3 Mart 2015 Salı

Sinamatek canlanıyor

Sinematek ya da Fransızca haliyle “cinémathèque”, sinema eserlerinin korunduğu, saklandığı, onarıldığı ve gösterimlerinin yapıldığı merkeze verilen isimdir. Bir sinematekin genellikle bir film arşivini, sinema kütüphanesini, sinema gösterim salonlarını ve bir sinema müzesini içermesi ve gösteriler ve sergiler yoluyla kamunun kullanımına sunması beklenir. Dünyadaki en önemli sinematek, Henri Langlois’nın 1936’da kurmuş olduğu Fransız Cinémathèque’idir. Lumière Enstitüsü, İsviçre Lozan cinémathèque, Londra’daki Britanya Film Enstitüsü, Torino Uluslararası Sinema Enstitüsü, New York’taki George Eastman House ve Moskova Sinematekleri de diğer önemli sinemateklerdir.
Türk Sinematek Derneği ise Onat Kutlar ve arkadaşları tarafından 25 Ağustos 1965 tarihinde kurulmuştur. Düzenlediği açık oturumlar ve  yayınladığı Yeni Sinema dergisi ile sinema üzerine çok önemli tartışmaların merkezinde yer almış, sinema üzerine araştırma yapanlar için kütüphane hizmeti sunmuş ve daha önemlisi 1965-1980 arasında yüzlerce filmin gösterilmesini sağlamıştır.
“sinematek.tv”projesi, 1980 yılında kapanmış olan, ancak Türkiyeli sinemaseverler için hala tarihsel önemini koruyan Sinematek’in dijital ortamda yeniden canlandırılmasını hedeflemektedir. Ancak bu yeniden canlandırma, elbette ki Sinematek’in aynısının dijital ortamda yeniden kurgulanmasını değil, yeni iletişim teknolojilerinin yarattığı olanaklarla onun temelindeki fikrin yeniden canlandırılmasını ifade etmektedir. Sinematek fikrinin içinde yaşadığımız dönem ve iletişim ortamına uygun bir biçimde yeniden vurgulanması, dijital ortamın yaratıcılığı ile bu tarihsel mirasın bir dijital “ortaklık” olarak ilerletilmesi gerektiği düşüncesiyle, Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin de düzenleyicisi olan ve sinemayı alternatif ve daha özgürlükçü bir iletişim ortamı yaratmanın önemli bir unsuru olarak kabul eden Alternatif Medya Derneği bu projeyi başlatmıştır. “sinematek.tv” içerisinde dijital sinema kütüphanesi, internetten her an izlenmeye hazır bir film kütüphanesi, Türkiye’de yayınlanmış sinema dergileri arşivi, sinema üzerine yapılmış akademik tez ve makaleler arşivi, film afişleri arşivi ve bu fikrin tarihsel bir miras olarak kuşaklararası aktarımını sağlayacağına inandığımız bir “dijital bellek” arşivi bulunmaktadır. Yani sinematek.tv projesi, 1930’larda Fransa’da Henri Langlois’nın başlattığı, Türkiye’deki Sinematek dostlarının devam ettirdiği, İşçi Filmleri Festivali’nin 2006 yılından itibaren sürdürdüğü bir fikrin paylaşılması ve çoğaltılması çabasıdır: Asıl olan göstermektir… “Benim amacım filmler aracılığı ile duyguların iletildiği bir atmosfer yaratmak. Bizler düşlerin çöpçatanlarıyız.”

*
Share/Save/Bookmark

1 Mart 2015 Pazar

Çal öyleyse davulcu kardeş - Whiplash



Bu yıla bağımsız sulardan gelen Whiplash'ın damgasını vurduğunu söyleyebiliriz. Arada sırada böyle mütevazi bütçeli oyunculuğa ve ya hikayesine sırtını yaslamış filmlerle karşılaşıyoruz. Yıllar önce bunun gibi Little miss Sunshine, Sunshine Cleaning gibi filmler ilk hatırladıklarım. Oyunculukları samimi hikayeleri samimi filmler yüksek bütçeli filmlere kafa tutar hale gelmişti. Bu yıl da Whiplash bunu başardı. Gerçi ilk iki örnek gibi samimi sıcak bir hikayesi yok tam tersine insanı gerim gerim geren bir gerilim başyapıtı olarak duruyor karşımızda. Çok iddialı konuşmayı sevmem ama son yıllarda izlediğim beni en çok geren filmdi. Ve bunu canavarlarla,kapı arkasından fırlayan hortlaklarla ve ya zombi gibi garabetlerle yapmayıp merkezine caz müziği koyarak yapıyor.

Zaten oldum olası merkezine müziği almış filmlere özel bir ilgim vardır.. Bazı filmleri sırf müziği için tekrar tekrar izlemişliğim vardır.Mesela konuyla alakasız ama yakın zamanda buna en güzel örnek Broken Circle Breakdown diyebilirim. ara ara açar hem izlerim hem de dinlerim.
Merkezinde bir caz davulcunun yerleşeceği bir filmin sinema dünyasında bu kadar patırtı kopartacağını tahmin etmezdim doğrusu. Whiplash bunu o kadar güzel yapıyor ki caz müziğin o elit,o insanı uzaklaştıran havasını parçalıyor ve hem izlenilebilir hem dinlenileblir kılıyor.(ki kayıtlara geçsin her ne kadar cazı çok sevsem de maalesef üst sınıfa ait imajını kıramamış hep elit kesimin tekelinde bir müzik olarak algılanmıştır.)



Kısaca filmin hikayesinden bahsetmek gerekirse hayali Schaffer sanat okulunun astığı astık kestiği kestik jazz hocası Terence Fletcher (J.K. Simmons) mükemmeli arayan ve bu arayış içinde herşeyi mübah gören bir hocadır. Genç kahramanımız Andrew(Miles Teller) ise ileride büyük bir jazz davulcusu olma hayalindedir. Günün birinde Andrew, Fletcher'in dikkatini çeker ve okulun en iyi grubu sayılan studio band'e yedek davulcu olarak girer.Ana davulcu olmak isterken önünde sadece mesleki bir test değil, aynı zamanda psikolojik bir sınav da vardır.
Filmin yönetmeni Demien Chazelle'nin Princeton'da kendi yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak yaptığı filmde izleyiciyi başarının ne olduğunu sorarken büyük ve sonsuz  bir dilemma içinde bırakıyor. Başarıya ulaşmada sevgi ve nefretin sonsuz birlikteliğini çok güzel anlatıyor. Mental ve fiziki şiddetin dozunda kullanıldığı zaman insanı canlı ve hayatta tutmasının yanı sıra bir doz aşırıya kaçıldığında da sindirdiği gözlenir. Aslına bakarsanız şiddeti içselleştirme güdüsü insanın hayvani genlerinden gelen evrimleşmemiş tarafından kaynaklanmaktadır. Sonuçta binlerce yıl önce evrimleşmeye başlamış olsa da milyon yıllık dünya tarihinde aslında çok da yeni bir zamanı kapsar. Hal böyle olunca günümüzdeki yaşanılan şiddet olaylarını da göz önünde bulundurursak yeteri kadar insanlaşmadığımız sonucuna varabiliriz.



Yukarıda bahsettiğim sevgi-nefret ilişkisine bir örnek, ortaokuldayken voleybol antremanımıza aynı takımda yakın arkadaşımın eskiden voleybol oynamış babası da gelirdi ve bize yardımcı olurdu. Yavaş yavaş voleybolda temel hareketlerden sonra zor hareketlere geçmiştik.Arkadaşımın babası sürekli oğluna bağırır durur ama bizler yapamadığımız zaman sakince nasıl yapacağımızı gösterirdi. Bir gün arkadaşım dayanamaadı ve niye sürekli bana bağırıyorsun diye çıkıştı. Babasının cevabı aslında bir nevi Fletcher cevabıydı. "sen benim oğlumsun,en iyisini yapmanı istiyorum" Bir de böyle bir yanı vardı Fletcher'ın. Bütün disiplinlerin en temel noktası en iyiye ulaşma yolunda çekilen 'çile'dir ve bunu yolda tek ihtiyaç duyulan 'hırs'tır.Yine spor eksenli yakın zamanda buna benzer bir haber çıkmıştı. Galatasaray basketbol takımının coach'u Ergin Ataman bir sporcusunu tokatlamakla suçlanıyordu.Konunun detayını bilmiyoruz ama basından okuduğum kadarıyla olay performansını beğenmediği genç oyuncusunu eğitme amacıyla bir tokat olduğu şeklindeydi. Büyük olay oldu, bir hoca nasıl oyuncusuna şiddet uygulardı yorumları yapıldı. Manchester United'ın efsane hocası Ferguson'un da yine böyle olayları vardır. Beckham'ın kaşını krampon atarak patlaşmışlığı vardır. Film de insana aslında tam da bu noktada soruyu soruyor. Başarıya ulaşmada şiddet meşrulaşır mı, meşrulaşırsa eğer dozu ne olmalı?



Bu anlayışın uzantısı olarak okulda öğretmenlerin dövmesi akla gelebilir. Organize işlerde Cem yılmaz'ın canlandırdığı Müslüm karakterinin buna uyan güzel bir repliği vardı."Dayak ikiye ayrılır. Öğretici dayak ve sıradan dayak. Çocukken öğretmenlerimizin elimize cetvelle vurması,unutulur mu? diye. Bu şiddet eğitici(?) bir şiddetten öte çaresizlik şiddeti olarak uygulandığından herkesin sinirle ve küfürle andığı mutlaka bir ilkokul öğretmeni vardır. Aslında bu durum öğretmekten çok terbiye etmek amacıyla olurdu.
"Kusur edeni etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir "diye bu eski bir lafımız vardır. Bu sözu düstur edinip koca eğitim sistemimizin temeli oluşturmuştur Beden terbiyesi kurumu. Genç dimağları sirk hayvanları gibi şiddet kullanarak terbiye ettiler yıllarca. Seksenlerin sonu doksanların başı çocuğu  olarak bunu biraz yaşasam da asıl yaşayanlar 60'lı-70li yıllarda okumuş anne babalarımızdır. Hatta o dönemde çocuğumu az dövüyorsun diye öğretmenlere şikayete giderlermiş veliler. Bu bir şekilde işe yarar gözükebilir çünkü hayvanlar gibi terbiye edildiği zaman insan olumlu sonuçlar verdiği çıkarımı yapılabilir ama içten içe insanın bir köşesinde bu şiddet yer alır ve nesilden nesile aktarılabilir. Günümüzde yaşadığımız bütün herşeyin temelinde, bütün kötülükleri yapanların vakit zamanında anne ve babalarının da terbiye adı altında meşrulaştırılmış şiddete maruz kalmalarını bulabiliriz.Şu günlerde sürekli soruyoruz ya, "Biz nasıl bu hale geldik". Belki de cevabı budur.

Ps: Filmde ayrıca Bosphorus İstanbul Agop zillerini görmek ayrı bir keyif bence. Zilciyanları ve bu topraklardan çıkan zil ustalarının hikayeleri mutlaka okunmalı.

http://www.milliyet.com.tr/-whiplash-le-oscar-da-gundem-2006924/ *
Share/Save/Bookmark

23 Şubat 2015 Pazartesi

87. oscar ödülleri sahiplerini buldu


·         EN İYİ FİLM - Birdman (Alejandro González Iñárritu)
·         EN İYİ YÖNETMEN - Alejandro González Iñárritu (Birdman)
·         EN İYİ ERKEK OYUNCU - Eddie Redmayne (The Theory of Everything)
·         EN İYİ KADIN OYUNCU- Julianne Moore (Still Alice)
·         EN İYİ ÖZGÜN SENARYO – Birdman
·         EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU - J.K. Simmons (Whiplash)
·         EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU - Patricia Arquette (Boyhood)
·         EN İYİ ORJİNAL FİLM MÜZİĞİ - Glory (Selma)
·         EN İYİ ORİJİNAL ŞARKI - The Grand Budapest Hotel (Alexandre Desplat)
·         EN İYİ KOSTÜM TASARIMI - The Grand Budapest Hotel (Milena Canonero)
·         EN İYİ MAKYAJ VE SAÇ - The Grand Budapest Hotel (Frances Hannon ve Mark Coulier)
·         EN İYİ KURGU - Wiplash (Tom Cross)
·         YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM - Ida (POLONYA)
·         EN İYİ ANİMASYON - Bir Hero
·         EN İYİ BELGESEL – CitizenFour
·         EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ - Birdman (Emmanuel Lubezki)
·         EN İYİ KISA FİLM - The Phone Call (Mat Kirkby, James Lucas)
·         EN İYİ KISA BELGESEL - Crisis Hotline: Veterans Press 1 (Ellen Goosenberg Kent ve Dana Perry)
·         EN İYİ SES KURGUSU - American Sniper
·         EN İYİ SES MİKSAJI – Whiplash
·         EN İYİ UYARLAMA SENARYO - Graham Moore, "The Imitation Game"





*
Share/Save/Bookmark

18 Şubat 2015 Çarşamba

The Imitation Game



1952 kışında İngiliz yetkililer bir soygun ihbarını araştırmak üzere matematikçi, kriptanalist ve savaş kahramanı Alan Turing’in (Benedict Cumberbatch) evine girer. Ancak sonuçta ahlaksız davranışlarda bulunma suçlamasıyla Turing’i gözaltına alırlar. Bu suçlama, onun homoseksüellik suçundan mahkûm olmasına yol açacaktır. Yetkililer, aslında modern zaman bilgisayarcılığının öncüsünü suçladıklarından habersizdir. Bilgin, dilbilimci, satranç şampiyonu ve istihbarat görevlilerinden oluşan bir grubun lideri olduğu bilinen Turing’in, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın kırıl amaz tabir edilen Enigma makinesinin şifrelerini kırdığı bilinmektedir. Zeki ve karmaşık bir adamın derinlikli ve akıllardan çıkmayacak portresini çizen THE IMITATION GAME, müthiş bir baskı altında savaşı kısaltan ve karşılığında binlerce kişinin hayatını kurtaran bir dâhiyi anlatıyor. Morten Tyldum’ın yönettiği, Graham Moore’un senaryosunu yazdığı filmin başrollerinde Benedict Cumberbatch, Keira Knightley, Matthew Goode, Rory Kinnear, Allen Leech, Matthew Beard, Charles Dance ve Mark Strong. var.

PRODÜKSİYON NOTLARI


THE IMITATION GAME, İngiltere’nin en olağanüstü ve tanınmayan kahramanlarından biri olan Alan Turing’in yaşamını ve çalışmalarını anlatıyor. Benedict Cumberbatch (Wikileaks: Beşinci Kuvvet, Star Trek: Bilinmeze Doğru ve Sherlock, televizyon versiyonu) ve Keira Knightley (Kefaret’teki rolüyle BAFTA adayı, Aşk ve Gurur’daki rolüyle Oscar adayı), Turing’i ve şifre kırıcı arkadaşı Joan Clarke’ı canlandırıyor. Birinci sınıf kadrodaki diğer oyuncular; Matthew Goode (Lanetli Kan, Tek Başına Bir Adam), Mark Strong (Köstebek), Rory Kinnear (Skyfall),

Charles Dance (Gosford Park, Game of Thrones), Allen Leech (Korku Yolu, Downton Abbey) ve Matthew Beard

(Aşk Dersi). 2012’de Headhunters’la BAFTA ödülüne aday gösterilen Norveçli filmci Morten Tyldum’ın kullandığı senaryo Graham Moore, Alan Turing: The Enigma adlı Andrew Hodges kitabından uyarladı. Filmin başyapımcıları, Black Bear Pictures’tan Teddy Schwarzman ve Bristol Automotive’den Nora Grossman ve Ido Ostrowsky. Yardımcı yapımcı ise Peter Heslop (Zoraki Kral). Kamera arkasında ise görüntü yönetmeni Óscar Faura (The Impossible), editör William Goldenberg (Oscar ödüllü Argo), prodüksiyon tasarımcısı Maria Djurkovic (Köstebek), kostüm tasarımcısı Sammy Sheldon Differ (Göster Gününü), saç ve makyaj tasarımcısı Ivana Primorac (Anna Karenina), kast direktörü Nina Gold (Sefiller) ve besteci Alexandre Desplat (Argo ile Oscar adaylığı) var. Film, İngiltere’de; Londra, Oxfordshire, Buckinghamshire ve Dorset gibi yerlerde sekiz haftada

çekildi. Mekânlardan bazıları, yazar Ian Fleming’in eski evi, King’s Cross İstasyonu, genç Turing’in eğitim gördüğü Sherborne Okulu ve Bletchley Park’taki kod kırma merkeziydi. Bazı iç mekân çekimleri de Middlesex’teki HDS/CHAK89 Stüdyoları’nda çekildi.

YAPIM HAKKINDA

İngiliz kriptanalist Alan Turing’in şaşırtıcı derecede gerçek ama geniş kitlelerce bilinmeyen hikâyesi, Aralık 2011’de Hollywood çevrelerinde hızla yayıldı. Böylece Graham Moore’un, Turing’in yaşamını aydınlattığı ve henüz olgunlaşmamış olan senaryosu da efsanevi kara listeye girdi. Yani, Hollywood yöneticilerinin, en sevilen ama yine de çekilmemiş senaryolar listesine. Prodüksiyon firması Black Bear Pictures’ın başındaki Teddy Schwarzman, senaryoyu ilk okuyuşta çok etkilendi: “Çok sürükleyici ama çok yoğundu. Tarihsel önemi olan konularla doluydu. Anlaşılamayan bir ana karakteri vardı. Senaryo son derece zeki bir şekilde yazılmıştı. Diyaloglar son derece biçimliydi ama hiçbir şeyi karakterlerden daha ön plana çıkarmıyordu. “ Schwarzman, bunun Black Bear’ın orijinal, katılımcı ve karmaşık, karakter odaklı hikâyelerine çok iyi uyacağını biliyordu. Kısa zaman önce çektikleri, Robert Redford’ın oynadığı Sona Doğru gibi.

Senaryo Nasıl Ortaya Çıktı?

Senaryonun başlangıcının, çoğu kişinin bildiğinden daha zengin bir geçmişi vardı. 2009’un sonlarında Bristol Automotive prodüktörleri Nora Grossman ve Ido Ostrowsky, Başbakan Gordon Brown’ın bir konuşma metnine rastladı. Başbakan, Alan Turing’in İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gördüğü muamele için İngiliz hükümeti adına özür diliyordu. Turing’in hikâyesini bilmedikleri için onu araştırmışlar ve özellikle ABD’de çoğu kişinin bilmediği olağanüstü bir yaşamı keşfetmişlerdi. Derhal Andrew Hodges’un Turing biyografisine başvurmuş ve bu konuyu tartışmışlardı. Konuklardan biri de Graham Moore’du. Genç yazar, Turing’e duyduğu sevgiyi ifade etmiş ve üçlü, bir senaryo planı yapmıştı. Turing’in savaş sonrasında yazdığı bir makale, Moore’a ilham kaynağı oldu. Makalede, Turing’in bir şeyin makine mi, yoksa gerçek bir kişi mi olduğunu belirlemek için icat ettiği bir yöntem anlatılıyordu. Aslında bir tür testti. Turing’e göre ise bir oyundu: The Imitation Game. Grossman ve Ostrowsky, 2012 sonbaharında proje için yeni bir yuva buldu. Ekip, Schwarzman’la tanışınca aralarındaki ortaklık da doğmuş oldu.


Film Ekibi’nin Seçimi ve Projenin Doğuşu:

Schwarzman, Grossman, Ostrowsky ve Moore, aynı hikâyeyi aynı şekilde anlatmak istediklerini fark ettiler. Yani hikâyenin en zorlayıcı ve benzersiz öğelerinin hakkını verirken, olağanüstü bir yaşama da saygı göstermeyi. Moore bunu şöyle anlatıyor: “Bu, müthiş bir hayat hikâyesi. Uydurulmuş olsa inanılırlığı olmayacak bir hikâye. Pek çok dramatik olay yaşamış, dâhi ve savaş kahramanı olan, bilgisayarı icat eden, hükümet tarafından homoseksüellikle suçlanmış ve intihar etmiş biri. Film içinde film. Bunun gerçek olması insanı şok ediyor.”

Turing’in yaşamını çevreleyen olağanüstü şartlara rağmen, ekip onun hikâyesine kişisel bir hayranlık duymuş. Schwarzman, Moore’un hevesini şöyle paylaşıyor: “Bu, dünyanın duyması gereken bir hikâye. Polonyalılarla İngilizler şifreyi kırmak için yıllarca uğraşmış ama yeterli bir gelişme kaydedememişlerdi. Bu yüzden gerçek anlamda hiçbir eğitimi olmayan bir profesörün, imkânsız bir problemi çözmek için Bletchley Park’a gelmesi insanı hayrete düşürüyor. Turing’in Bletchley Park’tan önce ve sonra neler başardığını herkes bilsin istedim.

Turing, benzersiz olmasıyla benimsendi ve süreç içerisinde sayısız hayat kurtardı. Scwarzman, tematik açıdan da senaryoyla arasında bir bağ kurmuş. “Ben dışarıdan bakanı, düşüneni, başkalarının konu dışı veya gereksiz bulduğu şeyleri sırf kendi iradesiyle, etki yaratmak için yapanı takdir etmeye meyilliyimdir. Bu, hiçbir şeyden bir şey meydana getiren, gelecek nesilleri derinden etkileyen bir adamın hikâyesi. “Moore da Turing’in çalışmalarından çok etkilenmişti. Bunu şöyle hatırlıyor: “Gençliğimde bilgisayar bilimleriyle son derece ilgiliydim.

Bilgisayar kampına gitmiştim. Programlamaya çok ilgim vardı. Turing, bu tarikatvari hayalin nesnesidir. Bilgisayarın, tarihin adaletsiz davrandığı ilk mucidi olduğu için Steve Jobs’dan, Bill Gates’e kadar herkes ondan bahsetti. Bu filmin, bir parçası olduğum ve olacağım en önemli şey olduğunu hissediyorum. Bir daha bu kadar çok sevdiğim bir şey yapabilir miyim bilmiyorum ama bu kez bunu yaptığım için çok mutluyum.”


*
Share/Save/Bookmark

17 Şubat 2015 Salı

Yeni Film Fonu



*
Share/Save/Bookmark

15 Şubat 2015 Pazar

Altın Ayı İran'a gitti



Bu yıl 65.si düzenlenen Uluslararası Berlin Film Festivali (Berlinale)'de altın ayı ödülü İranlı yönetmen Jafar Panahi'nin Taksi filmine verildi. Ülkesinden çıkması yasaklanan Panahi törene katılamazken, yerine ödülü yeğeni gözyaşları içinde kabul etti. Jüri başkanlığını yönetmen Darron Aranoksky'nin yaptığı jurinin dağıttığı ödüller şöyle;
  • En iyi film (Altın Ayı): Cafer Penahi/”Taksi”
  • Jüri Büyük Ödülü: Pablo Larrain/”El Club”
  • En iyi yönetmen: Radu Jude/”Aferim!”ve Malgorzata Szumowska/”Body”
  • En iyi kadın oyuncu: Charlotte Rampling/”45 Years”
  • En iyi erkek oyuncu: Tom Courtenay/”45 Years”
  • En iyi senaryo: Patricio Guzman/”El Boton de Nacar”
  • Alfred Bauer Ödülü: Jayro Bustamante/”Ixcanul”
  • En iyi ilk film: Gabriel Ripstein/”600 Millas”
  • En iyi kısa film(Altın Ayı): Na Young-kil/”Hosanna”
  • Kısa film jüri ödülü: Joanna Arnow/”Bad at Dancing”
*
Share/Save/Bookmark

12 Şubat 2015 Perşembe

Game of Thrones'un yapım hileleri

Daha şimdiden dizi tarihinin efsaneleri arasına giren Game of Thrones'un ejderha yapım görsel efektleri ve White walkers (akgezenler)'un yapım aşamaları.


*
Share/Save/Bookmark

10 Şubat 2015 Salı

68.Bafta ödülleri sahiplerini buldu

İngiltere'nin oscarları sayılan BAFTA ödülleri sahiplerini buldu.Önümüzdeki oscarların favori filmlerinden Büyük Budapeşte Oteli 5, Boyhood 3 ödülle kapattı geceyi. Gecenin asıl sürprizi Birdman'in bir ödüle layık görülmesiydi.  

  • En İyi Film: Boyhood 
  • En İyi Yönetmen: Richard Linklater – Boyhood
  • En iyi İngiliz Filmi : Her Şeyin Teorisi 
  • En İyi Erkek Oyuncu: Eddie Redmayne – Her Şeyin Teorisi 
  • En İyi Kadın Oyuncu: Julianne Moore – Still Alice 
  • En İyi Özgün Senaryo: Büyük Budapeşte Oteli 
  • En İyi Uyarlama Senaryo: Her Şeyin Teorisi 
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: J.K. Simmons – Whiplash 
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Patricia Arquette – Boyhood 
  • En İyi Kostüm Tasarımı: Büyük Budapeşte Oteli 
  • Yabancı Dilde En İyi Film: Ida – Polonya 
  • En İyi Görüntü Yönetimi: Birdman 
  • En İyi Kurgu ve Ses : Whiplash 
  • En İyi Makyaj ve Saç: Büyük Budapeşte Oteli 
  • En İyi Animasyon Film: Lego Filmi 
  • En İyi Yapım Tasarımı: Büyük Budapeşte Oteli 
  • En İyi Özgün Müzik: Büyük Budapeşte Oteli 
  • En İyi Görsel Efekt: Yıldızlararası 
  • En İyi Çıkış Yapan İngiliz Sinemacı: Stephen Beresford ve David Livingstone – Pride 
  • En İyi Kısa Animasyon: The Bigger Picture 
  • En İyi Kısa Film: Boogaloo And Graham 
  • En İyi Belgesel: Citizenfour
*
Share/Save/Bookmark

20 Ocak 2015 Salı

87. Oscar Ödülleri Adayları Açıklandı

En İyi Film
  • American Sniper
  • Birdman
  • Boyhood
  • The Grand Budapest Hotel
  • The Imitation Game
  • Selma
  • The Theory of Everything
  • Whiplash

En İyi Yönetmen
  • Alejandro G. Inarritu, Birdman
  • Richard Linklater, Boyhood
  • Bennett Miller, Foxcatcher
  • Wes Anderson, The Grand Budapest Hotel
  • Morten Tyldum, The Imitation Game

En İyi Özgün Senaryo
  • Birdman
  • Boyhood
  • Foxcatcher
  • The Grand Budapest Hotel
  • Nightcrawler

En İyi Uyarlama Senaryo
  • American Sniper
  • The Imitation Game
  • Inherent Vice
  • The Theory of Everything
  • Whiplash

En İyi Kadın Oyuncu
  • Marion Cotillard, Two Days One Night
  • Felicity Jones, The Theory of Everything
  • Julianne Moore, Still Alice
  • Rosemund Pike, Gone Girl
  • Reese Witherspoon, Wild

En İyi Erkek Oyuncu
  • Steve Carell, Foxcatcher
  • Bradley Cooper, American Sniper
  • Benedict Cumberbatch, The Imitation Game
  • Michael Keaton, Birdman
  • Eddie Redmayne, The Theory of Everything

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
  • Patricia Arquette, Boyhood
  • Laura Dern, Wild
  • Keira Knightley, The Imitation Game
  • Emma Stone, Birdman
  • Meryl Streep, Into the Woods

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Robert Duvall, The Judge
  • Ethan Hawke, Boyhood
  • Edward Norton, Birdman
  • Mark Ruffalo, Foxcatcher
  • J.K. Simmons, Whiplash

En İyi Kurgu
  • American Sniper
  • Boyhood
  • The Grand Budapest Hotel
  • The Imitation Game
  • Whiplash

En İyi Görüntü Yönetimi
  • Birdman
  • The Grand Budapest Hotel
  • Ida
  • Mr. Turner
  • Unbroken

En İyi Animasyon
  • Big Hero 6
  • The Boxtrolls
  • How to Train Your Dragon 2
  • Song of the Sea
  • The Tale of Princess Kaguya

En İyi Belgesel
  • CITIZENFOUR
  • Finding Vivian Maier
  • Last Days in Vietnam
  • The Salt of Earth
  • Virunga

Yabancı Dilde En İyi Film
  • Leviathan, Rusya
  • Tangerines, Estonya
  • Timbuktu, Moritanya
  • Ida, Polonya
  • Wild Tales, Arjantin

En İyi Özgün Müzik
  • The Grand Budapest Hotel
  • The Imitation Game
  • Interstellar
  • Mr. Turner
  • The Theory of Everything

En İyi Özgün Şarkı
  • Everything is Awesome, The Lego Movie
  • Glory, Selma
  • Greatful, Beyond the Lights
  • I’m not Gonna Miss You, Glen Campbell… I’ll Be Me
  • Lost Stars, Begin Again

En İyi Yapım Tasarımı
  • The Grand Budapest Hotel
  • The Imitation Game
  • Interstellar
  • Into the Woods
  • Mr. Turner

En İyi Makyaj ve Saç
  • Foxcatcher
  • The Grand Budapest Hotel
  • Guardians of the Galaxy

En İyi Kostüm Tasarımı
  • The Grand Budapest Hotel
  • Inherent Vice
  • Into the Woods
  • Maleficent
  • Mr. Turner

En İyi Görsel Efekt
  • Captain America: The Winter Soldier
  • Dawn of the Planet of the Apes
  • Guardians of the Galaxy
  • Interstellar
  • X-Men: Days of Future Past

En İyi Ses Kurgusu
  • American Sniper
  • Birdman
  • The Hobbit: The Battle of the Five Armies
  • Interstellar
  • Unbroken

En İyi Ses Miksajı
  • American Sniper
  • Birdman
  • Interstellar
  • Unbroken
  • Whiplash

En İyi Kısa Metraj Film
  • Aya
  • Boogaloo and Graham
  • Butter Lamp
  • Parvaneh
  • The Phone Call

En İyi Kısa Metraj Belgesel
  • Crisis Hotline: Veterans Press 1
  • Joanna
  • Our Curse
  • The Reaper
  • White Earth

En İyi Kısa Metraj Animasyon
  • The Bigger Picture
  • The Dam Keeper
  • Feast
  • Me and My Moulton
  • A Single Life
*
Share/Save/Bookmark

12 Ocak 2015 Pazartesi

2015 Altın Küre ödülleri sahiplerini buldu

  •  En İyi Film (Drama): "Boyhood".
  • En İyi Film (Müzikal ve Komedi): "The Grand Budapest Hotel".
  • En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Eddie Redmayne, "The Theory of Everything".
  • En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Julianne Moore, "Still Alice".
  • En İyi Erkek Oyuncu (Müzikal ve Komedi): Michael Keaton, "Birdman".
  • En İyi Kadın Oyuncu (Müzkal ve Komedi): Amy Adams, "Big Eyes"
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: J. K. Simmons, "Whiplash".
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Patricia Arquette, "Boyhood".
  • En İyi Yönetmen: Richard Linklater, "Boyhood".
  • En İyi Senraryo: "Birdman".
  • En İyi Animasyon Filmi: "How to Train Your Dragon 2".
  • En İyi Orijinal Müzik: Jóhann Jóhannsson, "The Theory of Everything".
  • En İyi Orijinal Şarkı: John Legend ve Common, "Glory," Selma.
  • En İyi Yabancı Film: "Leviathan", Rusya.
  • En İyi TV Dizisi (Drama): "The Affair"
  • En İyi Kadın Oyuncu (TV Dizisi-Drama): Ruth Wilson "The Affair".
  • En İyi Erkek Oyuncu (TV Dizisi-Drama): Kevin Spacey, "House of Cards"
  • En İyi Tv Dizisi (Müzikal ve Komedi): "Transparent".
  • En İyi Kadın Oyuncu (TV Dizisi-Müzikal ve Komedi): Gina Rodriguez, "Jane The Virgin".
  • En İyi Erkek Oyuncu (TV Dizisi-Müzikal ve Komedi): Jeffrey Tambor, "Transparent"
  • En İyi TV Filmi ve Mini-Dizi: "Fargo"
  • En İyi Kadın Oyuncu (TV Filmi ve Mini-Dizi): Maggie Gyllenhaal, "The Honorable Woman".
  • En İyi Erkek Oyuncu (TV Filmi ve Mini-Dizi): Billy Bob Thornton, "Fargo".
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (TV Filmi ve Mini-Dizi): Joanne Froggatt, "Downton Abbey".
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (TV Filmi ve Mini-Dizi): Matt Bomer, "The Normal Heart".

*
Share/Save/Bookmark