14 Mart 2010 Pazar

Ege’nin diğer yakasından ama yine de bizden bir ağıt

Remebetiko_542

Müziksiz hayat yaşamaya değmezmiş.Sinema ne zaman sesin devreye girmesiyle birlikte günümüzün muteşem sanatına dönüştü.Yani görselliğin ve sesin mukemmel uyumuyla geldi bu hale.Charlie Chaplin ile en üst seviyesini yaşayan sessiz sinema her ne kadar sinema tarihine altın harflerle yazılan eserler vermişse de işin içine sesin de girmesiyle başka bir sanatsal doyuma ulaştı.Jaws o bütün gerilimi veren müziği olmasa korku sinemasının en epik filmi olur muydu ya da eye of the tiger olmasa Rocky Balboa ile birlikte merdivenlerden yukarıya büyük bir şevkle çıkabilirmiydik.

Müziğin başrol olduğu filmlerin en başında gelen çok iyi bildiğimiz ama unuttuğumuz kültürümüzü anlatan bir eser.Costas Ferris’in 83 yapımı filmi: REMBETİKO..Ege’nin iki yakasına uzanan yüzyıllarca arada deniz olmasına rağmen bir arada yaşayan kültürlerin yapay düşmanlıklarla küstürülmesini hüzünün destansı anlatımıyla anlatan göze olduğu kadar kulaklara da hitap eden eşsiz bir yapıt.Aşağıda yüzümüze kocaman tebessüm konduran filmden bir sahne…

*
Share/Save/Bookmark

En iyi planları farelerin ve insanların/Sıkça ters gider

hwhnx4

 

 

 

 

 

 

Fareler ve İnsanlar; Nobel ödüllü John Steinbeck'in 1937 yılında yayınladığı  aynı isimli başyapıtı "Of Mice And Men" romanından uyarlanan Gary Sinise'in yönetmenliğini yaptığı 92 yapımı enfes bir uyarlama.Gary Sinise yönetmenliğinin yanısıra ana karakter George'a da hayat veriyor.John Malkovich,Ray Walston,Casey Siemaszko,Sherilyn Fenn, John Terry, Richard Riehle, Alexis Arquette gibi güçlü oyuncu kadrosuyla da karakterler üzerindeki ağır psikolojik durumları çok iyi bir şekilde perdeye aktarıyor.1929 Büyük buhran'ın amerikan toplumunda yarattığı derin depresyon kitabın ve dolayısıyla filmin arka planında geniş yer tutsa da yazar esas olarak insan olmanın doğasını ve bireyin kendini evrende konumlandırma çabasına odaklanır.Steinbeck bu temadan hareketle hayaller,yalnızlık,sosyo-ekonomik katmanlar arasındaki gerginlik,güçlü-güçsüz dengesi,geleceğe güvenle bakamama ya da daha doğru tabirle kaderci anlayışı anlatmaya çalışır.

sjff_03_img1205"kitaplar neye yarar ki. insana insan gerek, bir can yoldaşı gerek."
George Milton ve Lennie Small adlı iki yakın arkadaşın etrafında şekillenen bu yalnızlık senfonisi geniş perspektiften bakıldığında amerikan toplumun o zamanki ruh halini çok iyi yansıtıyor.İnsanlık tarihinin gördüğü en kanlı savaşların başında gelen son dünya savaşına zemin hazırlayan 20'li ve 30'lu yılların yalnızlık dolu geçen yıllarının insan üzerinde yarattığı acımasız anlayış her türlü ayrımcılığa neden olmaktadır.Böyle ortamda birbirinden başka kimsesi olmayan George ve Lennie aslında herkesin kıskanarak baktığı bir dostluğa sahiptirler.Dev cüssesine rağmen bir bebek kadar masum olan Lennie koşulsuz bir şekilde George'a bağlıdır.George ise yıllar önce Lennie'nin son akrabası Clara Teyzeye söz verdiği için Lennie'ye göz kulak olur.Her ne kadar içinde kötü hisler barındırmasa da Lennie sürekli başını derde sokar.Yine böyle belalı bir işten sonra en son Kalifornia yakınlarında bir çiftlikte iş bulurlar.Toprağa bağlı yaşamak zorunda kalan yalnızlık içindeki insanların olduğu bir çiftliktir burası.Bir elini kaybetmiş işten güçten düşmüş bir yaşlı,kocasıyla zorla evlenmek zorunda kalan bir kadın,çiftliğin sahibinin herkese tepeden bakan oğlu,at tepmesi yüzünden belinden sakat olan ve ayrımcılığa uğrayan zenci seyis ve daha daha kaybetmiş insanlar.Tüm zor koşullara ek olarak herkesin kendi içinde yaşadığı dipsiz bir kuyu misali yalnızlık ve umutla bakılamayacak kadar karamsar bir gelecek.Bu insanlar arasında sadece Lennie ve George'un geleceğe umutla bakmalarını sağlayan kendi küçük dünyalarına uygun küçük hayalleri vardır.O kadar küçüktür ki bu hayaller,Lennie’nin sadece tavşan besleyebileceği bir hayaldir bu.Onların tek derdi kimseye bağlı kalmadan beladan uzak kendi yağlarında kavrulabilecekleri bir hayat.Ama kitaba/filme ilham olan şu satırlar olacakları ele verir.En iyi planları farelerin ve insanların/Sıkça ters gider.Edebiyat ve sinema tarihinin en efsane sonuyla birlikte bu arkadaşlık serüveni Salinas nehrinin kıyısında epik bir sonla biter.LennieFareler ve insanlar gerek sinema olsun gerek tiyatro olsun sağlam ve lirik yapısı sayesinde bolca uyarlanmıştır.Hollywood'da 1939 yılında Lewis Milestone tarafından ilk kez uyarlanmıştır.Bu versiyonundan önce de 81 yılında Tv filmi olarak çevrilmiştir.Türk sinemasında ise 1962 senesinde Nevzat Pesen yönetmenliğinde Orhan Elmas'ın uyarlama senaryosuyla İkimize Bir Dünya adıyla sinemaya uyarlanmıştı.Başlıca rollerinde ise Orhan Günşiray,Kadir Savun,Çolpan İlhan,Hüseyin Baradan oynamıştı.

*
Share/Save/Bookmark

8 Mart 2010 Pazartesi

AND THE WINNER IS

Tüm dünyada sinema ile içli dışlı olanların iple çektiği Akademi ödülleri dün yapılan törenle sahiplerini buldu.Avatar mı Hurt Locker mı sorusu etrafında şekillenen oskar tahmin toto nihayet son buldu.Bir çok ilke sahne olan ödül töreni ilgili detaylar ve kazananlar;

Gecenin kazananları;

  • En iyi Film : THE HURT LOCKER      
  • En iyi Yönetmen: KATHRYN BIGELOW
  • the-hurt_locker  509efc66962a3c87fbc3bafa4921d22b

    • En iyi Kadın oyuncu : SANDRA BULLOCK (THE BLIND SIDE)

    611bdcd13cd32f46bc493d8f17ee7b44

    • En iyi Erkek Oyuncu : JEFF BRIDGES (CRAZY HEART)

    OSCARS/

    • En iyi yardımcı erkek oyuncu : CHRISTOPHER WALTZ (INGLOURIOUS BASTERDS)
    • En iyi yardımcı kadın oyuncu : MO’NIQUE (Precious)

    OSCARS/ 0a33ea269d8ff2e580c5bfa3145ad5f4

    • En İyi Orijinal Senaryo: The Hurt Locker (Mark Boal)
    • En İyi Uyarlama Senaryo: Precious (Geoffrey Flechter)
    • En İyi Yabancı Film: El Secreto de sus Ojos (Arjantin)
    • En iyi animasyon: UP

    el_secreto_de_sus_ojos (1) UP

    • En iyi belgesel: The Cove (Louise Psihoyos ve Fisher Stevens)
    • En iyi kurgu: The Hurt Locker (Bob Murawski ve Chris Innis)
    • En iyi sanat yönetmenliği: Rick Carter, Robert Stromberg,Kim Sinclair (Avatar)
    • En iyi görüntü yönetmenliği: Mauro Fiore (Avatar)
    • En iyi görsel efekt: Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham,Andrew Jones (Avatar)
    • En iyi ses kurgusu: Paul Ottosson (The Hurt Locker)
    • En iyi ses miksajı: Paul Ottosson ve Ray Beckett (The Hurt Locker)
    • En iyi film müziği: Michael Giacchino (Up)
    • En iyi orijinal şarkı: The Weary Kind (Crazy Heart)
    • En iyi kostüm tasarımı: Sandy Powell (The Young victoria)
    • En iyi makyaj: Star Trek
    • En iyi kısa metrajlı film: The New Tenants
    • En iyi kısa animasyon: Logorama
    • En iyi kısa metrajlı Belgesel: Music by Prudence

    Geceden detaylar;

    • En iyi yönetmen ödülünü alan Kathryn Bigelow bu ödülle birlikte tarihe geçti.Bu güne kadar sadece erkek yönetmenlerin alabildiği ödülü Dünya kadınlar günü’e bir kaç saat kala almasıyla birlikte kadın yönetmenler adına çığır açtı.Bundan önce 3 kadın yönetmen Sofia Coppola, Jane Campion ve Lina Wertmuller bu dalda aday olmuştu.
    • 9 dalda aday gösterilen James Cameron'un tüm dünyada yoğun ilgi gören ''tüm zamanların en çok kazanan'' filmi unvanlı ''Avatar'', geceden sadece 3 ödülle ayrıldı. Bu ödüller, ''En İyi Görüntü Yönetmenliği'', ''En iyi sanat yönetmenliği'' ve ''En iyi görsel efekt'' gibi teknik dallardı.Bu bakımdan Avatar adına hüsran gecesiydi.
    • Avatar’ın içerdiği anti-emperyalist mesajlarla birlikte oluşturdu politik duruşu ile Hurt Locker’ın savaşı ve işgali sorgulamayan,eleştirmeyen tutumu yüzünden militarist duruşu çokca karşılaştırıldı ve verilecek ödüle daha da politik bir konum kazandırdı.Ödülü alırken Kahtryn Bigelow’un tüm dünyada bizim için mücadele veren askerlerimiz için alıyoruz demesi sinemacının hem kadın duruşuna hem de eleştirel duruşuna hiç yakışmadı ve bence gecenin kaybedeniydi Hurt Locker.Savaş’tan keyif alan adamın öyküsüne odaklanmasının yanında askerlerin neden orda olduğuna kafa yormayan öyküsü yüzünden çokca eleştirilmişti ama sonuçta amerikan halkı haklı sebeplerle Irak’ta olduklarını zannediyor ve akademi de o toprakların bir aynası aslında.
    •   Steve Martin ve Alec Baldwin’in sunduğu tören diğer yılların aksine daha sönük geçti.İkili arasında iğneleyici şakalar önceki yıllarda izlediğimiz sunumların aksine pek de şatafatlı değildi.Paranormal Activity’i tiye alan skeçleri son derece keyifliydi.

    paranormal

    • Açılış şarkısı için sahneye çıkan Neil Patrich Harris ya da nam-ı değer Barney Stinson geceye güzel bir giriş yaptı.Bildiğimiz Barney’di sanki sahnede olan.

    Neil

    • Yunusların katledilmesini konu alan ''The Cove'' ile ''En iyi belgesel'' ödülünü alan Louise Psihoyos ve Fisher Stevens, ödül konuşmasında yunuslarla ilgili pankart açtı.Ama reji bundan biraz alınmış olacak ki kadraja pek almadılar.
    • Ödül takdimleri sırasında gecenin en komik insanı Ben Stiller’dı.En iyi makyaj ödülünü avatar makyajı ile çıkan Stiller ayrıca Avatar’ın bu dalda aday gösterilmemesini üzerine akademiye güzel laf soktu.

    avatarodul2  

    • Gecede eskinin aksine “and the oscar goes to” yerine “and the winner is” kalıbı kullanıldı.İlk defa en iyi erkek oyuncu ödülü takdim edilirken Kate Winslet söyledi.Oskar dedin mi ilk akla gelen sözleri nedense geceyi düzenleyenler es geçti.Böyle çağrılmayacaksam hiç almam daha iyi ödülü.konuyla ilgili bilgi için;
    • Törende korku ve gerilim filmlerinden unutulmaz sahnelerle yapılan kolaj çok başarılıydı.Jaws’tan Shining’e,Scream’den Psycho’ya daha daha nice korku filmlerinin anılması bu yıl korku filmlerinin yılı mı olacak sorusunu akla getirdi.Olsa hiç fena olmaz.

    Gecenin sonuna doğru Elazığ’dan gelen kötü haberler tüm keyfimizi kaçırsa da acısıyla tatlısıyla bir oscar gecesi dah son bulmuş oldu.Seneye AND THE OSCAR GOES To’yu tekrar duymak dileğiyle…..

    *
    Share/Save/Bookmark

    7 Mart 2010 Pazar

    And the Razzie goes to

    razzieLogo160 Oskarların sahiplerini bulmasına saatler kala gelenek bozulmadı ve yılın en kötülerine sembolik verilen altın ahududu yani namı değer Razzie ödülleri açıklandı.Yılın en kötü performanslarının açıklandığı ödüller bu yıl 30.defa verildi.Hollywood sinemasının çok şey beklenen ama başarısız olan yüksek bütçeli filmlerini hedef alan Razzie ödüllerini daha önce Tom Green ve Halle  Berry törene katılmştı.Bu yıl ise Sandra Bullock ödülü kabul etti.Eğer bu gece en iyi kadın oyuncu oskarını da kazanırsa ki ihtimali en yüksek aday,aynı yıl içinde hem en iyi hem de en kötü ödülü alarak tarihe geçecek.Bu bakımdan en iyi kadın oyuncu dalı ilginç bir mücadeleye sahne olacak.

    En iyiyi değerlendirmek,onları onore etmek bir sinema düzeni için gerekli çünkü kazanan yapımlar bu düzenin üst kalitesini belirler.Ama aynı şekilde belli bir kalite tutturmak için en kötülerin de değerlendirilmesi lazım.Zira bu değerlendirme sektörün kalitesinin alt limitini belirler.Ülkemizde de son yıllarda yükselişe geçen sinemamız adına altın kestane,altın bamya gibi eleştirel oluşumlar tekrar sektörleşme çabasında olan sinemamız için bir kalite standartı yaratmada çok önemli.

    • En kötü film: Transformers: Revenge of The Fallen
    • En kötü yönetmen: Michael Bay (Transformers: Revenge of the Fallen)
    • En kötü erkek oyuncu: The Jonas Brothers (Jonas Brothers: The 3-D Concert Experience)
    • En kötü kadın kadın oyuncu: Sandra Bullock (All About Steve)
    • En kötü yardımcı erkek oyuncu: Billy Ray Cyrus (Hannah Montana: The Movi)
    • En kötü yardımcı kadın oyuncu ödülü: Sienna Miller (G.I. Joe: The Rise of Cobra)
    • En kötü çift: Sandra Bullock ve Bradley Cooper (All About Steve)
    • En kötü senaryo: Transformers: Revenge of the Fallen
    • En kötü makyaj: Land of the Lost
    *
    Share/Save/Bookmark

    6 Mart 2010 Cumartesi

    Hayatımıza Yön Veren Sesler

    Sinema dünyası içinde ses sanatçıları pek de hakkettikleri yerde durmazlar ve çoğunlukla üvey evlat muamelesi görürler.Görsel kadar işitsel öğelerinde sinema sanatına katkısını unutmamak gerekir.Disko kralında ne zaman yayınlandı bilmiyorum ama geçenlerde rastladım bu videoya.Gerçekten çok başarılı bir çalışma olmuş.Sesi ile hafızalarımıza kazınmış ses sanatçılarını anmaları takdire şayan bir hareket.Kimler anılmamış ki; Cahit Şaher,Yekta Kopan,Sungun Babacan,Ertuğrul Postoğlu,Cüneyt Turel,Sezai Aydın,Şenay Gürler….Diğer videolarda ise hollywood’un ses efsaneleri var.Joe Cipriano,Don LaFontaine,George DelHoyo,Mark Elliott,Dan Castellaneta,Hank Azaria,Nancy Cartwright,Yeardley Smith……Belki bu isimler size birşey ifade etmeyebilir ama bir dinleyin hemen tanıyacaksınız onları…Ses emekçilerine bir selam olsun
    .……

    *
    Share/Save/Bookmark

    4 Mart 2010 Perşembe

    8.Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali

    filmmor-271x300 8.fest

    12 Mart - 18 Nisan 2010 tarihlerinde yapılacak festivalin bu yıl tek bir teması yok, yeryüzünün çeşitli parçalarından kadınların, umutsuzluktan umut çıkaran filmleri, kadınlardan umut var! 20 ülkeden 53 film, panel ve söyleşiler ile İstanbul, Kars, Sinop ve Creteil-Paris’te, 8. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali ile seyircisiyle buluşuyor.

    Filmmor Kadın Kooperatifi tarafından bu yıl 8. kez gerçekleştirilecek Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali'nin filmleri, 12-21 Mart tarihlerinde İstanbul'da Fransız Kültür Merkezi, Goethe Enstitüsü, İstanbul Modern salonlarında gösterilecek. Festival, 10-11 Nisan'da Kars'a, 17-18 Nisan'da Sinop'a gidecek. Festival, ayrıca bu yıl Creteil Kadın Filmleri Festivali (Festival De Films De Femmes) ortaklığıyla 31 Mart-6 Nisan tarihleri arasında Türkiye'den kadınların filmleriyle Fransa'da olacak.

    Bu festivalde merakla beklediğim 2’ncisi verilecek Altın Bamya ödülleri olacak.Erkek egemen anlayışın sinema üzerindeki etkilerini eleştirel ve aynı sertlikte mizahi bakan Altın Bamya ödülleri adayları arasında Acı aşk,Güz sancısı,Yedi Kocalı Hürmüz,Nefes,Adını sen koy gibi yapımlar var.


    Festivalle ilgili ayrıntılı bilgi için;

     Filmmor Resmi Sitesi        Festivalin Programı                Festival Etkinlikler

    Festival Kapsamında Gösterilecek Filmler;

    Kadınların Sineması

    Marleen Gorris Toplu Gösterimi

    Carole Roussopoulos Anısına

    KIN-Kadın Filmleri Festivali Seçkisi

    Jin, Jiyan, Azadi! / Jin, Jiyan, Azadi!

    30 Yıl Sonra 12 Eylül

    Cins, Cinsiyet, Cinsiyetler

    Sinemada Kadınlar: Melek ya da Şeytan, Masum ya da Fettan ya da Hiç Kimse!

    *
    Share/Save/Bookmark

    Korku sahnesi nasıl çekilir?

    Eğer amatör olarak bir korku filmi çekmek istiyorsanız ihtiyacınız olan iyi bir makyöz,bol ışık,bol duman, kovalarca kırmızı boya ve en önemlisi sonsuz hayal gücü…

    *
    Share/Save/Bookmark

    3 Mart 2010 Çarşamba

    Motivasyon Budur

    Severek takip ettiğim futbol bloglarından birisidir Aceto Balsamico.Orda gördüm, Atletico Madrid’in teknik direktörü Quique Sánchez Flores İstanbul’daki rövanş maçı için motivasyon konusunda havaya sokmak için futbolcularına Al Pacino’nun Any Given Sunday(Kazanma Hırsı) filminden efsane "peace with inches" konuşmasını izlettirmiş.Oliver Stone’un hep yazıp hem yönettiği 1999 yapımı filminde Al Pacino’ya Jamie Foxx,Cameron Diaz ve Dennis Quaid eşlik ediyor.

    any_given_sunday_ver2


    Türkçesi için;

    "ne soyliyecegimi bilemiyorum uc dakika sonra profesyonel kariyerinizin en onemli mucadelesi basliyor. her sey bugune bagli. ya takim olarak duzelir. yada parcalaniriz. santim santim*. taki biz bitene dek. su anda cehennemdeyiz. inanin. burada kalabilir ve kendinizi harciyabilirsiniz yada tekrar isiga ulasiriz. cehennemden yavas yavas cikabiliriz. bunu sizin icin yapamam. cok yasliyim. etrafa bakiyorum ve bu genc yuzleri gordugumde, orta yaslarda bir erkegin yapabilecegi tum hatalari yaptigimi dusunuyorum. tum parami savurdum. beni seven herkezi uzaklastirdim. aynada gordugum surata bile dayanamiyorum.yaslandiginizda sizden birseyler alir. bu hayatin bir parcasi. ama birseyleri kaybetmeye basladiginizda ogrenirsiniz. hayatin santimlerden ibaret bir oyun oldugunu anlarsiniz. macta hayatta ve futbolda hata payi okadar dusuk ki. erken yada gec atilan bir adim, sizi hedefinizden uzaklastirir. yarim saniye yavas yada hizli kalirsaniz, yakalayamazsiniz. her yerde santimler onemlidir, hayatin her molasinda, dakikasinda ve saniyesinde. bu takimda o santimler icin savasiriz. bu takimda biz ve etrafimizdaki, herkes, o santim icin savasir. o santim icin tirnaklarimizla bogusuruz. cunku birbirine eklendiginde kaybetmek ile yenmek arasindaki farki belirliyecek! olmek ile yasamak arasindaki farki!sunu bilin: her oyunda olmeye hazir olanlar o santimi kazanacaktir. bundan sonra bir hayatim olacaksa nedeni, o santim icin savasmaya ve olmeye hazir olmamdir. yasamak budur iste. yuzunuzun onundeki onbes santim! bunu yapmanizi sagliyamam. yaninizdakine bakin! gozlerine bakin! sizinle beraber o santim icin savasacak birini goreceksiniz. kendisini takim icin feda edebilecek birini goreceksiniz. gerektigi zaman ayni seyi sizin de onun icin yapacagini bildigi icin. iste bu bir takimdir. ya takim olarak duzeliriz. yada birey olarak oluruz..."

    *
    Share/Save/Bookmark

    Ho Ho Ho!!!

    neşeli-hayat 

     

     

     

     

     

    “Hayat dediğimiz şey, çocukların inandığı yalanlardan daha gerçek değildir”.Yılmaz Erdoğan son filmi Neşeli Hayat’ı üstüne kurduğu düşünce.Noel Baba ve yılbaşı geleneğini kültürümüzde hazmedemeyişimizin tezatlığında  hayata tutunmaya çalışan küçük insanların samimi hikayesi.Selamınaleyküm diyen bir noel babanın tüm absürtlüğünde tamamen bizim insanımızın hikayesi.Filmi yeri geldiğinde cumaya giden ama meyhaneye de giden  Rıza’nın etrafında şekillenen hayatın sillesini yemiş ama yine de bir çıkış yolu arayan Şenyurt ailesinin hikayesi olarak özetleyebiliriz.Eşinin altınları ile zar zor açtığı lokantasını krizin dedikodusu ile kaybetmesi ve kendince yüz kızartıcı işlerde çalışması hayatta silik bir konumda olan Rıza’nın daha da silikleşmesine neden oluyor.Bir gün kahvede pineklerken Neşeli Hayat adlı saadet zinciri şeklinde çalışan bir şirket için çalışmaya başlar,ve tabi yine bu işte başarısız olur.Bunda da nedenleri başkalarında arar.Kandırılmıştır ve bu yüzden çok iyi bildiği mağdur durumuna düşer.Ama hiçbir zaman suçu kendinde aramaz.Çünkü umuda açlığı vardır.Meyhanede içerken Neşeli hayat işinde nasıl kandırıldığını anlatırken şu can alıcı soruyu sorar.”Biri villa kazanmak ister misin diye sorduğunda ki hayır der ki?”

    İşteki sorunları yetmiyormuş gibi kayınbiraderinin boyunu aşan sorunları ile de boğuşan Rıza her ne kadar açık destek görmese de en büyük dayanağı karısıdır.Hayatın hayhuyunda yeni yılın başlangıcı olan yılbaşı aslında filmin bitişidir.Günler geçtikçe yeni bir hayata yol alır Rıza,yeni şeyler öğrenerek.Filmin ana sözü hikayenin sonunda doğru kafasına kazınır; “Hayat dediğimiz şey, çocukların inandığı yalanlardan daha gerçek değildir”.

    03

    Yılmaz Erdoğan yarattığı sinema dili ile hem vizyonda iddialı hem de derdi olan filmleri çok iyi bir dengede sunuyor bizlere.Tamamen gişe kaygısı ile şişirilmiş karakterler yaratıp skeç tadında filmlere girişmiyor.Evet bunu yapabilir zaten yapsa iyi de yapabilir ama işin kolayına kaçmıyor.Diğer filmlerinde ki gibi bunda da çok sağlam bir alt metinle karşımıza çıkıyor.Aynı coğrafyadaki farklı dünyaların tezatını ,hayata tutunmaya çalışan tutunamayanların hikayesinin içine çok iyi bir şekilde sindirerek akıcı bir senaryoya döküyor.Ve ne kadar basit gözükse de yaşananlar kendimizi Rıza’nın hikayesinde buluyoruz ve bu da filmin temposuna uymamızı sağlıyor.Akıcı senaryo,iyi hikaye,sağlam alt metin Neşeli Hayat’ı Yılmaz Erdoğan standartlarına çıkarıyor.

    Tabi filmin soyut öğelerinin yanında hepsinden daha önemlisi görsellikte bazı dengesizlikler var.Seçilen mekanlar ve görüntünün kalitesi filme güzel bir hava katıyor ama gel gelelim oyunculuklar vasatı aşamıyor.Yılmaz Erdoğan’ın BKM ailesi ile oluşturduğu sağlam oyunculuklu yapımların yanında ağırlıklı olarak BKM Mutfak ekibinden seçilen cast yukarıda bahsettiğimizin aksine Yılmaz Erdoğan standartlarına erişemiyor.Rıza’nın eşini oynayan Büşra Pekin dışında hiçbir bkm mutfak oyuncusu karakterini kendi televizyon ünlerinden bağımsızlaştıramıyor.Filmin yapılış hikayesinin anlatıldığı kamera arkası görüntülerinde Yılmaz Erdoğan oyuncu seçimlerini oluştururken mutfakta bir nevi kamuoyu yoklaması yaptığını ve onların tercihlerini daha ön plana çıkardığından bahsetti.Bu tamamen çok riskli bir iş zira televizyon programında yaratılan karakterlerin üstüne çıkılması gerekli ve bunu başarmak için konsantrasyonu yüksek oyunculuklar gerekiyor.Hepsi daha yolun başında olan mutfak elemanlarının da bunun üstesinden gelemediğini görüyoruz.Hele Ersin’in canlandırdığı Yusuf Lokman diye birşey yoktu,tamamen skeçlerdeki bildiğimiz ersindi perdeye yansıyan.Ama öte yandan Büşra’nın başarısı da es geçilmeyecek güzellikte.Zaten Siyad ödüllerinde de başarısı tescillendi.Ayrıca Cezmi Baskın’ın ufacık bir rolü varki okullarda ders diye okutulmalı bence.Tecrübe böyle birşey demekki.

    Sonuç olarak oyunculuklar dışında son derece başarılı bir film Neşeli Hayat ve Yılmaz Erdoğan’ın  sinemasında en samimi yapımı olarak yerini alacak.Ne güzel demiş üstad “Yarım somunun var mı, bir de küçücük evin, kimsenin kulu kölesi değil misin, en neşeli hayat senin...”

    *
    Share/Save/Bookmark

    2 Mart 2010 Salı

    35. Cesar Ödülleri Sahiplerini Buldu

    cesar-awards-french-film-industry-awards Fransa'nın oskarları olarak bilinen Sinema Sanatları Akademisi tarafından verilen Cesar ödülleri bu yıl 35. yılını kutladı.Cesar'da büyük ödülü, yönetmenliğini Jacques Audiard'ın yaptığı 'Un Prophete/ Yeraltı Peygamberi' aldı.  Tahar Rahim'in başrolde olduğu 'Un Prophete', Fransa'da cezaevine düşen Malik adlı Arap gencinin 6 yıllık hapis cezası sırasındaki değişerek, uyuşturucu ve suç dünyasına katılmasını anlatıyor.Geceden En iyi film,en iyi yönetmen,en iyi erkek oyuncu ödülleri dahil 10 ödülle dönen ‘Un Prophete’ 7 Martta yapılacak Oscar ödül töreninde de en iyi yabancı film dalında Michael Haneke’nin White Ribbon filmi ile şansı en yüksek yapımlardan biri.

    Gecenin Kazananları;

    • En iyi Film:  ‘A Prophet’
    • En iyi Yönetmen: Jacques Audiard - ‘A Prophet’
    • En iyi erkek oyuncu: Tahar Rahim - ‘A Prophet’
    • En iyi kadın oyuncu: Melanie Thierry - "One for the Road"
    • En iyi yardımcı erkek oyuncu: Niels Arestrup - ‘A Prophet’
    • En iyi yardımcı kadın oyuncu: Emmanuelle Devos - "At the Beginning"
    • En iyi ilk film: "The French Kissers" - Riad Sattouf
    • En iyi özgün senaryo :Jacques Audiard, Thomas Bidegain, Abdel Raouf Dafri, Nicolas Peufaillit - ‘A Prophet’
    • En iyi uyarlama senaryo: Stephane Brize, Florence Vignon - "Mademoiselle Chambon"
    • En iyi sinamatografi: Stephane Fontaine - ‘A Prophet’
    • En iyi yabancı film: "Gran Torino" – Clint Eastwood
    • En iyi müzik Armand Amar - "The Concert"
    • En iyi kostüm : Catherine Leterrier - "Coco Before Chanel"
    • En iyi set dizaynı: Michel Barthelemy - ‘A Prophet’
    • En iyi kurgu: Juliette Welfling - ‘A Prophet’
    • En iyi ses kurgusu :Pierre Excoffier, Bruno Tarriere, Bruno Tarriere, Selim Azzazi - ‘A Prophet’
    • En iyi belgesel: "L'Enfer d'Henri" - Georges Clouzot, Serge Bromberg, Ruxandra Medrea
    • En iyi kısa film: "C'est Gratuit Pour Les Filles", Claire Burger, Marie Amachoukel

    article_0103-CUL-UNPROPHETE F201003011357174430168342

    *
    Share/Save/Bookmark