sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2017 Salı

Bafta Adayları Açıklandı


En İyi Film
  • “Arrival” – Dan Levine, Shawn Levy, David Linde, Aaron Ryder
  • “I, Daniel Blake” – Rebecca O’Brien
  • “La La Land” – Fred Berger, Jordan Horowitz, Marc Platt
  • “Manchester by the Sea” – Lauren Beck, Matt Damon, Chris Moore, Kimberly Steward, Kevin J. Walsh
  • “Moonlight” – Dede Gardner, Jeremy Kleiner, Adele Romanski

Yönetmen
  • “Arrival” – Denis Villeneuve
  • “I, Daniel Blake” – Ken Loach
  • “La La Land” – Damien Chazelle
  • “Manchester by the Sea” – Kenneth Lonergan
  • “Nocturnal Animals” – Tom Ford

Orijinal Senaryo
  • “Hell or High Water” – Taylor Sheridan
  • “I, Daniel Blake” – Paul Laverty
  • “La La Land” – Damien Chazelle
  • “Manchester by the Sea” – Kenneth Lonergan
  • “Moonlight” – Barry Jenkins

Uyarlama Senaryo
  • “Arrival” – Eric Heisserer
  • “Hacksaw Ridge” – Robert Schenkkan, Andrew Knight
  • “Hidden Figures” – Theodore Melfi, Allison Schroeder
  • “Lion” – Luke Davies
  • “Nocturnal Animals” – Tom Ford

Erkek Oyuncu
  • Andrew Garfield – “Hacksaw Ridge”
  • Casey Affleck – “Manchester by the Sea”
  • Jake Gyllenhaal – “Nocturnal Animals”
  • Ryan Gosling – “La La Land”
  • Viggo Mortensen – “Captain Fantastic”

Kadın Oyuncu
  • Amy Adams – “Arrival”
  • Emily Blunt – “The Girl on the Train”
  • Emma Stone – “La La Land”
  • Meryl Streep – “Florence Foster Jenkins”
  • Natalie Portman – “Jackie”

Yardımcı Erkek
  • Aaron Taylor-Johnson – “Nocturnal Animals”
  • Dev Patel – “Lion”
  • Hugh Grant – “Florence Foster Jenkins”
  • Jeff Bridges – “Hell or High Water”
  • Mahershala Ali – “Moonlight”

Yardımcı Kadın
  • Hayley Squires – “I, Daniel Blake”
  • Michelle Williams – “Manchester by the Sea”
  • Naomie Harris – “Moonlight”
  • Nicole Kidman – “Lion”
  • Viola Davis – “Fences”

Yabancı Film
  • “Dheepan” – Jacques Audiard, Pascal Caucheteux
  • “Julieta” – Pedro Almodóvar
  • “Mustang” – Deniz Gamze Ergüven, Charles Gillibert
  • “Son of Saul” – László Nemes, Gábor Sipos
  • “Toni Erdmann” – Maren Ade, Janine Jackowski

Belgesel
  • “13th” – Ava Duvernay
  • “The Beatles: Eight Days A Week – The Touring Years” – Ron Howard
  • “The Eagle Huntress” – Otto Bell, Stacey Reiss
  • “Notes on Blindness” – Peter Middleton, James Spinney
  • “Weiner” – Josh Kriegman, Elyse Steinberg

Animasyon
  • “Finding Dory” – Andrew Stanton
  • “Kubo and the Two Strings” – Travis Knight
  • “Moana” – Ron Clements, John Musker
  • “Zootopia” – Byron Howard, Rich Moore

Orijinal Müzik
  • “Arrival” – Jóhann Jóhannsson
  • “Jackie” – Mica Levi
  • “La La Land” – Justin Hurwitz
  • “Lion” – Dustin O’halloran, Hauschka
  • “Nocturnal Animals” – Abel Korzeniowski
Sinematografi
  • “Arrival” – Bradford Young
  • “Hell or High Water” – Giles Nuttgens
  • “La La Land” – Linus Sandgren
  • “Lion” – Greig Fraser
  • “Nocturnal Animals” – Seamus Mcgarvey
Kurgu
  • “Arrival” – Joe Walker
  • “Hacksaw Ridge” – John Gilbert
  • “La La Land” – Tom Cross
  • “Manchester by the Sea” – Jennifer Lame
  • “Nocturnal Animals” – Joan Sobel

Yapım Tasarımı
  • “Doctor Strange” – John Bush, Charles Wood
  • “Fantastic Beasts and Where to Find Them” – Stuart Craig, Anna Pinnock
  • “Hail, Caesar!” – Jess Gonchor, Nancy Haigh
  • “La La Land” – Sandy Reynolds-Wasco, David Wasco
  • “Nocturnal Animals” – Shane Valentino, Meg Everist

Kostüm Tasarımı
  • “Allied” – Joanna Johnston
  • “Fantastic Beasts and Where to Find Them” – Colleen Atwood
  • “Florence Foster Jenkins” – Consolata Boyle
  • “Jackie” – Madeline Fontaine
  • “La La Land” – Mary Zophres

Saç & Makyaj
  • “Doctor Strange” – Jeremy Woodhead
  • “Florence Foster Jenkins” – J. Roy Helland, Daniel Phillips
  • “Hacksaw Ridge” – Shane Thomas
  • “Nocturnal Animals” – Donald Mowat, Yolanda Toussieng
  • “Rogue One: A Star Wars Story” – Nominees TBC

Ses
  • “Arrival” – Claude La Haye, Bernard Gariépy Strobl, Sylvain Bellemare
  • “Deepwater Horizon” – Mike Prestwood Smith, Dror Mohar, Wylie Stateman, David Wyman
  • “Fantastic Beasts and Where to Find Them” – Niv Adiri, Glenn Freemantle, Simon Hayes, Andy Nelson, Ian Tapp
  • “Hacksaw Ridge” – Peter Grace, Robert Mackenzie, Kevin O’Connell, Andy Wright
  • “La La Land” – Mildred Iatrou Morgan, Ai-Ling Lee, Steve A. Morrow, Andy Nelson

Görsel Efektler
  • “Arrival” – Louis Morin
  • “Doctor Strange” – Richard Bluff, Stephane Ceretti, Paul Corbould, Jonathan Fawkner
  • “Fantastic Beasts and Where to Find Them” – Tim Burke, Pablo Grillo, Christian Manz, David Watkins
  • “The Jungle Book” – Robert Legato, Dan Lemmon, Andrew R. Jones, Adam Valdez
  • “Rogue One: A Star Wars Story” – Neil Corbould, Hal Hickel, Mohen Leo, John Knoll, Nigel Sumner

İngiliz Filmi
  • “American Honey” – Andrea Arnold, Lars Knudsen, Pouya Shahbazian, Jay Van Hoy
  • “Denial” – Mick Jackson, Gary Foster, Russ Krasnoff, David Hare
  • “Fantastic Beasts and Where to Find Them” – David Yates, J.K. Rowling, David Heyman, Steve Kloves, Lionel Wigram
  • “I, Daniel Blake” – Ken Loach, Rebecca O’Brien, Paul Laverty
  • “Notes on Blindness” – Peter Middleton, James Spinney, Mike Brett, Jo-Jo Ellison, Steve Jamison
  • “Under the Shadow” – Babak Anvari, Emily Leo, Oliver Roskill, Lucan Toh

En İyi Açılış Yapan İngiliz Senarist, Yönetmen veya Yapımcı
  • “The Girl With All the Gifts” – Mike Carey (Senarist), Camille Gatin (Yapımcı)
  • “The Hard Stop” – George Amponsah (Senarist/Yapımcı/Yönetmen), Dionne Walker (Senarist/Yapımcı)
  • “Notes on Blindness” – Peter Middleton (Senarist/Yapımcı/Yönetmen), James Spinney (Senarist/Yönetmen), Jo-Jo Ellison (Yapımcı)
  • “The Pass” – John Donnelly (Senarist), Ben A. Williams (Yönetmen)
  • “Under the Shadow” – Babak Anvari (Yazar/Yönetmen), Emily Leo, Oliver Roskill, Lucan Toh (Yapımcılar)

İngiliz Kısa Animasyon
  • “The Alan Dimension” – Jac Clinch, Jonathan Harbottle, Millie Marsh
  • “A Love Story” – Khaled Gad, Anushka Kishani Naanayakkara, Elena Ruscombe-King
  • “Tough” – Jennifer Zheng

İngiliz Kısa Film
  • “Consumed” – Richard John Seymour
  • “Home” – Shpat Deda, Afolabi Kuti, Daniel Mulloy, Scott O’Donnell
  • “Mouth of Hell” – Bart Gavigan, Samir Mehanovic, Ailie Smith, Michael Wilson
  • “The Party” – Farah Abushwesha, Emmet Fleming, Andrea Harkin, Conor Macneill
  • “Standby” – Charlotte Regan, Jack Hannon

Yükselen Yıldız
  • Anya Taylor-Joy
  • Laia Costa
  • Lucas Hedges
  • Ruth Negga
  • Tom Holland


*
Share/Save/Bookmark

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Kerem Akça’ya Sorduk

Sinema Bir Mucizedir olarak başlattığımız sinema söyleşilerinin ilkini sinema yazarı Kerem Akça ile gerçekleştik.Yeni dönem internet sinema yazarlığından,Türk ve dünya sinemasına değin her konua girdik,genel anlamda sinema dünyası çerçevesini belirlemeye çalıştık.Değerli görüşlerini bizlerle paylaştığı için kendisini buradan bir kez daha teşekkürü borç biliriz.Keyifli okumalar.

kerem-akca

Günümüzde teknolojik gelişmeler ve internetin yaygınlaşması sayesinde web üzerinden bilgi paylaşımı had safhada.Sosyal medya ise artık eski usul medya araçlarının alternatifi konumuna geldi.Sinema yazarlığı konusunda da internet artık çok cazip bir alan.Artık eski olarak kabul edilen basılı ve görsel medyadan gelen biri olarak bu yeni mecrayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Belli bir gelişme olduğu muhakkak. Bu durumun hem olumlu hem olumsuz tarafları olabilir. Birincil olarak eskisi gibi bir ‘bilirkişi’nin ya da ‘üstat’ın eğitiminden-öğretiminden geçmeden yazı yazma süreci başlıyor. Bu kontrolsüzlük de bilinçsiz bir yanlış yöne kayma riskini beraberinde getiriyor. Ancak bunun yanında artık her şeyin ulaşılır olması sebebiyle sinema dergilerinin ‘arşiv’ değeri azaldı, bu da sosyal medyayı ve kendini kültürel olarak da geliştirmiş yazarları olması gereken bir noktaya taşıyabiliyor. Elbette bunun için çaba sarf etmek ve doğru bir yol çizmek şart. Bir serbestliğin içinde kaybolmadan önlemler alarak ‘adımlar’ı iyi belirlemek gerekiyor.

Sayı olarak oldukça fazla girişim var.Peki içerik olarak ne durumdalar sizce?
Belli anahtar siteler var bana kalırsa. Onların seviyesine ulaşmak ve bir anlamda senelere yayılıp tecrübelenmek ana düşünce olmalı. ‘Ben oldum’ diyerek bir anda belli bir seviyeye geldiğini düşünmek en yanlış şeydir. Sürekli kendini geliştirmek, üzerine koymak gerekir.

Sinemayla ilgili yazılan bu kadar yazı,  bir nevi ağzı olan konuşuyor havası yaratır mı? Ya da başka deyişle eski tarz yazarlığı yüceltir mi?
Eskiden yazmak için bu kadar olanak yoktu. Ancak daha fazla yazı yazdıkça, daha fazla kendini tartma, geliştirme şansına sahip olursunuz. Bu açıdan bence faydalı bir süreç.

Bu durumla ilgili sizin de içinde bulunduğunuz Siyad nasıl bir tutum sergiliyor? Destekleyici bir tutumdalar mı yoksa mesafeli mi bakıyorlar?
SİBB açıldığı için bundan sonra internet yazarlığının SİYAD’a girişi çok da kolay değil gibi. Bana kalırsa ABD’de olduğu gibi böyle bir açılımda bulunmak sektöre yarar sağlayacaktır. Sinema bloglarının birliğinin kısa sürede ‘hakim bir güç’e dönüşmesi önem arz ediyor. Böylece sinema yazarlarının değeri daha da artar. ABD’deki gibi bir güç olabiliriz.

Birazda sinemadan bahsedelim. Sizce Türk sineması şu an ne durumda?
Şu anda bir yeniden başlangıç süreci var bana kalırsa. Eski Yeşilçam’daki ‘fazla üretim’, birazcık dijital teknolojilerin gelişmesiyle de aktif hale geldi. Bu durum popüler sinema adına bir Hollywood kuşağının doğmasını sağlarken, çöp oranını da arttırabiliyor, fazla tüccarın sektöre girmesini de... Ancak yeniden başlangıç eğer çok katmanlı hale getirilecekse, sanat filminin de, popüler filmin de kalitelisi olmalı. Çöp oranı da belli düzeyde kalmalı. Bu sağlıklı bir sürece doğru gidecektir.

Çok kaliteli yapımlarla yurtdışından sürekli ödül haberleri geliyor. Bu durum sinemamızın kalitesini nasıl etkiler? Sayı olarak artmasını sağlarken aynı oranda içerik kalitesini sağlayabilir miyiz?Ya da kısacası en yakın ne zaman bir oskar ödülümüz olur?
90’lar jenerasyonunun Avrupa sineması etkisiyle belli sınırları aşması, böylesi bir süreci başlattı. O zamanın kuşağının devamında da bir güven ortamı oluştu. Artık Türk sineması denince az çok bir şeyler beliriyor insanların gözünde. Yurt dışında da böylesi bir yaklaşım olduğunu kişisel olarak yaptığım fikir alışverişlerinden biliyorum. Bu, kaliteyi arttıran ortak yapımları bizlere kazandırıyor. Ancak Oscar ödülü bambaşka bir strateji ağını beraberinde getiriyor. Ona ulaşmak için festivallerde tanınır olmak gerekmiyor. Çok farklı bir düşünce yapısı... Kulisler, stratejiler daha başka işliyor.

Film sektörünün yanı sıra aynı oranda büyüyen bir de dizi sektörünü var.Sizce birbirinden zıt iki sektör müdür bunlar,yoksa birbirini geliştiren iki kardeş sektör mü?
Türkiye’de dizi sektörünü ‘mecbur sektör’ olarak niteleyebiliriz. Film çekmek veya filmde oynamak isteyenler için oluşan bir kurum bana kalırsa. Bu durum yılda 70 filmin üzerine çıkan bir sinema sektörü olursa değişir mi? Elbette hayır. Ama kalitenin yavaş yavaş artacağını düşünüyorum.

Son zamanlarda istanbul dünya sineması için cazip setlerden biri haline geldi.Büyük gişe filmleri olsun,reytingi yüksek diziler olsun İstanbul’u fon olarak kullanmaya başladılar.Sizce bu durum geçici midir? Eğer öyle değilse kalıcı olması için neler yapılmalı? Mesela Woddy Allen yakın zamanda kamerasını İstanbul’a çevirir mi?
Woody Allen da çevirebilir, Hangover serisi de çevirebilir. İstanbul, her şehir kadar kendi albenisi, zenginlikleri olan bir demografiye sahip. Önemli olan platoların kendini rahat hissedebileceği bir duruma geleceklerini hissetmeleri. Geçici olarak görmüyorum açıkçası.

Peki oyunculuklara bakacak olursak,günümüz oyuncularını nasıl buluyorsunuz? Gelecek vaat eden genç oyuncular kimlerdir sizce?
Jön ve baş kadın oyuncu sıkıntısı var Türk sinemasında. Bu durumun dizi sektöründen kapatılmak istenmesi de bir sıkışmayı beraberinde getiriyor. Eğer sinema sektörü daha doğru bir yola girerse, ‘dizi’ bağından kurtulursa belki böylesi bir oluşum olabilir. Şu anda genç jenerasyondan belli isimlerin böylesi bir ‘oyuncu’ becerisiyle bu kavramı zorladığını düşünüyorum. Ama tanımları koymak için henüz erken.

Yine oyunculuklarla ilgili ,70’li yılların star sistemine benzer bol yıldızlı filmler görmüyoruz.Klasik Türk sinemasına aşina insanları tekrar sinemalara çekmek açısından yeni bir star sistemi kurulmalı mıdır sizce?
Bana kalırsa o dönemin hakim Yeşilçam melodramlarını, komedilerini veya avantürlerini 2000’lere uyarlamak yüzde yüz anlamda perdede canlanmıyor. Komedide TV serüveninden gelen yıldızlar var. Melodramda dizilerin içine sıkışma var. Avantür zaten bir tür olarak uygulanmıyor. Biraz da bu tabanların daha doğru bir süzgeçten geçirilmesi gerek kanımca. Böylece sinemanın sektörleşme sürecinde öyle bir sistemin ‘modernize’ olmasına tanıklık edebiliriz.

Dünya sinemasından da bahsedecek olursak,son zamanlarda hızla yükselen ülke sinemaları nelerdir? Kemikleşmiş Avrupa sinemalarından Fransa,Almanya veya İngiltere’deki gelişmeler sizce nasıl?
Bana kalırsa Fransız sinemasının ana kaynağındaki ‘dünyayı değiştirme’ tabanlı ‘entelektüel’ düşünce halen kendini koruyan bir jenerasyona sahip. Sürekli yenilenmesi de şaşırtıcı değil. ‘Üçüncü Yeni Dalga’ kuşağı 2000’lerde bu açıdan doyurucu ve iz bırakan işler ya da auteur yönetmenler çıkarıyor. Ancak onun dışında sivrilen bir ülke sinemasından söz etmek çok kolay değil. Tamamen kaynaklarda yatan eğilimlerle ilerleyen bir süreç bu. Almanya’da Berlin Okulu jenerasyonu bir şeyler yapmaya çalışıyor. Uzakdoğu’daki üretimde her ülkeden auteurler çıkabiliyor. Yeni Meksika sineması bir jenerasyon çıkardı geri çekildi. İran ve Güney Kore için de aşağı yukarı aynı şeyler söylenebilir. Bu sebeple bana kalırsa keskin bir eğilimin varlığından söz etmek zor. Ama kişisel olarak Tayland, Avustralya ve Japon sinemasındaki yeni kuşakların değişken algılarını tuttuğumu söylemeliyim.

Dünyanın amiral gemisi Hollywood sinemasının su an bir tekrarda oldugu gözleniyor.Eski sevilen filmlerin yeniden çevrimleri,tutmuş seriler ve bol efektli kahraman filmleri şu an revaçta olanlar.Acaba Hollywood üretkenlik anlamında duraklama dönemi mi yaşıyor? Eğer olası bir değişiklik yaşanırsa hangi türde bir gelişme öngörürsünüz?
Hollywood’un kaynağına bakınca her 10 yılda bir bir değişim olduğunu görebilirsiniz.    2000’lerin başında Yüzüklerin Efendisi’nin katkısıyla fantastiğin A sınıfına sıçraması, aksiyonun yaklaşık 15 yıllık hakimiyetini yok etti. İlk 10 yılda çizgi roman uyarlamalarının ve bu türün formüllerinin-alt türlerinin revaçta olmasını sağladı. Ancak bu 10 yıllık dilimin sonuna Inception ve Avatar gibi özgün bilimkurguların sıkışması, şimdi şirketlerin harıl harıl bilimkurgu projesi aramasına yol açtı. Önümüzdeki 15-20 yıl kanımca bu eğilimle yürüyecektir. Yani 1960’ların sonunda 2001: Uzay Yolu Macerası ve Maymunlar Cehennemi’nin katkısıyla A sınıfında bir yol açan ve 70’leri, 80’leri farklı ivmelerle kontrolüne alan tür, yeniden atakta. Çizgi roman uyarlamaları da yavaş yavaş piyasadan çekilecektir ya da ‘bilimkurgu’ yönelimli hikayelere odaklanacaktır.

Hollywood’un yüksek bütçeli yapımlarından bahsetmişken Türkiye’de birkaç örnek dışında yüksek bütçeli filmleri pek göremiyoruz.Bunun temel nedeni olarak neyi görüyorsunuz?
Şu anda sektörün tam olarak ayakları üzerine oturma dönemi. Bu sebeple de çok yüksek bütçeli film üretmek için bir sermaye gerekli. Şirketler ilk projeden girmiyor böylesi ‘büyük risk taşıyan’ bir yükün altına... Ancak önceden kazandıklarıyla yüksek bütçeli filmler çekiyorlar. Fetih 1453’ün tarihi-epiği A sınıfına transfer edip ‘Malkoçoğlu’ tanımıyla bildiğimiz bizim tarihi filmlerimize sınıf atlatması, bir anlamda bu açıdan bir vizyon sağlayacaktır. Ancak ne kadar kalite yükselir ondan şüpheliyim.

Sinemanın pazarlama bir kısmına girecek ama sizin de fikrinizi merak ediyoruz.Dizi filmlerimiz yurtdışında özellikle arap dünyasında hayli revaçta.Fakat sinema filmlerimiz konu olunca bu talebi pek göremiyoruz.Bunun nedeni sizce nedir?
Arap dünyasında çabuk tüketilir şeylere bir ilgi var. ‘Pembe dizi’ düşüncesi övgü yükseliyor kanımca. Bunun da sebebi basit. Kitlenin kültürel duyarlılığı ile alakalı tamamen. Bu sebeple de aslında bu normal ve sinemamızın kalitesini gösteren bir durum.

Son olarak sinema yazarlığı yapmak isteyen gençlere öğütleriniz nelerdir?
Öncelikle bulabildikleri her boş zamanda film izlemeyi denemelerini öneririm. Ardından da sinemayla ilgili araştırmalar yapmalarını, ona bağlantılı kollarda bir şeyleri öğrenmeye çalışmalarını, kendilerine bir yönelim belirlemelerini, bunun devamında da bir yazı dili oluşturmalarını tavsiye ederim. Elbette ki bizim sektörümüzde çok geniş çaplı, İngiltere ve ABD’deki kadar garantili bir ‘omurga’ yok. Bu sebeple de şans faktörü de yanında olmalı herkesin.

*
Share/Save/Bookmark

31 Ocak 2010 Pazar

Sinema Dedektifliği

Film izlemek zamanı iyi bir şekilde geçirmenin heralde en güzel yoludur.Arkadaşlarla veya aileleyle izlenen güzel filmler hem geçirilen zamanı değer verir hem de izlenilen kişilere ve ilişkilere değer verir.Daha sonraları filmi hatırladığınızda eğer o filmin keyif almışsanız geçirilen o güzel saatleri keyifle yad edersiniz.Bu açıdan bakıldığında sinema bir sanattan çok güzel bir aktivite aracıdır.Bir de aslında sinemanın çoğu insan için bir tutku aracı olması.Ki artık orada bir sinema izleyicisinden çok bir sinema tutkunu kişisinden bahsedebiliriz.

Hal böyle olunca benim gibi sinemaya tutkulu insanlar filmleri bir başka gözlerle izlerler.İzlemekte yetmez bir okuma,bir araştırma alanı haline gelir.Filmden sonra onun hakkında kritikleri okumak,filmin diğer detaylarını incelemek bir meslek haline gelir.İşte başlıkta bahsettiğim sinema dedektifine dönüşür insan bir noktadan sonra.

Çünkü sinema filmi her ne kadar iyi niyetle bir zaman geçirme aracı olarak görülsede aslında insanın ufkunu açan,hayata başka gözlerle bakmayı öğreten bir hoca.Hal böyle olunca sinemayı sinema yapan saniyede 24 kare çok anlamlı oluyor bunun okumasını bilene.

Mesela filmlerde başka filmlere göndermeler,küçük süprizler,hoş detaylar genel anlamda çok küçük gözüksede aslında çok seyler anlatırlar.Ben özellikle filmleri izledikten sonra trivia denilen filmle ilgili küçük ayrıntıları araştırmayı çok severim.Dediğim gibi bir nevi sinema dedektifliği.

Son izlediğim filmlerden biri olan Wall-E bu bakımdan son derece zengin.Imdb’de ki sayfasında bolca hoş detay var.Mesela bir kaçı;

Camera:   DCS420A         
Serial #: 420-2040
Width:    1524
Height:   1012
Date:  11/24/97
Time:   11:39:45
DCS4XX Image
FW Ver:   081596          
TIFF Image
Look:   Product
----------------------
Counter:    [88]
ISO:        100 
Aperture:   F2.8
Shutter:    60  
Lens (mm):  28  
Exposure:   M   
Program:    Po  
Exp Comp:    0.0
Meter area: Mtrx
Flash sync: Norm
Drive mode: S   
Focus mode: S   
Focus area: Wide
Distance:   3.4m
  bscap0005

*Wall-E’nin Axiom’la birlikte dünyanın yörüngesinden çıkarken kafasına takılan aslında uzaya ilk atılan Sovyetlerin Sputnik uydusu.Uzay gemisinin adı AXIOM da kendiliginden apacik olan ve bu nedenle kanitlanmaya ihtiyaci olmayan onerme anlamına geliyor.

 pizzaplanettruckpizza planet1

*Eve dünya’ya indikten sonra araştırdığı nesnelerden biri Pixar’ın önceki filmlerinden Toy Story’den Pizza Planet arabası

bscap0055 bscap0056

*Eve  Wall-E’yi dünyaya kaçırmak için uzay gemisinin tabi caizse filikalarına götürürken gözüken kapı numarası 1912.Yani filika sayısının yetersizliği yüzünden çok kayıp verdiğine inanılan Titanic’in batış tarihi.bscap0059 bscap0032

*Eski kaptanların fotoğrafları da Pixar yazarlarının uzay gemisine uyacak şekilde şişmanlatılmış fotoğraflarından oluşuyor.Wall-E’nin izlediği film de 1969 yapımıHello Dolly filmi.Yönetmenin bunu seçmesinin nedeni de filmin ve müziğinin ‘birbirini seven kişilerin birşey söylemeden aşklarını ifade etmelerini el tutma sahnesiyle anlatan en iyi örnek"’ olduğu içinmiş.

bscap0018 bscap0019 bscap0021 bscap0023

*Filmin sonunda gözüken filme uyarlanmış tablolar Van Gogh,George Seurat,Auguste Renoir gibi önde gelen empresyonistlere güzel bir gönderme

*Ayrıca Wall-e’nin reboot yaparken Mac OS sesi çıkarması,Hello Dolly filmini I-pod’unda izlemesi Pixar’ın eski Ceo’su Steve Jobs’a ve Apple’a gönderme.Ayrıca 700 yıl dünyada kalan Wall-E’nin hala bunları kullanıyor olması zaman ne kadar geçerse geçsin Apple ürünlerinin eskimeyeceğini öne sürüyorlar.

Başka filmlerden de örnek vermek gerekirse arşivimden bulduğum ve çok sevdiğim bir kaç detay;

the italian job_3the italian job_1

*2003 yapımı Italian Job filminde ki gözetme sahnesinde hırsız Edward Norton evinde 1969 yapımı ilk versiyonunu izliyor.Ekranda gözüken de ilk filmin başrolü Michael Caine.Diğer filmden karede de filmde kahramanın iddia ettiği Napster olayı.Karakterimiz Napster’ı kendinin yarattığını ama arkadasının onu çaldığını iddia ediyor.Arka planda ise Metallica posterinin olması metallica-napster kavgasını bilenler için son derece hoş bir detay.

big lebowski_11 eylülbscap0021

*Big Lebowski’de Dude abimizin markette yazdığı çek’in tarihinin 11 Eylül olması,Mel Gibson’ın Apocalypto filminde kovalamaca sahnesinde bir an için belirip kaybolan “Where is Waldo” karakteri çocukluğumuzun gezgin kahramanı waldo’yu(diğer adıyla wally) hatırlatıyor.

Film_f.otothegreenmile2

*Geleceğe Dönüş filmin Marty McFly’in geleceğini anlattığı ikinci filminde tele-konferansla konuştuğu Needles’ı canlandıran Red Hot Chili peppers’ın bascısı Flea olması Fleaseverler için güzel bir raslantı.Green Mile’da da John Coffey(JC) ismen Jesus Christ’ı (JC) andırması karakterin iyilik ilişkisini gönderme yoluyla sağlamaya çalışıyor yönetmen..

    

Filmler aslında birkaç saat süren aktivitelerden ziyade ,okunması yazılması gereken sonsuz dünyalardır.Böyle bakarsak her film aslında çok şey anlatıyor bizlere.

*
Share/Save/Bookmark

12 Ekim 2009 Pazartesi

Beyazperde Kahramanlarım


Sinema televizyon ile hayatıma girdiğinden beri benim için en büyük tutkularımdan biri olmustur.Kimi zaman sinema salonlarında büyülü perdede , kimi zaman bilgisayar ekranında piksel piksel kimi zamansa televizyon kanallarında reklamlar arası can çekişirken izlediğim bu sanal kahramanlarımı ilk defa burada hep birlikte anmak istedim.Kimler yok ki içinde.Sinema tarihinin ağır topları gerilim üstadıHitchcock usta,charlie chaplin namı değer şarlo,scarface tony montana, ufka bakan guguk kusu , kötülüğün timsali Darth Vader vs vs..hepsi kendi başına birer sinema ikonu olmus filmler,oyuncular,karakterler ve yönetmenler.İlk aklıma gelenler bunlardı,burda olmayan diğer efsanelere de haksızlık yapmak istemem.Bunlar ve diğerleri...Hepsi sinema denilen deryanın içinde susuzluğumuzu gideren bir damla hayatlar...

Thank god for cinema.... *
Share/Save/Bookmark