animasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
animasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2013 Pazartesi

Eski Zaman Olur ki

Eski Disney çizgi filmlerinin Rotoskop adı verilen çekim tekniği ile nasıl çekildiğine dair işin teknik boyutunu ortaya koyan güzel çalışmalar. Rotoskop gerçek oyuncular tarafından canlandırılan filmin kare kare renklendirilip çizilmesi tekniğe verilen addır. İlk olarak bunu sinema dünyasın Disney uygulamıştır. 








*
Share/Save/Bookmark

10 Eylül 2012 Pazartesi

Sammy'nin Maceraları 2 Yakında Sinemalarda


Gösterim Tarihi: 05 Ekim 2012
Dağıtım: UIP Filmcilik
İthalat: TMC Film
Süre: 92 Dakika
Tür: Animasyon
Yönetmen: Ben Stassen
Seslendirenler: Pat Carroll, Carlos McCullers, Chris Andrew Ciulla, Isabelle Fuhrman

Birbirinin en yakın dostu olan iki deniz kaplumbağası, Sammy ve Ray mercan adasında kumun ve denizin tadını çıkarmakta ve daha yumurtadan yeni çıkan kaplumbağa yavruları Ricky ve Ella’yı denize götürmektedir. Aniden, yanlarına yasak bölgede avlanmaktan hiç çekinmeyen bir avcı yanaşır ve tuttuğu gibi, ikisini, Dubai’de turistlere gösterilecekleri özel bir akvaryuma götürür. Bu akvaryumdaki kilit kişi Koca D adındaki denizatıdır. Koca D, yeni gelenleri de kaçış planına dahil eder. Ancak, bizimkiler, yeni arkadaş oldukları minik gözlü Şişko balık, kibirli ıstakoz Lulu ve büyük bir penguen ailesiyle kendi kaçış planlarını yaparlar. Tam o anda, küçük Ricky ve Ella belirir; onları kurtarmaya gelmişlerdir. Çeşit çeşit heyecan verici macera ve kaçış denemesinden sonra, kahramanlarımız Sammy’nin ilk ve tek aşkı olan Kabuk’la buluşmak üzere, güney denizlerine doğru yol alırlar.


Yönetmen Ben Stassen ile Söyleşi


SAMMY 2 filmine nasıl hazırlandınız?
Önce görsel senaryoyu hazıradık. Animasyon filmlerinde görsel senaryo, diğer film türlerine kıyasla, çok daha kapsamlı çizilir çünkü animasyonda, her sahneyi en küçük ayrıntısına kadar baştan ince ince düşünmeniz gereklidir. Senaryo hazırlandıktan sonra, yapım süreci boyunca size kağıt üstünde rehberlik edecek tek kaynak görsel senaryodur. İki boyutlu olarak çizilir, sonra da bilgisayarla işlenir. Filmin stilinin görmek için, bu aşamadan sonra, her sahnenin grafik resmini çizdik, aydınlatma ve görsel atmosferi de böyle yakaladık. Sonra, ilk çizimleri yaptık. Bunlar, çok temel çalışmalardır ve bize filmin animasyonuyla ilgili çeşitli küçük sahneleri gösterir. Bu aşama çok önemlidir zira, bu ilk çizimler filmin ritmini, kamera açılarını, çerçeveyi, karakterlerin mekan içindeki hareketlerini belirler. Bu özel çalışma daha sonraki günlerde, animatörlerin filmi canlandırırken referans alacakları çok önemli bir belgedir. 

Karakterlerin şekli şemali hangi noktada belli olur?

İlk çizimler yapıldığı sırada, modelleme de oluşur. Yani, filmdeki “nesneler” bu aşamada yaratılır. Bu nesneler arasında, tabii ki karakterler de vardır. Ama onların yanısıra, filmdeki binalar, aksesuarlar, deniz görüntüleri, bütün bunların da modeli hazırlanır. Filmdeki kötü kişiler hep çok stilize çalışılır. Gerçek kaplumbağalara ya da balıklara hiç benzetilmezler, gerçek insan özellikleriyle donatılırlar. Ama gene de şunu söyleyeyim: Deniz dibinin görüntülerinin gerçeğe olabildiğince yakın olması için büyük çaba gösterdik. İlham kaynağı olarak da bir çok sualtı fotoğrafından yararlandık.

Daha sonra neler yaptınız? 
İlk çizimler ve modelleme tamamlandığında, sıra animatörlere gelir. Örneğin, onlar sette bir kamera çizerler, onun önüne de karakterleri dizerler. Bir sahne çizildikten sonra, sıra taramaya gelir. Tarama işlemi karakterlere ve nesnelere renk, derinlik ve doku veren aşamadır. Daha sonra, sıra aydınlatma ekibine gelir. En son işlem, sayısal kompozisyondur. Bu aşamada, belli bir sahnenin değişik katmanları üstüste konur. Buna bir örnek verelim: Eğer bir mercan kayalığında sohbet eden iki deniz kaplumbağası göstermek istiyorsanız, önce bu iki kahramanı sete yerleştireceksiniz, sonra su yüzüne yükselen hava kabarcıkları ya da plankton sürüleri gibi ikincil karakterler ve efektleri serpiştireceksiniz. Sualtındaki görme mesafesini ve ışıkları da işte bu sayısal kompozisyon aşamasında yaratıyoruz. 



Bu ekipler birlikte nasıl çalışıyor? Bütçe sınırlarını aşmamaya özen gösterdiğimiz SAMMY 2 filmindeki en büyük zorluk, filmdeki çeşitli ögelerle ilgili bilgilerin, bir bölümden diğerine, akıcı bir şekilde ulaşmasını sağlamak. Aslında, aksiyon olsun, televizyon dizisi olsun, belgesel olsun, her ne tür film çekiyorsanız çekin, yaptığınız iş aşırı derecede bölümlere ayrılmış bir iştir. Ama, uzun metrajlı bir çizgi film söz konusu olduğunda, bu durum iyice belirginleşir. Bu çalışma oldukça karmaşıktır çünkü bir ekipten diğer ekibe taşınacak dağlar kadar çok veri vardır! Üstüne üstlük, filmin, son haline gelmeden önce geçmesi gereken çok sayıda kontrol noktası vardır. Bu iş neresinden baksanız, yaklaşık iki yıl sürer.

Sizce, üç boyutlu filmlerin gerçek katma değeri nedir? Genelde, üç boyutlu filmler benim sinirimi bouyor çünkü iki boyutlu çizilip sonra iki kamerayla çekiliyorlar. Film ekibi alan genişliğiyle oynadığından, efektler üstünüze üstünüze geliyor ama onlar gerçek, “kabartma” efekt değil! O tür filmler, sinemaya girerken daha çok para verip özel gözlükler takan izleyiciyi resmen dolandırıyor diyebilirim çünkü o filmi normal bir sinemada iki boyutlu izleseler de sonuçta bir şey değişmez. Ben, insanların, bu filmi izledikten sonra, sinemadan bu düşüncelerle çıkmasını hiç arzu etmedim. Ben, izleyicinin, film bittiğinde, kendini gerçek bir üç boyutlu film izlemiş gibi hissetmesini istedim. İki boyutlu sinemanın, insanı belli bir duygusal ve entellektüel seviyeye taşıdığından eminim; bununla birlikte, üç boyutlu bir film de insanı olduğu yerden alır, filmin tam içine fiziksel olarak sokar. İzleyicide bu etkiyi uyandırabilmek için, yön duygusunu, sinematografik bir araçtan daha çok, görsel bir araç olarak algılamalısınız. Her sahnede, tıpkı tiyatroda olduğu gibi, izleyicinin mekan içindeki pozisyonunu göz önünde bulundurmanız gerek.

Elinizde dev bir Hollywood filmi bütçesi olmamasına rağmen, çok başarılı bir sonuç elde etmisiniz. Önümüzdeki en büyük zorluk şuydu: Elimizdeki bütçe, A.B.D. yapımı uzun metrajlı bir animasyon filmi bütçesinin dörtte biri kadardı, yani yaklaşık 25 Milyon Avro. Bizim, ne yapıp edip bununla gerçek bir animasyon filmi yapmamız lazımdı. Ama iyi organize olursanız, ekipler için güzel bir takvim belirlerseniz ve ekip içinde çok yüksek hiyerarşi yaratmazsanız, bu mümkün. Üstelik, bizim için ayrı bir kolaylık da ekibimizin üç boyutlu alanında çok deneyimli ve farklı alanlarda yetenekli insanlardan oluşmuş olmasıydı. Bunun yanısıra, ben, film yapımcılığında karar verme sürecinin hızı ve etkinliğinin de, sponsorların belini bükmeden, A.B.D. yapımı büyük projelerle aşık atabilecek bir film çekmek için çok önemli olduğu kanısındayım.

Ekipleriniz kaçar kişiden oluşuyor? 
300 ila 600 teknisyenin elinden çıkan A.B.D yapımlarına bakarak, oldukça mütevazi bir sayı olsa da, yaklaşık 100 kişiyle çalıştık. Elinizin altında az sayıda insan olduğunda, hem daha esnek olmanız gerekiyor, hem de birden fazla işlevi bir arada götürebilmeniz. Aslına bakarsanız, ekip büyüdükçe, görev bölümlendirmesi de artıyor. Her animatör tek bir karakterin tek bir bölümünden sorumlu oluyor. Halbuki, bizim durumumuzda, bir sahne baştan sona 1-2 kişinin sorumluluğundaydı. Bu çizerlerimizi daha da motive etti çünkü kendilerini gerçekten filmin bir parçası gibi hissettiler. Ama ekipteki arkadaşların hepsi çok genç, 20’li, 30’lu yaşlarda olduğundan, hepsini bir arada tutmak en zor işti diyebilirim, çünkü hepsinin yapacak başka o kadar çok işi var ki!
*
Share/Save/Bookmark

22 Ocak 2011 Cumartesi

Uçtum şahitlerim var

Türk animasyon sanatçısı Tolga Arı’nın liderliğinde hazırlanan, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşamış ünlü Türk Muciti Hezarfen Ahmet Çelebi’nin Galata Kulesi’nden gerçekleştirdiği uçuş deneyimini anlatan Hezarfen adlı kısa animasyon film, internette izlenmeye rekorları kırıyor. Tolga Arı’nın takım liderliğindeki bir ekiple hazırlanan kısa animasyon film, Galata Kulesi’nden kendi geliştirdiği kanatlarla uçmayı başaran Hezarfen Ahmet Çelebi’nin uçuş denemesi oldukça eğlenceli bir dille anlatıyor. 1632 yılında, Galata Kulesi’nden Üsküdar’a uçarak geçmeyi planlayan Hezarfen’in atlama deneyiminden önce yaşadıkları ve o anda Galata’da bulunanlara yaşattıklarını konu alan animasyon, internet sitelerine koyulalı henüz bir hafta bile olmamışken, yaklaşık 100 bin kişi tarafından izlendi.

*
Share/Save/Bookmark

28 Aralık 2009 Pazartesi

Işığın Barışla Valsi : Beşir’le Vals

thumb_waltz_with_bashir1

 

 

 

 

 

Beşir’le Vals (Valse avec Beshir) Ari Folman’ın 2008 yapımı anti-militarist filmi.Girdiği hemen hemen bütün festivallerden ödüllerle dönmüş son dönemin en etkileyici filmlerinden biri.Altın Küre ,Cesar ,Britanya Bağımsız filmler festivallerinde  en iyi yabancı film ödülünün yanı sıra Oscar,Bafta,Cannes adaylıkları da başarısının örneklerinden sadece bir kaçı.Konusunu 15-29 Eylül 1982 tarihlerinde Beyrut'a giren İsrail ordusunu İsrail yanlısı Falanjistler'in de yardımıyla Sabra ve Şatilla Filistin Mülteci Kamplarında yaptığı korkunç katliamdan alıyor.Filmin yönetmeni ve senaristi Ari Folman da bu askeri operasyonlarda gördüklerini aktarmaktadır.Animasyon tekniği ile belgesel anlatımını deneysel biçimde harmanlanması anlattıklarına bakılmaksızın zaten hali hazırda merak uyandıran etkileyici bir durum.Bunu üstüne anlatım dilindeki tarafsızlık ilkesi daha da ileri gidilerek bir nevi günah çıkarma durumu filmin etkileyiciliğini ve gerçekliğini arttırıyor.Filmin isminde geçen beşir o dönemin öldürülen Lübnan devlet başkanı Beşir Cemayel’den gelmektedir. O dönemde Filistinli milisler tarafından öldürülen Hrtistiyan kökenli Beşir Cemayel’den sonra İsrail ordusundan destek alan Falanjistlerin intikam duyguları ile bütün insanlık kuralları yıkarcasına giriştiği katliam dünya kamuoyunda tartışılmasa bile vicdanlarda yargılanmaya başlaması ve bu sesin haksız görülen taraftan çıkması günahların temizlenmesi adına çok önemli bir gelişme.Sonuçta her nerden bakarsak bakalım gerçeklerden kaçamayağımızın bir örneği.

waltz-w-bashir

Filme teknik yönden bakacak olursak son dönemde Persepolis,Renaissance,Karanlığı Taramak gibi politik-eleştirinin çizgilerle anlatılmaya başlanmasının son örneği.Politik eleştirinin ve savaş suçunun bir belgesel tadında ders verir gibi akademik dille anlatılmasından ziyade kurgusal animasyona önem verilmesi bu filmi diğer unsurlarından ayırarak öncelikle bir animasyon filmi yapıyor.Bunu yaparkende animasyon filmine alaycı bakışı ve basitliği bertaraf etmek için savaşın acımasızlığı ve ölümün masumiyetini çizgilerle birlikte cok iyi harmanlıyor.Zira baktığımızda kullanılan çizim tekniğinin günümüzün gelişmiş teknolojisi ile ayrıntılı resmetmekten ziyade daha basit durması ve çizgilerin karanlık-aydınlık tekniği ile ayrılması arka plandaki savaşın karanlığını cok güzel yansıtıyor. Son dönemdeki hollywood’un animasyon yapımlarında kullandığı ve pazarladığı üstün teknoloji görsellik açısından önemli olabilir ama alt metni ile zıtlık yaşarsa filmi baltalayabilir.Ama Beşirle Vals’de çok güzel bir uyum var.

2692800px-Stroop_Report_-_Warsaw_Ghetto_Uprising_06 

Filme yapılan eleştirilerde ise duygusal değerlendirmeler ön planda.Öncelikle film her ne kadar yaşananları göstersede , her hangi bir yargıya varmıyor.Film vizyona girdiğinde ülkesinde eleştiri bombardımanına tutuldu.Devlet fonundan yararlanıpta İsraili keskin eleştiriyor diye.Ama müslüman kamuoyunda da yeteri kadar keskin anlatmamakla eleştirildi.Hristiyan dünyasında da İsraile benzer eleştiriler yükseldi.Yani film kimseye yaranamadı açıkcası.Çünkü bunun altında orta doğu’daki çözümlenemez dengesizlik yatıyor.Dünyanın en eski toprakları her toplumun kendi doğrularını dayattığı tansiyonun hiç eksilmediği yerler.Mesela yukarıdaki filmde geçen karede ellerini kaldırarak yerinden yurdundan kopartılan çocuk imgesi yahudi toplumunun Nazi zulmünde çektiği acıların bilinaltılarındaki görüntüsü.Eleştiler de burada ortaya çıkıyor.Kimi çevreler Filistine ve Lübnana yaptıkları zülmü bu kareyle vicdanlarını temizlemeye çalışmasını deyim yerimdeyse “zamanında aynısı bize de oldu” söylemini taraflılık olarak görüyor.İşte bu düşünce Ortadoğunun çözümlenemez düğümü.Her toplum sanki bir futbol maçındaymş gibi skor tutması ortadoğı halklarının birleşmesini değil iyice ayrışmasına neden oluyor.Millliyet veya din birleştiricilikten çıkıp ayrışmaya yöneltiyorsa tek ortak payda İNSAN OLMAK’ta buluşulmalı.

bashir1

Filme bakarken bütün milli,dini,kültürel gözlüklerimizi çıkarıp sadece insan kimliğimizle izlediğimizde yaşanılan dramların ne kadar bize yakın olduğunu görürüz.Aynı durum diğer bütün filmlerde de geçerli. Pianist’i,Schindler’in Listesini,Hotel Ruanda’yı,Kaplumbağalar’da Uçar’ı,Er Ryan’ı Kurtarmak’ı izlerken bütün önyargılarımzdan kurtulup daha insani gözle izlersek yaşanılan dramları daha iyi anlayabiliriz.Bir anne oğlunun bir ülkeye hangi amaçla savaşa gittiğini önemsemez.Ölüm gibi hayatın en büyük gerçekliğinin sanal duygularla örtülemeyeciğini bu gözlüklerimizden sıyrıldığımızda anlarız ancak.

Ari Folman’ın savaşa ve ölüme ışık tutmasının verdiği depresif hüznünü,insanlığa ve barışa ışık tutarak huzura dönüştürme çabası takdirlerinin en büyüğünü hak ediyor.Beşirle Vals de sinemanın dili en sert anti-militarist bir filmi olarak tarihte yerini alacak.

*
Share/Save/Bookmark