27 Ekim 2010 Çarşamba

Bu Kutu Başka Kutu

Pandoranin-Kutusu-Film-Afis













"pandora kötülük dolu kabı getirip açtı. tanrıların insanlara bir hediyesiydi bu; dıştan bakıldığında güzel ,baştan çıkarıcı bir hediyeydi ve "mutluluk kabı" denmişti ona. sonra tüm kötülükler, canlı kanatlı varlıklar uçtular dışarıya: o gün bu gündür uçuşup dururlar ortalıkta ve gece gündüz zarar verirler insanlara. tek bir kötülük daha çıkamamıştı kaptan dışarıya: o sırada pandora, zeus'un isteğiyle kapatınca kapağı,kalmıştı o kötülük kabın içinde.şimdi mutluluk kabını her zaman evinde tutar insan ve bir hazinenin bulunduğunu zanneder bu kabın içinde; onun emrindedir hazine, uzatır elini canı istedikçe; çünkü bilemez. Pandora'nın getirdiği kabın kötülük kabı olduğunu ve geride kalan kötülüğün mutluluk veren en büyük şey olduğunu zanneder, umuttur o. Zeus öteki kötülüklerden de fazlasıyla eziyet çeken insanın yaşamı kestirip atmamasını hep yeni eziyetler çekmeye devam etmesini istemişti. bunun için insanlara umudu verdi: aslında kötülüklerin en kötüsüdür umut, çünkü insanın çektiği eziyeti uzatır"

fft5_mf109579

Yeşim Ustaoğlu’nun 2008 yapımı Altın İstiridye Ödüllü filmi Pandora’nın Kutusu yukarıda gibi anlatılagelen mitolojik efsanenin günümüz versiyonu gibi.İnsanlar hep umudun peşinde koştular,çektikleri eziyeti uzatacağını bile bile.Hayatta başka seçenekleri kalmayınca insanlar,pandora’nın vakti zamanında son anda kapatıp kutunun derinliklerinde hapsettiği umuda sarıldıkça sarıldı.

pandoranin-kutusu-01

Şehir hayatı içinde hayatın ritminde kaybolmuş 3 kardeşin annelerinin kaybolması haberi üstüne bu olağandışı durumun getirdiği zorunluluklarla tekrar bir araya gelişiyle başlayan olaylarla ,ebeveyn baskısından sıkılan şehirli gencin anneannesinde kendini bulmasını ustaca anlatan Ustaoğlu,oyuncu seçimleriyle de bir başka boyuta taşıyor filmin kalitesini.Hele daha sonra mutlaka değineceğim Tsilda Chelton var ki 90’larını geçmiş yaşıyla Fransa’dan kalkıp filme katkıda bulunmak için ekibe katılmasına daha en başından filmde kayda değer bir katkısını aramaksızın hakkını vermeliyiz.Artık sanat hayatından çok kendi hayatının da son demlerinde olan Chelton (ki umarım uzun yıllar daha yaşar) zorlu film temposuna artı öğrendiği Türkçeyle takdire şayan performans gösteriyor. Zaten Altın İstridye ödüllerinde en iyi oyuncu ödülüyle de bu performansını taçlandırıyor.

cc6d5sinema_pandora2

Genel olarak kendi hayatlarında boşluğa düşmüş şehirli insanının kendi boşluklarını umutlarıyla doldurma ama başaramama çabaları ekseninde gelişiyor film.Özellikle sonlara doğru kendilerince boşalmış iki insanın kendilerini tekrardan doldurmak istemeleri ya da kısacası filmde çok etkili bir sekansla anlatıldığı gibi bir tek yarım balık ekmeğe beraber diş geçirmek.İşte insanın yalnızlığıyla başa çıkmasının doğal yolu;PAYLAŞMAK…Şehirli insanın en baştan unuttuğu bu değil mi?.Tüm bencilliğimizle hayatın bize sunduğu herşeyi sömürürcesine tüketmek, ve en sonunda hayatındaki en basit soruları bile cevaplayamayacak duruma gelip kendine dağa bayıra atmak isteyen günümüzün şehirli insanı bunu da yapamayıp sıkıştıkça sıkıştı kendi kurduğu kapanda.Ya da pandora’nın ilk başta kendini kendi kutusuna kitlediği gibi.Çünkü umudun içindeyse o kutunun dışarıda da yer alamazsın, içeride sıkışıp kalmışssın demektir.

pandoranin_kutusu13

Tsilda Chelton…Onu kelimelerle anlatmaktansa tüm holigan tavrımla bağırsam yeridir.Fransa’da doğduuu Anadolulu Nazife olduuu helal olsun sana Tsilda Chelton:) Yabancı bir ülkede,yabancı bir yönetmen ve oyuncularla,yine yeni öğrendiği yabancı diliyle bu kadar müthiş bir performans ortaya koymak her oyuncunun altından kalkabileceği birşey değildir.Demek ki usta olmak için sanatın kendi diliyle anlaşmak gerekiyor.Babil’in gazabından sonra yeryüzüne yayılan 72 dilin sonucu birbirimizi anlayamamamızın tek yolu var galiba.Sanatın ortak dilinde buluşmak.İşte bunun en güzel örneği Tsilda Chelton,Yeşim Ustaoğlu ve Pandora’nın Kutusu.

Tabi bunların dışında filmin çıkmazları yok da değil.Kendi içinde sahip olduğu günümüz insanının varol(a)maması altmetniyle kurulu filmin üstüne kurduğu olaylar örgüsü bu kadar derin anlamlar çıkartılabilecek,yorumlanabilecek felsefik metinlere ne yazık ki denk olamıyor.Kabaca anlatacak olursak klişelerle resmedilen şehirli insanıyla yine bir klişeyle tam zıttı olarak gösterilen Anadolu insanın karşıtlıklarından birşeyler çıkarma çabası çok yavan kalıyor.Şehre gelen annenin şehrin hızına şaşırması gibi ve ya Anadolu insanın güvenilirliği konusunda ders verircesine yüzümüze sosyal mesajın çarptırılması gibi..Evet toplumsal ve sınıfsal farkların yarattığı insanların kendi içlerindeki çekişmelerinin sanki onların varoluşlarından kaynaklanıyormuş gibi resmedilmesi çok daha kısıtlayıcı bir durum.Entelektüel birikime sahip olupta kendine rol biçememiş boşlukta hisseden ortanca kardeş üyesi olduğu sınıfın getirdiği bunalımlardan müzdarip değilmiş de annesi ile yaşadıklarına ithafen buna sahip olduğunun vurgusu pek de yeterli gözükmüyor.Zira diğer olası durumdan da bahsedilmiş olsaydı büyük ihtimal onda da yeterli olamıyacaktı.Şehirli-köylü ekseninde insanları coğrafi analizlere mahkum etmek bu toprakların insanlarına tersten bakmaktan farkı yoktur.Hele hele son 30 yıldır yaşanan toplumsal başkalaşımın sonucu olarak globalleştikçe daha da artan uzaktaki insanların arasındaki etkileşim bu tezi çürütecek boyutta.Artık kırsallı da kalmadı kentli de.Maalesef insani ilişkiler bakımında ülkemiz koca bir köye dönüştü.Ya da daha apokaliptik bir anlatışla tanrıların gazabına uğrayan Babil’den ne farkımız var ki..

Ama sonuç olarak farklı sinema diliyle farkını ortaya koyan Yeşim Ustaoğlu Pandora’nın kutusunu bir nebze aralamış gibi.

*
Share/Save/Bookmark

14 Ekim 2010 Perşembe

Efsaneler Ölmez III

minur özkul

Kimi sitelerde öldüğüne dair çıkan söylentilere inat sen daha çok yaşa Üstad..

**http://www.twitdergi.com/ ‘dan alınmıştır.

*
Share/Save/Bookmark

İllüstrasyonlara Gel

304034_1254793908_large Tiago-Hoisel23 

304034_1210620753_submedium 304034_1196091115_submedium

 304034_1211400736_submedium304034_1203712548_large304034_1196055312_submedium 

**http://tiagohoisel.cgsociety.org/gallery/ sitesinden alınmıştır.

*
Share/Save/Bookmark

12 Ekim 2010 Salı

Büyüdüler Yaşar Bey ,büyüdüler

1

12 Ekim 2009’dan bu güne acısıyla tatlısıyla sinemayla dolu koskoca bir yıl. Zaman da ne çabuk geçiyor dercesine..

Sinemayı sinema yapan bütün üstadlara selam olsun, ki hepsi sinema denilen deryanın içinde susuzluğumuzu gideren bir damla hayatlar...

my cinema *
Share/Save/Bookmark

10 Ekim 2010 Pazar

Freddie Mercury is back

sasha-baron-cohen-522727133Onun gibi bir efsanenin filmi için geç kalınmıştı.Kişiliğinden,çalkantılı yaşamına,müziğinden,karizmasına kadar tam bir rock ikonu olan Freddie Mercury’in hayatını beyazperdeye taşımak için yapımcı yapımcı Graham King kolları sıvadı ve Peter Morgan’ın kalemini oynatmasıyla harekete geçildi.Çekimlerine önümüzdeki yıl başlanması planlanan projenin müzikleri yine Mercury’nin yol arkadaşları Brian May ve Roger Taylor yapacak.Buraya kadar herşey güzel ama Freddie Mercury’i oynamak için Sacha Baron Cohen’in seçilmesi pek hoşuma gitmedi açıkcası.Cohen’in önceki işleri gibi bunu da eline yüzüne bulaştırmasınından korkuyorum.Kendine has felsefesi olan Mercury’i fiziksel benzerliğinin dışında ruhsal benzerlik olarak içselleştirip perdeye aktaracağından şüpheliyim.Ama yine de bekleyip görmek lazım zira bizi haksız da çıkartabilir Cohen.Ama her ne olursa olsun Mercury’inin hayatını perdede görmek kadar keyifli bir şey olmayacağı kesin.

 

   freddie_mercury

*
Share/Save/Bookmark

Kına Yakın

 

fft5_mf561719 Olaylar o kadar hızlı gelişti ki.Kimse bu işin nereye gideceğini düşünmeden hareket etti,tepkilerini ortaya koydu.Sonuçta sadece sanat olayının dallandırılıp budaklandırılıp bu noktaya getirilmesinde herkesin suçu var.Öncelikle en baştan anlatmak gerekirse çok zaman önce ünlü yönetmen Emir Kustarica’nın Antalya Altın Portakal Film festivalinde uluslararası yarışma bölümünde juri başkanlığı yapacağı haberi geldi. Ki son yıllarda büyük atılımlara imza atan Antalya Altın Portakal düzenleme komitesi bu yıl da yine ses getirecek bir ismi juri başkanlığına getirmişti.

Emir Kustarica’nın burada kim olduğu anlatmak abesle iştigal olur diye düşünüyorum zira yeraltı olsun çingeneler zamanı olsun balkan sinemasının en önemli örnekleri arasında yer alan yapıtlara imza atan,Türkiye’de ise hatırı sayılır bir hayran kitlesi barındıran Kustarica (biz ona Emir Kustarika(!) diyerek) eskiden beri bize yakın toprakları Balkanları anlattı.Peki birden insanlar nasıl çoştu ya da nasıl yaratıldı insanların içindeki Kustarica nefreti.Zira işin ilginç yani bir kaç ay öncesinde de Türkiye’ye gelmesi ve deyim yerindeyse krallar gibi karşılanmasından sonra kendisine böyle bir muamele gösterilmesini her ne dediyse desin haketmiyordu kendileri.Ne demişti Kustarica,Bosna-Hersek’te 1992-1995 arası 300 bine yakın insanın katledildiği, sistematik tecavüzlerin, soykırımların yapıldığı, tarihi eserlerin, kütüphanelerin, köprülerin, camilerin yıkılıp yakıldığı bir dönem olan ve dünya tarihine Srebrenitsa Soykırımı olarak geçen insanlık dışı olaylar hakkında "Meseleyi lüzumundan fazla abartıyorsunuz", "500 yıl önce zaten hepimiz Sırptık, yeniden Sırp ve Hristiyan olalım, mesele bitsin" şeklindeki açıklamaları yapmasıyla ve savaşı yeteri kadar lanetlenmemesiyle kimi çevrelerce eleştirilen Kustarica’nın en son 2005’de eski dinine dönerek Ortodoks olması ve Nemenja adını almasıyla bugün eleştirilen durumuna geldi.Bütün bunlar aslında 90’ların ortasında başlayan uzun yıllar ıcınde oluşan bir durumlar silsilesi.Olayın bu boyutu ayrı bir tartışma.Kusturica’nın savaşa bakış açısını,insanlığa bakış açısını burdan değerlendirmek doğru olmaz ya da daha demokratik tavırla sevgi ve saygı çerçevesini aşmadan düşünceler belirtilebilir.Evet Avrupa’nın göbeğinde Srebrenitsa olanlar bir insanlık suçuydu ve tüm avrupa buna sessiz kalmıştı.Bunu yok saymak dünyadaki diğer bütün trajedileri de yok saymak anlamına gelirdi Almanya’daki yahudi soykırımını da,cezayirde’li fransız zülmününde yok sayılamayacağı gibi.Ki bununla ilgili en uygar tepkiyi Semih Kaplanoğlu ve Bal filminin ekibi vermişti.”Sanatçı insanlığından ayrılamaz” düşüncesiyle Kusturica’nın juri üyeliğini protesto etmiş ve Kaplanoğlu filmini yarışma bölümünden çekmişti.

Gelelim olayın diğer ve yukarıdaki katliamlardan daha çok mide bulandıran siyasi boyutuna.Bildiğiniz gibi yakın zamanda Antalya Büyükşehir Belediyesini kaybeden şimdiki iktidar bundan öncede olduğu gibi Antalya üzerine çok gitmekteydi.Antalya’da yapılması planlanan daha bir çok organizasyonu gerekçe göstermeden başka illere alması olayın artık kan davasına dönüştürülmesi gibi bir şey halini almıştı.En son da Almanya’nın ünlü bira festivali Oktoberfest’inin Antalya’da da yapılmasını fırsat bilen gericiler dün Sivas’ta yaptıkları gibi altan alta insanları kin ve nefretle doldurmaktaydılar.Gerçi dün ekilen nefret tohumları bugün ortaya çıkmaktaydı.Siyasi odaklar arasında süregelen kirli oyunların son halkası tüm dünyaya açılan kapımız Antalya’da ortaya çıkması asıl üzüntü verici bir durum.Bu durumla ilgili Atilla Dorsay’ın şu sözlerine kulak verseydik olayın tansiyonunu biraz olsun azaltabilirdik.''Böyle bir insanlık suçu karşısında nesnel kalamaz denildi. Bütün bunlar 1990'ların ortasında, özellikle 1995 Cannes Festivali'nde olan şeylerdi. Kusturica'nın yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. O zaman öyle düşündüyse bile bundan çok pişmanlık duyduğunu sanıyorum. Bu durumda ona gelme demek, onu kabul etmemek geri çevirmek yapılacak en kötü şey olur. Ülkemiz aleyhine bir hava yaratır. Tersine bırakalım gelsin ve gerekiyorsa derdini anlatsın, sözünü söylesin. Bu bizim eleştirme hakkımızı elimizden almaz. Bizim milletçe ne kadar demokrat, özgürlükçü ve hoşgörülü olduğumuzu gösterir.'' Ama aslında varolan bizim demokrasiyi nasıl sindiremediğimiz ve özgürlükçü yapımızın ne kadar içi boş olduğunu tüm dünyaya gösterdik.İşte bu gibi olaylardan sonra yalnızlığımıza ağlar dururuz.

Siyasi iktidarların sanatçılarla kavgasında bu ilk değildi.Son olmayacağı da kesin.Zira siyasetin kendini konumlandırdığı sömürü düzenenini sanatın yaratıcılığıyla kavgası beklenen bir olaydır kimse yadırgamamalı.İktidarlar güçlerine güç katmak için halk kitlelerinin en zayıf noktalarını kullanarak kendilerine çevirmeyi bilirler ki burda da olduğu gibi Bosna sorunu müslümanlar arasında içlerinde yanan bir meseledir.Ama bu tür olaylara Müslüman-Hristiyan-Yahudi eksenlerinde değil de İnsanoğlu -Hayvanoğlu ekseninde baksak daha objektif bir bakış açısına sahip oluruz.

Yakın zamanda Venedik film festivalinden sonra en az bizim iktidar kadar yüzsüzleşmiş Berlusconi iktidarından bir zat Tarantino’yu seçkinci davranmakla suçlamış ve ödülü kendi tanıdıklarına vermekle itham etmişti.Kendi tanıdıkları diyerek ödül alan dünyaca ünlü sanatçıları kastetmişti.Bir insan bu kadar mı düşer diye kendimi alamıyorum.Çoğu yerde denir İtalyanlarla Türkler birbirine benzer diye.Bu kadar mı benzer ya??

Neyse sonuç olarak son yaşananlar zaten bozuk olan imajımıza daha da kötü etkileri olacağı kesin.Biz ne zaman demokratik ve yaratıcı tepkilerimizi ortaya koymaya başlarsak olaylara daha objektif bakmaya başlıyacağız.Her ne düşünürseniz düşünün sanatın yaratıcılığından uzaklaşmayarak tepkimizi ortaya koyalım.Mesela Semih Kaplanoğlu ve Bal filmi ekibi gibi.Ya da son sözü Slavoj Zizek ustaya verelim Kustarica konusunda.

“Underground filmi, Batılı bakış için çekilmiş bir Balkan miti. Savaşın doğamızda olduğuna inandıran, deli bir ulusun portresi...”
(Slavoj Zizek, ‘The Plague of Fantasies’)

*
Share/Save/Bookmark

8 Ekim 2010 Cuma

İşte Kurgu Budur

Joaquin-PhoenixYakın zamanda Gladyatör’deki Commodus rolüyle hatırladığımız  Joaquin Phoenix’in sinemayı bıraktığını ve rap müzik yolunda kariyer yapmak istediğini okumuştuk.Hollywood çevrelerinde de hayli şaşırtıcı bir gelişmeydi bu.Zira başarılı bir oyuncu olarak kendini ispatlamış Phoenix’in birden bire kariyerini altüst etmesi pek hayra alamet değildi açıkcası.Son iki yıl içinde saçını sakalını uzatarak televizyon programlarına alkollü çıkıp sağa sola küfreden rapçi imajını oturtmasıyla herkes alışmıştı ki bu olaya ,aslında bütün bu yaşananların hepsi yeni çekilen belgeselinde gerçeklik olgusunu yaratmak için kullanılmış.Yani kısacası Phoenix’ ne alkolikti,ne uyuşturucu kullanıyordu,ne de sinemayı bırakıp rap müziğe yönelmişti. Sadece Casey Affleck’in yönetmenliğinde çekilen  ‘I’m Still Here’ belgeseline kurgu oluşturmaktı bütün bunlar.Ve işin akıl almaz tarafı bütün bu senaryonun iki yıla yayılmış olmasıdır.joaquin-phoenix-rapping-big

Sonuçta ‘I’m Still Here’, gerçek hayatın içinde başlayan ve iki yıllık kurgusuyla tüm zamanların en şahane ‘mockumentary’si, yani sahte belgeseli olarak sinema tarihine geçmiş durumda.İşte sinemanın yaratıcılığı bu tek kelimeyle.

JoaquinPhoenix011609_08-full

*
Share/Save/Bookmark

7 Ekim 2010 Perşembe

Bir Efsane Erirken

Hayat işte böyle, garip..Hani derler ya bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı sana mı kalacak?? Ama efsaneler için bu söz geçerliliğini kaybediyor.

Kaybetme ihtimali duygusu en az  kaybetme duygusunun verdiği acı kadar insana zarar veriyor maalesef ,evet herkes bir gün toprak olup gidecek ya da külleri rüzgarda savrulacak ama eserleri ile bir yere gelenler her daim zihinlerimizde kalacak ve asla silinmeyecekler.Benim içim rahat çünkü  daha çok çekeceği film var Michael Douglas’ın ki en büyük filmi kendisi aslında sürekli izlesen de bıktırmayan.Bir efsane öyle kolay kolay göçüp gitmez bu dünyadan.

michael dougles                                        michael dougles (1)michael dougles (2)michael dougles (3)

*
Share/Save/Bookmark

5 Ekim 2010 Salı

Kısa Film Dayanışması

dayanisma ve kisafilm sinemasi

Türkiye’nin ilk Kısa Film Sineması Kısa Film Dayanışması ile büyüyor!

Türkiye’nin ilk kısa film sineması, Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde (NHKM) bu yılın Şubat ayında açılmıştı. NHKM, kısa filmcilerin buluşma, paylaşma ve gösterim mekânı olma iddiasıyla gündeme getirdiği projeyi şimdi Türkiye'nin iki büyük şehrine daha taşıyor.

Gösterimler 9 Ekim cumartesi günü saat 19:30'da Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde bir açılış etkinliğiyle başlayacak ve sonrasında Kadıköy NHKM'de her cumartesi saat 18:00'de “Yılmaz Güney Salonu”nda, İzmir Nazım Kültür Evi'nde her Cuma saat 19.30’da, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde ise her Perşembe saat 19:00'da gerçekleştirilecek.

Kısa Film Dayanışması üretmeye devam edecek

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde geçen yıl gerçekleştirilen Kısa Film Dayanışması, çok sayıda sinema tutkununun ortak üretim, kolektif çalışma, sınırlı kaynakların paylaşımı gibi konularda eşsiz bir deneyim yaşadığı bir birliktelik oldu. DAYANIŞMA kavramının altını, ne kadar insanca, ne kadar çoğaltıcı ve ortaklaşmacı bir biçimde doldurabildiğimizi gördük.

Kısa Film Dayanışması bu yıl da birlikte öğrenme, birlikte üretme, birlikte sergileme kararıyla yola çıkıyor. Ekim ayı ortasında başlayacak olan Kısa Film Atölyesi, her hafta filmlerin yönetmenlerinin de tartışmalara dahil olduğu gösterimler yaptığımız Kısa Film Sineması, Kısa Film Atölye’sine paralel olarak düzenlenecek özel seminerler ve Kısa Filmciler Forumu gibi buluşmalar Kısa Film Dayanışması’nın ayaklarını oluşturacak. 9 Ekim günü Kısa film sinemasının açılışı ile birlikte ilan edeceğimiz tema ile, Kısa Filmcileri bu yıl Nisan ayında yapmayı planladığımız İkinci Büyük Buluşma için üretmeye çağıracağız. “Aklımız, yaratıcılığımız, emeğimiz, vicdanımız satılık değil” demiştik geçen yıl. Şimdi “Hayallerimiz satılık değil” diyeceğiz.

Kısa filmlerinizin izleyicilerle buluşmasını, dayanışma için birlikte üretmeyi, paylaşmayı, tartışmayı, sinema aracılığıyla sözünüzü söylemeyi dert ediyorsanız siz de www.nazimhikmetkulturmerkezi.org ya da www.kisafilmdayanismasi.org adresinden bize ulaşabilir, kisafilm@nazimhikmetkulturmerkezi.org adresine yazarak veya doğrudan aşağıda adres ve telefonları yer alan kültür merkezlerine ulaşarak iletişim kurabilirsiniz.

Tüm kısa filmcileri üretmek, paylaşmak ve tartışmak için bekliyoruz…

KISA FİLM DAYANIŞMASI

NHKM KADIKÖY-İSTANBUL Adres:

Ali Suavi Sokağı (Sanatçılar Sokağı), No: 7

Bahariye - İstanbul

Tel: (0216) 414 22 39

NHKM ANKARA Adres:

Karanfil Sokak No:58 Kızılay - Ankara

Tel: (0312) 417 56 59

NHKM İZMİR Adres:

Cumhuriyet Bulvarı No:240 Alsancak - İzmir

Tel: (0232) 421 45 09,

(Konu ile ilgili gerekli gorselleri e-posta ekinde ve www.kisafilmdayanismasi.org/acilisafis.zip adresinden indirebilirsiniz)

**********************************************************

Tüm metin Kısa Film Dayanışması oluşumundan gelen postadan alınmıştır. (Sinema Bir Mucizedir…)

*
Share/Save/Bookmark

3 Ekim 2010 Pazar

Yeni Sinemanın “Başlangıç”ı mı?

inceptionChristopher Nolan’ın son filmi Inception için okuduklarım içinde en iyi yorum şuydu galiba; “Inception: Christopher Nolan’ın en iyi filmi,şimdilik…” .Bu yorumu sonuna kadar hakedecek derecede son yılların en iyilerinden biri olan Christopher Nolan ve son şaheseri Inception daha şimdiden sinema dünyasının efsaneleri arasında anılmaya başladı.Her ne kadar her film sonrası en iyi olduklarına dair iddialar ortaya atılsa da ve asıl değerlerii zaman içinde anlaşılsa da , Inceptin açısından bu böyle değil.Hakkında yapılan yorumların temelinde, iyi ve kötü olmasının çok çok ötesinde Matrix’in ikibinlerin başında yaptığı görsel ve felsefik devrimin devamı niteliğinde olduğu ve ikibinonların yeni sinema anlayışına ön ayak olduğunda dair iddialar ekseninde ilerleyen film eleştirilerine sahip bir film.Bir filmi efsaneler arasına sokacak temel unsurun onun tüm zamanlara yayılan bir referans kaynağı olması gerektiğini unutmadan Matrix’in getirmiş olduğu aksiyona ek olarak derin felsefik donanımının başarısına katkısını gördükten sonra Inception’ın da aynı temele sahip bir film olduğunu ve bir nevi Matrix’in açtığı yoldan onun devamı olduğu iddiaları kuvvet kazanıyor.

Inception_still2323

Öncelikle yukarıda da dediğim gibi iki bölümde bakacak olursak filme ilk olarak görselliği üstünde durmalıyız.Ağzımızdan sular akarak izlediğimiz bir önceki filmleri Batmam The Dark Knight’ı ve Batman Begins’i sırf bu film için araya alması ve görsel efektler için bir nevi staj muamelesi olarak görmesini açıkladıktan sonra görsellik için neleri yapabileceğini görüyoruz Nolan üstadın.Rüya içinde rüya konseptini yaratmak için beynimizde kurguladığımız dünyayı perdeye yansıtmanın günümüz teknolojisiyle cok zor olduğunu bilen Nolan bunu en mükemmel şekilde yapmak için kolları çok önceden sıvamış.Kendi hayatına ve sinemasına dair röportajlarda vurguladığı gibi bu film ve asıl olarak ‘rüya’ konusu çocukluğundan beri kafasında yer alan bir olgu.Tüm sinema hayatına buna endeksli kuran biri için amaca doğru giderken yaptıkları daha bir anlam kazanıyor.Dediğim gibi bizim ağzımızın suyunun akarak izlediğimiz Kara Şovalye onun için oss’ye hazırlanan gençler gibi hazırlık sınavı şeklinde geçiyor.Ki bu durum ne son filmine artı anlam kazandırır ne de bir önceki filmine eksi bir anlam katar.Bu onun bu sanata verdiği tutkuyu anlatır.Bu bağlamda bakıtığımzda karşımızda aslında bir filmden öte bir inanç öyküsü duruyor.

inception01

İkinci açıdan bakarsan felsefik tarafına,bu sonsuz boş sayfa piksel piksel bile yetmez bile.Bir bilinememezlik yumağı “rüya” aleminin içinde bilinememezliğimizi daha da arttırarak kısa bir gezintiye çıkarıyor Nolan bizi.Bilincimizin arka bahçesi rüyalarımızın sonsuz ve karanlık dünyasını yine suç dünyasının karanlığıyla birleştirerek oluşturduğu olay örgüsü hem içinden çıkılamaz bir duruma geliyor hem de tüm sorularımıza ek olarak başka sorularda sokuyor kafamızın içine.Sanki filmde kahramanlarımın amacına uygun olarak Nolan da bizim beynimize bir fikirden ziyade daha önce sor(a)madığımız,içi açılmamış soruları deyim yerindeyse bir bomba misali atıveriyor .Yoksa o filmin içinde biz de mi vardık hissiyatına giriyorsa sinemadan çıkan insan,eve geldiğinde de hala devam ediyorsa bu etki işte o zaman o film iyi bir filmdir.Inception ise bunu kendini anlattığı biçimde bizi bir rüya yaşatarak beynimizin içine yerleştiriyor sanki bu filmin iyi bir film olduğunu.

inception45

Sonuç olarak sinemaya getirdiği yeni bakış açılarıyla bir çok anlamda ve uzun yıllar kendinden bahsettirecek bir film Incepiton.Yoksa bir sinema efsanesi mi “başlıyor”….

inception2

Ayrıca Homer amcamızın da kendi bakış açısıyla Inception yorumu homer’ı tanıyanlara açısıdan hiç de şaşırtıcı değil:)

inception123

*
Share/Save/Bookmark