29 Ocak 2010 Cuma

İlkbahar,Yaz,Sonbahar,Kış…ve İlkbahar

spring_summer_fall_winter_and_spring_movie

Soğuğun iliklerimize kadar işlediği şu günlerde en çok özlemle andığımız mevsimler ilkbahar ve yaz galiba.Ya da biraz melankolikler için daima en iyisi olmuş bir sonbahar.Gerçi insanoğlu biraz nankördür.Zira yazın da en çok özlediğimiz kıştır.Türkiye için genellikle dört mevsimin yaşandığı yer denir,bu film de aynen öyle.Ana karakterlerinin dört mevsim olduğu Kim-Ki Duk yönetmenliğinde 2003 yılı Güney Kore,Almanya ortak yapımı bir film.İlkbahar,Yaz,Sonbahar,Kış…ve İlkbahar…Hayatın bütün keşmekeşinden kendinin soyutlamış bilge bir kişi ve yanında hayatı ve bilgeliği öğrenmeye çalışan mevsimlerle beraber ruhsal evriminin izlediğimiz keşiş adayı.Budist inancında ;ki dünyadaki diğer bütün tasavvuf öğretilerinin ortak noktası NEFS’i eğitme çabası filmin ana eksenini oluşturuyor.Gölün ortasında yüzen tapınak,duvarları olmayan kapılar,her mevsimin temsili bir hayvan,reenkarnasyon,aşk,suç,intikam ve türlü türlü bu dünyaya ait olan veya olmayan semboller bütünü bir film.Tamamen farklı bir dünya onların ki.Her geçen gün yalan bir yarışın içinde kendimize kattığımızı zannettiğimiz sıfatların aksine adı,sanı bile geçmeyen bilgelerin hayatı.Değil mi ki nefsi eğitmek için önce varolmamak gerekliliği.O zaman ne gerek var ki bir ada bir sana.Balıkla,kurbağayla,yılanla eşit bir hayat insanınki.Tek farkımız vicdanımıza bağlanmış taşlar.Hayatın hengamesinde unutmuş olduğumuz spiritüel sembolleri ve kendine özgü dili olan mevsimleri ayrı ayrı okumak gerek bu filmi anlamak için.

--İLKBAHAR--

Doğadan ayıra ayıra kendimizi yapay evrenlere soktuk.İnsanın hayvanla eşit olduğunu ve bir uyum içinde yaşayabileceğimizi anlayamanlara uzak gelir,onlara karşı giriştiğimiz savaşın boşuna oluşu.Bu bölümde keşiş adayı çocugumuz hayatı tanımaya başlar doğanın ve hocasının yardımıyla.Her bölümde olduğu gibi bu bölümün sembol hayvanı yavru köpek.Çocuğun masumiyetinin temsil ediyor.Bele bağlanan taş hayvanların hayatlarını kısıtlamamızın bizi de en az onlar kadar vicdanımızda kısıtladığını düşündürüyor.Ve asıl adalet duygusuna vicdanı gelişmiş insanların sahip olabileceğini hissettiriyor.Değil mi ki vicdanına sığdırabiliyor musun bir insana ve ya hayvana eziyet etmeyi.Boris Cyrulnik’in bir sözü vardır bunu anlatan; “Hayvanlarda dilsiz bir düşünce biçiminin varolduğunu öğrendiğimiz gün, onları hayvanat bahçesine kapatmış olduğumuz için utançtan öleceğiz.”

spring-summer-fall-winter

--YAZ--

Duvarı olmayan kapılar ki mahremiyete işarettir bu.Sosyal anlamda içiçe geçtiğimiz hayatımızda artık duvarlar ayırır oldu insanları.Oysaki nefsimiz ayırmalıydı mahremiyeti.Evlerinin içine kamera koyup izlemeye başlayınca içeridekileri yitirmiştik galiba mahremiyetimizi.Bir de sahiplenme güdüsü vardı,aşkla karıştırılan.Sonucu öldürmeye kadar giden.Tabi kıskançlık ve intikam bunun doğal sonucu. Bu bölümde çocuk olarak bıraktığımız karakterimizi gençlik haliyle görüyoruz.Hastalığına çare arayan genç bir kızın gelmesiyle kahramanımız için asıl sınav başlıyor.Aslında sınav değil bu,hayatı öğrenme durumu ve yeni keşfettiği duyguları.Sembol hayvan Horoz ile anlatılmak istenen herşeye baskın duyguyu veren ve insanın sağlıklı düşünmesini engelleyen üreme ve sahiplenme güdüsü.Daha doğrusu aşk sandığımız,aşk ile karıştırdığımız güdüler.Daha Fruedyen tabirle libido.

Mahremiyetin çiğnenişi olmayan duvarlardan geçme ile anlatılmış.Yani libido uğruna bütün değer yargılarından vazgeçme.Ademi bile cennetten eden o duygu.Ustanın teknede onları yakalayışı ve tekneyi horozla çekişi filmden alakasız başka bir şeyi hatırlattı bana.Horozun neden öttüğünü??

“Athena (barışın ve güzelliğin tanrıçası) Zeusu istemesinde dolayı zeusun karısı tarafından şikayet edilir ve ceza olarak çirkinliği ile ünlü demirciler tanrısı HEPHAİSTOS ile evlendirilir. Athena güzel ve işveli olmasına rağmen Hephaistos yaşlı ve çirkindir. Geceleri sabaha kadar demir dövmekte ve sabaha karşı gelip uyuyakalmaktadır. Athena bu duruma artık dayanamaz ve Yakışıklı ve genç Ares'e (savaş ve mertlik tanrısı) asılmaya başlar. Ares te güzelliği ile meşur Athenanın işvesine dayanamaz ve onla birlikte olmaya başlar. Ares her gece Athenanın Kinidos (DATÇA) daki evine gelmekte ve kapıyada bir askerini koymaktadır. Asker güneş doğmadan Arese haber vermekte ve onun Hephaistos gelmeden kaçmasını sağlamaktadır. Günler birbirini izler ve bir gün kapıdaki asker uyuya kalır gün aydınlanmaya başlar. Yavaş yavaş güneş tanrısı Okeanos ortaya çıkar Ve birde ne görsün Athena Hephaistosu Ares ile boynuzlamakta. Bunun üzerine Ares cezalandırılır ve Trakyaya sürülür. Bunu hazmedemeyen Ares kapıdaki askerini horoza çevirir. O gün bu gündür o asker hatasını düzeltmek için güneş doğmadan öter ve kendisinin affedilmesini bekler durur.”

Coğrafyalar ne kadar farklı olursa olsun,anlatılan şeyler hep aynı.

6a00d8341c78bf53ef00e54f734ac38833-640wi

--SONBAHAR--

Sahiplenme güdüsünün nihayet fiziksel zarar verme noktasına gelmesiyle tekrardan geriye dönüş.Ama ne kadar kaçarsa kaçsın adaletten kaçamayacağı durumu hakim.Tabi adalet dediğimiz şey en baştan beri anlatılan vicdanlarımız olmalı.Polisiyle,mahkemesiyle sadece toplumsal vicdan temizlenebilir.Bu bölümde kahramanımızın bir kız uğruna ustasını terkedişi kedi ile sembolize edilmiş.Ve usta için ölüm vardı sonunda.Sonbahar ile alakalı.Adı üstünde bir son.Zira bütün gidişler sonbaharda olurdu.Bile bile isteye isteye.Ama fiziksel durumu varolmak sananlara anlatılamaz insanın manevi varlığı.Evet ölüm var ama fiziksel bu,bir yılanın bedeninde reenkarne olan.Yılan da bilgeliğin sembolüdür,gitmek istenen nihai nokta.kinopoisk.ru-Bom-yeoreum-gaeul-gyeoul-geurigo-bom-626943

--KIŞ--

Ve nihayet kış.İnsanın doğa karşısında en aciz kaldığı mevsim.Doğanın insafına kalmış yaşamlar.Ve insanın süphesiz ki insanın içine yöneldiği zamanlar.Hava ne kadar kapalı olursa o kadar kendini tanımaya başlıyor insan.Bu bölümde de kahramanımız son haliyle karşımıza çıkıyor(aynı zamanda yönetmen Kim-ki Duk’tan başkası değildir bu.)Her şeye tekrardan başlamak üzere cezasını çekmiş olarak buz tutmuş gölün ortasındaki tapınağa geri döner.Bu arada yüzü tamamen kapalı bir kadın bir bebek getirir ve onu bırakarak kaçar.Yüzü gözükmeyen bu kadın aslında bir insandan çok var olan döngünün devam etmesini anlatıyor.Filmin başında da hiçbir şekilde bilmediğimiz kahramanımızın geçmişi gibi,burada da yeni gelen bebeğin neden geldiğini söylemiyor.Böylelikle insanların adı,sanı,geçmişi ne kadar farklı olursa olsun,aslında bu döngünün bir parçası olduğumuzu anlarız.

springsummerfallwinterandspringpic

Ve herşey tekrardan başlar,bu döngü devam eder………………….Yine yeniden ilkbahar…..

Sonuç olarak son dönem yükselişe geçen Güney Kore Sinemasının çok başarılı ve çarpıcı örneklerinden biri.İçerdiği zengin spiritüel öğelere ek olarak harika denilebilecek görsel manzaralara sahip olan,her türlü ruhsal ihtiyacımızı karşılayan son derece başarılı bir film.

*
Share/Save/Bookmark

25 Ocak 2010 Pazartesi

AVATAR vs. TITANIC

avatar-vs-titanicBir insanın kendiyle yarışması çok onurlu ve güzel birşey.Yukarıdaki değerlendirme James Cameron’un için bir gurur tablosu adeta.Box Office’in tahminlerine göre  Avatar’ın Titanic’i hasılatta geçmesine kesin gözüyle bakılıyormuş.İşin maddi tarafının yanı sıra başarısının manevi tarafı da tatmin edici.Altın Küre ödüllerinde En iyi film ve en iyi yönetmen ödülünü alan James Cameron’ın bu başarısını oscarlarda da devam ettireceği bir çok sinema otoritesince öngörülüyor.

*
Share/Save/Bookmark

19 Ocak 2010 Salı

67. Altın Küre Ödülleri

17 Ocak Pazar günü yapılan görkemli törenle sahiplerini buldu.Öncesinde hollywood güzellerinin arz-ı endam bulundukları kırmızı halı seremonisine yağan yağmur damgasını vurdu.Ricky Gervais’in taşı gediğine koyan esprileri ile eğlenceli hale gelen sunumunda özellikle son yıllarda Steve Carell’le girdiği polemikleri yeni bir boyuta taşıması hayli komikti.(bkn: 59. ve 60. emmy ödülleri).Ayrıca sunarken alttan da birayla demlenmesi ve şakalarının suçunu ona atması tam Ricky Gervais’lik bir durumdu.

Kazananlara gelince;


SİNEMA

En İyi Film (Drama): Avatar
En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Jeff Bridges (Crazy Heart)
En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Sandra Bullock (The Blind Side)
avatarjeff bridgessandra bullock  

En İyi Film (Müzikal-Komedi): Felekten Bir Gece/ Hangover
En İyi Erkek Oyuncu (Müzikal-Komedi): Robert Downey Jr. (Sherlock Holmes)
En İyi Kadın Oyuncu (Müzikal-Komedi): Meryl Streep (Julie & Julia)

  LiveImages_Foto Haber_Altın Küre Sahnede Yıldızlar Geçidi_R18063211 LiveImages_Foto Haber_Altın Küre Sahnede Yıldızlar Geçidi_P18070851 LiveImages_Foto Haber_Altın Küre Sahnede Yıldızlar Geçidi_oscar

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Soysuzlar Çetesi/ Inglourious Basterds)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo'Nique (Precious)
En İyi Yönetmen: James Cameron (Avatar)
En İyi Senaryo: Aklı Havada/ Up In The Air (Jason Reitman, Sheldon Turner)
En İyi Animasyon: Up
En İyi Yabancı Film: The White Ribbon (Michael Haneke - Germany)
En İyi Müzik: Michael Giacchino (Up)
En İyi Şarkı: Ryan Bingham and T Bone Burnett - The Weary Kind (Crazy Heart)

michael haneke LiveImages_Foto Haber_Altın Küre Sahnede Yıldızlar Geçidi_R18063616jason reitman 

  TELEVİZYON

En İyi Dizi (Drama): Mad Men
En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Michael C. Hall (Dexter)
En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Julianna Margulies (The Good Wife)
mad men

En İyi Dizi (Müzikal-Komedi): Glee
En İyi Erkek Oyuncu (Müzikal-Komedi): Alec Baldwin (30 Rock)
En İyi Kadın Oyuncu (Müzikal-Komedi): Toni Collette (United States Of Tara)

En İyi Mini Dizi: Grey Gardens
En İyi Erkek Oyuncu (TV filmi veya Mini Dİzi):  Kevin Bacon (Taking Chance)
En İyi Kadın Oyuncu (TV filmi veya Mini Dİzi): Drew Barrymore (Grey Gardens)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Dizi, TV filmi veya Mini Dİzi): Chloe Sevigny (Big Love)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Dizi, TV filmiveya Mini Dİzi): John Lithgow (Dexter)

*Ayrıca dostları çok özlemişim…

jennifer aniston 2  courtney cox

*
Share/Save/Bookmark

16 Ocak 2010 Cumartesi

Eski Türk Filmlerinde Devrim

Eski-Filmler-Artık-Yeni-e1263509796276

Son günlerde Türk sineması adına güzel haberler geliyor.Sanatsal içerikten çok teknolojik boyutu olan bu haberler VİPSAŞ  stüdyolarından geldi.Arzu Film ve Gülşah Film tarafından gelen ilk girişimlerle yenileme işlemleri başladı ve asıl bizi sevindiren ilk görüntüler internette yayınlandı.

Gülşah Film’in internet sitesinde verilen bilgilere göre 1080 çözünürlükte HD olarak restore edilen filmlerdeki diğer teknolojik geliştirmeler şöyle;

*orijinal 35 mm negatif veya pozitifler 2k yüksek çözünürlükte tarama ile dijital ortama aktarılmakta ve daha sonra barındırdığı çizikler, toz zerrecikleri, montaj lekeleri, küf lekeleri, titreme gibi daha birçok hatadan arındırılıp grain miktarı azaltılmaktadır. Ayrıca ses seviyelerin eşitlenmesi ve gürültü azaltılması gibi ses resterasyonu da yapılmaktadır.
Filmler, son aşama olarak color correction ile renk düzeltmeleri yapılıp, High Definition 16:9 Digital Betacam ve Betakam SP 4:3 veya 16:9 formatında yayın bandı alınmaktadır. Ayrıca 2K dpx dosyalarıda arşivlenmek üzere hard diske alınmaktadır.

Böylelikle

1- Filmlerin yanması, yıpranması, yok olması söz konusu olmayacak.
2- Filmlerin saklanması kolaylaşacak ve dev depolar gerekmeyecek.
3- Filmlerin restorasyon yapıldıktan sonra 35 mm.ye basılması daha kolaylaşacak.
4- Hiç bir kanal “maalesef filmin orjinali kötüydü” diyemeyecek.

DVD ve Blueray olarak ekranlarımıza gelecek bu efsane filmler böylelikle yeni kuşaklara daha net ve daha güzel şekilde aktarılacak.Hollywood sineması ve onun gelişen teknolojileriyle başa çıkmanın zorlaştığı sinema endüstrisinde rekabet adına böyle adımların atılmaya başlanmış olması gurur verici.Daha fazla örnek için aşağıdaki linklerle Gülşah Film’in sitesinden izlenebilir.Özellikle Çiçek Abbas’tan öyle bir efsane sahneyi düzeltmişlerki bir kez daha takdiri hak etmişler.Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

*
Share/Save/Bookmark

14 Ocak 2010 Perşembe

42.Siyad Ödülleri

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD)’ın her yıl düzenlediği Siyad ödülleri bu yıl 31 Ocak’ta sahibini bulacak.Farklı kategorilerde 20 filmin yarışacağı ödüllerde uzun metraj film kategorilerinin hepsinde aday olan VAVİEN öne çıkan filmlerden biri.Onur ve Emek ödüllerinin önceden duyurulacağı ödül töreninde daha önceki yıllarda verilen  yılın umut veren sanatçısı ödülünün adında hoş bir jestle değişiklik yapılmış.Yakın zamanda kaybettiğimiz yönetmen AHMET ULUÇAY’ın adı bundan böyle “Ahmet Uluçay Umut Ödülü” olarak yaşayacak.

42. SİYAD Ödülleri, 31 Ocak Pazar akşamı Beşiktaş Kültür Merkezi’nde yapılacak törenle sahiplerini bulacak.

http://www.siyad.org

EN İYİ FİLM

film_afis hayat-var-reha-erdem-poster 1476 vavien-afis Pandoranin-Kutusu-Film-Afis

  • HAYAT VAR (Yapımcı: Ömer ATAY)
  • İKİ DİL BİR BAVUL (Yapımcılar: Orhan ESKİKÖY, Özgür DOĞAN)
  • PANDORA’NIN KUTUSU (Yapımcılar: Yeşim USTAOĞLU)
  • SÜT (Yapımcı: Semih KAPLANOĞLU)
  • VAVİEN (Yapımcı: Müge KOLAT)


EN İYİ YÖNETİM

  • Reha ERDEM (HAYAT VAR)
  • Semih KAPLANOĞLU (SÜT)
  • Yağmur TAYLAN, Durul TAYLAN (VAVİEN)
  • Yeşim USTAOĞLU (PANDORA’NIN KUTUSU)
  • Derviş ZAİM (NOKTA)


MAHMUT TALİ ÖNGÖREN EN İYİ SENARYO

  • Reha ERDEM (HAYAT VAR)
  • Yılmaz ERDOĞAN (NEŞELİ HAYAT)
  • Engin GÜNAYDIN (VAVİEN)
  • İnan TEMELKURAN (BORNOVA BORNOVA)
  • Yeşim USTAOĞLU, Sema KAYGUSUZ (PANDORA’NIN KUTUSU)

CAHİDE SONKU EN İYİ KADIN OYUNCU PERFORMANSI

  • Nesrin CAVADZADE (DİLBER’İN SEKİZ GÜNÜ)
  • Tsilla CHELTON (PANDORA’NIN KUTUSU)
  • Elit İŞCAN (HAYAT VAR)
  • Binnur KAYA (VAVİEN)
  • Nergis ÖZTÜRK (KISKANMAK)

EN İYİ ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

  • Erdem AKAKÇE (KARANLIKTAKİLER)
  • Öner ERKAN (BORNOVA BORNOVA)
  • Mert FIRAT (BAŞKA DİLDE AŞK)
  • Engin GÜNAYDIN (VAVİEN)
  • Nadir SARIBACAK (UZAK İHTİMAL)

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU PERFORMANSI

  • Derya ALABORA (PANDORA’NIN KUTUSU)
  • Övül AVKIRAN (PANDORA’NIN KUTUSU)
  • Büşra PEKİN (NEŞELİ HAYAT)
  • Damla SÖNMEZ (BORNOVA BORNOVA)
  • Serra YILMAZ (VAVİEN)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

  • Erdal BEŞİKÇİOĞLU (HAYAT VAR)
  • Kadir ÇERMİK (BORNOVA BORNOVA)
  • Settar TANRIÖĞEN (VAVİEN)
  • Mustafa UZUNYILMAZ (MOMMO: KIZ KARDEŞİM)
  • Onur ÜNSAL (PANDORA’NIN KUTUSU)

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ

  • Özgür EKEN (SÜT)
  • Florent HERRY (HAYAT VAR)
  • Levent SEMERCİ, Vedat ÖZDEMİR (NEFES: VATAN SAĞOLSUN)
  • Gökhan TİRYAKİ (VAVİEN)
  • Ercan YILMAZ (NOKTA)

EN İYİ MÜZİK

  • Mazlum ÇİMEN (NOKTA)
  • Fairuz Derin Bulut (ACI AŞK)
  • Reşit GÖZDAMLA (HAYATIN TUZU)
  • Erkan OĞUR (MOMMO: KIZ KARDEŞİM)
  • Attila ÖZDEMİROĞLU (VAVİEN)

EN İYİ KURGU

  • Reha ERDEM (HAYAT VAR)
  • Orhan ESKİKÖY, Thomas BALKENHOL (İKİ DİL BİR BAVUL)
  • Bora GÖKŞİNGÖL (VAVİEN)
  • Çiçek KAHRAMAN (GÖLGESİZLER)
  • Levent SEMERCİ, Erkan ERDEM (NEFES: VATAN SAĞOLSUN)

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ

  • Eren AKAY (7 KOCALI HÜRMÜZ)
  • Ömer ATAY (HAYAT VAR)
  • Nilüfer ÇAMUR GİRİTLİOĞLU (KISKANMAK)
  • Naz ERAYDA (11’E 10 KALA)
  • Elif TAŞÇIOĞLU (VAVİEN)

EN İYİ BELGESEL

  • 5 NO’LU CEZAEVİ (Yön: Çayan DEMİREL)
  • ÖLÜM ELBİSESİ: KUMALIK (Yön: Müjde ARSLAN)
  • ŞAİRİN ÖLÜMÜ (Yön: Elif ERGEZEN)
  • 100 BİN KİŞİYDİLER (Yön: Metin KAYA)
  • ZİYARETÇİLER (Yön: Melis BİRDER)

EN İYİ KISA FİLM

  • CENNETTE DE ÖLÜM VAR (Yön: Savaş BAYKAL)
  • 2932 (Yön: Veysel ÇELİK)
  • KÖY (Yön: Mustafa DOK)
  • ÜÇTE BİR (Yön: Ferit KATİPOĞLU)
  • YAZLIK (Yön: Eray MERT)

neseli-hayat-afis bornova-bornova-poster IL1ZYuR5Fa yedi-kocali-hurmuz-ad Baska-Dilde-Ask-18-Aralik-ta-1 dilberin8gunu Golgesizler-Film-Afis afis kiskanmak1 Karanliktakiler  uzak-ihtimal resim063241dd6328779709c3eacd0480cc7f 206 090811mommo kız kardeşim.widec 75-nefes_vatan_sagolsun *
Share/Save/Bookmark

I’m with COCO

tumblr_kw4xsuiprC1qz9v0to1_500

Conan O’Brien yayın saatinin değiştirilmesi ile ilgili kanalına tarihi ayar vermiş.İnternette ki destekçileri de boş durmamış.Biz de destekliyoruz.Hepimiz Coco’yuz.

Açık mektubundan son sözleri:)

“Have a great day and, for the record, I am truly sorry about my hair; it’s always been that way.”

Conan

*
Share/Save/Bookmark

Kanal 24 Tematik filmler Kuşağı

Kanal 24 Tematik filmler kuşağı adı altında çoğu zamandır güzel filmleri ekrana getirmeye devam ediyor.Ulusal ve uluslararası ödüllere layık görülmüş,sinemayı sinema yapan filmleri her hafta ekranlara getirmeyi ilke edinen Kanal 24 aşağıdaki filmleri içeren film seçkisiyle takdiri hak ediyor.Bağımsız sinemanın en güzel örneklerini içeren seçkide farklı kültürleri tanımak açısından dünya sinemasınından iyi filmler yer alıyor.Filmlerden önce Alin Taşçıyan’la Film Önü programı da filme ışık tutması bakımından dinlemesi zevkli açılış programı.Emeği geçen herkesi tebrik etmeli…

                                                http://www.yirmidort.tv/tematikfilm/

24-1  24-2 24-3

*
Share/Save/Bookmark

Barney Stinson Forever

 

33yjiuo

*
Share/Save/Bookmark

Batı ne kadar yahşi? CMYLMZ ve Sineması

115607-yahsi-bati--3

Cem Yılmaz son filmi YAHŞİ BATI ile bir kez daha seyircisinin karşısında.Bu genç yaşında efsane statüsüne erişmiş biri için yeni şeyler ortaya koymak bundan sonrası her zaman risk taşıyacaktı ve öyle de oldu.Zira Yahşi batı ile birlikte daha vizyona girmeden önce bile ortaya çıkan bütün eleştirilerin ve heyecanın temelini hep bu durum oluşturuyor.Sanatsal bir üründen alınan hazzın her yeni ürünle artmasını istemek temelinde kötü birşey değil,ve insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri daha iyiyi daha güzeli aramak.Cem yılmaz Leman Kültür'de gösteriler yapmaya başladığı 95'ten bu yana yaptığı işlerde sürekli çıtayı yükseltti ama bir noktadan sonra Cem yılmaz adı kendisinin fiziki varlığının önüne geçerek komiklikle eşdeğer bir hale geldi.Bu durum sanatla uğraşanlar için varoluş sebebi gibi birşeydir.Yapıtlarının kendilerini aşarak yeni bir kimlik kazanması.Ama bu başarı genellikle bir insan hayatı süresinde kazanılırken Cem Yılmaz örneğinde ise yolun başında bu başarıya erişmek çok da iyi bir durum değil.Hele hele sinema açısından baktığımızda daha emekleme aşamasında olan Cem yılmaz için varolan sinema stantartlarının yanısıra isminin standartlarının da sırtına yük olarak binmesi anlamına geliyor.

YahsiBatiyahsi-bati

Cem Yılmaz'ın diğer filmlerine baktığımızda fantastik Türk sinemasının bir çok unsurunu görebiliriz.Bir Türk uzaya gitse ne olur?,taş devrine gitse ne olur?,vahşi batıya gitse ne olur? soruları ekseninde çıkan filmlerinin Türk ve dünya sinemasında ilk olmadığı aşikar.Hayal etmenin başlama noktası "what if" önermesi alternatif evren yaratma konusunda hayli ufuk açıcı.Zaten kendisi de aksini söylemiyor.Eski Türk filmlerinden beslendiğini Gora zamanı Arif-Turist Ömer ilişkisi ile açıklamıştı zaten.Bunda da bir gariplik yok.Zira sinemaya giden veya bu işi yapan herkesin ortak noktası içlerinde yatan sinema anlayışlarının Türk sineması kökenli olması.Bağımsız sinemadan başka bişi izlemem diyip Kemal Sunal filmlerine burun kıvıranların bile geçmişinde "eşşoğlueşşek" repliğine katıla katıla gülmüşlüğü ve okulda sınıfta Kemal Sunal taklidi yapmışlığı vardır.Kimseyi kandırmayalım.Tamam eski Türk filmlerinin iyiliği,kötülüğü,kalitesi,dünya sinemasında nerde durduğu tartışılabilir ama her Türk evladının içinde yer tuttuğunu inkar etmek koca sinema geçmişine bir ihanettir

Neyse Cem Yılmaz da filmlerinde aslında kendi gösterilerinde çokca beslendiği "Türk nereye gitse sırıtır" düşüncesini kendi diliyle anlatıyor.Bunu anlatırken de bir sinema dili yaratmaktan ziyade stand-up tarzı espri anlayışının bir devamı olarak sunuyor bizlere.Sorun da burda ortaya çıkıyor.Tek kişilik gösteri sanatının her ne kadar zor gözükmesine karşın kulandığı yol bakımından kolay olması yani güldürmekten başka hiçbir kuralının olmaması Cem Yılmaz'ı bu günlere getirdi."Güldün mü? güldün.Gülmediysen bana ne.Bitti." gibi özetlenecek anlayışla bütün eleştirileri bertaraf etmesinin yanısıra zaten halihazırda insanları güldürüyor olması başarısının en büyük anahtarıydı.Ama iş sinemaya gelince işler öyle yürümüyor.Sinemayı seven biri için iş gülmekle bitmiyor.Gülmek için giden varsa eyvallah,bir şey diyemeyiz ama eğer sinema yapıtıysa bu, yedinci sanatın kuralları etrafında şekilleniyorsa bir film eleştirilerin merkezi de bu kurallar olmalı.

yahsi_bati_01

Filme gelecek olursak çıkış fikri yukarıda bahsettiğimiz gibi eski olsa da çok iyi kotarılmış bir konu.Böyle bir konuda esas nokta varsayımsal oluşturulan tezatlara uygun düşecek esprilerin seyircide karşılık bulması.Ve bunda da oldukça başarılı.Zira konu ne kadar ilginç olsa da esprilerin zayıflığı Osmanlı Cumhuriyeti'nde olduğu gibi filmi batırabilirdi. Karakterler arasında uyum diğer filmlerindeki gibi son derece iyi.Arif-216-Bob Marley Faruk;Maradona-İskender veya Arif-Taşo gibi bunda da Aziz Bey-Lemi Galip ikilisi komiklik için tezat yaratmada son derece başarılı.Suzan Van Dyke rolü ile Demet Evgar'a ise ayrı bir parantez açmak gerek.Son dönem kadın oyuncuları arasında yeteneği ile her zaman öne çıkan iyi oyunculardan biri ve bu filmde de gayet başarılı bir performans sunuyor bizlere.Nil Karaibrahimgil hüsranından sonra yeteneğin güzellikten önce geldiğini farketti galiba Cem Yılmaz.Diğer karakterlerde Zafer Algöz ve Özkan Uğur içinse fazla söze gerek yok heralde. Arka planda konunun esas kahramanı vahşi batı ve onun klişelerin çok başarılı bir sanat yönetimi ile hayata geçirilmesi filme asıl canlılık kazandıran özelliği.Konu güzel,espriler güzel,oyunculuklar güzel,detaylar güzel ama filmin esas talihsizliği bunları birleştirecek devamlılığın olmaması.Yukarıda da bahsettim Cem Yılmaz'ın stand-up gösterilerindeki gibi daldan dala atlama ve espri çıkartma başarısı burda filmin bir bütün olarak algılanmamasına deyim yerindeyse parçalanmasına neden oluyor.Tabi burda kişinin sinemaya bakış açısı önemli.Gülmek için gidenler açısından sorun yok,bolca güldürüyor(ki bazılarına da bu kadarı bile yetmemiş olabilir.Ne diyeyim stand-up mı bekliyordunuz.)Ama eğer bir komedi filmini içerdiği şakalarla eş tutmuyorsanız, her şeyiyle bir bütün olarak görüyorsanız Yahşi Batı'nın bu yönleriyle aksadığını görebiliriz.

YahsiBati-6 Bir başka konu da filmin türleri ve pazarlama stratejileri ile ilgili.Gora ve Arog gibi yüksek bütçeli gişe filmi olması bir seçimdir,saygı duyulur.Fragmanlarıyla,reklam filmleriyle,sponsorlarıyla pazarlama adına her şey yapılmış ve hatta ileri gidilerek sponsoru için özel sahneler yazılmış.(aksini düşünmek mantıksız bence,Cem yılmaz kesin bunlar sponsor olur, ben yazayım diye yazmamıştır heralde) Neyse bu kadarına eyvallah lafım yok,yüksek bütçeli bir film için pazarlama çoğu zaman senaryo ve oyunculardan daha önemli olduğu bir gerçek.Böyle bir film yapmak Cem Yılmaz'ın seçimidir,saygı duyulur ve tüketime sunulan bir meta gibi sanatsal bir ürün olmasına bakılmaksızın tüketilir.Ama bence asıl olması gereken eleştiri Hokkabaz veya Herşey Çok Güzel Olacak gibi büyük büyük laflar etmeyen samimi filmler yapıp insanların ağzında hoş bir tat bıraktıktan sonra devamını getirmemesi ;sinemaya tutkulu insanların umutlarını bir sonraki Cem Yılmaz filmine taşımasına neden oluyor.Yani kıvrak zekalı Arif ile iyi niyetli sakar İskender arasında bir seçim.İkisinin de ayrı güzelliği var.Ama ben İskender'in hisli dünyasını tercih ederim.

Sonuç olarak Yahşi Batı Gora - Arog doğrultusunda standartı tutturan iyi bir film ama Hokkabaz-Herşey Çok Güzel Olacak doğrultusunda umutları erteleten bir film.

*
Share/Save/Bookmark