıştığı sanat galerisindeki yakışıklı patronu Greg (Antonio Banderas)’e aşık olmuştur. Kocası  Roy ise heyecan içinde son yazdığı romanına yayınevinden cevap beklemektedir... Fakat karşı pencereden kendisine bakan gizemli bir çift göz Roy’u hayatının aşkı Dia’yı (Freida Pinto) bulduğuna inandıracaktır.

Mutluluğu bulmaya çalışan karakterlerimizin önüne her defasında problemleri çıkacak aşkı bulma çabaları onları sadece kalp ağrısına ve umutsuzluğa sürükleyecektir...

Acaba aşk bir falcının sözlerindeki “Karşına uzun boylu esmer bir adam çıkacak” kehaneti ile mi kalacaktır... Hayallerimizdeki ilüzyonlar bizi hep komik durumlara mı düşürecek...



YAPIM NOTLARI


Bir çok  Woody Allen filminde olduğu gibi , YOU WILL MEET A TALL DARK
STRANGER ‘da  da prestijli ve tanınmış oyuncular olduğu gibi çok yetenekli yeni oyuncular  rol alıyor. “Bu kadar iyi oyuncular olmaları beni daima çok şaşırtıyor,” diyor Allen. “Hiç birine prova yapma imkanı tanımadım. Bir çoğu bana karakterleri ve senaryo hakkında soru sormadı. Çekime geldiler ve en fazla bir ya da iki denemeden sonra çekimi tamamladık..” Aslına bakarsanız Allen çekimlere gelene dek Naomi Watts ile tanışmamıştı ve oyuncunun rolü ve özellikle ilk sahnesi filmin en romantik sahnelerinden biriydi. “O sabah sete geldi ve bana günaydın dedi... Üçüncü viteste kalkan bir araba gibi iki ve birinci vitesi hiçe saydı... Hayatımda böyle bir şey görmemiştim. Ağzını açıp konuşmaya başladığı andan itibaren bütün yeteneği ile karşımızdaydı.” Watts ise bu durumu  biraz farklı hatırlıyor : “İnanılmaz gergin bir gündü ve Woody tarafından vurulmuş gibiydim!”

Allen usta oyuncu  Anthony Hopkins için ise : “Ekrana getirdiği hayat ve onun oyuncu enerjisi hiçkimseyle karşılaştırılamaz. O kadar güçlü ve heybetli bir oyunculuğa ve karaktere sahip ki onun etkisine girivermeniz sadece bir kaç dakikanızı alıyor. Doğuştan şanslı az sayıdaki oyuncudan biri o... bu güç onun içinde var...”

Banderas sete gelmeden önce Allen’ın kendisine göndermiş olduğu bir mektubu çerçeveletip duvarına astığını söylüyor: “Çekim esnasında sizi rahat ettirecekse diyaloglarınıza ekleme yapabilir ya da diyalogdan istemediginiz kısmı çıkarabilirsiniz” yazan mektupta olduğu gibi tüm oyuncular Allen’ın saygı çerçevesi içinde oyuncuları yönettiğinden ve onların emprovizelerine izin verdiğinden bahsediyor.

Film “Macbeth”’ten bir cümle ile başlıyor ve bitiyor: “a tale full of sound and fury, signifying nothing.. Bir aptalın anlattığı bir masal bu; sırf gürültü, patırtı; bir anlama geldiği de yok...” diye açıklıyor Allen: “Tüm bu karakterler hayatları için bir anlam bulmaya amaçlarına ve başarıya ulaşmaya, aşkı tatmaya uğraşıyorlar... Etrafta koşuşturup birbirlerine çarpıyorlar birbirlerini incitiyorlar ,hatalar yapıyorlar ve gerçek bir kaos yaşıyorlar... Fakat en sonunda belki bundan yüzlerce yıl sonra dünyada yepyeni bir takım insanlar olduğunda tüm bu düşünceler uğraşılar koşturmacalar ve şimdi bir anlam ifade eden herşey o gün hiç bir şey ifade etmeyecek. Bundan çok yıllar sonra belki güneş artık ısıtmadığında dünya diye bir gezegen olmadığında hatta tüm evren son bulduğunda bir tek hapla sonsuza dek yaşamayı başardığımızda hiç bir şeyin sonsuz olmadığını anlayacağımızda.... Tüm bunlar sırf gürültü, patırtı bir anlama geldiği de yok diyeceğiz... Kimbilir.


*
Share/Save/Bookmark

3 Mart 2013 Pazar

Nevi şahsına münhasır portreler

















*
Share/Save/Bookmark

25 Şubat 2013 Pazartesi

And the oscar goes to


En İyi Film
Argo

En İyi Yönetmen
Ang Lee (Life of Pi)

En İyi Yabancı Film
Amour

En İyi Orijinal Senaryo
Django Unchained (Quentin Tarantino)

En İyi Uyarlama Senaryo
Argo (Chris Terrio)

En İyi Erkek Oyuncu
Daniel Day-Lewis (Lincoln)

En İyi Kadın Oyuncu
Jennifer Lawrence (Silver Linings Playbook) 

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Christopher Waltz (Django Unchained)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Anne Hathaway (Les Misérables)

En İyi Animasyon
Brave

En İyi Görüntü Yönetmeni
Life of Pi (Claudio Miranda)

En İyi Kurgu
Argo 

En İyi Belgesel
Searching for Sugar Man

En İyi Belgesel (Kısa)
Inocente

En İyi Görsel Efekt
Life of Pi

En İyi Sanat Yönetimi
Rick Carter-Lincoln

En İyi Özgün Müzik
Life of Pi ( Mychael Danna)

En İyi Özgün Şarkı
"Skyfall" (Skyfall)

En İyi Ses Kurgusu
Skyfall
Zero Dark Thirty

En İyi Ses Miksajı
Les Misérables

En İyi Makyaj
Les Misérables

En İyi Kostüm
Anna Karenina

En İyi Kısa Film
Curfew

En İyi Kısa Film (Animasyon)
Paperman


*
Share/Save/Bookmark

17 Şubat 2013 Pazar

Altın Ayı Romanya'ya gitti


Avrupa'nın en önemli film festivallerinden 63. Uluslararası Berlin Film Festivali Berlinale'de ödüller sahiplerini buldu. Altın Ayı ödülü bu yıl Child's Pose filmiyle Romanyalı yönetmen Calin Peter Netzer'in oldu.

Büyük Jüri Ödülü, An Episode in the Life of an Iron Picker filmiyle Bosnalı yönetmen Danis Tanoviç'e verildi. Nazif Mujiç’te aynı filmdeki rolüyle En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ne değer görüldü.

En İyi Kadın Oyuncu Ödülü ise Gloria filmindeki rolüyle Paulina Garsia'nın oldu. Wong Kar Wai'nin jüri başkanlığını yaptığı festivalde, En İyi Yönetmen Ödülü’nü Prince Avalanche filmiyle ABD'li David Gordon Green aldı.

Türk yönetmen Köken Ergün'de Berlin'den ödülle döndü. Ergün'ün Aşure filmi Alman Yabancı Akademisyen Değişim Programı Kısa Metrajlı Film dalında ödül kazandı.

Altın Ayı - Child's Pose (Calin Peter Netzer)
En İyi Yönetmen Ödülü - David Gordon Green (Prince Avalanche)
Büyük Jüri Ödülü - Danis Tanoviç (An Episode in the Life of an Iron Picker)
En İyi Erkek Oyuncu Ödülü - Nazif Mujiç (An Episode in the Life of an Iron Picker)
En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Paulina Garsia (Gloria)
En İyi Senaryo - Closed Curtain (Cafer Panahi) İran
Alfred Bauer Ödülü - Vic Flo ont vu un ours (Denis Cote)
İlk kez gösterime giren En İyi Film Ödülü - The Rocket (Kim Mordaunt)
Mansiyon Ödülü - The Battle of Tabato (Joao Viana)
Altın Ayı Onur Ödülü - Claude Lanzmann (belgesel film yapımcısı) Fransa

Uluslararası Kısa Film Yarışması
Altın Ayı - The Runaway (Jean Bernard Marlin)
Gümüş Ayı - Die Ruhe Bleibt (Stefan Kriekhaus)
*
Share/Save/Bookmark

13 Şubat 2013 Çarşamba

Oscarın oscarlı tarihi

Grafik sanatçısı Olly Moss'un oscar heykelciği üzerinden en iyi filmler tarihine güzel bir çalışması



*
Share/Save/Bookmark

11 Şubat 2013 Pazartesi

Bafta ödülleri sahiplerini buldu

İngilizlerin oscarı Baftalar sahiplerini buldu. Altın küre'den sonra Bafta'yı da alan Argo bu sene ödüllere damgasını vurmuş durumda. Şimdilik tek kalan oscarlar. Büyük ihtimalle bu hızla onu da alacak gibi.

Gecenin kazananları ise,




  • En iyi film: Operasyon Argo
  • En iyi yönetmen: Ben Affleck( Argo)
  • En iyi kadın oyuncu: Emmanuelle Riva (Amour)
  • En iyi erkek oyuncu: Daniel Day Lewis (Lincoln)
  • En iyi yardımcı kadın oyuncu: Anne Hathaway (Sefiller)
  • En iyi yardımcı erkek oyuncu: Christoph Waltz (Django)
  • En iyi yabancı film: Amour (Michael Haneke)
  • En iyi kurgu: Argo
  • En iyi orijinal senaryo: Django Unchained (Quentin Tarantino)
  • En iyi uyarlama senaryo: Silver Linings Playbook (David O. Russell)
  • En iyi animasyon filmi: Brave (Pixar)
  • En iyi sinematografi: Life of Pi
  • En iyi kostüm dizaynı: Anne Karenina
  • En iyi görsel efekt: Life of Pi
  • En iyi ses miksajı: Sefiller
  • En iyi ingiliz filmi: Skyfall
  • En iyi orijinal film müziği: Skyfall
  • En iyi makyaj: Sefiller
*
Share/Save/Bookmark

10 Şubat 2013 Pazar

Hükümet Kadın; Çakma Vizontele

 Sermiyan Midyat ikinci filmi Hükümet Kadın ile yeniden karşımızda. Senaryo yazımı konusunda kendini geliştirmiş gözükse de genel olarak baktığımızda daha çok fırın ekmek yemesi gerek demekten kendimi alamıyorum.

Türkiyenin ilk kadın belediye başkanı olan babaannesinden hareketle toplumsal bir tablo çizme niyetinde olan Sermiyan Midyat deyim yerindeyse bir çuval inciri berbat ediyor. Filmde 7’si erkek 1’i kız olmak üzere sekiz çocuğu olan Xate belediye başkanı olan eşinin ölümünden sonra onun yerine geçer ve ilçenin su sorununu çözmeye adar kendini. Bunu yapmak için çabalarken okuma yazma bilmemesinin yarattığı trajikomik durumlar filmin ana mizah çatısını oluşturuyor. Tabi bunu yaparken de şive mizahına da sığınması filmin en büyük eksikliklerinden. Mizah anlamında yer yer girdiği çıkmazı da belden aşağı mizahla kapatmak istemesi filmin mizahsızlığına tuz biber ekiyor.

Filmin genel anlamda üstüne kurulduğu hikaye o kadar iyi ki bütün bu eksikliklere rağmen yine de başarılı sıfatını hakediyor. 50’li yılların sonuna doğru Demokrat Partinin getirmiş olduğunu iddia ettiği sözde çoksesliliğe atıfta bulunarak kadın belediye başkanı hikayesini oturtmak -her ne kadar sermiyan midyat’ın gerçek babaannesi olsa da- gerçeklikten uzak gözüküyor. Ya da bir başka deyişle atıfta bulunduğu tarihsel zemine pek uymuyor. Olsa olsa bir tesadüften ibaret olabilir. Zira filmde kendi de vurguladığı gibi o zamanlar Ankara taşraya yeteri kadar ilgi göstermiyor. 



50’li yılların sonunda hala suyu olmayan ve çabalayan bir halkın hikayesi çok zengin bir hikayedir ama maalesef Sermiyan Midyat daha başında olduğu sinema yolculuğunda hikayesini berbat ediyor. Arkasını Bkm’ye yaslayan film yan oyunculuklar anlamında pek sırıtmıyor ve aşina olduğumuz mizahi yüzlere burada da rastlıyoruz. Ama diyemeden geçemeyeceğim bu hikayeyi Yılmaz Erdoğan kaleme alıp çekseydi altına imzamı atarım son 10 yılın en iyi filmi olurdu.
Çünkü Yılmaz Erdoğan'ın Vizontele'lerinde ajitasyona sığınmadan mizahi sosla  yarattığı doğu halklarının çaresizliğini bu filmde maalesef göremiyoruz. Oysa su gibi insani bir gereksinime ulaşmak için hiç bir engel tanımayan insanların kavgasını yine belden aşağı mizaha ve ya şive mizahına sığınmadan anca Yılmaz Erdoğan anlatabilirdi.
Hele hele bazı yerlerde yaptığı zorlama politik göndermeler o kadar çiğ duruyor ki ne kadar haklı bir durum da olsa o hissiyatı veremiyor maalesef.



Sonuç olarak çok çok çok iyi olacakken sadece iyi olmuş bir film Hükümet Kadın. Süresi boyunca keyifli anlar yaşatsa da bittikten sonra bütün büyüsü kaçan filmlerden biri sadece. Ama her ne olursa olsun daha yolun başında bir isim Sermiyan Midyat.Bir önceki filmi Ay lav yu’nun anlamsızlığından sonra daha anlaşılabilir bir yapan Midyat bakalım sinema anlamında bundan sonra neler kazandıracak Türk sinemasına.


*
Share/Save/Bookmark

Django; D is silent



 
--Dikkat aşırı dozda Tarantino içerir--

Buradan amerikan akademisine seslenmek gerek. Tarantino’nun filmleri başlamadan bu uyarıyı koymayı kural haline getirmeliler. Nevi şahsına münhasır Tarantino belki de sinema dünyasında karakteri en belirgin yönetmenlerin başında geliyordur. Her sahnesinde kendine özgü hareketlerini görebiliriz. Daha doğrusu kendine özgü derken artık yediden yetmişe herkesin bildiği üzere gençken video dükkanında çalışması ve deyim yerindeyse bütün filmleri izlemiş olmasından mütevellit özellikle ikinci sınıf filmlerden kaptığı numaraları kendi karakteriyle birleştirmesidir onun sineması.Tüm slasher ve ya istismar sineması örneklerini hatmetmiş biri olarak filmografisindeki bütün filmleri esinlendiği filmlere birer saygı duruşu niteliğindedir.


Filme giriş yapmadan filmin kökeni olarak spagetti western türünü biraz açmak gerek. Spagetti western’i 60’lı ve 70’li yıllarda italyan yapımcı ve yönetmenlerin düşük bütçeli western filmleri çekmesi olarak adlandırabiliriz. İlk başlarda western kökeninden gelmedikleri için alay edilen italyan sinemacıların filmlerini rencide etmek anlamında bu isim takılmıştı. Yıllar geçtikçe Sergio Leone gibi usta sinemacıların çektiği spagetti westernler, western türü altında en geniş ve en saygın bir alt tür haline gelmiştir.
Türün ortak özelliklerini ise;
  • Hemen hemen bütün filmler yukarıda da belirttiğimiz gibi İtalyan sinemacılar tarafından çekilmiştir. Düşük bütçeli olmalarından dolayı ünlü yüzlere rastlanmaz. Genel olarak filmlerden sonra oyuncuları ünlü olmuştur.
  • Set olarak amerikan taşrasına benzer nitelikteki İspanya’nın güney bölgelerinde çekilmiştir.
  • Yönetmenlik açısından amerikan filmlerine benzer olmayan farklı çekim tekniklerine yer verilmiştir. Yakın çekimler, panaromik çekimler, baş döndüren hızlı zoomlar, hızlı kurgu ve abartılı ses efektleri olarak sayabiliriz.
  • Maço karakterli erkek tasviri çok yapıldığı için kadın karakterlere genellikle yer yoktur. Kadınlar sadece dulları ve fahişeleri canlandırmışlardır. Yine aynı şekilde siyahi karakterlerde yok denecek kadar azdır.( Tarantino’nun Djangosunun başlangıcı da işte burasıdır). Filmdeki meksikalılar ya hayduttur ya da din adamı. Ortası yoktur.
  • Müzikler en az görsel kadar önemlidir. Enrico Marricone gibi usta müzisyenlerin müzikleri bu türe ait olduğu karakteri vermiştir. Kullanılan enstrümanların yanı sıra insan ve ıslık sesi gibi daha doğal sesleri de kullanmışlardır.
  • Bu filmlerde bilinen anlamda iyi karakterlere yer verilmez. Bütün karakterler aslında birer anti-kahramandır. Genelde intikam, soygun, ödül avcılığı gibi uç konular hikaye edilir.  
  • Spagetti Westernler Amerikan sinemasının yanı sıra dünya sinemasına da bir örnek teşkil etmiştir. Ülkemizde de yeşilçam westernleri adı altında 70lerde oldukça popüler olan ve zamanında gişe rekorları kıran yerli westernlerin yapılmasına vesile olmuştur.

Tarantino’nun Django’su ise yine köken olarak referans aldığı spagetti westernler gibi intikam üzerine kuruludur. Tabi tarantino bu, klasik intikam hikayesi onun için yeterli değildir ve o zamanın köleleri siyahlara bir nevi iade-i itibar yapar. Aslında bu durum tarantino açısından bir ilk değil. Bir önceki filmi Inglorious Basterds’da da alternatif bir tarih yazmış ve Yahudilerin Nazi avlamasına izin vermişti. Burada da yine alternatif bir tarih yazıyor ve siyahların beyazlardan intikam almasına izin veriyor. Yine eski spagetti filmlerinin aksine bunu bir kadın için yapıyor. 

Oyuncu seçimleri ise tam onikiden diyebiliriz. Samuel Jackson belki de kariyerinin en iyi performasını sergiliyor. Kraldan çok kralcı bir siyahı o kadar itici bir o kadar da içten canlandırıyor ki karakter olarak belki de beyaz köle sahibinden daha çok nefret ediyoruz. Ki bu ne kadar başarılı oynadığının göstergesi. Leonardo DiCaprio her ne kadar sinema çevrelerinde çok övülse de ben yeteri kadar başarılı bulamadım. Oynadığı karakterin delilik sınırını yeteri kadar aşamadığını düşünüyorum. Daha uçuk bir karakter olmasını beklerdim. Jamie Foxx ise siyah kovboy imajını gerektiği kadar iyi yansıtıyor. Ama benim asıl adamım Christopher Waltz . Inglorious Basterds da da yine efsane bir yan rol çizmişti ve oskarı evine hakkıyla götürmüştü. Yine bu rolüyle de en iyi yardımcı erkek oyuncu kategorisinin en öne çıkan adayı ve çoğu yorumcuya göre ipi en önde göğüsleyecek gibi.

Filmin müzikleri için ayrı bir paragraf açmaktansa koca bir yazı yazsak yeridir. Sırf müzikleri için tekrar tekrar izlenebilir. Zaten vahşi batı zamanlarını anlatan hemen hemen bütün filmlerin ortak yanıdır müziklerinin iyi oluşu. ‘İyi kötü çirkin’ olsun bu filme öncülük eden ‘Django’ olsun efsane müzikleriyle hatırlanırlar. Tarantino’nun bu filmlerin köklerin e bağlı kalıp sağlam bir soundtrack seçimi de filmin en büyük artılarından. Ne kadar anlatsam boş işte filmin müzikleri;



Sonuç olarak Django türüne ve köklerine bağlı kalarak Tarantinovari bir şekilde saygı duruşunda bulunan kaliteli film. 3 saate yakın süresi zaman zaman sıksa da genel anlamda temposu yüksek bir film. Özellikle bazı yerlerinde şiddetin ipinin ucunun kaçması insanda mide bulandırsa da en başta belirtmiştik. Dikkat aşırı dozda tarantino içerir. Çünkü amerikan sinemasında Tarantino demek şiddetin önemsizleştirilmesi demektir. Bunu kabul edip izlemek gerek filmlerini.
Tarantino’nun filmografisinde bir yere koyacak olsak maalesef en üste koyamıyoruz. Rezervuar Köpeklerinden beri bir türlü çıtayı kendi adına aşamadığı düşüncesindeyim. Özellikle son yıllarda intikam hikayeleri kabak tadı verse de alternatif tarif yaratma isteği sinemasal anlamda keyifli seyirlikler sunuyor. Tarantino hakkında ne desek boş. Zaten yakın zamanda erken emekli olacağını açıkladığı için değişik filmlerinden mahrum kalacak olmamız o güne kadar çekeceği her filmi ultra önemli hale getiriyor.

Meraklısına da filme öncülük eden 66 yapımı django youtube da mevcut. Keyifle izlenilesi;


*
Share/Save/Bookmark