cem yılmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cem yılmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2010 Pazar

Av Mevsimi

av-mevsimiAylar once burdan da haberini vermiştim.Muhteşem kadrosuyla daha o zamanlardan merak uyandırmaya başlamıştı.Önce hayli kasvetli teaser’ı ve ardından daha da meraklandıran fragmanı ve en nihayetinde vizyona girmesiyle daha şimdiden yılın en iyi filmleri arasında gösterilmeye başlandı.İki efsane Yavuz Turgul - Şener Şen’i tekrar buluşturmasıyla zaten beklentiler yeni bir başyapıt mı geliyor havasındaydı.Bu güne kadar Eşkiya -Kabadayı -Gönül yarası gibi nice başyapıt ortaya koyan bu ortaklıktan bir tanesini daha beklememek mütevazilik olurdu.Hele hele son yıllarda az sayıda yapımla perdeye çıkan Şener Şen’i tekrar bizle buluşturduğu için ayrı bir önemi vardı bu işin.Bir de buna artı olarak şimdiden genç yaşında efsane statüsüne erişmiş Cem Yılmaz’ın bu kadroya katılmış olması filme olan beklentileri en üst seviyeye çıkarıyordu.

av-mevsimi2 Sheakespeare’nin "cinayet yerin bütün toprağıyla örtülse yine kendini belli eder.” sözüyle açılan filmde zaten her polisiye filmlerinde olduğu gibi sonunun açıklanmasına dair ipucunu veriyor.Öncelikle bir ormanda suda çalılıkların içinde bulunan kesik bir elle başlayan olaylar görgüsü zaman geçtikçe cinayetin de basit olmadığı birbirinden çok farklı birden fazla şüphelinin varlığı ile ortaya çıkıyor.Zengin bir holding patronunun yanaşması ailesi,uyuşturucu satıcısı sevgili ile birlikte son derece karmaşık olayların bizi beklediği anlaşılıyor.Alfred Hitchcock’un dediği gibi “filmler cinayeti basit ve temiz bir şey gibi önümüze getirir.Bense birini öldürmenin ne kadar zor ve kirli bir iş olduğunu gösteriririm” lafından hareketle işin içine girdikçe polisler kadar izleyenlerde pisliğin içine dalıyor. Her ustanın kendi işini anlatan hayat mottosu olduğu gibi Avcı Ferman (Şener Şen)’ında “bakış açını değiştir” mottosu ile cinayet masası polislerinin ve dolayısıyla izleyenlerin ayrıntılara takılıp kalmamak adına yapması gerekeni baştan söylüyor. Cinayet filmlerinin ana mantığı çevresinde yüksek heyecanlı finale giderken yan rollerde diğer karakterlere ve onların hayatlarından kesitler izliyoruz.Deli İdris(Cem Yılmaz)’ ın deliliklerini ve açmazlarını izlerken diğer yandan Çömez Hasan(Okan Yalabık)’ ın mesleğinin en başında mesleğine girişi ve hayatını sorgulamasını izliyoruz.Tabi ana karakter olarak emekliliğe giden yolda son dosya olarak aldığı bu davanın gittikçe dallanıp budaklanması karşısında bir nevi izzeti nefis meselesi yapan Avcı Ferman’ ın hayatına konuk oluyoruz.Yavuz Turgul sinemasının ana unsurlarından biri olarak olayın kahramanlarının hikayelerine ışık tuttukça cinayet aslında ikinci planda kalıyor,böylelikle izleyici olay örgüsünde kafasında bazı şeyleri kurarken polislerimiz onların arkasından geliyor.Ama sonlara doğru izleyici de çıkmaza girince imdada yine kurtarıcı olarak Avcı geliyor.

av-mevsimi1

Görüşlerini ve yazılarını sevdiğin sinema yazarlarından Mehmet Açar konuyu hayli ilginç bir noktadan ele alıyor ve Avcı Ferman gibi bakış açımızı değiştirerek bize filmi başka bir taraftan bakmamızı sağlıyor..Anlatım bütünlüğünü bozmamak adına kendi yazdıklarına göz atacak olursak;
“...öbür dünyadan sesini duyduğumuz pamuk'un trajedisinin asıl sorumluları, hayatına şekil veren erkekler. ama Turgul, sadece onu bir kurban haline getiren erkekler (baba, ağabeyler, sevgili ve eş) üzerinden okumuyor Türkiye'yi. Katili yakalamaya çalışırken kendi kişisel sorunlarına gömülüp giden üç erkek polisin öykülerine de odaklanıyor. hatta belirli bir noktadan sonra, film tümüyle bu erkeklerin dramları ve çıkmazları üzerinden ilerliyor. Şiddeti, silahı bir çözüm olarak gören deli idris'in (cem yılmaz) kadın düşmanlığı, pamuk'un hayatını karartan erkeklerden çok farklı değil. şener şen (avcı ferman) ise bütün turgul filmlerinde olduğu gibi yine kötülüklerle mücadele eden, şövalye ruhlu bir karakter. yavuz turgul, ferman (kentli orta sınıf bürokrat) - çolakzade (taşralı hür teşebbüs) çatışması üzerinden ilerleyerek, bir tarafa merhamet ve vicdanı, diğer tarafa ise rekabetçi kapitalizmin acımasızlığını koyuyor. bu çatışmada bir çeşit anahtar karakter olan çömez hasan (okan yalabık) ise bir karar aşamasında. bir yanda ölümler ve cesetlerle dolu cinayet masası, diğer yanda müstakbel kayınpederinin vaat ettiği kasap - restoran zinciri... çömez'in ruh sağlığını giderek kaybetmesi filmin pek iyimser olmadığının bir kanıtı.
İşte bu noktada Yavuz Turgul son derece mükemmel işlenen karelerle birlikte kurduğu puslu kirli dünyada sağlam bir sinema dili kullanarak cinayetin soğukluğu paralelinde yine soğuk renklerin hakimiyetinde başarılı kaotik bir atmosfer sunuyor bize.

av-mevsimi-filmi-3

Filmin içeriğine gelecek olursak, senaryonun konuyu ve oyunculukları taşıyamadığı eleştirileri üzerinden hareketle bunun aslında insanların nereden baktığında alakalı olduğunu söylemek gerek. CSI gibi, Without A Trace gibi, Cold Case gibi kafayı karıştıracak ince detaylarla örülmüş polisiye cinayet dizilerine ya da Hollywood’daki örneklerine alışkın izleyicinin bu filmde pek de doymuş olmaması normal. Zira 45 dakikalık bölümlerde temponun hayli yüksek tutulmasını ve sona doğru yaklaştıkça getirdiği gerilimi 180 küsür dakikalık bir filmden beklemek haksızlık olur. Hele Yavuz Turgul gibi karakterlerini ince ince işleyen yönetmen için sadece cinayete odaklanmak pek beklenmedik bir durum olurdu.Zira yukarıda Mehmet Açar’ın yazdıklarında da maktul kızın etrafındaki erkeklerin çıkmazlarını anlatması bakımında bu film polisiye cinayet filminden çok dram türünde de adlandırılabilir.
Diğer bir nokta ise filmi alt metni olarak işlenen av-avcı arasındaki felsefik ikilem.Hayatını katilleri aramaya adayan ama darwinci anlayışla avcılığı pek de seçmeyen naif huylu Avcı Ferman’ın hayatında gerçek anlamda da mecazi anlamda da avcılığı seçmiş hırçın zengin Çolakzade’nin karşılıklı kurduğu ikilem işte bu av-avcı ikilemini çok güzel anlatıyor.Yaşamın devamı için her şeyi mübah gören yani büyük balığın küçük balığı yediği bir dünyanın (Mehmet Açar’ın tabiriyle rekabetçi kapitalizm acımasızlığının) temsilcisi Çolakzade’ nin kurduğu dünyaya elinde silah olmadan dalan Avcı Ferman gerçeğin peşinde hayatını ortaya koyan bir şövalye gibi parlıyor.

av-mevsimi-1-7325

Filmle ilgili bir başka konu ise elbetteki Cem Yılmaz’ın filmdeki konumu.Laz polis Deli İdris’i deyim yerindeyse oynamıyor yaşıyor Cem Yılmaz.Diğer oyuncularla karşılaştırıldığında sinema konusunda daha yolun başında olan Cem Yılmaz filmin en büyük handikapı konumundaydı ama bütün bunları haksız çıkarırcasına olağanüstü bir oyunculuk ortaya koyuyor. Ama filmin en büyük artılarında bir olmasına karşın aynı zamanda eksilerinden biri de oluyor. Zira yıllardır yaratmış olduğu komedi fenomeni ciddi bir iş yaptığı havasını bozuyor. Aynen dr.frankestein gibi kendi yarattığı şey yine kendine zarar veriyor. Oyunculuk anlamında,senaryo anlamında son derece başarlı ve yetenekli olmasına karşın halen kendisi sinemaya tam anlamıyla veremeyişin ve son açıklamalarına göre komediye geri döndüğünü söylemesinin örnek olarak gösterebiliriz. Çok ciddi sahnelerde bile izleyicilerin katıla katıla gülme ihtiyacını yıkması için öncelikle Cem Yılmaz’ın kendini yaratan durumu yine kendisi yıkması lazım.İnsanları katıla katıla ağlatacağı oyunculuklar sergilemeli ki perdede ki inandırıcılığı artsın.

Av-Mevsimi-563071

Sonuç olarak filmin başarısını yine nereden baktığınızla alakalı olarak ortaya koyabiliriz.Csi gibi filmlerin dizilerin örneğinde filme sırf cinayet polisiyesi gözüyle bakarsak pek de tatmin olamayız ama av-avcı kavramının felsefik altyapısını günümüz dünyasıyla harmanlayıp önümüze sunmasını daha önemsersek bir başka Yavuz Turgul-Şener Şen başyapıtıyla karşı karşıyayız demektir.

*
Share/Save/Bookmark

22 Kasım 2010 Pazartesi

CMYLMZ ve Senaryo Günlükleri

Cem Yılmaz her ne kadar gösteri dünyasında bir efsane olsa da yeni yeni ilerlediği sinema dünyasında en büyük özelliği türünün diğer örneklerinden ayıran kaleminin  güçlülüğü.Mizah dergisi çıkışlı olduğu için metne dayalı espri anlayışı sinema dünyasında  da çokca işine yaramışa benziyor.Sinema sanatı her ne kadar görsel imgelere dayanıyor gibi gözükse de asıl önemli olanın filmin üstüne kurulu olduğu metnin sağlamlığıdır.Bunun önemini iyi bilen Cem Yılmaz kendi kuşakdaşları arasından sıyrılarak yeni kuşak sinemacılar için iyi bir referans oluşturabilecek senaryo yazım notlarını kitaplaştırdı.Bu bile başlı başına Cem Yılmaz’ın artık iyiden iyice sinema dünyasında da gösteri dünyasındaki gibi efsaneler arasında yer etmek istediğinin göstergesi.Aşağıda ise kitaptan tanıtım amaçlı bir kaç taslak resim ve onlarla ilgili notlar..

“"EĞLENCELİ BİR ANI
Arog’un ilk 3 dakikası diye çektiğimiz kısa filmle bir sene öncesinden filmin duyurusunu yaptık. Bu çok rastlanan bir tanıtım türü değildi, bir benzerini daha önce belki Gora’da yapmıştık.
Eğlenceli bir anı; Arif büyük bir arı tarafından kovalandığı sahnede 3 farklı şehirde çekilmiş planlarla neredeyse 2000 km. yapar. Sahne totalde 12 saniyedir ve aslında 20 metre bile koşmamıştır. Tuhaf doğrusu...
Eh sinema işte.

fft22_mf585763

 

YAHU BİR KOVBOY FİLMİ YAPSAK DA NEŞELENSEK
... Yahşi Batı senaryosu, 2008 yılının Ağustos ayında A.R.O.G. filminin seti devam ederken, “yahu bir kovboy filmi yapsak da neşelensek” diyerek başladığımız maceranın sonunda kan ter gözyaşı ile ortaya çıkmış, Latin alfabesi ile yazılmış bir eserdir.
İlk önce bir Amerikan filmi yapmak istiyordum. Hatta oyuncuların isimlerini dahi sanki başka adamlarmış gbi afişe yazacaktım: Jack Bailey (ben), Eugene O’hara (Ozan), William Lloyd (Zafer), ‘Kim ki oğlum bunlar’ hissini yaratmak istedim.

fft22_mf585764

 

...
Öykü iki beceriksiz at hırsızının kahramana dönüşmesi gibi gibiydi. Bu arada filmin her dokusu Amerikan, bir tek dili Nevşehir aksanlı Türkçe olacaktı. Herkes Orta Anadolulu gibi konuşuyor ama mevzu gayet Amerikan. Bu fikirle Arog setinde çok güldük.
Geçen 3 senaryoda olduğu gibi, abimle oturup öykü üzerine konuşmaya başladık. Ancak bir gün, bu tamamı Amerikan karakterler fikrinden sıkıldığımı ve ‘doğal’ olarak oraya giden (mesela ber görev sebebiyle) iki Osmanlının daha neşeli bir fikir olabileceğini düşündüm.

fft22_mf585765

ÖZLEM ÖZEL BİR DURUMDU
Bu filmde Özlem’in oynaması da çok özel bir durumdur bence. Onu, Mucizeler Komedisi müzikalinde sahnede izlediğimde doğrusu hiç şaşırmadım, çok rahattı ve komikti de. Teklifimi reddetmediğine çok sevindim. Ben genellikle aktörlerle değil müzisyenlerle çalışırım fikri Özlem’le iyice pekişti.mazhar-alanson-oznelm-tekin-ve-cem-yilmaz

fft22_mf585766

GORASAPİEN’İN MACERALARI
Film, Karanlık Çağ’da geçecekti; Arif ilk insanlarla temas kuracaktı; dinozorlar, şunlar bunlar olacaktı. ‘Gorasapien’ diye tuhaf bir isim de bulmuştum. Bir müddet bu kod isimle notlar biriktirdim. Belgesellere ve her türlü resmi tarihe gıcık olduğum için, sıfırdan olaylara şahit olan bir Arif, kulağa hoş geliyordu. Ateş bulunurken orada, yazı bulunurken orada gibi.
Ancak eloğlu elbette erken davranmıştı (30 sene kadar). Mel Brooks’un History of the World’ünde ‘yapılmayan esprileri’ yapmaktan başka şansımız yoktu.

fft22_mf585769

GORASAPİEN’İN MACERALARI
Film, Karanlık Çağ’da geçecekti; Arif ilk insanlarla temas kuracaktı; dinozorlar, şunlar bunlar olacaktı. ‘Gorasapien’ diye tuhaf bir isim de bulmuştum. Bir müddet bu kod isimle notlar biriktirdim. Belgesellere ve her türlü resmi tarihe gıcık olduğum için, sıfırdan olaylara şahit olan bir Arif, kulağa hoş geliyordu. Ateş bulunurken orada, yazı bulunurken orada gibi.
Ancak eloğlu elbette erken davranmıştı (30 sene kadar). Mel Brooks’un History of the World’ünde ‘yapılmayan esprileri’ yapmaktan başka şansımız yoktu.

      fft22_mf585772 fft22_mf585773 *
Share/Save/Bookmark

24 Haziran 2010 Perşembe

Av Mevsimine az kaldı

Efsaneleri buluşturan film AV MEVSİMİ son fotoğraflarıyla heyacanımızı daha da arttırıyor.Cem Yılmaz’ın her fırsatta birlikte oynamak istediğini belirttiği efsane oyuncu Şener Şen’i uzun yıllar sonra tekrar setlere çeken Yavuz Turgul Eşkiya’da yaşadıkları başarının bir benzerini tekrar yaşayabilecekler mi merak ediyorum.Ama şundan eminim ki son yılların bu en iyi oyuncu kadrosu aralığı iple çekmemize neden oluyor.

*
Share/Save/Bookmark

25 Nisan 2010 Pazar

Ekibe Gel

LiveImages_Foto Haber_108_Av Mevsimi_foto5 Böyle bir ekibin sinema için biraraya geliyor olması daha şimdilik bir kareden ibaret olsa da insanı fazlasıyla meraklandırıyor.Şener Şen gibi kelimelerle tarif edilemez bir efsanenin uzun süredir sinemadan uzak duruyor olması Türk sineması adında bir kayıptı.Ona olan hasretimizi gidermesi adına başta yönetmeni Yavuz Turgul’u ve yapımcıları tebrik etmek lazım.Böyle bir kadroyu bir araya getirdikleri için.Şener Şen-Cem Yılmaz karşılaşmasının nasıl bir etki yaratacağı şimdiden merak konusu.Bir de bunların üstüne Çetin Tekindor gibi bir ustanın katılması deyim yerimdeyse ağzımıza bir parmak daha bal çalıyor.Fida Film ve Profilm’in yapımcılığında ustalar Yavuz Turgul ve Şener Şen Gönül Yarası’ndan 6 yıl sonra bir başka yapımda çalışma fırsatı buluyorlar.Cem Yılmaz’ın her fırsatta ‘onunla oynamak en büyük hayalim’ dediği Şener Şen’le beraber yer alacağı AV MEVSİMİ ‘nde Cem Yılmaz zor bir cinayeti çözmeye çalışan bir polisi, Şener Şen de ona yardım etmek için emekliyken yeniden göreve dönen eski usta bir polisi canlandıracak.Filmin önümüzdeki Aralık ayında vizyona girmesi bekleniyor.Şimdiden beklemeye koyulalım…LiveImages_Foto Haber_108_Av Mevsimi_foto3

*
Share/Save/Bookmark

14 Ocak 2010 Perşembe

Batı ne kadar yahşi? CMYLMZ ve Sineması

115607-yahsi-bati--3

Cem Yılmaz son filmi YAHŞİ BATI ile bir kez daha seyircisinin karşısında.Bu genç yaşında efsane statüsüne erişmiş biri için yeni şeyler ortaya koymak bundan sonrası her zaman risk taşıyacaktı ve öyle de oldu.Zira Yahşi batı ile birlikte daha vizyona girmeden önce bile ortaya çıkan bütün eleştirilerin ve heyecanın temelini hep bu durum oluşturuyor.Sanatsal bir üründen alınan hazzın her yeni ürünle artmasını istemek temelinde kötü birşey değil,ve insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri daha iyiyi daha güzeli aramak.Cem yılmaz Leman Kültür'de gösteriler yapmaya başladığı 95'ten bu yana yaptığı işlerde sürekli çıtayı yükseltti ama bir noktadan sonra Cem yılmaz adı kendisinin fiziki varlığının önüne geçerek komiklikle eşdeğer bir hale geldi.Bu durum sanatla uğraşanlar için varoluş sebebi gibi birşeydir.Yapıtlarının kendilerini aşarak yeni bir kimlik kazanması.Ama bu başarı genellikle bir insan hayatı süresinde kazanılırken Cem Yılmaz örneğinde ise yolun başında bu başarıya erişmek çok da iyi bir durum değil.Hele hele sinema açısından baktığımızda daha emekleme aşamasında olan Cem yılmaz için varolan sinema stantartlarının yanısıra isminin standartlarının da sırtına yük olarak binmesi anlamına geliyor.

YahsiBatiyahsi-bati

Cem Yılmaz'ın diğer filmlerine baktığımızda fantastik Türk sinemasının bir çok unsurunu görebiliriz.Bir Türk uzaya gitse ne olur?,taş devrine gitse ne olur?,vahşi batıya gitse ne olur? soruları ekseninde çıkan filmlerinin Türk ve dünya sinemasında ilk olmadığı aşikar.Hayal etmenin başlama noktası "what if" önermesi alternatif evren yaratma konusunda hayli ufuk açıcı.Zaten kendisi de aksini söylemiyor.Eski Türk filmlerinden beslendiğini Gora zamanı Arif-Turist Ömer ilişkisi ile açıklamıştı zaten.Bunda da bir gariplik yok.Zira sinemaya giden veya bu işi yapan herkesin ortak noktası içlerinde yatan sinema anlayışlarının Türk sineması kökenli olması.Bağımsız sinemadan başka bişi izlemem diyip Kemal Sunal filmlerine burun kıvıranların bile geçmişinde "eşşoğlueşşek" repliğine katıla katıla gülmüşlüğü ve okulda sınıfta Kemal Sunal taklidi yapmışlığı vardır.Kimseyi kandırmayalım.Tamam eski Türk filmlerinin iyiliği,kötülüğü,kalitesi,dünya sinemasında nerde durduğu tartışılabilir ama her Türk evladının içinde yer tuttuğunu inkar etmek koca sinema geçmişine bir ihanettir

Neyse Cem Yılmaz da filmlerinde aslında kendi gösterilerinde çokca beslendiği "Türk nereye gitse sırıtır" düşüncesini kendi diliyle anlatıyor.Bunu anlatırken de bir sinema dili yaratmaktan ziyade stand-up tarzı espri anlayışının bir devamı olarak sunuyor bizlere.Sorun da burda ortaya çıkıyor.Tek kişilik gösteri sanatının her ne kadar zor gözükmesine karşın kulandığı yol bakımından kolay olması yani güldürmekten başka hiçbir kuralının olmaması Cem Yılmaz'ı bu günlere getirdi."Güldün mü? güldün.Gülmediysen bana ne.Bitti." gibi özetlenecek anlayışla bütün eleştirileri bertaraf etmesinin yanısıra zaten halihazırda insanları güldürüyor olması başarısının en büyük anahtarıydı.Ama iş sinemaya gelince işler öyle yürümüyor.Sinemayı seven biri için iş gülmekle bitmiyor.Gülmek için giden varsa eyvallah,bir şey diyemeyiz ama eğer sinema yapıtıysa bu, yedinci sanatın kuralları etrafında şekilleniyorsa bir film eleştirilerin merkezi de bu kurallar olmalı.

yahsi_bati_01

Filme gelecek olursak çıkış fikri yukarıda bahsettiğimiz gibi eski olsa da çok iyi kotarılmış bir konu.Böyle bir konuda esas nokta varsayımsal oluşturulan tezatlara uygun düşecek esprilerin seyircide karşılık bulması.Ve bunda da oldukça başarılı.Zira konu ne kadar ilginç olsa da esprilerin zayıflığı Osmanlı Cumhuriyeti'nde olduğu gibi filmi batırabilirdi. Karakterler arasında uyum diğer filmlerindeki gibi son derece iyi.Arif-216-Bob Marley Faruk;Maradona-İskender veya Arif-Taşo gibi bunda da Aziz Bey-Lemi Galip ikilisi komiklik için tezat yaratmada son derece başarılı.Suzan Van Dyke rolü ile Demet Evgar'a ise ayrı bir parantez açmak gerek.Son dönem kadın oyuncuları arasında yeteneği ile her zaman öne çıkan iyi oyunculardan biri ve bu filmde de gayet başarılı bir performans sunuyor bizlere.Nil Karaibrahimgil hüsranından sonra yeteneğin güzellikten önce geldiğini farketti galiba Cem Yılmaz.Diğer karakterlerde Zafer Algöz ve Özkan Uğur içinse fazla söze gerek yok heralde. Arka planda konunun esas kahramanı vahşi batı ve onun klişelerin çok başarılı bir sanat yönetimi ile hayata geçirilmesi filme asıl canlılık kazandıran özelliği.Konu güzel,espriler güzel,oyunculuklar güzel,detaylar güzel ama filmin esas talihsizliği bunları birleştirecek devamlılığın olmaması.Yukarıda da bahsettim Cem Yılmaz'ın stand-up gösterilerindeki gibi daldan dala atlama ve espri çıkartma başarısı burda filmin bir bütün olarak algılanmamasına deyim yerindeyse parçalanmasına neden oluyor.Tabi burda kişinin sinemaya bakış açısı önemli.Gülmek için gidenler açısından sorun yok,bolca güldürüyor(ki bazılarına da bu kadarı bile yetmemiş olabilir.Ne diyeyim stand-up mı bekliyordunuz.)Ama eğer bir komedi filmini içerdiği şakalarla eş tutmuyorsanız, her şeyiyle bir bütün olarak görüyorsanız Yahşi Batı'nın bu yönleriyle aksadığını görebiliriz.

YahsiBati-6 Bir başka konu da filmin türleri ve pazarlama stratejileri ile ilgili.Gora ve Arog gibi yüksek bütçeli gişe filmi olması bir seçimdir,saygı duyulur.Fragmanlarıyla,reklam filmleriyle,sponsorlarıyla pazarlama adına her şey yapılmış ve hatta ileri gidilerek sponsoru için özel sahneler yazılmış.(aksini düşünmek mantıksız bence,Cem yılmaz kesin bunlar sponsor olur, ben yazayım diye yazmamıştır heralde) Neyse bu kadarına eyvallah lafım yok,yüksek bütçeli bir film için pazarlama çoğu zaman senaryo ve oyunculardan daha önemli olduğu bir gerçek.Böyle bir film yapmak Cem Yılmaz'ın seçimidir,saygı duyulur ve tüketime sunulan bir meta gibi sanatsal bir ürün olmasına bakılmaksızın tüketilir.Ama bence asıl olması gereken eleştiri Hokkabaz veya Herşey Çok Güzel Olacak gibi büyük büyük laflar etmeyen samimi filmler yapıp insanların ağzında hoş bir tat bıraktıktan sonra devamını getirmemesi ;sinemaya tutkulu insanların umutlarını bir sonraki Cem Yılmaz filmine taşımasına neden oluyor.Yani kıvrak zekalı Arif ile iyi niyetli sakar İskender arasında bir seçim.İkisinin de ayrı güzelliği var.Ama ben İskender'in hisli dünyasını tercih ederim.

Sonuç olarak Yahşi Batı Gora - Arog doğrultusunda standartı tutturan iyi bir film ama Hokkabaz-Herşey Çok Güzel Olacak doğrultusunda umutları erteleten bir film.

*
Share/Save/Bookmark