10 Eylül 2012 Pazartesi

Sammy'nin Maceraları 2 Yakında Sinemalarda


Gösterim Tarihi: 05 Ekim 2012
Dağıtım: UIP Filmcilik
İthalat: TMC Film
Süre: 92 Dakika
Tür: Animasyon
Yönetmen: Ben Stassen
Seslendirenler: Pat Carroll, Carlos McCullers, Chris Andrew Ciulla, Isabelle Fuhrman

Birbirinin en yakın dostu olan iki deniz kaplumbağası, Sammy ve Ray mercan adasında kumun ve denizin tadını çıkarmakta ve daha yumurtadan yeni çıkan kaplumbağa yavruları Ricky ve Ella’yı denize götürmektedir. Aniden, yanlarına yasak bölgede avlanmaktan hiç çekinmeyen bir avcı yanaşır ve tuttuğu gibi, ikisini, Dubai’de turistlere gösterilecekleri özel bir akvaryuma götürür. Bu akvaryumdaki kilit kişi Koca D adındaki denizatıdır. Koca D, yeni gelenleri de kaçış planına dahil eder. Ancak, bizimkiler, yeni arkadaş oldukları minik gözlü Şişko balık, kibirli ıstakoz Lulu ve büyük bir penguen ailesiyle kendi kaçış planlarını yaparlar. Tam o anda, küçük Ricky ve Ella belirir; onları kurtarmaya gelmişlerdir. Çeşit çeşit heyecan verici macera ve kaçış denemesinden sonra, kahramanlarımız Sammy’nin ilk ve tek aşkı olan Kabuk’la buluşmak üzere, güney denizlerine doğru yol alırlar.


Yönetmen Ben Stassen ile Söyleşi


SAMMY 2 filmine nasıl hazırlandınız?
Önce görsel senaryoyu hazıradık. Animasyon filmlerinde görsel senaryo, diğer film türlerine kıyasla, çok daha kapsamlı çizilir çünkü animasyonda, her sahneyi en küçük ayrıntısına kadar baştan ince ince düşünmeniz gereklidir. Senaryo hazırlandıktan sonra, yapım süreci boyunca size kağıt üstünde rehberlik edecek tek kaynak görsel senaryodur. İki boyutlu olarak çizilir, sonra da bilgisayarla işlenir. Filmin stilinin görmek için, bu aşamadan sonra, her sahnenin grafik resmini çizdik, aydınlatma ve görsel atmosferi de böyle yakaladık. Sonra, ilk çizimleri yaptık. Bunlar, çok temel çalışmalardır ve bize filmin animasyonuyla ilgili çeşitli küçük sahneleri gösterir. Bu aşama çok önemlidir zira, bu ilk çizimler filmin ritmini, kamera açılarını, çerçeveyi, karakterlerin mekan içindeki hareketlerini belirler. Bu özel çalışma daha sonraki günlerde, animatörlerin filmi canlandırırken referans alacakları çok önemli bir belgedir. 

Karakterlerin şekli şemali hangi noktada belli olur?

İlk çizimler yapıldığı sırada, modelleme de oluşur. Yani, filmdeki “nesneler” bu aşamada yaratılır. Bu nesneler arasında, tabii ki karakterler de vardır. Ama onların yanısıra, filmdeki binalar, aksesuarlar, deniz görüntüleri, bütün bunların da modeli hazırlanır. Filmdeki kötü kişiler hep çok stilize çalışılır. Gerçek kaplumbağalara ya da balıklara hiç benzetilmezler, gerçek insan özellikleriyle donatılırlar. Ama gene de şunu söyleyeyim: Deniz dibinin görüntülerinin gerçeğe olabildiğince yakın olması için büyük çaba gösterdik. İlham kaynağı olarak da bir çok sualtı fotoğrafından yararlandık.

Daha sonra neler yaptınız? 
İlk çizimler ve modelleme tamamlandığında, sıra animatörlere gelir. Örneğin, onlar sette bir kamera çizerler, onun önüne de karakterleri dizerler. Bir sahne çizildikten sonra, sıra taramaya gelir. Tarama işlemi karakterlere ve nesnelere renk, derinlik ve doku veren aşamadır. Daha sonra, sıra aydınlatma ekibine gelir. En son işlem, sayısal kompozisyondur. Bu aşamada, belli bir sahnenin değişik katmanları üstüste konur. Buna bir örnek verelim: Eğer bir mercan kayalığında sohbet eden iki deniz kaplumbağası göstermek istiyorsanız, önce bu iki kahramanı sete yerleştireceksiniz, sonra su yüzüne yükselen hava kabarcıkları ya da plankton sürüleri gibi ikincil karakterler ve efektleri serpiştireceksiniz. Sualtındaki görme mesafesini ve ışıkları da işte bu sayısal kompozisyon aşamasında yaratıyoruz. 



Bu ekipler birlikte nasıl çalışıyor? Bütçe sınırlarını aşmamaya özen gösterdiğimiz SAMMY 2 filmindeki en büyük zorluk, filmdeki çeşitli ögelerle ilgili bilgilerin, bir bölümden diğerine, akıcı bir şekilde ulaşmasını sağlamak. Aslında, aksiyon olsun, televizyon dizisi olsun, belgesel olsun, her ne tür film çekiyorsanız çekin, yaptığınız iş aşırı derecede bölümlere ayrılmış bir iştir. Ama, uzun metrajlı bir çizgi film söz konusu olduğunda, bu durum iyice belirginleşir. Bu çalışma oldukça karmaşıktır çünkü bir ekipten diğer ekibe taşınacak dağlar kadar çok veri vardır! Üstüne üstlük, filmin, son haline gelmeden önce geçmesi gereken çok sayıda kontrol noktası vardır. Bu iş neresinden baksanız, yaklaşık iki yıl sürer.

Sizce, üç boyutlu filmlerin gerçek katma değeri nedir? Genelde, üç boyutlu filmler benim sinirimi bouyor çünkü iki boyutlu çizilip sonra iki kamerayla çekiliyorlar. Film ekibi alan genişliğiyle oynadığından, efektler üstünüze üstünüze geliyor ama onlar gerçek, “kabartma” efekt değil! O tür filmler, sinemaya girerken daha çok para verip özel gözlükler takan izleyiciyi resmen dolandırıyor diyebilirim çünkü o filmi normal bir sinemada iki boyutlu izleseler de sonuçta bir şey değişmez. Ben, insanların, bu filmi izledikten sonra, sinemadan bu düşüncelerle çıkmasını hiç arzu etmedim. Ben, izleyicinin, film bittiğinde, kendini gerçek bir üç boyutlu film izlemiş gibi hissetmesini istedim. İki boyutlu sinemanın, insanı belli bir duygusal ve entellektüel seviyeye taşıdığından eminim; bununla birlikte, üç boyutlu bir film de insanı olduğu yerden alır, filmin tam içine fiziksel olarak sokar. İzleyicide bu etkiyi uyandırabilmek için, yön duygusunu, sinematografik bir araçtan daha çok, görsel bir araç olarak algılamalısınız. Her sahnede, tıpkı tiyatroda olduğu gibi, izleyicinin mekan içindeki pozisyonunu göz önünde bulundurmanız gerek.

Elinizde dev bir Hollywood filmi bütçesi olmamasına rağmen, çok başarılı bir sonuç elde etmisiniz. Önümüzdeki en büyük zorluk şuydu: Elimizdeki bütçe, A.B.D. yapımı uzun metrajlı bir animasyon filmi bütçesinin dörtte biri kadardı, yani yaklaşık 25 Milyon Avro. Bizim, ne yapıp edip bununla gerçek bir animasyon filmi yapmamız lazımdı. Ama iyi organize olursanız, ekipler için güzel bir takvim belirlerseniz ve ekip içinde çok yüksek hiyerarşi yaratmazsanız, bu mümkün. Üstelik, bizim için ayrı bir kolaylık da ekibimizin üç boyutlu alanında çok deneyimli ve farklı alanlarda yetenekli insanlardan oluşmuş olmasıydı. Bunun yanısıra, ben, film yapımcılığında karar verme sürecinin hızı ve etkinliğinin de, sponsorların belini bükmeden, A.B.D. yapımı büyük projelerle aşık atabilecek bir film çekmek için çok önemli olduğu kanısındayım.

Ekipleriniz kaçar kişiden oluşuyor? 
300 ila 600 teknisyenin elinden çıkan A.B.D yapımlarına bakarak, oldukça mütevazi bir sayı olsa da, yaklaşık 100 kişiyle çalıştık. Elinizin altında az sayıda insan olduğunda, hem daha esnek olmanız gerekiyor, hem de birden fazla işlevi bir arada götürebilmeniz. Aslına bakarsanız, ekip büyüdükçe, görev bölümlendirmesi de artıyor. Her animatör tek bir karakterin tek bir bölümünden sorumlu oluyor. Halbuki, bizim durumumuzda, bir sahne baştan sona 1-2 kişinin sorumluluğundaydı. Bu çizerlerimizi daha da motive etti çünkü kendilerini gerçekten filmin bir parçası gibi hissettiler. Ama ekipteki arkadaşların hepsi çok genç, 20’li, 30’lu yaşlarda olduğundan, hepsini bir arada tutmak en zor işti diyebilirim, çünkü hepsinin yapacak başka o kadar çok işi var ki!
*
Share/Save/Bookmark

6 Eylül 2012 Perşembe

Vizyonda bu hafta "Geriye Kalan"



 KÜNYE
Vizyon Tarihi                 : 07.09.2012
Yapım           : Firuz Film
Yönetmen : Çiğdem Vitrinel
Yapımcı : Şebnem Vitrinel
Senaryo : Çiğdem - Şebnem Vitrinel
Görüntü Yönetmeni : İlker Berke
Sanat Yönetmeni : Osman Özcan

OYUNCULAR

Devin Özgür Çınar : Zuhal
Erkan Bektaş : Cezmi
Şebnem Hassanisoughi : Sevda
Burak Tamdoğan                : Mustafa





Sinopsis

Sevda (Şebnem Hassanisoughi) ve Cezmi (Erkan Bektaş) 8 yıllık evli bir çifttir. 5 yaşında bir kızları, şehrin güzel bir yerinde bir evleri, düzenli ve güvenli bir hayatları vardır. Reklam filmlerini andıran bu hayat, Sevda’nın kocasının ihanetini keşfetmesiyle kesintiye uğrar. Cezmi kendisiyle aynı hastanede çalışan Zuhal’le (Devin Özgür Çınar) beraber olmaya başlamıştır.
Zuhal bir süre önce eşinden ayrılmış, 8 yaşındaki oğlunu tek başına büyüten bir kadındır. Cezmi ile olan ilişkisi, uzun süredir sadece yorgunluk ve mücadeleden ibaret görünen hayatına yenilik ve heyecan getirir. Ancak bu iyimser hava kısa sürecektir.
Sevda ihaneti öğrendiğini Cezmi’ye hiç belli etmeden “öteki kadın”ın peşine takılır. Kendisi için güvenlik, sosyal statü ve hatta kariyer anlamına gelen evliliğini, bu tehditten korumaya kararlıdır. Sessiz bir hayalet gibi Zuhal’in yaşamına sızar.
Göremediği ama varlığını ensesinde hissettiği takip Zuhal’in sinirlerini iyice yıpratmışken eski kocası Mustafa (Burak Tamdoğan) çıkagelir. İkinci bir şans istiyordur. Zuhal kendi duygularını anlamaya çalışırken Sevda da herkes için yıkıcı sonuçları olacak bir çözümde karar kılmıştır.


48.Antalya Altın Portakal Film Festivalinde en iyi yönetmen ve en iyi kadın oyuncu(Devin Özgür Çınar) ödüllerini alan yönetmen Çiğdem Vitrinel’in gelecek vaat ettiği türünün güzel örneğinden biri “Geriye Kalan”. İhanet konusunda bu güne kadar çokca film çekilmiştir. Kadın-erkek arasında ilk insanlardan beri gelen bir durum bu.Bir erkeğin ve ya bir kadının içinde bulunduğu sosyal statünü her ne olursa olsun evlilik-nişanlılık-sevgililik durumlarını hiçe sayarcasına yaşadığı bu ‘yasak’ ilişkiler toplumsal bir tabu olması nedeniyle perdede ve ya televizyon ekranında izlemek hep ilgi çekici olmuştur.Aslında bunun temelini ‘ihanet’ kavramı altında aramak gerekir.Genelde insanlar başkaların hayatları hakkında çok kolay yargılara varabiliyorlar.Özellikle kadın-erkek ilişkileri konusunda oldukça belirleyici bir rol oynuyor toplum.Toplumsal bir tabu dememin de sebebi aslında bu.Sonuçta ihanet o ilişkinin dinamiklerini etkileyen  veya ondan beslenen bir durum.Her ilişkiyi aynı tornadan çıkmış gibi değerlendiremeyiz ve genel bir yargı ortaya koymamalıyız.Ama “tabu” kavramının çıkışındaki o sosyolojik etmenleri anlayabilirsek bunun uzantısı olarak ihanet konusunda da fikir elde edebiliriz.
Kısaca bahsetmek gerekirse toplumun bunu yasaklamasının sebebi ilişki statülerini koruma gayesi.Yani her insanın içinde bu ihanet duygusu yatar ve bunun önüne anca yazılı olmayan bir kural koyamalıyız ki toplum rayından çıkmasın mentalitesi.Tabi bu ütopik anlamda gelişmiş bir toplumun koyacağı kural değildir.Daha çok kapalı bir toplumun sonucudur.Çünkü olması gereken kişinin kendi sorumlulukları doğrultusunda ilişkiyi yaşadığı ya da evlilik anlamında hayatını paylaştığı kişiye karşı sorumluluğu doğrultusunda davranması.Bunu anca okuyan,düşünen,sorumluluk sahibi bir birey inşa edebilir.Bu yanlış anlaşılır çoğu zaman.Genelde ihanet için bir kılıf oluşturduğu düşünülür ve namus bekçileri tarafından eleştirilir.Yani yapacak adam bunları der,toplum ne düşünür umursamaz ondan hep bir açık kapı bırakır diye toplum hem cik cik ciklemeye başlar.Kendi namuslarına bakmadan toplumun namus bekçisi kesilirler hemen.
Neyse uzatmaya gerek yok ihanet iki ikişi arasında bir durumdur,toplumsal bir çıkarım bir sonuç elde etmek anlamsızdır.Bu filme de konu olan ‘ihanet’i bu bağlamda ele alırsak aldatılan tarafın takındığı tavrı da daha net anlayabiliriz.

 

Film genel olarak kadın-erkek-ihanet ekseninde gibi gözükse de benim asıl gözüme çarpan sınıf çatışması oldu.Yaşam seviyesi oldukça yüksek bir çiftin birbirinden bıkması ve yaşamlarından zevk alamıyor oluşlarını kişisel durumlarından çok ait oldukları(ya ait olduklarını zannettikleri) sınıfın açmazı olarak düşünüyorum.Tüketmeye dayalı bir sınıfın üyeleri olarak maddiyatla çevrili dünyalarından bir bakıma kaçış gibiydi bu aldatan için ihanet ve aldatılan için koruma çabası.

 
Diğer taraftan boşanmanın sonucu tek çocuklu bir dul kadın olarak yaşam savaşına devam eden Zuhal için de hayatın bütün bu zorluklarını unutma molası gibi bir duyguydu.Baktığımız zaman bu ilişkide duygusal anlamda tek yararlanan Zuhal’di ve sonuna doğruda da bu duygunun bittiğini de ilk anlayan oydu.Halbuki yaşamı gibi bu yasak ilişkiye de ‘meta’ gözüyle bakan Cezmi olayın duygusal boyutunu hiç mi hiç umursamayarak tek boyutlu bir karakter çiziyor.Zaten bu filmde de erkek bir meta olarak konunun ortasına konumlandırılmış.Aldatıldığını anlayan Sevda’nın bu ihanete bakış açısı en kritik nokta.Zira aldatılmayı içine sindirip hayatındaki tek etiketinin evlilik olduğunu anlayıp bunu korumaya gitmesi ve bu yolda kantarın topuzunu kaçırıp kendine mukayet olamaması yine belirttiğim gibi kişisel bir durum değil tam tersine ait olduğu burjuva sınıfının sonsuz bencilliğin bir sonucu olduğunu düşünüyorum.Filmi böyle okuyunca konu başka bir noktaya taşınıyor ve ilk başta dediğim gibi ihanet gibi kişisel bir konu hakkında yargıya varmaktansa sınıfsal bir toplumun sonucu olarak yargıya varmamızı sağlıyor.
 
Sonuç olarak umut vaat eden bir yönetmenin insanı sorular sormaya iten,oyunculuklar ile de ayrı bir kalite kazanan filmi “Geriye Kalan” bu cuma(07.09.12) vizyonda yerini alacak ve Türk sineması adına türünün güzel örneği olarak gişede karşılığını bulacak mı hep beraber göreceğiz.
*
Share/Save/Bookmark

4 Eylül 2012 Salı

Kubrick–One point perspective

*
Share/Save/Bookmark

3 Eylül 2012 Pazartesi

Abraham Lincoln ve ergen edebiyatı

Abraham_LincolnTarih bilimi ilgili bir söz vardır “Tarih belli aralıklarla yeniden yazılır,bu yaşananların değişmesinden değil bakış açılarının değişmesindendir” diye.Kim söyledi tam hatırlamıyorum ama tarih yazıcılığının baskın rejimlerde nasıl oyuncak olduğunu ve kendi anlayışlarını haklı göstermek adına yeniden yazıldığını biliyoruz.Tarihte bunun örneğini çokca gördük ve yaşadık.Halen de dünyanın belli yerlerindeki rejimlerde de bunu yaşıyoruz.Amerikan’ın dünyayı yönetme ve yönlendirme çabalarındaki en büyük silahı sineması daha doğrusu hollywood sineması bu tarih yazıcılığında başrolde.Hitler’in Goebbels’i misali insanların zihinlerini  kontrol etmede üstün.Şu an vizyonda gösterilen Abraham Lincoln Vampir Avcısı deyim yerindeyse tarihin tekrar yazılması örneğinin en yakın kanlı canlı bir örneği.

Amerika tarihinin en önemli kişiliklerinden Abraham Lincoln şu anki amerikayı kuran kişi olarak bilinir.Köleliğin kaldırılması ve iç savaş sonucunda parçalanan ve dağılan yönetimleri tek bir çatı etrafında topladığı için böyle düşünülür.Özellikle kölelikle ilgili yaptıkları şu anki amerikan toplumunun temellerinin kurulmasına ön ayak olmuştu.Gerçi çok etraflıca bir bilgiye sahip değilim zira kendi tarihimizden bile bihaberken amerikan tarihiyle içli dışlı olmak ihanet gibi birşey olurdu.Neyse amerika’da herkesin sevip saydığı bir şahsiyetin farklı bir fantezinin içine atılması filmden önce bahsetmemiz gereken önemli bir konu.Amerikan iç savaşında kuzey ve güney olmak üzere iki saf yer almıştı.Güney halkı geniş tarım arazilerinde köleleri kullandıkları için köleliğin kaldırılmasına karşı çıkmışlardı,kuzeyliler ise hava koşulları ve coğrafi konumlarından dolayı ticaret ve sanayide ileri gitmişler ve kölelikle ilgili bir istekleri yoktu.Zaten şimdi de bu durum genel amerikan toplumunda geçerli,kültür düzeyi olarak kuzey daha üstte sayılır.Bizden de örnek verirsek doğu-batı ekseninde bu farklılıkları gözleyebiliriz.Bunun temelinde de tarım toplumları ile sanayi toplumlarının dinamikleri arasındaki çatışmalar olarak özetleyebiliriz.Tabi bu durum daha karışık sosyolojik incelemeler içeriyor olabilir ama kısaca böyle özetleyebiliriz.

abraham-lincolnvampir-avcisi_8542542

Yukarıda bahsettiğim tarihi tekrar yazma girişimleri bu filmde çok farklı bir biçimde olsa da kendini belli ediyor.Abraham lincoln  mitinden hareketle son dönemlerin modası vampir konusunu bağdaştırmak böyle bir düşüncenin ürünü olsa gerek.Yeni baştan kahraman yaratmaktansa var olan kahramanın kullanılması,siyasi-kültürel-sportif olsa farketmez kahraman olsun yeter mantığından Lincoln’un seçilmesi amerikan hollywood sektörü ve toplumu açısından şaşırtıcı değil ama bize baya şaşırtıcı geliyor.Bu bizim bakış açımızdan da kaynaklanıyor olabilir.Biz genelde Osmanlı olsun Atatürk zamanı olsun tarihimizle sürekli övünen bir millet olduğumuzdan bunları tabu olarak görürüz ve asla değiştirilmesini istemeyiz.Tabi bunu yapmamızın amacı geçmiş büyükleri çok sevdiğimizden değil daha çok geçmişe saplanıp kalmamızdandır.Gelecekte eskiden yapılan büyüklükleri taşıyabilecek bir ümidimiz kalmadığından geçmişimizle övünürde dururuz.Tabuların temelinde yer alan olduğundan başka bir mit yaratmak olduğundan aslında kafamızda başka bir olgu yaratırız.Mesela Atatürk’le ilgili bırak böyle bir fantezi filmini onun insani özelliklerini yansıtan filmler bile çekildiğinde toplumda büyük bir infial yaratıyor.Evet Atatürk de bir insan;güler, oynar, sevinir, üzülür ve bu filme çekilebilir ama bağnaz düşüncelerin ürünü tabuların,putların yaratıldığı bir ortamda atatürk üzülemez,gülemez,sevinemez ve ağlamaz.Böyle bakıldığından toplumsal sağlığımız pek iç açıcı gözükmüyor ama tabi bunu yapıncada değişecek diye bir kaide yok.Amerika bunu yapıyorda toplum olarak çok ileri bir toplum mu? Tam tersine bunu bile sorgulamayacak bir koyunlukta.Kendi iktidarını devam ettirmek adına sonsuz hayal üretme merkezi hollywood’un küçük bir numarası sadece bu.Evet Abraham Lincoln bir kahraman ve günümüzün moda figürü vampirlerle de savaşmalı.Bakıldığında farklı ve merak uyandırıcı bir durum ama sırf moda figürlerden yola çıkılarak yapıldığı için ucuzluktann kurtulmuyor.Hele Hele koca kuzey-güney savaşını beslenme kaynağı olan köleler yüzünden köleliğin kaldırılmasını istemeyen vampilerin güney tarafını temsil etmesi ve kuzeyliler-vampiler savaşına döndürülmesi fantezilerin ötesinde süper saçma bir durum.Film türlü efektler ve aksiyonla bile bu saçmalığın altından kalkamıyor ve bir kaç ergen filme gitsin diye kurduğu yapının altında kalıyor desek yalan söylememiş olmayız.

20202111.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Vampir konusu ise ayrı bir saçmalık.Tamam hayali yaratıklar arasında içerdiği korku unsurları sayesinde sinemada bolca yer almıştı ama son zamanlarda Twilight’dan sonra ergenler arasında bu kadar tutulmasının sebebi nedir araştırılması lazım.Kimlik bunalımındaki gençler toplumun normlarına uymayan yani “ölü”bir insanla kendilerinin topluma uyum sağlayamadıklarını mı özleşleştiriyorlar ya da vampirler gibi ölümsüzlük hayalleri ile ilgili bir alt metinle mi izliyorlar bilemem.Ya da bunları hiç dert etmeyip genç-yakışıklı-kaslı olup güzel kızları tavlamak istemekleri de olabilir mi? Neyse ne, her ne nedenle olursa olsun bu vampir işinin b*kunun çıkarıldığı aşikar.

Abraham Lincoln:Vampir Avcısı, vampir edebiyatının son ürünü olarak,amerikan siyasi tarihinin en ünlü ve en sevilen karakterinin alınıp deyim yerindeyse çoluk çocuğun maskarası yapıldığı,üstüne inşa ettiği pazarlama stratejisinin altında kalan vasat ötesi bir film.Oyunculuklar ve görsel efektler de vasatın biraz üstünde olunca topyekun bir çuvallamayla sınıfta kalmış oluyor.

20069813.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-20120330_101209

*
Share/Save/Bookmark

2 Eylül 2012 Pazar

Efsane fotoğraflara 'yıldız savaşları' dokunuşu


  








*
Share/Save/Bookmark

1 Eylül 2012 Cumartesi

A'dan Z'ye Yönetmenler

güzel bir sanatsal çalışma olmuş.Filmlerinden güzel göndermeleriyle a'dan z'ye yönetmenler 



























*
Share/Save/Bookmark