müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Iron Maiden is my religion



Canımız ciğerimiz Iron Maiden’ın Bruce Dickinson’un pilotluğunda Ed Force One adını verdikleri uçaklarıyla 45 günde 21 şehirde verdiği 23 konserin belgeseli olan Flight 666 aslında Iron Maiden’ın dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük grubudur iddiasının artık tamamen kesinleşmiş olduğunun bir kanıtı.Evet gerçekten iddialı bir laf zira her müzik grubu dinleyeni açısından dünyanın en iyi müziğini yapıyordur orası kesin ama Iron maiden açısından durum biraz daha farklı.Sadece kendi dinleyenleri açısından değil metale,rock müziğe mesafeli duranların bile bir noktadan sonra kabul ettikleri bir gerçektir bu.Hele hele filmde ekrana getirilen görsel ve işitsel şölen ile aksini söylemek imkansız hale geliyor.


Peki bu Iron Maiden neden dünyanın en büyük grubudur diye soracak olursanız işte belgeselden birkaç not; Iron maiden öyle büyük bir gruptur ki; sırf konseri en ön sıradan dinlemek için fanlarının 10 gün öncesinden aç susuz bir şekilde stadın önünde kamp kurduğu, yeri geldiği zaman uğruna işlerinden istifa bile ettikleri ve ya kız arkadaşından ayrıldığı,hiçbir albümünün piyasaya sürülmediği ve hiçbir video klibinin televizyonlarından yayınlanmadığı bir ülkede 45.000 kişiye kapalı gişe konser verdiği,havaalanında ortalığı savaş alanına çevirmeye müsait azgın fanlarına karşı düzeni sağlamak adına toplanan kontrol polislerinin bile işi gücü bırakıp poster imzalattığı,hiçbir üyesinin vatanı dahi olmayan ülkede biletlerin 2 dakika içerisinde tükenip ardından konan ekstra konserin biletlerinin de 10 dakika içerisinde tükendiği,uçakta telsiz konuşmalarında uçağın irtifasından filan bahsederken karşı taraftan 666 mı?number of the beast yani gibi bir konuşmanın geçebileceği tek gruptur.Bence asıl en ilginci ise dünyanın en katolik ülkelerinden biri sayılan Brezilya'da vaazlarında şarkılarından pasajları okuyacak kadar tutkun bir rahibin kendi vücuduna 178 tane grupla ilgili dövme yaptırması ve çocuğunun ismin bile Steve Harris koyması son derece şaşırtıcı ve gruba karşı duyulan inanılmaz sevginin bir kanıtı.Bu ve bunun gibi daha birçok ayrıntı var belgeselde.Hal böyle olunca gerçekten neden bu kadar büyük bir grup olduklarını anlıyor insan.


Ayrıca grubun bu turu yapmaya nasıl cesaret edebildiklerini de görebiliyoruz.En baştan ekibin kafasındaki en büyük soru işareti oldukça yer tutan sahne ekipmanlarını uçağa sığdırma problemiydi.Bunun için uçağın içini baştan aşağı değiştirmeleri gerekliydi.Ucu ucuna sığdırarak yola çıkmaları bu turun aslında ne kadar uçuk olduğunun bir kanıtıydı.Öte yandan grup elemanları arasındaki birlik ve beraberliğin ne kadar gelişmiş olduğunu da görüyoruz.Geçmişinde grup üyeleri anlamında oldukça fazla giriş çıkışların yaşandığını düşünürsek bu problemlerin nasıl profesyonelce atlatıldığını da görmüş oluyoruz.Ara ara bir grup elemanı hakkında diğerlerinin yorumlarını ekrana getiren Sam Dunn konserlerdeki gibi onları onore atmak adına bir nevi solo atma sırası veriyor gibiydi ve bu anlarda görüyoruz ki herkes birbiri hakkında son derece samimi duygular besliyor.Böylesine büyük bir grubu oluşturan sanatçıların egolarını düşünürsek hala eski tarz rock grupları gibi sadece geyiğine tura çıkmış oldukları izlenimi vermeleri son derece enteresan ve müziği sadece müzik için yaptıkları anlışılıyor. Ayrıca Sam Dunn’dan bahsetmişken Bir Metalcinin Yolculuğu ve Global Metal gibi yakın zamanda hem belgesel sinema adına hem de metal müzik adına güzel eserler veren bu rocker dostumuza ayrı bir parantez açmak gerek.Akademik bir belgeselci havasından çok amatör kimliğini ön planda tutarak filmlerinde samimi bir ortam yaratıyor.

Sonuç olarak belgeselimiz fanlarının “Iron Maiden benim dinimdir” diyebilecek kadar gruba hasta olmalarının nedenini görmek açısından döküman anlamında doyurucu ve hem görsel hem de işitsel bir ziyafet çektirmesi açısından da türünün başarılı örnekleri arasında.



*
Share/Save/Bookmark

31 Mart 2011 Perşembe

Fuck Yeah ..I Love AC/DC

18438_full

*
Share/Save/Bookmark

30 Ocak 2011 Pazar

Adile Hanım



Hüsnü Arkan'ın son albümü SOLO'dan Adile Naşit'e saygı duruşu...

aslında adile hanım,
siz gittikten sonra hiç gülmedik
sevmedik adam gibi hiç, sevmedik
bir daha öyle yangın görmedik
bir gün dönersiniz diye bekledik
belki dönersiniz diye bekledik
ürperdik titredik isminiz geçince
mektuplar yazdık, yırttık

sarıldık yattık hayalinizle
şarkılarla avunduk, of of
rinna rina rinanay
ruhlar kıpırdamıyor, bahçemizde biraz rüzgar eksik
olmuyor, ne yapsak yerin dolmuyor
sevmedik bir daha hiç, sevmedik
bir gün dönersiniz diye bekledik
belki dönersiniz diye bekledik... *
Share/Save/Bookmark

28 Haziran 2010 Pazartesi

Bir dahaki sefere artık

Böyle bir ekip bir daha Türkiye'ye gelir mi ya da ben onlara gider miyim bilinmez ama günün birinde yollarımız kesişecek onu biliyorum.Tek avuntu geriye kalan fotoğraflar.Ayrıca pideciye giden Rammstein'a bir kez daha ısındım



*
Share/Save/Bookmark

14 Mart 2010 Pazar

Ege’nin diğer yakasından ama yine de bizden bir ağıt

Remebetiko_542

Müziksiz hayat yaşamaya değmezmiş.Sinema ne zaman sesin devreye girmesiyle birlikte günümüzün muteşem sanatına dönüştü.Yani görselliğin ve sesin mukemmel uyumuyla geldi bu hale.Charlie Chaplin ile en üst seviyesini yaşayan sessiz sinema her ne kadar sinema tarihine altın harflerle yazılan eserler vermişse de işin içine sesin de girmesiyle başka bir sanatsal doyuma ulaştı.Jaws o bütün gerilimi veren müziği olmasa korku sinemasının en epik filmi olur muydu ya da eye of the tiger olmasa Rocky Balboa ile birlikte merdivenlerden yukarıya büyük bir şevkle çıkabilirmiydik.

Müziğin başrol olduğu filmlerin en başında gelen çok iyi bildiğimiz ama unuttuğumuz kültürümüzü anlatan bir eser.Costas Ferris’in 83 yapımı filmi: REMBETİKO..Ege’nin iki yakasına uzanan yüzyıllarca arada deniz olmasına rağmen bir arada yaşayan kültürlerin yapay düşmanlıklarla küstürülmesini hüzünün destansı anlatımıyla anlatan göze olduğu kadar kulaklara da hitap eden eşsiz bir yapıt.Aşağıda yüzümüze kocaman tebessüm konduran filmden bir sahne…

*
Share/Save/Bookmark

3 Şubat 2010 Çarşamba

Cennete selamlar olsun…Lhasa De Sela’dan Rising

Hazır konu müzikten açılmışken nette rasladığım çok güzel ve aynı oranda çok özel bir akustik yorum.Lhasa de Sela daha gençliğinin baharında aramızdan ayrıldı.Her ölüm erken ölümdür ama onunki çok erken oldu.Daha önünde çok yapacak şarkıları vardı.Aşağıdaki klipte en az şarkı kadar hüzünlü.Sondaki bakış insanın içini delip geçiyor resmen……

*
Share/Save/Bookmark

Sinemanın Müzikle Dansı II

Türk sinemasının en efsane sahnelerinden biri.Sesi oyunculuğu kadar mükemmel olan türk sinemasının efsanesi :Metin Akpınar.Şarkı o zamanların şarkısı ve hala da güzelliğini koruyor.Film ezbere bildiğimiz Petrol Kralları filmi

*
Share/Save/Bookmark

7 Aralık 2009 Pazartesi

Metal Up Your Ass

Kaderdaş olan iki sanat türü.Kolu oldukları sanat dünyasında sürekli üvey evlat muamelesi gören , gözardı edilen, ve hep underground kalmak zorunda kalmış iki kaderdaş. Metal müzik ve belgesel sinemacılığı.Ve bunların keşisim noktasında metal müziği anlatan bir belgesel.Hani derler ya iki ucu b*klu değnek.Ticari anlamda nerden tutarsan tut elinde kalabilecek bir durum bu ama Sam Dunn abimiz böyle düşünmeyip biraz deli cesaretiyle olaya müdahil olmuş.Çocukluğundan beri tutkuyla bağlı kaldığı müziğini anlatma derdi güden Sam Dunn yerinde durmamış ve metal müziğin önündeki bütün önyargıları kaldırmak için yollara vurmuş kendini.Asıl mesliği antropologluk olan bu güzel abimiz hem belgesel sinemacılığı adına hem de metal müzik adına çok doyurucu filmleri bizlere sundu.Filmler diyoruz zira Global Metal adında devam niteliği taşıyan ikinci belgeselinde bu sefer dünyaya açılıp metalin izini sürmeye devam etti.

24zc1ab GLOBALMETAL4

Öncelikle belgeselciliğin temelinde bunulan belgelere dayandırma işini burada pek göremiyoruz,zira metal müzik hakkında daha önceleri yapılmış ciddi çalışmaların olmaması daha doğaçlama bir yöntemin izlenmesine neden olmuş.Daha çok bu işin içinde olanların fikirlerinden yola çıkarak ortak bir kanı oluşturmaya çalışılıyor.Zaten yolculuk isminin altında katettiği yolu anlatmasına ek olarak her düşünceye yer vermesiyle, bir nevi bunlar arasında gidip gelmesi de vurgulanıyor. Mesela satanizm konusunu işlerken satanistlerin yanı sıra din adamlarına ve sosyolaglara söz vermesi belgeselin tarafsızlığı adına iyi bir örnek.Ayrıca metal hakkında var olan önyargıların üstüne cesurca gitmesi konuyu ele alış biçimi açısında çok önemli.Kilise kundaklamaya gidecek derecede din düşmanlığın metal etrafında şekillendiği örnekleri bize sunması belgeseli tarafsız bir boyuta çekiyor ve daha çok takdirimizi topluyor.Filmlerinde hiçbir zaman metali hoş gösterme çabası gütmemesinin nedeni olarak metalin böyle şeylere tenezzül etmeyeceğini kendi de sıkı bir metalci olduğu için gayet iyi biliyor.

Filmde çok çarpıcı konular ele alınıyor.Metalin köken olarak nerden geldiğini,ilk metal grubunun kim olduğunu,devil horn’u ilk kim kullandığını,neden erkek egemen bir müzik türü olduğu ve neden satanizimle eşleştirildiğine dair daha daha bir çok faydalı bilgi içeriyor.Ama içlerinden en güzeli metalin soy ağacının çıkartılmış olmasıdır ki bu filme son derece akademik bir hava katmaktadır .Bu müziği dinlemeye başlayacak olan  nice gencin bu soyağacından yola çıkarak adım adım ilerleyecekleri müzik yaşantılarında sahip olacakları kültür aslında metalin bir müzik türünden çok bir yaşam biçimi olduğunu ortaya koyuyor.Günümüz müzik sektöründe tüketmeye dayalı anlayışın tam tersi olarak dinleyen açısından bir tutkuyla bağlanılması metalin her zaman heyecanını koruyacağı anlamına geliyor.

Metal_GenealogySon olarak Sam Dunn abimize kulak verelim;

“Metali ya hissedersiniz ya etmezsiniz. Metal size o herşeye baskın gelecek gücü vermiyorsa, tüylerinizi diken diken etmiyorsa, siz bunu asla anlamayacaksınız demektir. Ama biliyor musunuz, anlamazsanız anlamayın. Çevremdeki metal tutkunlarına bakıyorum da, biz sizsiz de gayet güzel idare ediyoruz.”

metal-a-headbanger-s-journey-1

*
Share/Save/Bookmark

26 Kasım 2009 Perşembe

Ben star olmayacağım, ben efsane olacağım…

Freddy_Mercury_Statue_Montreux

Bu sözlerin sahibi Freddie Mercury bundan tam 18 yıl önce 24 Kasım 1991 de aramızdan ayrıldı. Bir rock starından çok sahneye en çok yakışan insanlardan biri olmasıyla efsaneleşen Mercury rock müziğini 90’larda stat konserleri ile geniş kitlelere ulaştırmış ve onla beraber rock doruk noktasına çıkmıştı.

Sahnedeki duruşu, şovu, pek çok kişi tarafından hala dünyanın en güçlü vokali olarak anılan sesi, Queen'i sırtlanarak, aydınlatan, Opera ile Rock müziği harmanlayarak yeni bir müzik anlayışı ile dünyayı kasıp kavurması ile tanındı.Normal konuşma sesi bariton aralığında olmasına karşın şarkı söylerkenki sesi tenor idi. Kaydedilmiş vokal aralığı yaklaşık dört oktav olan Mercury kendinden sonra birçok sanatçıya esin kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor.

Opera-Rock karışımı müziğinin teatral havasını ve Freddie’nin sahnedeki görselliğini kliplerinde de devam ettiren Queen’in bu özelliği onu bir çok rock grubundan ayırıp komple sanat odağı haline getirmektedir.

Ve son olarak Şov devam ediyor…..

*
Share/Save/Bookmark

24 Kasım 2009 Salı

Hayat Dersi 1:Müzik olmadan Hayat bir hiçtir…

 

new yok stories_thumb[4]

 

*
Share/Save/Bookmark