14 Haziran 2010 Pazartesi

İstanbul Belgesele Doyacak

Sarajevo_cat2

Bu sene üçüncüsü düzenlenecek İstanbul Belgesel Günleri yine diğer senelerde olduğu gibi 35 ülkeden 120’den fazla belgeseli belgeselseverlerle buluşturuyor.22 Haziran’da başlayacak belgesel günleri 27 Hazirana kadar devam edecek.Belgesel sinemacılığı adına çok güzel yapıtları belgeselseverlerle buluşturmayı amaç edinen Documentarist,hem sinemanın kurguyla birleşen hayal dünyasını bilimin gerçekleri ile çok iyi harmanlayan belgesel sinemacılığı umarım günün birinde sinemalarda ve ya televizyon kanallarında hakettiği yeri bulur.Televizyon kanallarında ceza için değil ödül için yayınlatıldığı bir Türkiye şüphesiz ki medeniyet yarışında en önlere çıkacaktır.

Belgesel günlerine gelecek olursak festivale dair birkaç bilgi;

DOCUMENTARIST - İstanbul Belgesel Günleri'nin üçüncüsü, 22-27 Haziran 2010'da kapsamlı bir programla ve zengin bir yan etkinlik programıyla birlikte gerçekleşiyor. Belgesel dünyasından önemli konukların ağırlanacağı festivalde, son dönemde dünya festivallerinde ödüller kazanmış bir çok önemli belgesel ilk kez İstanbul'a uğrayacak.Festivalin bu seneki tematik bölümleri, dünyanın doğal kaynaklarının tükenişine dair filmlerin yer aldığı Kapitalizm Çıkmazı, sinemacıların kent yaşamına özellikle de metropollere bakışını yansıtan Kent ve Sinema, dünyanın en sorunlu bölgesinin kangren olmuş sorunlarına odaklanan Ortadoğu'nun Fay Hattı: Filistin-İsrail, sırf kadın olmaktan kaynaklanan sorunların irdelendiği Kadınlık Halleri gibi başlıklardan oluşuyor.

MERCEK ALTINDA: BALKANLAR

Yunanistan, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan, Kosova, Bulgaristan ve Romanya'dan 15 filmin yer aldığı Balkanlar bölümüne, bu ülkelerden sektör temsilcilerinin katılacağı ve deneyimlerini aktaracağı bir panel de eşlik edecek. Panelde bölgedeki belgeselcilerin sorunları masaya yatırılırken, Türkiye'deki meslektaşları ile olası işbirliği imkanları tartışılacak. Konuk konuşmacılar arasında Selanik Belgesel Festivali'nin kurucusu ve direktörü olan, kısa bir süre önce Selanik Film Festivali'nin yönetmenliğine de atanan Dimitri Eipides, Saraybosna Film Festivali danışmanlarından Rada Sesic, Balkan Belgesel Merkezi'nden Martichka Bozhilova, Kosova'daki DokuFest Belgesel Film Festivali yöneticisi Veton Nurkollari ile Romanya'dan yönetmen Diana Deleanu yer alıyor.

100614Doc2010-1.standard100614Doc2010-3.standard

KENTE BİR FİLM GELMİŞ!

DOCUMENTARIST'in bu yılki ana bölümlerinden biri de kentlere ayrıldı. Kent yaşamına ve sorunlarına dair filmlerin yer aldığı Kent ve Sinema başlıklı seçkide, Mumbay, Kahire, Şangay ve Bogota üzerine gerçekleştirilmiş dört belgeselden oluşan Danimarka yapımı 'Citites on Speed' serisi gibi yeni yapımların yanısıra, Jean Vigo, Krzysztof Kieslowski, Alain Resnais, Walter Ruttman, Johan van der Keuken gibi ustaların gölgede kalmış yapıtları da bulunuyor. Walter Ruttman’ın 1927 tarihli başyapıtı “Berlin, Bir Şehir Senfonisi” (Berlin: Die Sinfonie der Großstadt, 1927), Krzysztof Kieslowski’nin erken dönem filmlerinden “Lodz Kentinden” (Z miasta Lodzi, 1968), Jean Vigo'nun ilk filmi “Nice Hakkında” (A propos de Nice, 1930), Alais Resnais ve Robert Hessens'in “Guernica” (1950) ile Johan van der Keuken’in destansı filmi “Amsterdam Küresel Köyü” (Amsterdam Global Village, 1996) adlı yapıtları seçkideki klasikler arasında.

SİNEMA USTALARI, SİYAD SEÇKİSİ, İPŞİROĞLU ve ÖTESİ

DOCUMENTARİST 2010 programında üç büyük yönetmene dair birer çarpıcı belgesel de var: “Andrzej Wajda: Haydi Çekelim!” (A. Wajda: Let's Shoot!) “Katyn” filminin set arkasını anlatırken ünlü ustanın dünyasına bir yolculuk yaptırıyor. İsviçreli usta yönetmenin hayatını anlatan “Daniel Schmid: Düşünen Kedi” (Daniel Schmid – Le chat qui pense) seyircide hayli duygusal bir iz birakırken, David Lynch'in izini süren ve sonradan yönetmenin şimşeklerini üzerine çeken “David Uçmak İstiyor” (David Wants to Fly) ise epeyce sansasyonel bir etki yaratacak.

ALTI MEKANDA GÖSTERİM

Kısacası, 22-27 Haziran haftasında belgeselin kalbi İstanbul'da atacak. Son dakika sürprizleri, panel, atölye ve söyleşi gibi yan etkinlikleri ile zenginleşecek olan DOCUMENTARIST'te filmler Pera Müzesi Oditoryumu, Fransız Kültür Merkezi, Akbank Sanat, Dutch Chapel, Tütün Deposu ve Sismanoglio Megaro (Yunanistan Konsolosluğu'nun İstiklal Caddesi üzerindeki yeni binası) salonu olmak üzere 6 mekanda gösterilecek.

Ana sponsoru bulunmayan ve T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Ajansı'ndan bu sene de destek alamayan DOCUMENTARIST, Avrasya Sanat Kolektifi'nin (ASK) organizasyonu olarak büyük ölçüde konsoloslukların ve gönüllülerin desteğiyle gerçekleşiyor.

Biletler My Bilet'ten ve etkinlik haftasında salon girişlerinden temin edilebilir.

Bilet fiyatları: 4 TL….”

….Etkinliğin resmi internet sitesinden alıntıdır…..

Detaylı bilgi için http://www.documentarist.org/2010/fest/home.html

*
Share/Save/Bookmark

8 Haziran 2010 Salı

YIK-TIR-MI-YO-RUZ



Sonunda beklenen oldu ve Emek Sineması, İnci Pastanesi ve Yeni Rüya Sineması'nın içinde bulunduğu adada gerçekleştirilmesi planlanan sözde yenileme özde rant projesi, İstanbul 9. İdare Mahkemesi tarafından “uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğurabileceği” gerekçesiyle durduruldu. Bundan sonraki aşama bilirkişiler tarafından "mahallinde keşif ve inceleme" yapılmasını gerektiriyor.

Bilirkişilere sesimizi duyurmak, “Hepimiz bilirkişiyiz, Emek'i yıktırmıyoruz” demek ve mahkemenin öngördüğü doğrultuda “mahallinde keşif ve inceleme” yapmak için 11 Haziran Cuma saat 19:00'da Beyoğlu Belediyesi önünde buluşup hep beraber Emek Sineması'na yürüyoruz.

Saat 21.30'dan itibaren Emek Sineması'nda direnişin yaz sezonunu açmak için 1.Geleneksel Emek Şenliği'nde buluşuyoruz. Cümbüş Cemaat, Tatavla, Hariçten Gazelciler konserleri ve Süreyya Hardcore, FitiSound DJ setleriyle Emek Sineması'na sahip çıkacağımızı, sokakları meydanları boş bırakmayacağımızı gösteriyor ve hep beraber yürütmeyi durdurma kararını kutluyoruz!

11 Haziran Cuma
Hepimiz Bilirkişiyiz Yürüyüşü
Toplanma Yeri: Beyoğlu Belediyesi Önü Saat: 19:00
(Şahkulu Mah. Meşrutiyet cad. No:121 Tünel - Beyoğlu)

1. Geleneksel Emek Şenliği
Yer: Emek Sineması
Saat: 21:30'dan itibaren geç saatlere kadar

kaynak : http://emeksinemasi.blogspot.com/

*
Share/Save/Bookmark

Bir Efsanenin Sonu : Shrek 4Ever After


Canımız ciğerimiz yeşil devimiz Shrek son macerasıyla karşımızda. Shrek 4ever after (Shrek Sonsuza kadar mutlu) serinin ilk 3boyutlu yayınlanan ilk filmi olarak diğerlerinden bir adım önde üçüncü boyutun getirdiği canlılıkla daha başka daha güzel bir seyirlik sunuyor. Sinema sanatının en başından beri insanı ve dolayısıyla gerçeği perdeye yansıtma amacı son yıllardaki manevi gerçeklik olmasa da maddi gerçeklik adı altında görüntülerde sağlanan üçüncü boyutun derinliği insanı her türlü derinden etkiliyor. Yani kısacası bir bakıma bağımlılık yapan bir durum.Yıllarca filmleri iki boyutu izleyip üçüncü boyutun tadını aldıktan sonra insan normal film izlemek istemiyor.Hele hele haberlerde çıkan uzakdoğudaki sinemaların birinde 4. boyuta geçildiği ,filmdeki efektlerin devamı olarak titreşim, ses,yağmur ve koku efektinin verilmesi bu işin sonu galiba.Henüz öyle bir deneyim yaşamadım ama eğer yaşarsam iki boyulu filmlerin gözümde hiçbir değeri kalmayacağı kesin.


Kahramanımız Shrek’in yeni ve son macerasına gelecek olursak son filmden de hatırlayacağımız Shrek artık çocukları olan evinin erkeği bir devdir.Çocuklarının birinci yaş günü partisine hazırlanan Shrek her erkeğin yaşadığı ve yaşayacağı sorunu yaşıyor.Orta yaş bunalımı.Eskiden çamur içinde,köydeki herkesin kendisinde korktuğu zamanları özleyen Shrek yeni durumundan dolayı mutsuzluk yaşar ve herşeyin eskiye dönmesini ister.Kendini gerçek dev gibi hissettiği eski günleri görmek için kötü kalpli büyücü Rumpelstilzchen ile bir anlaşmaya varır.Rumpelstilzchen ona istediği bir günü verecektir ama kendisinden de bir gün istemektedir.Görünüşte adil bir anlaşmaya benziyen bu durum kötü kalpli Rumpelstilzchen için dünyayı ele geçirmek adına sadece bir basamaktır.Shrek’in doğduğu günü çalan büyücü böylelikle shreki sonsuza dek ortadan kaldırmayı planlamaktadır.Uzak Ülkenin değişik alternatif dünyasında kral Rumpelstilzchen olmuştur ve devler köle olarak çalıştırılmak üzere yakalanmaktadır.Bu alternatif dünyanın esas kötü tarafı Shrek Fiona’yı şatodan kurtarmamış ve dolayısıyla hiçi tanışmamışlardır.Büyünün bozulması için Fiona’yla öpüşmesi gereken Shrek eskiden değerini bilmediği güzel günlerine dönmek için türlü maceralara atlar ve Fiona’nın kendisine bir kez daha aşık olması için çabalar.

Shrek: Sonsuza kadar mutlu filmi adından anlaşılacağı gibi mutlu sonla bitse de esas anlattığı “İnsan elindekileri kaybedinceye kadar degerini anlamazmış” fikrinin çok iyi yansıtıyor.Serinin son filmi olması Shrek efsanesinin bitmesi anlamına gelse de animasyon sinemasında diğerlerin aksine Çirkin dev güzel prensesi kapar ana fikriyle yıllardır bildiğimiz klişelere aykırı son derece güzel bir evren sundu bizlere.Tadında bırakılmasıyla daha da gişe yapar tuzağına düşülmemesi son derece önemli.Espri kalitesi serini diğer filmlerine oranla daha yavan olsa da aksiyon anlamında serinin en iyilerinden biri sayılabilir.
*
Share/Save/Bookmark

3 Haziran 2010 Perşembe

Ya Böyle Olsalardı

Bir sinema filmini oluşturma sürecinde her aşama kendi içinde önemlidir ama filmin başarı yakalanması isteniyorsa oyuncu seçme kısmı(casting) en önemli aşamalardan biri olur.Zira yönetmenin kafasında oluşturduğu mizansenin perdeye düzgün yansıması için oyuncuların role en uygun şekilde bürünmeleri gerekir.Başarı için oyuncuların,senaryonun ve yönetmenin kimyalarının uyuşması gerekir.Geçmişe dönüp baktığımızda çoğu iyi filmde oynayan oyuncuların filmi yapanlar için ilk akla gelen oyuncular olmadığı çoğu yerde yazılır çizilir.İnternette rastladığım bir sitede bu durumu afişlerle çok güzel özetlemişler.Birkaç örnek için;

brokeback mountain

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hedger Ledger ve Jake Gyllenhaal’un olağanüstü oyunculuklarıyla akademi ödülleride en iyi film dahil sekiz adaylığı bulunan Brokeback Mountain filminin yapımcıları aklına sadece Ledger ve Gyllenhall gelmemiş.Mark Wahlberg, Joaquin Phoenix, Josh Hartnett, Colin Farrel,Billy Crudup gibi birçok ismin yanı sıra Matt Damon ve Ben Affleck açık ara en ilginç ikili olurlardı.

30798_386607647861_713137861_4010721_3399996_n 

30798_386617087861_713137861_4011018_6354078_n

32448_384811202861_713137861_3965736_7700397_n

  32448_385397137861_713137861_3977634_7256878_n

Kaynak: http://www.listal.com/list/if-movies-follow-their-original

*
Share/Save/Bookmark

2 Haziran 2010 Çarşamba

Bon Appetit

julie_and_julia_ver2Nora Ephron'un 2009 yapımı filmi Julie&Julia iki ayrı gerçek hikayeden yola çıkarak sinemayla yemek kültürünün ortak noktasında en iyi örneklerden biri sayılabilecek güzel bir film.Mastering the art of French Cooking kitabının yazarı Baking with Julia Child yemek programı ile efsaneleşen Julia Child'ın yemek yapmaya başlama hikayesiyle,Julie&Julia Project adında yemek blogu ile meşhur olan Julie Powell'ın ortak noktası yemek olan hikayelerinin birleşiminden oluşan filmde Julia Child'ı efsane aktör Merly Streep yine olağanüstü bir performansla canlandırıyor.Julie Powell'ı ise yine genç kuşağın başarılı oyuncularında Amy Adams canlandırıyor.Bu ikilinin eşleri olarak Stanley Tucci ve Chris Messina eşlik ediyorlar.

fo-julie-julia-movie-6081

İkilinin hayatlarındaki paralellikler üzerinden ilerleyen filmi daha iyi anlamak için Julia Child ve Julie Powell'ın hayatlarını iyi bilmek gerekiyor.Julia Child efsanesi konsoloslukta çalışan eşi Paul Child ile birlikte gittiği Paris'te memuriyet hayatının sonunda can sıkıntısı atmak için ahçılık kursuna gitmesiyle başlar.Amerikan yemek kültürüne Fransız yemeklerinin tadını sokmaya çalışan Child önde gelen ahçılık okulundan mezun olur ve tüm tariflerini toplayabileceği bir kitap yazmaya koyulur.Yıllar geçtikçe işler daha da zorlaşır ama en büyük desteği eşi Paul'dan alır.Amerika'ya dönüşlerinde kitabının basılmasıyla bir anda ünlenen Child daha sonraki yıllarda Baking with Julia Child adlı programıyla amerikan televizyonlarının en ünlüleri arasına girer.Julia Child'ın uzun ve sağlıklı yaşamı 2004 yılında 92 yaşında son bulur.

398-film_review_julie___julia_nyet563_standalone_prod_affiliate_81

Julie Powell ise sıkıcı iş hayatından ve özel yaşamından bunalıp kendine Julia Child'ı idol olarak Julie&Julia Project adlı bir blog açar.Amacı bir yılda Child'ın bütün tariflerini denemek.Günler geçtikçe blogu meşhur olur ve filme esin kaynaklarından biri olan kitabını yazması için ortam hazırlanmış olur.

julie-julia-movie-0809-dejulie_and_julia-jonathan-wenk2

Yemek üzerine kurulu bir filmin kötü olma şansının olmayacağı gibi bu filmde konu olarak aldığı yemek efsanesi Julia Child'ı ekrana çok iyi yansıtıyor.Merly Streep hakkında ekstra birşey söylemek gereksiz zira bu rolüyle beraber kırılması zor bir rekorla 16. oskar adaylığını almıştı.İki oskarı bulundan efsane oyuncu yine tek kelimeyle döktürüyor.Julie Powell'ı canlandıran Amy Adams da yine güzelliği ve şirinliği ile rolünü çok iyi kotarıyor.Gerçi kendisine karşı fazlasıyla sempatim olduğundan objektif bir yorum getiremiyorum:)

Sonlarına doğru temposu biraz düşse de genel olarak orta karar bir tempoda ilerleyen filmin finali çoğu görüşe göre havada kalmış.Bunun sebebi genel olarak Hollywood sinemasının bizi her filmin mutlu sonla bitmesi gerektiğini empoze etmesidir.İki gerçek hikayeyi anlatmasıyla beraber kurguyla gerçeğin ortak noktası olarak filmin sonu hayat kadar gerçekçi bir bitişle sona eriyor.Çünkü her ne kadar aynı konu üstünden gitsede hayatlar,aslında birbirlerinden uzak bambaşka hayatlar yaşıyorlar.Esas vurgulanan her ikisininde filme konu olan kitap yazma süreçlerinde yaşadıklarının aynı olması ve en büyük desteklerini eşlerinden almaları.Sonuç olarak özellikle Merly Streep’i performansı görülmeye değer.

Filme alakalı ekstra bir bilgi ise filmde bahsedilen blogun hala var olması. http://blogs.salon.com/0001399/2002/08/25.html  sitesinden ulaşılabilen blog filmi daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir..

*
Share/Save/Bookmark

Ölümün olduğu yerde umut da vardır.

 poster_wristcutters-poster

Wristcutters A Love Story (Bilekkesenler:Bir Aşk Hikayesi) Goran Dukic’in yönetmenliğini yaptığı başrollerinde Patrick Fugit,Shannyn Sossamon,Shea Whigham,Leslie Bibb ve Tom Waits rol aldığı 2006 yapımı film.Etgar Keret’in Kneller’s Happy Campers kısa hikayesinden esinlenilerek oluşturulan senaryo da yine Goran Dukic’in imzası var.Ulusal ve uluslararası çoğu bağımsız film festivallerinden ödüller ve adaylıklar kazanan film ölüm ve intihar gibi sevimsiz konular da bile umudu ve aşkı anlatması bakımından son derece enteresan bir senaryoya sahip.

wristcutters

Filmin konusu ise kısaca, sevgilisinden ayrılan Zia (Patrick Fugit) bileklerini keserek intihar etmesinden sonra kendini sadece intihar eden insanların olduğu büyük çöllerle kaplı uçsuz bucaksız alternatif dünyada bulur.Bir nevi araftır orası.Bir tesadüf eseri eski sevgilisi Desiree’nin (Leslie Bibb) de kendisinden sonra intihar etmesini öğrenmesiyle barda tanıştığı Eugene ile onu aramaya koyulurlar.Bu arayış sırasında yanlışıkla intihar ettiğinin savunan ve yetkililerle konuşup hayata geri dönmek isteyen Mikal(Shannyn Sossamon) da aralarına katılır.Bu üçlü Desiree’yi ve yetkilileri bulmak için türlü durumlara sokarlar kendilerini.Bulmak istediklerini bulunca asıl sorunlar başlar.Çünkü ölümün olduğu yer de umut da vardı aşk da.. wristcutters (1)

Yıldızsız gökyüzü,araba koltuğunun altındaki kara delik,intihar edenlerin gülümseyememesi,küçük mucizelerle renklenen ne hayatın ta kendisi ne de öteki taraf olabilmiş orta dünyada arada kalanların filmi.Kendilerinden nefredip hayatlarına kıyanlarına yine kendilerine mahkum oluşlarını umut ,aşk ve özlemle birleştirerek anlatan son derece içten bir film Wristcutters.Bu temelin üstüne başarılı oyunculuklar sayesinden temposu hiç düşmeden kaliteli bir seyirlik sunuyor.Hele artık filmlerin de önüne geçecek düzeyde müzik kullanımı sonucu film Soul Kitchen’daki gibi sırf müziklerini dinlemek için bile izlenebilir.Filmin ağır toplarından Tom Waits’in filme katkısı da olağanüstü.Viski kokan sesiyle filme getirdiği tat son derece başarılı.Ayrıca  filmin başında Dead and Lovely ile intihar sekansı son yıllardaki en başarılı film açılışlarından biri.Böyle kasvetli bir olayı böylesine bir romantizm ve estetikle anlatmak anca bu filme özel bir durum galiba.

wristcutters1b

Sonuç olarak amerikan bağımsız sineması adına güzel örneklerden biri ve enteresan senaryosu,harika oyunculukları eşsiz müzikleri sayesinde son derece keyifli bir seyirlik sunuyor.

*
Share/Save/Bookmark

Eğer uslu durursak

 The_Smurfs

Çocukluğumuzun vazgeçilmez unsuru canımız ciğerimiz Şirinlerin sinema versiyonu çekiliyormuş.Space Jam gibi live/action tarzda yarı animasyon yarı gerçek görüntülerle çekilmesi planlanan projede Neil Patrick Harris,Hank Azaria,Katy Perry,Sofia Vergara,B.J. Novak,Alan Cumming,George Lopez gibi ünlü isimler yer alıyor.Gargameli canlandıran Hank Azaria’nın New York da çekilen sahnelerinden ilk kareler basına yansıdı.Şimdiden merak uyandıran proje de bakalım sonuç nasıl olacak.Ama her ne olursa olsun çocukluk fenomenimiz Şirinleri sinemada görmek arı bir keyif verecektir.Eğer iyi bir çocuk olursak 2011’de Şirinleri vizyonda görebilirimişiz.

garg

                  azariasmurfs1 azariasmurfs2

*
Share/Save/Bookmark

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Aşka Yolculuk – Leap Year

leap-year-movie-poster

The Leap Year(Aşka Yolculuk) 2010 yapımı başrollerini güzeller güzeli Amy Adams,Matthew Goode,Adam Scott’ın paylaştığı romantik komedi.Hollywood sinemasının romantik komedi türü için  söylenebilecek bütün klişe durumların hepsi mevcut.Filmin konusu uzatmalı sevgilisiyle evlenmek isteyen ama bir türlü isteği yerine gelmeyen Anna(Amy Adams) bir inanışa göre 29 Şubatta kadınların evlenme teklif etmelerinin şanş getireceği inanıldığından evlenme hayalini yerine getirmek için Boston’dan İrlanda’ya zorlu bir yolculuğa çıkar.Dublin’e zamanında varmak için Declan’la (Matthew Goode) bir anlaşma yaparlar ve kendisini Dublin’e götürmesini ister.Böyle başlayan yolculukta çiftimizin yaşadığı türlü güçlükler birbirlerine yakınlaşmalarını sağlar.Romantik komedilerin olmazsa olmaz unsuru aşk yaşaması olası çiftin yol boyunca bütün nefrete ve çekişmeye rağmen aşka söz dinletememeleri olayı aynen bu filmde  de mevcut.

Vakit geçirmek için iyi bir seyirlik sunan film iki özelliğiyle birlikte insana keyif veriyor.Birincisi benim favorim güzeller güzeli Amy Adams.Son derece güzel ve sempatik olmasının yanında Sunshine Cleaning,Doubt,Night at the museum 2,Julia&Julia gibi filmlerde de gösterdiği iyi oyunculuğuyla bu filmde de kalitesini ortaya koyuyor.Filmin diğer bir artısı da konunun geçtiği İrlanda.El değmemiş doğanın saflığı ve güzelliği ekrana çok iyi yansıtılmış.

Seyretmeseniz çok bir şey kaybetmeyeceğiniz ama seyrederseniz de  keyif alacağınız orta karar bir film Leap Year.Filmden ve İrlanda’dan aklımda kalan güzel kareler ise;

leap year bscap0001

bscap0003

bscap0011   bscap0015bscap0016  bscap0018 bscap0020bscap0019

*
Share/Save/Bookmark

27 Mayıs 2010 Perşembe

Destansı Bir Masal – The Fall

the-fall-20080402035420178salvador dali-Face of Mae West

Bu filmi anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalır.Sinemanın büyüsünü içinde hisseden tüm insanların diline bir parmak bal çalınmış gibi bir duygu uyandırıyor sinemaseverin içinde.Baştan sonra bir görsellik şaheseri.Her bir karesi tablo yapılıp duvara asılacak düzeyde mükemmel bir yapım.Hintli yönetmen Tarsem Singh'in ilk filmi The Cell (Hücre)'den 6 yıl sonra çektiği ikinci filmi The Fall ilk filme nazaran dünya sinema tarihine altın harflerle yazılacak bir masalsı bir anlatımla sinemaseverlerin gönlünde taht kuruyor.Hele açılış sahnesinden sonra anahtar deliğinden yansıyan ışıkta duvara yansıtılan at görüntüsü varki bütün film boyunca sayısız gönderme içinde en baştan sinema için olmazsa olmaz görüntünün yansıması kuralına esas duruşta selam çakıyor.

3
Filmin en başında David Fincher ve Spike Jonze'nin adının geçiyor olması bu iki yönetmenin ticari amaç gütmeden projeye gönülden bağlı olmalarının ötürü isimlerini kefil olarak kullanılmasına izin vermelerin sonucu olmuş. Hal böyle olunca sağlam isimlerle başlayan film tüm beklentileri haklı çıkarırcasına bir görsel destana buyur ediyor bizleri.18 farklı ülkede 26 değişik mekanda çekilen sahneler 4 yıl gibi uzun bir post-prodüksiyon aşaması geçirdikten sonra 2006'da festivallerde gösterilmesine rağmen tam anlamıyla 2008 yılında geniş kapsamlı gösterime çıkan film ülkemizde ilk olarak İf İstanbul kapsamında gösterildikten sonra Berlin Film festivali gibi birçok festivalden ödülle ayrıldı.24454607tu7Filmin konusu ise bir sinema filmi çekimi sırasında yaralanan intihara meyilli dublör Roy(Lee Pace) ve ağaçtan portakal toplarken düşüp kolunu kıran küçük Alexandria(Catinca Untaru) arasında geçen ilginç arkadaşlık üzerine kurulu 1920’lerin Los Angeles’ın da küçük bir hastanesinde yaşanan ilişkiler.Böyle anlatınca basit bir filmmiş gibi gelebilir ama Roy'un Alexandria'ya anlattığı masallardaki müthiş görsellik filme damgasını vuruyor.Ana tema olarak filme de ismini veren "düşmek" durumu kahramanımız Roy'un ruhsal çöküntülerinin iş hayatındaki düşüşleriyle paralel ilerleyen yaşamı ve aynı şekilde ikisini bir araya getiren bu düşüşler arasında anlatılan masalın gerçekle bütünleşerek ilerlemesi izlerken keyifli bir seyirlik sunuyor.Yönetmenin Hintli olması nedeniyle Hint inanışındaki çoğu figürün ve daha başka kültürlerdeki alegorik sembollerin göndermeler şeklinde filme yansıtılmasıyla sağlam bir felsefik altyapının kurulmasını sağlıyor.Filmin afişinin Salvador Dali'nin "Il Volto de Mae West" eserinden uyarlanarak yapılması filmin sürrealist yönünün en büyük sürrealist sanatçıya ithaf edilmesi güzel bir başlangıç.Ayrıca ameliyat sahnesinin için "Frida"nın beyin ameliyatı sahnesi birebir kopyalanmış.Bir başka gönderme ise Roy’un anlattığı masalın kahramanlarından biri olan Charles Darwin'in çantasının içinde taşıdığı ve kimseye göstermediği Wallace adlı maymunun gerçek hayatta kendisine itham edilen evrim teorisini Alfred Wallace'ın çalışmalarından çalması iddiasına dayalı bir gönderme.Hele sonlarda maymunun öldürüldüğü sahnede "beni bırakma dostum. fikirlerin senden çıktığını herkese söyleyeceğim. benim bir sahtekar olduğumu öğrenecekler." diye haykırması darwin konusunda tartışmalı bir iddiayı özeleştiri kıvamında ortada bırakarak sonrasında da epik bir sahneyle son buluyor.Filmde geçen doğaya ait semboller ise Avatar'da da geçen doğadaki tüm yaşamların kaynağı yaşam ağacı simgesi(tree of life) ,kelebek ile tasvir edilen Roy'un intihardan vazgeçip küçük Alexandria ile hayat dönmesine ithafen yeniden doğuşun simgesi gibi daha birçok hayata dair anlatılar kullanılmış.

282

Aslında filme de adını veren "düşüş" miti insanın yaratılışından beri karşısına çıkan en büyük metafor.Adem ile Havva'yla başlayan ağaçtan düşen elma masumiyetimizi kaybedip suçla ilk tanışmamızın başlangıcı bir düşüşle oluyor.Alexandria'nın da ilaçları çalmak için merdivenden düşmesi masumiyetin simgesi çocuğun bile suça bulaşmasını tasvir ederek düşüşle beraber saflığından da gidişini anlatıyor bizlere.Belirsiz sona doğru insanın yolculuğunda her saniye düşüşün devam etmesi biz ne kadar farkında olmasak ya da kabul etmesek de yaşadığımız bir durum.Hani bir söz vardır "dünden kötü,yarından iyiyiz" gibi.   tarsem-the-fall-stills-02Sonuç olarak her sinemaseverin ölmeden önce seyretmesi gereken filmlerin en başında gelen ,bizleri masalsı anlatımıyla farklı duygulara sürükleyen destansı bir film.Bir değil birkaç defa seyredilerek her defasında farklı duygulara götürebilecek nadir filmlerden biri.Mutlaka izlenmeli.bscap0001  
Filmde geçen tüm mekanları merak edenler için güzel bir çalışma ; http://thefall-locations.blogspot.com/ 

  • Valkenberg Hospital- Cape Town, South Africa
  • Dead Vlei from the Sossusvlei dune in Namib-Naukluft National Park in Namibia
  • The labyrinth - Jantar Mantar in Jaipur
  • Charles Bridge in Prague, Czech Republic
  • Butterfly reef, Fiji
  • Sumatra Island
  • Andaman Islands of India
  • Pangong Lake in Ladakh – India
  • Buland Darwaza in the palace complex of Fatehpur Sikri, Uttar Pradesh-  India
  • Agra
  • Magnetic Hill in Ladakh, India
  • Moonscape near Lamayuru in Ladakh, India
  • Bali
  • Chand Baori, a large stepwell in Abhaneri village in the Indian state of Rajasthan
  • Jodhpur, the Blue City in Rajastan
  • Umaid Bhawan Palace Lobby, Jodhpur, Rajastan
  • Taj Mahal -  India
  • Capitoline hill, Colosseum -  Roma, Italy
  • Hagia Sophia, Istanbul, Turkey
  • First Statue of Liberty at Jardin du Luxembourg in Paris, France1
*
Share/Save/Bookmark

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Bu mutfakta herşey var

soul-kitchen-poster-bakiniz-com

Fatih Akın son yıllarda yaptığı işlerle gerek Alman sineması gerekse Türk sineması adına çok güzel örnekler veriyor.Gegen Die Wand(Duvara Karşı) filmiyle aldığı ödüllerle adından sıkça sözetmeye başlamıştı.Son filmi Soul Kitchen (Aşka Ruhunu Kat) ile de Venedik Film Festivalinde juri özel ödülü almasından sonra Avrupa sineması adına ödül garantisi yönetmenler arasında gösterilebilir.

Filmde diğer filmlerinden de aşina olduğumuz Fatih Akın'ın gerçek hayatta da arkadaşı olan Adam Bousdoukos Soul Kitchen adlı restoranın genç sahibi Zinos olarak karşımızda.Kız arkadaşı Nadine(Pheline Roggan) yeni bir iş için Şangay'a gider.Sevgilisinin gidişi üzerine yaşadığı duygusal karışıklık işine de yansır.Ayrıca kaza sonucu omurlarındaki diskleri sakatlar yani bildiğin fıtık olur.Bütün bunların üstüne yeni işe aldığı deli ahşı Shayn Weiss(Birol Ünel) ellerinde olan müşterileri de kaçırır.Bütün bunların üstüne maddi açıdan da zoruluklar yaşayan Zinos ve restoranı Soul Kitchen yeniliklere açık hale gelir ve kabuk değiştirir.Yeni konseptle beraber müşterilerin de sayısı artar.Buna rağmen Zinos restoranı birine devredip sevgilisin peşine Şangay'a gitme planları yapar.Restoranı hapiste yatan ve izinli tahliye edilen erkek kardeşine devreder ama kardeşinin eski alışkanlıkları restoranı kaybetmesine  neden olur.Sevgilisinden de beklemediği anda duygusal açıdan tokat yiyen Zinos tüm bunların içinde restoranını kurtarmak için var gücüyle mücadele eder.

Soul-Kitchen-1
Almanya'daki ikinci kuşak Alamancılardan olan Fatih Akın,Almanya'nın kozmopolit yapısının içinde gitarist yardımcısı,özgür yaşama çabası içinde ressam olma hayali kuran garsonu Lucia,eski hırsız kardeşi Illias ve bir o kadar boş arkadaşları,sayko ahçı Shayn,eski okul arkadaşı emlakçı Thomas Neuman,fizyotrapist Anna ve aksi yaşlı Sokrates 'den oluşan enterasan ve bir o kadar da eğlenceli ekip tüm dramların ve komedilerin baş aktörleri.Soul-Kitchen-2

Filmle ilgili tüm yazılabilecek sinemasal özelliklerinden önce müzikleri başlı başına bir yazı konusu.Funktan rock'a,sezen aksu'dan disko müziğine kadar geniş yalpazede her telden müziğin duyulduğu film müzik açısından bakıldığında uzun müzik klibi tadında geçiyor.Soundtrack albümü ise arşive koymalık edinilesi bir albüm.

Oyunculuklar ise oldukça tanıdık.Fatih Akın'ın önceki filmlerinden tanıdığımız oyuncuların yer aldığı filmde Adam Bousdoukos senaryodaki katkısının yanı sıra başroldeki Zinos'un duygusal ve fiziksel karmaşıklığını perdeye çok güzel yansıtıyor.Hele deli ahçı rolünde Birol Ünel varki tüm oyuncular içinde en iyi performansı gösteriyor.Ayrıca yüzümüzü güldüren kısa rollerin başında Kemikkıran Kemal rolündeki kırık çıkıkçı Uğur Yücel biraz daha fazla gözükseydi dedirtecek bir oyunculuk sergiliyor.Aksi ihtiyar Sokrates rolünde de Demir Gökgöl de güzel bir seyirlik sunuyor bizlere.Anna Bederke(Lucia) ve Pheline Roggan (Nadine) güzelliklerini oyunculuklarıyla birleştirip tüm koşuşturmacanın aşkın ve romantizmin üstüne kurulu olduğu filmde uğruna mücadele edilinen güzellikleri güzel sembolize ediyorlar.soul-kitchen_stills_dsc7467_gordon-timpenSonuç olarak ritmi yüksek,bol diyaloglu,bir restoran içinde acı ve tatlının birbirine karıştığı gibi komedi ve dramın içiçe geçtiği güzel bir film Soul Kitchen.Fatih Akın da bundan sonra yapacağı her filmde kalite açısından yükselen bir grafik çizen Türk ve Alman sineması adına parlak yönetmenlerin başında geliyor.Bundan sonra olası her projesi ile hem ödül hem de gişe açısından yapımcılara garanti sunacağa benziyor.

*
Share/Save/Bookmark