sinema yazarları derneği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema yazarları derneği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2012 Cuma

Mehmet Açar'a Sorduk


Sinema bir mucizedir olarak bir süredir devam ettirdiğim söyleşilerin dördüncüsünü Mehmet Açar'la gerçekleştirdik.Kendisi sinema yazarları arasında görüşlerine en çok değer verdiğim ve düzenli takip ettiğim yazarların başında geliyor.Sinema yazarlığı ve sektöre dair söyledikleri oldukça önemli.Kendisine buradan da bir kez daha teşekkür ederim.Keyifli okumalar.

Günümüzde teknolojik gelişmeler ve internetin yaygınlaşması sayesinde web üzerinden bilgi paylaşımı had safhada. Sosyal medya ise artık eski usul medya araçlarının alternatifi konumuna geldi. Sinema yazarlığı konusunda da internet artık çok cazip bir alan. Artık eski olarak kabul edilen basılı ve görsel medyadan gelen biri olarak bu yeni mecrayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gelecekte belki herkes internette yazacak. Yani, önemli bir mecra olduğunu kimse inkar edemez. Şu anki haline bakarsak da sürekli gelişme içinde zaten. En iyi yanı başından beri insanların görüşlerini özgürce dile getirebilmesi. Sinemacılar artık sadece gazetelerde, dergilerde çıkan film eleştirilerini değil siteler, bloglar ve sosyal medyada çıkan yorumları da takip edebiliyor; daha geniş bir kitlenin görüşlerinden haberdar olabiliyorlar.

Sayı olarak oldukça fazla girişim var. Peki içerik olarak ne durumdalar sizce?
Açıkçası ben çok takip edemiyorum. Şu iyi bu kötü diyecek durumda değilim. İşte öğrenciler, okurlar arada link gönderiyor. Okumaya, takip etmeye çalışıyorum. Görebildiğim kadarıyla internette üç ana grup var. Profesyoneller, profesyonel gibi yazan amatörler ve geri kalanlar. Bu geri kalanların içine uzun blog yazıları da giriyor, bir paragraflık yorumlar da... Uzun ya da kısa, kimisi çala kalem yazıyor kimisi diline dikkat ediyor. Bunların bazısı iyi oluyor. Bazısı ise çekilmez. Benim gözlemim, köşe yazarların tarzına özeniliyor. Filmi ya yerin dibine batırıyorlar ya da yere göğe koyamıyorlar. Kişisel görüşler, izlenimler ve duygular yansıtılıyor.

Sinemayla ilgili yazılan bu kadar yazı, bir nevi ağzı olan konuşuyor havası yaratır mı? Ya da başka deyişle eski tarz yazarlığı daha da yüceltir mi?
Takip edebildiğim kadarıyla net'te uzun, kapsamlı analizler pek tercih edilmiyor. Zaten insanların internet'te uzun yazıları pek okumadığını düşünüyorum. Bu açıdan derin analizler ve kapsamlı yorumlar için kitap hala eldeki en önemli kaynak. Zaten analiz ve kuram profesyonellerin, akademisyenlerin işi. Onlar için de basılı kitap internetten çok daha önemli. Demek istediğim, bu işle ciddi olarak ilgilenenler zaten kitapları ve uzman isimleri takip eder. “Eski tarz yazarlık”tan kastınız buysa evet daha da yüceltir. Ama internette yazılıp çizilenler bana hiçbir zaman “ağzı olan konuşuyor” dedirtmemiştir. Kendi adıma ben romanlarım üzerine internetten çıkan bütün görüşleri okumaya çalışıyorum. O çalakalem yazılan görüşler de benim için önemlidir. İleride gazeteler internet ortamında çıkacağı zaman da, bloglar ve sosyal medya olacak. İnternet kendi içinde birçok dala ayrılacak. Gazete, dergi, site, blog, sosyal medya, e-kitap vs...

Bu durumla ilgili sizin de içinde bulunduğunuz Siyad nasıl bır tutum sergiliyor?Destekleyici bir tutumdalar mı yoksa mesafeli mi bakıyorlar?
SİYAD 92 kişilik bir dernek. Ben de sanılanın aksine uygulamalar ve kararlarla ilgisi olmayan düz bir üyeyim. Yeni tüzüğü ve yeni üyelik koşullarını çok iyi bilmiyorum. Başkan olduğum 2005 yılında, şimdilik internet'te yazanları takip edelim, eğer gerçekten iyi bir film eleştirmeni olduğuna inanırsak, aramıza kabul edelim demiştim. Ayrıca üyemiz olup sadece internet'te yazanları da aramızda tutalım dediğimi hatırlıyorum. Şimdi başkan olsam, internet yazarları için yeni kriterler belirlenmesinden yana olurdum herhalde. Ama SİYAD Yönetiminin bu konuda ne yaptığını inanın bilmiyorum. Bence ideal olan blog yazarlarının kendi içinde örgütlenmesi. Zaten SİBB (Sinema Blogları Birliği) kuruldu ve bu, benim için önemli. Keşke sinema akademisyenleri ve araştırmacıları da kendi derneklerini kursa. İnternet'te yazan öğrencilerime soruyorum neden SİYAD'a üye olmak istiyorsun diye. SİYAD'a üye olmak çok önemli diyorlar. Ben bunu pek anlamıyorum. Neden önemli ki? Saygınlık neden SİYAD'la geliyor? Bu işi ciddiye alıyorsanız, iyi yazın, kaliteli yazın, kitap çıkartın ya da sebat edip akademisyen olun. Zaten Türkiye'de sadece film eleştirileri yazaran geçinen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor, benim bildiğim kadarıyla. SİYAD'a girenin de sinema yazarı olarak iş bulma garantisi yok.

Biraz da sinemadan bahsedelim. Sizce Türk sineması şu an ne durumda?
Önce seyirci cephesinden bakalım. Öncelikle komedi seviyorlar. Yıldız seviyorlar: Cem Yılmaz, Ata Demirer gişenin gerçek yıldızları. Komedinin dışında bir şeyler yapıp geniş kitleye ulaşmaya çalışanların işi zor. Ömer Faruk Sorak, Mahsun Kırmızıgül, Çağan Irmak bu işi becerenler arasında. Faruk Aksoy da “Fetih 1453” ile yeni bir kapı açtı... Yapımcı cephesinden bakarsak garantili hiçbir formül yok. Elinizde yıldız ve geniş bir tanıtım bütçesi yoksa, sinema en riskli yatırım. Kumar gibi bir şey... Eleştirmen cephesine gelirsek, iyi filmlerin sayısı az ve seyirci de bu filmleri oynatan salonları doldurmuyor. Hem iyi olup hem de çok seyirci toplayan filmlerin sayısı az... Bir eleştirmenin, yönetmenin ya da yapımcının çıkıp her şey çok iyi demesi mümkün değil. Ama Türkiye'de yerli film seyrediliyor ve bu çok önemli bir şey.

Çok kaliteli yapımlarla yurtdışından sürekli ödül haberleri geliyor. Bu durum sinemamızın kalitesini nasıl etkiler? Sayı olarak artmasını sağlarken aynı oranda içerik kalitesini sağlayabilir miyiz?Ya da kısacası en yakın ne zaman bir Oscar ödülümüz olur?
Oscar işi zor. Bir ülke sinemasının kendine böyle bir hedef koyması da çok doğru değil. Bir futbol takımı şampiyonlar ligini kazanmayı önüne hedef koyabilir. Çünkü orada bir yenme yenilme meselesi var. sinema böyle bir şey değil. Ayrıca Oscar alması bir filmin 'en iyi film” olduğu anlamına gelmiyor. Sanattaki başarı matematiksel olarak ölçülemez ya da spor dallarındaki performanslar gibi... Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes, Semih Kaplanoğlu'nun Berlin başarıları çok önemlidir, değerlidir.

Film sektörünün yanı sıra aynı oranda büyüyen bir de dizi sektörü var. Sizce birbirinden zıt iki sektör müdür bunlar, yoksa birbirini geliştiren iki kardeş sektör mü?
Kardeş tabi ki... Zaten aynı sektör aslında. Daha küçük ölçekli, butik işler yapmak isteyenlerin televizyondan uzak durma özgürlüğü var ama büyük yatırımcıların sadece sinemayla ayakta durması zor, televizyona ya da başka bir alana girmesi şart. Bu arada TV dizilerinin yurt dışı satışları çok önemli. Sadece maddi anlamda değil, manevi olarak da.... Zaten Kültür Bakanlığı da geçenlerde sinemayı stratejik bir sanat olarak görüyoruz diye açıklama yaptı. Hükümet de durumun farkında. Biraz destekle Ortadoğu, Balkanlar ve Türki Cumhuriyetler'deki sinema pazarı daha da büyüyebilir. Bu ülkelerin televizyonlarına içerik satmak, onların sinema salonlarının da yolunu açar.

Son zamanlarda istanbul dünya sineması için cazip setlerden biri haline geldi. Büyük gişe filmleri olsun,reytingi yüksek diziler olsun İstanbul’u fon olarak kullanmaya başladılar. Sizce bu durum geçici midir? Eğer öyle değilse kalıcı olması için neler yapılmalı? Mesela Woody Allen yakın zamanda kamerasını İstanbul’a çevirir mi?
Bu işler için biraz değil, çok ciddi bir devlet desteği gerekiyor. Sinema büyük bir endüstri ve her şey artık çok ticari. James Bond gibi büyük yapımları çekebilmenin yolu destek ve teşvik sistemlerinden geçiyor. Bakan Ertuğrul Günay tüm bunları çok iyi biliyor ve yapılması gerekenler için elinden geleni yapıyor. Woody Allen meselesine gelince. O yanılmıyorsam sadece kolaylık değil, maddi destek de istiyor. Anlaşma sağlanırsa filmin birçok sahnesinde mekan olarak kentin turistik mekanlarını kullanıyor. İstanbul'da geçecek bir Allen filmi çok şık olur elbette. Allen'ın İstanbul'da geçecek bir öykü yazmak konusunda çok zorlanmayacağı da kesin. Ama tüm bunlar için öncelikle Allen'la bir temas kurulması gerekiyor.

Yine oyunculuklarla ilgili, 70’li yılların star sistemine benzer bol yıldızlı filmler görmüyoruz. Klasik Türk sinemasına aşina insanları tekrar sinemalara çekmek açısından yeni bir star sistemi kurulmalı mıdır sizce?
Aslında ben şu anda seyirciyi sinemaya çeken bir star sisteminin olduğuna inanıyorum. Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve Ata Demirer'den ala star mı olur? Son yıllarda sadece sinemaya çalışıyorlar ve düzenli projelerle karşmıza geliyorlar. Çektikleri filmler de genelde en çok seyirci toplayan filmler arasına giriyor. Yönetmenlik yönüyle öne çıkan Yılmaz Erdoğan da bence bir star. Nurgül Yeşilçay, Meltem Cumbul gibi başka isimler de eklenebilir bu listeye.

Dünyanın amiral gemisi Hollywood sinemasının su an bir tekrarda oldugu gözleniyor.Eski sevilen filmlerin yeniden çevrimleri,tutmuş seriler ve bol efektli kahraman filmleri şu an revaçta olanlar.Acaba Hollywood üretkenlik anlamında duraklama dönemi mi yaşıyor? Eğer olası bir değişiklik yaşanırsa hangi türde bir gelişme öngörürsünüz?
Hollywood'da ekonomik açıdan ciddi bir sorun yok. Home Entertainment denen ev eğlencesi alanında bazı sorunlar var. DVD pazarı daralıyor, Blu-Ray beklenen ilgiyi görmüyor vb.. Televizyon ekranındaki 3D'yi daha iyi pazarlayıp bu sorunları da aşmayı düşünüyolar. Ama estetik ve artistik olarak bakarsanız, Hollywood'da yıllardır sürüp giden bir yaratıcılık krizi var. Ama kimsenin buna kafayı taktığı da yok. Çünkü süper prodüksiyonların çok büyük bir bölümü gişede bekleneni veriyor. Son yılların en iyi gelişmesi, “Inception”, “Dark Knight” gibi sofistike nitelikler taşıyan süper prodüksiyonların başarısı. Bunlar yapımcıları belki daha özgün işler konusunda cesaretlendirebilir.
*
Share/Save/Bookmark

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Kerem Akça’ya Sorduk

Sinema Bir Mucizedir olarak başlattığımız sinema söyleşilerinin ilkini sinema yazarı Kerem Akça ile gerçekleştik.Yeni dönem internet sinema yazarlığından,Türk ve dünya sinemasına değin her konua girdik,genel anlamda sinema dünyası çerçevesini belirlemeye çalıştık.Değerli görüşlerini bizlerle paylaştığı için kendisini buradan bir kez daha teşekkürü borç biliriz.Keyifli okumalar.

kerem-akca

Günümüzde teknolojik gelişmeler ve internetin yaygınlaşması sayesinde web üzerinden bilgi paylaşımı had safhada.Sosyal medya ise artık eski usul medya araçlarının alternatifi konumuna geldi.Sinema yazarlığı konusunda da internet artık çok cazip bir alan.Artık eski olarak kabul edilen basılı ve görsel medyadan gelen biri olarak bu yeni mecrayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Belli bir gelişme olduğu muhakkak. Bu durumun hem olumlu hem olumsuz tarafları olabilir. Birincil olarak eskisi gibi bir ‘bilirkişi’nin ya da ‘üstat’ın eğitiminden-öğretiminden geçmeden yazı yazma süreci başlıyor. Bu kontrolsüzlük de bilinçsiz bir yanlış yöne kayma riskini beraberinde getiriyor. Ancak bunun yanında artık her şeyin ulaşılır olması sebebiyle sinema dergilerinin ‘arşiv’ değeri azaldı, bu da sosyal medyayı ve kendini kültürel olarak da geliştirmiş yazarları olması gereken bir noktaya taşıyabiliyor. Elbette bunun için çaba sarf etmek ve doğru bir yol çizmek şart. Bir serbestliğin içinde kaybolmadan önlemler alarak ‘adımlar’ı iyi belirlemek gerekiyor.

Sayı olarak oldukça fazla girişim var.Peki içerik olarak ne durumdalar sizce?
Belli anahtar siteler var bana kalırsa. Onların seviyesine ulaşmak ve bir anlamda senelere yayılıp tecrübelenmek ana düşünce olmalı. ‘Ben oldum’ diyerek bir anda belli bir seviyeye geldiğini düşünmek en yanlış şeydir. Sürekli kendini geliştirmek, üzerine koymak gerekir.

Sinemayla ilgili yazılan bu kadar yazı,  bir nevi ağzı olan konuşuyor havası yaratır mı? Ya da başka deyişle eski tarz yazarlığı yüceltir mi?
Eskiden yazmak için bu kadar olanak yoktu. Ancak daha fazla yazı yazdıkça, daha fazla kendini tartma, geliştirme şansına sahip olursunuz. Bu açıdan bence faydalı bir süreç.

Bu durumla ilgili sizin de içinde bulunduğunuz Siyad nasıl bir tutum sergiliyor? Destekleyici bir tutumdalar mı yoksa mesafeli mi bakıyorlar?
SİBB açıldığı için bundan sonra internet yazarlığının SİYAD’a girişi çok da kolay değil gibi. Bana kalırsa ABD’de olduğu gibi böyle bir açılımda bulunmak sektöre yarar sağlayacaktır. Sinema bloglarının birliğinin kısa sürede ‘hakim bir güç’e dönüşmesi önem arz ediyor. Böylece sinema yazarlarının değeri daha da artar. ABD’deki gibi bir güç olabiliriz.

Birazda sinemadan bahsedelim. Sizce Türk sineması şu an ne durumda?
Şu anda bir yeniden başlangıç süreci var bana kalırsa. Eski Yeşilçam’daki ‘fazla üretim’, birazcık dijital teknolojilerin gelişmesiyle de aktif hale geldi. Bu durum popüler sinema adına bir Hollywood kuşağının doğmasını sağlarken, çöp oranını da arttırabiliyor, fazla tüccarın sektöre girmesini de... Ancak yeniden başlangıç eğer çok katmanlı hale getirilecekse, sanat filminin de, popüler filmin de kalitelisi olmalı. Çöp oranı da belli düzeyde kalmalı. Bu sağlıklı bir sürece doğru gidecektir.

Çok kaliteli yapımlarla yurtdışından sürekli ödül haberleri geliyor. Bu durum sinemamızın kalitesini nasıl etkiler? Sayı olarak artmasını sağlarken aynı oranda içerik kalitesini sağlayabilir miyiz?Ya da kısacası en yakın ne zaman bir oskar ödülümüz olur?
90’lar jenerasyonunun Avrupa sineması etkisiyle belli sınırları aşması, böylesi bir süreci başlattı. O zamanın kuşağının devamında da bir güven ortamı oluştu. Artık Türk sineması denince az çok bir şeyler beliriyor insanların gözünde. Yurt dışında da böylesi bir yaklaşım olduğunu kişisel olarak yaptığım fikir alışverişlerinden biliyorum. Bu, kaliteyi arttıran ortak yapımları bizlere kazandırıyor. Ancak Oscar ödülü bambaşka bir strateji ağını beraberinde getiriyor. Ona ulaşmak için festivallerde tanınır olmak gerekmiyor. Çok farklı bir düşünce yapısı... Kulisler, stratejiler daha başka işliyor.

Film sektörünün yanı sıra aynı oranda büyüyen bir de dizi sektörünü var.Sizce birbirinden zıt iki sektör müdür bunlar,yoksa birbirini geliştiren iki kardeş sektör mü?
Türkiye’de dizi sektörünü ‘mecbur sektör’ olarak niteleyebiliriz. Film çekmek veya filmde oynamak isteyenler için oluşan bir kurum bana kalırsa. Bu durum yılda 70 filmin üzerine çıkan bir sinema sektörü olursa değişir mi? Elbette hayır. Ama kalitenin yavaş yavaş artacağını düşünüyorum.

Son zamanlarda istanbul dünya sineması için cazip setlerden biri haline geldi.Büyük gişe filmleri olsun,reytingi yüksek diziler olsun İstanbul’u fon olarak kullanmaya başladılar.Sizce bu durum geçici midir? Eğer öyle değilse kalıcı olması için neler yapılmalı? Mesela Woddy Allen yakın zamanda kamerasını İstanbul’a çevirir mi?
Woody Allen da çevirebilir, Hangover serisi de çevirebilir. İstanbul, her şehir kadar kendi albenisi, zenginlikleri olan bir demografiye sahip. Önemli olan platoların kendini rahat hissedebileceği bir duruma geleceklerini hissetmeleri. Geçici olarak görmüyorum açıkçası.

Peki oyunculuklara bakacak olursak,günümüz oyuncularını nasıl buluyorsunuz? Gelecek vaat eden genç oyuncular kimlerdir sizce?
Jön ve baş kadın oyuncu sıkıntısı var Türk sinemasında. Bu durumun dizi sektöründen kapatılmak istenmesi de bir sıkışmayı beraberinde getiriyor. Eğer sinema sektörü daha doğru bir yola girerse, ‘dizi’ bağından kurtulursa belki böylesi bir oluşum olabilir. Şu anda genç jenerasyondan belli isimlerin böylesi bir ‘oyuncu’ becerisiyle bu kavramı zorladığını düşünüyorum. Ama tanımları koymak için henüz erken.

Yine oyunculuklarla ilgili ,70’li yılların star sistemine benzer bol yıldızlı filmler görmüyoruz.Klasik Türk sinemasına aşina insanları tekrar sinemalara çekmek açısından yeni bir star sistemi kurulmalı mıdır sizce?
Bana kalırsa o dönemin hakim Yeşilçam melodramlarını, komedilerini veya avantürlerini 2000’lere uyarlamak yüzde yüz anlamda perdede canlanmıyor. Komedide TV serüveninden gelen yıldızlar var. Melodramda dizilerin içine sıkışma var. Avantür zaten bir tür olarak uygulanmıyor. Biraz da bu tabanların daha doğru bir süzgeçten geçirilmesi gerek kanımca. Böylece sinemanın sektörleşme sürecinde öyle bir sistemin ‘modernize’ olmasına tanıklık edebiliriz.

Dünya sinemasından da bahsedecek olursak,son zamanlarda hızla yükselen ülke sinemaları nelerdir? Kemikleşmiş Avrupa sinemalarından Fransa,Almanya veya İngiltere’deki gelişmeler sizce nasıl?
Bana kalırsa Fransız sinemasının ana kaynağındaki ‘dünyayı değiştirme’ tabanlı ‘entelektüel’ düşünce halen kendini koruyan bir jenerasyona sahip. Sürekli yenilenmesi de şaşırtıcı değil. ‘Üçüncü Yeni Dalga’ kuşağı 2000’lerde bu açıdan doyurucu ve iz bırakan işler ya da auteur yönetmenler çıkarıyor. Ancak onun dışında sivrilen bir ülke sinemasından söz etmek çok kolay değil. Tamamen kaynaklarda yatan eğilimlerle ilerleyen bir süreç bu. Almanya’da Berlin Okulu jenerasyonu bir şeyler yapmaya çalışıyor. Uzakdoğu’daki üretimde her ülkeden auteurler çıkabiliyor. Yeni Meksika sineması bir jenerasyon çıkardı geri çekildi. İran ve Güney Kore için de aşağı yukarı aynı şeyler söylenebilir. Bu sebeple bana kalırsa keskin bir eğilimin varlığından söz etmek zor. Ama kişisel olarak Tayland, Avustralya ve Japon sinemasındaki yeni kuşakların değişken algılarını tuttuğumu söylemeliyim.

Dünyanın amiral gemisi Hollywood sinemasının su an bir tekrarda oldugu gözleniyor.Eski sevilen filmlerin yeniden çevrimleri,tutmuş seriler ve bol efektli kahraman filmleri şu an revaçta olanlar.Acaba Hollywood üretkenlik anlamında duraklama dönemi mi yaşıyor? Eğer olası bir değişiklik yaşanırsa hangi türde bir gelişme öngörürsünüz?
Hollywood’un kaynağına bakınca her 10 yılda bir bir değişim olduğunu görebilirsiniz.    2000’lerin başında Yüzüklerin Efendisi’nin katkısıyla fantastiğin A sınıfına sıçraması, aksiyonun yaklaşık 15 yıllık hakimiyetini yok etti. İlk 10 yılda çizgi roman uyarlamalarının ve bu türün formüllerinin-alt türlerinin revaçta olmasını sağladı. Ancak bu 10 yıllık dilimin sonuna Inception ve Avatar gibi özgün bilimkurguların sıkışması, şimdi şirketlerin harıl harıl bilimkurgu projesi aramasına yol açtı. Önümüzdeki 15-20 yıl kanımca bu eğilimle yürüyecektir. Yani 1960’ların sonunda 2001: Uzay Yolu Macerası ve Maymunlar Cehennemi’nin katkısıyla A sınıfında bir yol açan ve 70’leri, 80’leri farklı ivmelerle kontrolüne alan tür, yeniden atakta. Çizgi roman uyarlamaları da yavaş yavaş piyasadan çekilecektir ya da ‘bilimkurgu’ yönelimli hikayelere odaklanacaktır.

Hollywood’un yüksek bütçeli yapımlarından bahsetmişken Türkiye’de birkaç örnek dışında yüksek bütçeli filmleri pek göremiyoruz.Bunun temel nedeni olarak neyi görüyorsunuz?
Şu anda sektörün tam olarak ayakları üzerine oturma dönemi. Bu sebeple de çok yüksek bütçeli film üretmek için bir sermaye gerekli. Şirketler ilk projeden girmiyor böylesi ‘büyük risk taşıyan’ bir yükün altına... Ancak önceden kazandıklarıyla yüksek bütçeli filmler çekiyorlar. Fetih 1453’ün tarihi-epiği A sınıfına transfer edip ‘Malkoçoğlu’ tanımıyla bildiğimiz bizim tarihi filmlerimize sınıf atlatması, bir anlamda bu açıdan bir vizyon sağlayacaktır. Ancak ne kadar kalite yükselir ondan şüpheliyim.

Sinemanın pazarlama bir kısmına girecek ama sizin de fikrinizi merak ediyoruz.Dizi filmlerimiz yurtdışında özellikle arap dünyasında hayli revaçta.Fakat sinema filmlerimiz konu olunca bu talebi pek göremiyoruz.Bunun nedeni sizce nedir?
Arap dünyasında çabuk tüketilir şeylere bir ilgi var. ‘Pembe dizi’ düşüncesi övgü yükseliyor kanımca. Bunun da sebebi basit. Kitlenin kültürel duyarlılığı ile alakalı tamamen. Bu sebeple de aslında bu normal ve sinemamızın kalitesini gösteren bir durum.

Son olarak sinema yazarlığı yapmak isteyen gençlere öğütleriniz nelerdir?
Öncelikle bulabildikleri her boş zamanda film izlemeyi denemelerini öneririm. Ardından da sinemayla ilgili araştırmalar yapmalarını, ona bağlantılı kollarda bir şeyleri öğrenmeye çalışmalarını, kendilerine bir yönelim belirlemelerini, bunun devamında da bir yazı dili oluşturmalarını tavsiye ederim. Elbette ki bizim sektörümüzde çok geniş çaplı, İngiltere ve ABD’deki kadar garantili bir ‘omurga’ yok. Bu sebeple de şans faktörü de yanında olmalı herkesin.

*
Share/Save/Bookmark

30 Ocak 2011 Pazar

43.Siyad Türk Sineması Ödüllerine doğru

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD), 43. Türk Sineması Ödülleri için adaylarını belirledi. 2010 yılında gösterime giren 65 filmin toplam 15’inin çeşitli dallarda değerlendirileceği listede, Altın Ayı ödüllü ‘Bal’, Geleceğin Aslanı ve Altın Portakal ödüllü ‘Çoğunluk’ ve Altın Portakal’lı ‘Kosmos’ en fazla kategoride yarışacak üç film olarak öne çıkıyor.24 Şubat'ta gerçekleşecek ödül töreninde yarışacak filmler ve kategoriler şöyle;

balAfisB bes-sehir Bahtı-Kara kosmos 5861_cogunluk_1

EN İYİ FİLM

  • BEŞ ŞEHİR (Yapımcılar: Funda ALP, Orkun ÜNLÜ)
  • KOSMOS (Yapımcı:Ömer ATAY)
  • ÇOĞUNLUK (Yapımcılar: Önder ÇAKAR, Sevil DEMİRCİ, Seren YÜCE)
  • BAL (Yapımcı: Semih KAPLANOĞLU)
  • BAHTI KARA (Yapımcılar: Enis KÖSTEPEN, Yamaç OKUR, Nadir ÖPERLİ)

EN İYİ YÖNETİM

  • Reha ERDEM (KOSMOS)
  • Semih KAPLANOĞLU (BAL)
  • Theron PATTERSON (BAHTI KARA)
  • Onur ÜNLÜ (BEŞ ŞEHİR)
  • Seren YÜCE (ÇOĞUNLUK)

MAHMUT TALİ ÖNGÖREN EN İYİ SENARYO

  • Selim DEMİRDELEN (KAVŞAK)
  • Reha ERDEM (KOSMOS)
  • Semih KAPLANOĞLU, Orçun KÖKSAL (BAL)Onu
  • r ÜNLÜ (BEŞ ŞEHİR)
  • Seren YÜCE (ÇOĞUNLUK)

CAHİDE SONKU EN İYİ KADIN OYUNCU PERFORMANSI

  • Demet AKBAĞ (EYYVAH EYVAH)
  • Sezin AKBAŞOĞULLARI (KAVŞAK)
  • Sevinç ERBULAK (PRENSESİN UYKUSU)
  • Esme MADRA (ÇOĞUNLUK)
  • Türkü TURAN (KOSMOS)

EN İYİ ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

  • Tansu BİÇER (BEŞ ŞEHİR)
  • Güven KIRAÇ (KAVŞAK)
  • Bartu KÜÇÜKÇAĞLAYAN (ÇOĞUNLUK)
  • Reha ÖZCAN (BAHTI KARA)
  • Sermet YEŞİL (KOSMOS)


EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU PERFORMANSI

  • Yeşim Ceren BOZOĞLU (BAHTI KARA)
  • Ceyda DÜVENCİ (EJDER KAPANI)
  • Nihal KOLDAŞ (ÇOĞUNLUK)
  • Selen UÇER (BÜYÜK OYUN)
  • Nurcan ÜLGER (PUS)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

  • Erdal BEŞİKÇİOĞLU (BAL)
  • Genco ERKAL (PRENSESİN UYKUSU)
  • Volga SORGU (KARA KÖPEKLER HAVLARKEN)
  • Settar TANRIÖĞEN (ÇOĞUNLUK)
  • Cem YILMAZ (AV MEVSİMİ)

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ

  • Florent HERRY (KOSMOS)
  • Uğur İÇBAK (AV MEVSİMİ)
  • Barış ÖZBİÇER (BAL)
  • Barış ÖZBİÇER (ÇOĞUNLUK)
  • Ercan ÖZKAN (PUS)

EN İYİ MÜZİK

  • Alp Erkin ÇAKMAK, Barış DİRİ (KARA KÖPEKLER HAVLARKEN)
  • Tamer ÇIRAY (AV MEVSİMİ)
  • Herve GUYADER, Reha ERDEM (KOSMOS)
  • Cenap OĞUZ (BEŞ ŞEHİR)
  • SELİM DEMİRDELEN (KAVŞAK)

EN İYİ KURGU

  • Ahmet Can ÇAKIRCA (BEŞ ŞEHİR)
  • Selim DEMİRDELEN (KAVŞAK)
  • Ayhan ERGÜRSEL, Semih KAPLANOĞLU,
    Suzan Hande GÜNERİ (BAL)
  • Reha ERDEM (KOSMOS)
  • Mary STEPHEN (ÇOĞUNLUK)

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ

  • Ömer ATAY (KOSMOS)
  • Meral EFE (ÇOĞUNLUK)
  • Naz ERAYDA (BAL)
  • Elif TAŞÇIOĞLU (SES)
  • Hakan YARKIN (YAHŞİ BATI)
*
Share/Save/Bookmark

14 Ocak 2010 Perşembe

42.Siyad Ödülleri

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD)’ın her yıl düzenlediği Siyad ödülleri bu yıl 31 Ocak’ta sahibini bulacak.Farklı kategorilerde 20 filmin yarışacağı ödüllerde uzun metraj film kategorilerinin hepsinde aday olan VAVİEN öne çıkan filmlerden biri.Onur ve Emek ödüllerinin önceden duyurulacağı ödül töreninde daha önceki yıllarda verilen  yılın umut veren sanatçısı ödülünün adında hoş bir jestle değişiklik yapılmış.Yakın zamanda kaybettiğimiz yönetmen AHMET ULUÇAY’ın adı bundan böyle “Ahmet Uluçay Umut Ödülü” olarak yaşayacak.

42. SİYAD Ödülleri, 31 Ocak Pazar akşamı Beşiktaş Kültür Merkezi’nde yapılacak törenle sahiplerini bulacak.

http://www.siyad.org

EN İYİ FİLM

film_afis hayat-var-reha-erdem-poster 1476 vavien-afis Pandoranin-Kutusu-Film-Afis

  • HAYAT VAR (Yapımcı: Ömer ATAY)
  • İKİ DİL BİR BAVUL (Yapımcılar: Orhan ESKİKÖY, Özgür DOĞAN)
  • PANDORA’NIN KUTUSU (Yapımcılar: Yeşim USTAOĞLU)
  • SÜT (Yapımcı: Semih KAPLANOĞLU)
  • VAVİEN (Yapımcı: Müge KOLAT)


EN İYİ YÖNETİM

  • Reha ERDEM (HAYAT VAR)
  • Semih KAPLANOĞLU (SÜT)
  • Yağmur TAYLAN, Durul TAYLAN (VAVİEN)
  • Yeşim USTAOĞLU (PANDORA’NIN KUTUSU)
  • Derviş ZAİM (NOKTA)


MAHMUT TALİ ÖNGÖREN EN İYİ SENARYO

  • Reha ERDEM (HAYAT VAR)
  • Yılmaz ERDOĞAN (NEŞELİ HAYAT)
  • Engin GÜNAYDIN (VAVİEN)
  • İnan TEMELKURAN (BORNOVA BORNOVA)
  • Yeşim USTAOĞLU, Sema KAYGUSUZ (PANDORA’NIN KUTUSU)

CAHİDE SONKU EN İYİ KADIN OYUNCU PERFORMANSI

  • Nesrin CAVADZADE (DİLBER’İN SEKİZ GÜNÜ)
  • Tsilla CHELTON (PANDORA’NIN KUTUSU)
  • Elit İŞCAN (HAYAT VAR)
  • Binnur KAYA (VAVİEN)
  • Nergis ÖZTÜRK (KISKANMAK)

EN İYİ ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

  • Erdem AKAKÇE (KARANLIKTAKİLER)
  • Öner ERKAN (BORNOVA BORNOVA)
  • Mert FIRAT (BAŞKA DİLDE AŞK)
  • Engin GÜNAYDIN (VAVİEN)
  • Nadir SARIBACAK (UZAK İHTİMAL)

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU PERFORMANSI

  • Derya ALABORA (PANDORA’NIN KUTUSU)
  • Övül AVKIRAN (PANDORA’NIN KUTUSU)
  • Büşra PEKİN (NEŞELİ HAYAT)
  • Damla SÖNMEZ (BORNOVA BORNOVA)
  • Serra YILMAZ (VAVİEN)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

  • Erdal BEŞİKÇİOĞLU (HAYAT VAR)
  • Kadir ÇERMİK (BORNOVA BORNOVA)
  • Settar TANRIÖĞEN (VAVİEN)
  • Mustafa UZUNYILMAZ (MOMMO: KIZ KARDEŞİM)
  • Onur ÜNSAL (PANDORA’NIN KUTUSU)

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ

  • Özgür EKEN (SÜT)
  • Florent HERRY (HAYAT VAR)
  • Levent SEMERCİ, Vedat ÖZDEMİR (NEFES: VATAN SAĞOLSUN)
  • Gökhan TİRYAKİ (VAVİEN)
  • Ercan YILMAZ (NOKTA)

EN İYİ MÜZİK

  • Mazlum ÇİMEN (NOKTA)
  • Fairuz Derin Bulut (ACI AŞK)
  • Reşit GÖZDAMLA (HAYATIN TUZU)
  • Erkan OĞUR (MOMMO: KIZ KARDEŞİM)
  • Attila ÖZDEMİROĞLU (VAVİEN)

EN İYİ KURGU

  • Reha ERDEM (HAYAT VAR)
  • Orhan ESKİKÖY, Thomas BALKENHOL (İKİ DİL BİR BAVUL)
  • Bora GÖKŞİNGÖL (VAVİEN)
  • Çiçek KAHRAMAN (GÖLGESİZLER)
  • Levent SEMERCİ, Erkan ERDEM (NEFES: VATAN SAĞOLSUN)

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ

  • Eren AKAY (7 KOCALI HÜRMÜZ)
  • Ömer ATAY (HAYAT VAR)
  • Nilüfer ÇAMUR GİRİTLİOĞLU (KISKANMAK)
  • Naz ERAYDA (11’E 10 KALA)
  • Elif TAŞÇIOĞLU (VAVİEN)

EN İYİ BELGESEL

  • 5 NO’LU CEZAEVİ (Yön: Çayan DEMİREL)
  • ÖLÜM ELBİSESİ: KUMALIK (Yön: Müjde ARSLAN)
  • ŞAİRİN ÖLÜMÜ (Yön: Elif ERGEZEN)
  • 100 BİN KİŞİYDİLER (Yön: Metin KAYA)
  • ZİYARETÇİLER (Yön: Melis BİRDER)

EN İYİ KISA FİLM

  • CENNETTE DE ÖLÜM VAR (Yön: Savaş BAYKAL)
  • 2932 (Yön: Veysel ÇELİK)
  • KÖY (Yön: Mustafa DOK)
  • ÜÇTE BİR (Yön: Ferit KATİPOĞLU)
  • YAZLIK (Yön: Eray MERT)

neseli-hayat-afis bornova-bornova-poster IL1ZYuR5Fa yedi-kocali-hurmuz-ad Baska-Dilde-Ask-18-Aralik-ta-1 dilberin8gunu Golgesizler-Film-Afis afis kiskanmak1 Karanliktakiler  uzak-ihtimal resim063241dd6328779709c3eacd0480cc7f 206 090811mommo kız kardeşim.widec 75-nefes_vatan_sagolsun *
Share/Save/Bookmark