Yeşilçam ve sineması bizi biz yapan en büyük unsurlardan biri.Hayatımızdan çıkaramayacağımız gibi aksine tam kalbinde yer alır.Güzel kızlar yakışıklı erkekler arasında bulur her izleyenkendini onlara özenircesine. Sinema her zaman gelişen bir sanat dalı olsa da burda bahsedilen romantizmden başka birşey değil. O zamanların dünyasına,belki bozulmamışlığına,saflığına bir özlemin sonucu galiba bu unutamayışlar. Bizler bu çağın genç kuşağı olarak o devirleri yaşamasak bile eski türk filmleri ile o zamanların tozlu ve küflü havasını koklamaktayız. Bedenimiz genç olabilir ama ruhumuz bu filmlerle yaşıt bir sinema romantizmine sahip.
20 Aralık 2010 Pazartesi
Geçmiş zaman olur ki II
15 Aralık 2010 Çarşamba
Türk Sineması değil Erkek Sineması
Film Arası’na konuşan Derya Alabora, Türk sinemasının ‘erkek sineması’ olduğunu savundu. Taş atan çocuklarla ilgili Cumhurbaşkanı Gül’le görüşmesini eleştirenlere de tepki gösteren Alabora, ‘oturup konuşmazsak bu işin içinden çıkamayız’ dedi.
Aylık sinema dergisi Film Arası, Aralık ayı sayısında ünlü sinema oyuncusu Derya Alabora’yı ağırladı. Gülcan Tezcan’ın sorularını yanıtlayan Derya Alabora, Türk sinemasının kadın kimliğine şans tanımayan erkek egemen bir sinema anlayışına sahip olduğunu söyledi. Aktivist kimliği ile de tanınan Albora, kamuoyunda "taş atan çocuklarla ilgili düzenleme" olarak bilinen yasayla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptıkları görüşmeyi eleştirenlere de tepki gösterdi. Alabora, ‘oturup konuşmazsak bu işin içinden çıkamayız’ dedi. Sanatçı şunları söyledi:
‘KONUŞMAYA MECBURUZ’
‘Bu konuda çok derdimiz var. Baştaki hükümet dünya görüşümüze uymuyor diyorlar. Dünya görüşümüze uymuyor olabilir ama şu anda bir Hükümet varsa başta ve onlar bir şeyler yapmaya çalışıyorsa, onları kösteklemek çok mantıksız geliyor bana. Hükümet Anayasayı değiştirmeye çalışıyorsa, anayasa 82 Anayasası ise, burada bir militer bakış açısı varsa onu kim değiştirmek isterse ondan yana olmamız gerekiyor. Ama bu bize aykırı fikirlerini kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor ki. Nerede aykırı geliyorsa ona da karşı durmamız lazım… Taş atan çocuklarla ilgili durum Adalet Bakanı’nın elinde değil mi? Adalet Bakanı’nı yok sayarsak böyle saçma bir şey olabilir mi? Tabi ki diyalog kurmaya çalışmak ve onlar ne istiyor, biz ne istiyoruz, ortak bir noktada buluşabiliyor muyuz, bunları konuşmamız gerekiyor.’
NEDEN KADIN KAMERAMANIMIZ, IŞIKÇIMIZ YOK?
Ünlü oyuncu, Türk sinemasının erkek egemen bir anlayışa sahip olduğunu savundu. Alabora, şunları söyledi: ‘Hiçbir zaman kadın kameraman, kadın görüntüsü yönetmeni yoktur. Bizde kamera taşıyan kadın çok azdır. Avrupalı yönetmenlerle çalıştığımız zaman asistanı kadın oluyor. Ayrılık’taki görüntü yönetmeni kadındı. Bizde ışıkçı bir kadın bulamazsın. Bunun şeyle doğru orantılı olduğunu düşünmüyorum; ağırdır onlar falan. Neler taşıyor kadınlar, neler yapıyorlar. Bu sadece kabullenmekle ilgili bir şey… Biraz kadını dışlıyoruz, o tip şeylerde aslında.’
FİLM ARASI ÜCRETSİZ
Alabora’nın çarpıcı yorum ve eleştirileri, Film Arası Dergisi’nin Aralık sayısında. Son sayısında birbirinden önemli sinema yazıları ve haberlerle okurlarının karşısına çıkan Film Arası ücretsiz olarak Türkiye genelinde sinemaseverlere ulaşıyor. Ocak sayısında yeni yayın dönemine girecek olan Film Arası’nda bazı ünlü yönetmen ve oyuncular yazılarıyla yer alacak. Dergi, okuyuculardan gelen sinema yazılarına geniş yer vererek bu alanda önemli bir oluşuma da ev sahipliği yapıyor.
*http://www.filmarasidergisi.com/
*Yazının tamamı http://www.ntvmsnbc.com/id/25157960/ sitesinden alınmıştır.
*Türk Sineması değil Erkek Sineması
Altın Küre Adaylıkları Açıklandı
Oskarların habercisi sayılan Amerikan sinema dünyasının en prestijli ikinci ödülü altın küre ödülü adaylıkları açıklandı.Colin Firth, Helena Bonham Carter ve Geoffrey Rush’un paylaştığı “King’s Speech” filmi en iyi drama filmi dahil olmak üzere 7 dalda aday gösterilirken,The Social Network/Sosyal Ağ” ve “The Fighter” filmleri de 6’şar dalda aday gösterildi.Ana dallarda ödülü kapmak için yarışacak adaylar şöyle;
EN İYİ FİLM (DRAMA):
EN İYİ FİLM (KOMEDİ/MÜZİKAL):
EN İYİ ERKEK OYUNCU ADAYLARI (DRAMA):
- Jesse Eisenberg (Social Network/Sosyal Ağ)
- Colin Firth (King’s Speech)
- James Franco (127 hours)
- Ryan Gosling (Blue Valentine)
- Mark Wahlberg (The Fighter).
EN İYİ KADIN OYUNCU ADAYLARI (DRAMA):
- Halle Berry (Frankie and Alice),
- Nicole Kidman (Rabbit Hole)
- Jennifer Lawrence (Winter’s Bone)
- Natalie Portman (Black Swan)
- Michelle Williams (Blue Valentine)
EN İYİ ERKEK OYUNCU ADAYLARI (MÜZİKAL/KOMEDİ):
- Johnny Depp (Alice in Wonderland)
- Johnny Depp (The Tourist)
- Paul Giamatti (Barney’s Version)
- Jake Gyllenhaal (Love and Other Drugs)
- Kevin Spacey (Casino Jack)
EN İYİ KADIN OYUNCU ADAYLARI (MÜZİKAL/KOMEDİ):
- Annette Bening (The Kids Are All Right)
- Julianne Moore (The Kids Are All Right)
- Anne Hathaway (Love & Other Drugs)
- Angelina Jolie (The Tourist)
- Emma Stone (Easy A.)
EN İYİ YÖNETMEN ADAYLARI:
- Darren Aronofsky (Black Swan)
- David Fincher (The Social Network/Sosyal Ağ)
- Tom Hooper (The King’s Speech)
- Christopher Nolan (Inception/Başlangıç)
- David O. Russell (The Fighter)
Altın Küre Adaylıkları Açıklandı
Sinemamızın Haytası ve Eski Günler
Hababam Sınıfı'nın ana karakterlerinden efsane Hayta İsmail'i Ahmet Arıman yakın zamanda katılıdığı bir programda Türk Sinemasının o görkemli günlerini gözyaşlarıyla anlatmış.Okuyunca daha da değeri anlaşılan o güzelim yıllar Arıman'ın sözleriyle daha da anlamlaşıyor.Medyada yer alan sözlerinden bir kaçı;
MÜNİR ÖZKUL BENİ TANIDI DİYE SEVİNİYORUM
Münir Özkul'un büyük bir sanatçıydı.. Ben onun arkasında org çalıyordum. Stadyumları doldururdu. O sahneye çıktığında binlerce insan gülmekten kırılırdı. Sahnede şovuna beni de alet ederdi. Bir keresinde çapkınlıklarını anlatırkan bana döndü ve "Ahmet sağolsun" dedi... Sanki ona çapkınlıkta yardım ediyormuşum gibi (gülüyor)
Münir Özkul'u 2 ay önce hastanede ziyaret ettim. Çok zayıflamıştı, konuşmakta zorlanıyordu. Buna rağmen beni görünce Ahmet dedi. Bakışarak anlaştık ama beni tanıdığını görünce sevindim.
ERTEM EĞİLMEZ'DEN TARIK AKAN'A AZAR!
Ertem Eğilmez çok disiplinli bir yönetmendi. Bir keresinde içinde Tarık Akan'ın da olduğu bir grup sete geç gelince onları çok sert bir dille uyarmıştı. Bütün setin ortasında Tarık Akan'a bir bağırması vardı hala inanamıyorum. Tarık Akan hiçbir şey söylemeden onu dinledi. Set hazırdı, herkes çekimlerin başlamasını bekliyordu ama Ertem Eğilmez Tarık Akan geç kaldı diye çekimi iptal etti. Şimdi düşünüyorum da Ertem Eğilmez Tarık Akan'a "Sen buradaki diğer çocuklarla aynısın, kimsenin kimseden ayrıcalığı yok" mesajı vermişti bu tavrıyla...
O günleri gerçekten çok özlüyorum. Bana soruyorlar o filmlerin sırrı ne diye. Düşünüyorum da, biz de doğallık, saflık, duygusallık vardı. Sonradan çekilen Hababam Sınıfları'nda bu doğalık ve saflık yok.
ADİLE NAŞİT'İN OĞLU GİBİYDİM
Adile Naşit, beni genç yaşta kanserden kaybettiği oğlunun yerine koymuştu. Beni oğlu gibi çok seviyordu. Onun rahatsızlığını hiçbirimiz hissetmedik. Ama Müjde Ar onu sessizce alıp tedavi olsun diye yurtdışına götürmüştü. Adile Naşit'in bile haberi yoktu oraya neden gittiğinden.
Adile Naşit'in öldüğünü duyduğumda bir yerde sahne alıyordum. Annem öldüğünde bile sahneye çıktım ama Adile Naşit'in o acı haberini duyunca kitlenip kaldım, sahneye çıkamadım, çok üzüldüm.
Adile Naşit de çok büyük bir oyuncuydu. Çekimlerde ağlarken hiç zorlanmazdı. Ertem Eğilmez ona ağla dediğinde arkasını döner gözlerine ovalar ve kameraya baktığı an gözlerinden yaşlar akardı. O anda ne düşündüğünü nasıl ağladığını kimse bilmezdi ama hüngür hüngür ağlardı…”
Sinemamızın Haytası ve Eski Günler
14 Aralık 2010 Salı
2010’un En Çok İzlenenleri
Box Office Türkiye’nin verileriyle hasılat rakamlarına göre sıralanan filmlerde ilk dört sırayı Türk Filmlerinin yer alıyor olması son yıllarda Türk sineması’nın gösterdiği çıkışa güzel bir örnek.Sinema tarihinde daha şimdiden efsaneler arasına giren Christopher Nolan’ın Inception (Başlangıç) filmi listede kendine ancak beşinci sıradan yer bulabilmiş.Recep İvedik serisinin üçüncü filmi(!) daha fazla seyirci çekmesine rağmen hasılat rakamı bakımından ikinci sırada yer alıyor.Yılın en büyük süprizlerinden biri olan Ata Demirer’in Eyyvah Eyvah’ı hakkettiği yerde üçüncü sırada yer alıyor ve bu beklenmeyen ilgi karşısında Ata Demirer ve yapımcıları boş durmayıp devam filmini hemen çekti ve kış dönemi soğuktan kaçmak için sinemaya yönelen insaları kapmak adına bu hafta vizyona girecek.Eminin o da 2011 yılı listesinde kendine iyi bir yer bulacak.Cem Yılmaz’ın büyük umutlarla vizyona soktuğu Yahşi Batı her ne kadar 4. sırada yer alsada beklentiler oranında pek de başarılı olmamışa benziyor.Zira işin içinde Cem Yılmaz olunca akan sular duruyor.Listedeki ilginçliklerden biri de daha vizyona gireli bir hafta olan Av Mevsiminin 12. sıradan listeye girmesi.Bir kaç hafta içinde üst sıralara tırmanması kesindir.
Aşağıda ise dünya ölçeğinde yılın en çok iş yapan filmi olarak serinin son filmi olarak Oyuncak Hikayesi 3’ü görüyoruz.
*2010’un En Çok İzlenenleri
7 Aralık 2010 Salı
Yeni bir Sinema dergisi doğuyor:)
Şaka şaka, olsa iyi olurdu ama bu bahsettiğimiz Zaytung’dan.Gerçekten dergi çıkarsalar trajını tahmin bile edemiyorum.Zaytung forever:))
*Yeni bir Sinema dergisi doğuyor:)
6 Aralık 2010 Pazartesi
Türk Sinemasının Gurur Anları; Zeynep Özbatur Atakan
Avrupa Film Akademisi’nin düzenlediği 2010 Avrupa Film ödülleri Estonya’nın Tallinn kentinde sahiplerine verildi.Semih Kaplanoğlu’nun Bal, Fatih Akın’ın Soul Kitchen filmleri de dahil olmak üzere yılın en iyi filmlerinden oluşan yarışma kategorisinde büyük ödülleri Roman Polanski’nin Ghostwriter deyim yerindeyse silip süpürdü.
Gecenin Türk Sineması adına güzel tarafı aday olan filmlerimiz dışında yılın yapımcısı ödülünü alan Zeyno Film’in kurucusu Zeynep Özbatur Atakan’dı.Nuri Bilge Ceylan’ın bol ödüllü filmleri Üç maymun ve İklimler’in de yapımcısı olan Atakan“ büyük bir gururla, Avrupa standartlarında projeler üretmesi ve Avrupa ülkeleri ile uzun yıllardır uyumlu çalışması nedeniyle Türk sinemasının son yıllarda en çok konuşulan ve dünyada da ses getiren filmlerine imza atan yapımcı ” olmasından dolayı bu ödüle layık görüldü.Ödül konuşmasında"Bir yapımcı olarak hep kamera arkasında kalmayı seçtiğimden şu anda kamera önünde olmaktan dolayı çok heyecanlıyım" diyen Zeynep Özbatur Atakan son yıllarda sanatsal alanda aldığımız başarılara ek olarak bu işi yavaş yavaş piyasa anlamında da iyi yapmaya başladığımızın en güzel örneği.
*Türk Sinemasının Gurur Anları; Zeynep Özbatur Atakan
Sana Puanım 11 kanka
İşte efsaneler böyle meydana çıkıyor.Popüler kültürde sahip oldukları sayısız göndermelerle yerlerini gitgide sağlamlaştırıyorlar.Sinema ve müzik tarihinin en absürt grubu Spinal Tap’e bu yakışırdı zaten. İzlemeyenlere şiddetle tavsiye olunur.
http://www.imdb.com/title/tt0088258/
Sana Puanım 11 kanka
5 Aralık 2010 Pazar
Efsaneler Ölmez: 95 yaşında intihar
İtalyan Komedi’sinin ve Toto’nun yaratıcısı olan Mario Monicelli 29 Kasım günü tedavi gördüğü hastanede beşinci kattan kendini atarak intihar etti.Prostat kanseri tedavisi için Roma’da hastaneye yatırılan Monicelli acılarına daha fazla dayanamayarak tıpkı 46 senesinde Tiyatro eleştirmeni-Gazeteci babası Tomaso Monicelli gibi kendi ölümünü kendisi seçti.İşin ironik yanı 5. kattan atladıktan sonra cesedinin hastanenin acil servis kapısının önüne düşmüş olması ama kurtarılması için herşey çok geç olmasıydı.
Ailesi tarafından Mario Monicelli için herhangi bir cenaze merasimi yapılmayacağı ve ebedi yolculuğuna resmi törenlerden uzak biçimde uğurlanacağını ve naaşın krematoryumda yakılacağını açıklandı.Yine ailesi tarafından Roma Büyükşehir Belediye Başkanı Gianni Alemanno'nun ünlü yönetmenin naaşının, büyükşehir belediyesinde halkın ve sinemaseverlerin ziyaretine açılması önerisini kabul edilmedi.Monicelli'nin naaşı 2 Aralık’ta Roma'da kendisi tarafından açılmış bir sinema salonu olan Casa del Cinema'da (Sinema Evi) ziyarete açıldı ve ertesi gün sadece aile bireylerinin katılacağı sade bir törenle ebedi yolculuğuna uğurlandı.Ünlü yönetmenin torunu Niccolo Monicelli, “Aile olarak herhangi bir cenaze merasimi düzenlemeye gerek duymuyoruz. Her şey Mario Monicelli'nin ve ailenin istediği doğrultuca yapılacak” dedi.Niccolo Monicelli, ünlü yönetmenin pencereden atlayarak hayatına son vermesinin “trajik” olarak nitelenemeyeceğini savunarak, “Trajik bir son ifadesini kullanmak doğru değil. O hayatı yaşamış bir insandı. Geriye pek çok mesaj bıraktı. Onu filmleriyle hatırlamamız gerekiyor” diye konuştu.
Gerçekten öyle,95 yıl dolu dolu yaşayıp geride isminin önüne İtalyan Komedisinin Babası,Toto’nun(Antonio de Curtis) yaratıcısı gibi sıfatlar ekletmek ölümün önüne geçecek ve sonsuza kadar yaşayacak sözler.Efsaneler ölmez sözüyle de anlatılmak istenen budur.Sanat aracılığıyla yaptıkları hiçbir zaman unutulmayacak, nesilden nesile aktarılabilecek..
*Efsaneler Ölmez: 95 yaşında intihar
Olmamış Hacı*
Eski türkücü yeni sinemacı Mahsun Kırmızıgül son filmi New York’da Beş Minare yıllarca içimize oturmuş Hollywood sinemasına içi boş şekilcilikle özenmenin koca bir örneği.Daha film çıkmadan ortaya konulan pazarlama stratejileri aslında bunun habercisi gibiydiler.Öncelikle şunu belirtmek lazım sinema hiçbir kişiye ve ya zümreye ait bir sanat dalı değildir.Herkes dilediğince sinema için çalışabilir.Zaten aksi bir durum sanatın kendi yapısına aykırı olurdu.Mahsun Kırmızıgül’ün durumunda da bu farklı değil.Her ne işten geliyor olursa olsun,dünya görüşü ne olursa olsun yapıtları her daim sadece sinema kuralları içinde değerlendirilmelidir.Tabi en baştan eleştirebileceğimiz durumlar film çıkmadan önce daha önce de yazdığım gibi reklam yapması amacıyla çıkartılan spekülasyonlardı.Mesela en baştan filmin ana karakteri Hacı’nın Fethullah Gülen’e benzetilmesi hadisesi.Filmin bunun uzaktan yakından alakası yok,ama eğer; Mahsun ve yapımcıları buna karşı çıkmıyor,filmin reklamı yapılıyor diye bıyık altından gülüyorlarsa sanatın asıl amacına yakışmaz.Yüzyıllardır tartışılan bir durumdur bu sanatın ne için yapıldığı.Evet bu filmi yapanlar da para kazanmak için yapıyorlardır bunu,reklamının yapılması ise çok mantıklıdır ama hiçbir sanat ürünü sırf harcadığın para çıksın diye de reklamı yapılıp satılamaz ki.Bilmem kaç milyon dolara mal olan en pahalı ilk Türk filmi ne demek ya.Harcamasaydınız o zaman kardeşim dedirtecekler illa.Örneklerine 40-50 sene önce rastladığımız aksiyon sahnelerinin ilk kez bir Türk filminde yer alıyor olması nasıl bir övünç kaynağıdır anlayamadım.
Filme gelecek olursak daha önceki filmlerinin devamı olarak duygusallığın ön planda olduğunu söylemeliyiz. Hatta diğer filmlerinde de eleştirildiği gibi bunda da yüksek dozdaki duygu yoğunluğu bir noktadan sonra sömürüye doğru kaçıyor. Zaten duygu sömürüsü Türk sinema izleyicisi için biçilmiş kaftan.Her türlü konuyu anlatmak için işin içine biraz melankoli,biraz arabesk kat seyirci direk avuçlarının içine girer.Beyaz Melek’de yaşlılara karşı maddi ve manevi şiddeti anlatarak daha genel bir giriş yapmıştı sinemaya Mahsun. Daha sonrasında da Türkiye’nin en hassas konusu Kürt Halkı temelinde bir Türkiye gerçeği filmi çıkmıştı.Bunda da diğer bir hassas konu hali hazırda kendinden duygu yoğunluklu din temelinde bu sefer yukarıda da bahsettiğimiz gibi artı olarak Amerikan özentisi bir aksiyon filmi ortaya çıkıyor.
Filmdeki yaratılan karakterler öyle yapaydı ki izleyici filmin içine girmek oldukça zorlaşıyordu.İyi Polis-Kötü Polis’in kötü ve deli polisi Fırat(Mahsun Kırmızıgül),iyi ve saf olduğu kadar da vasıfsız yancı polis Acar (Popstar Mustafa Sandal) Amerika’da Hacı adlı birini yakalamak istemektedirler.Bunun yanına eklenmiş Hristiyan(!) ama iyi eş Maria (Gina Gershon), zenciyse kesin iyidir mantığından Hacı’nın cemaatten yakın arkadaşı Marcus (Danny Glover), yakınını 11 Eylül saldırılarında kaybeden ve tüm müslümanlara gıcık Amerikalı polis Becker (Robert Patrick),yanlışlıkla yakaladıklarından özür dileyecek kadar yüce gönüllü Emniyet Müdürü vs. vs..Hepsi birbirinden karikatür tiplemelerle mesaj bombardımanına maruz kalıyorsun ki filmden çıktığında kafan allak bullak oluyor.Mesela Amerika Irak’a petrol için girmiş iddiası var ki hadi canım sende demeden kendimizi alamıyoruz, ya da Hz. Muhammed hayatı boyunca sadece 2 ay savaşması bu yüzden dinde zorlama filan yokmuş gibi daha nice mesajlarla şu ahir hayatımızda bilmediğimiz şeyleri öğreniyoruz.
Oyunculuklarda Haluk Bilginer ise bambaşka.İçi boş karakterini o kadar güzel dolduruyor ki filmin temelini biraz da olsa sırtlıyor.Gina Gershon ve Danny Glover da aynen Haluk Bilginer’e biçilen kötü yazılmış karakterlerini iyi oyunculuklarıyla biraz da olsa kapatmaya çalışıyorlar.Mahsun’un oynadığı Polis Fırat bana çocukken mahallede topu olduğu için maçlarda oynatılan çocukları hatırlattı.Güneşi Gördüm’de daha iyi bir performans çıkarmıştı oysaki.Acar karakterini oynayan Mustafa Sandal’a söyleyecek söz bulamıyorum neyse...
Sonuç olarak uzak diyarlarda Amerika’lılara kendi evlerinde ders vererek kendi egomuzu tatmin etmeye çalıştığımız milli bir ezikliğin sonucu olarak ortaya çıkan garip bir film New York’da Beş Minare.Ama her ne olursa olsun filmin son karesi cahilliğe verilebilecek tepkiye en güzel örnek.Bu yüzden filmden çıktığımda yüzüme garip bir duygu hakimdi.Bir topluma zarar verecek en büyük belanın “cahillik”olduğunu anlatmaya çalışıp,bunu yaparken de tüm milli ve dini egomuzu tatmin etmeye çalışmak filmi olağanca garip hale getiriyor.Galiba Mahsun’da bunu nasıl yapacağını bilmeden eline yüzüne bulaştırarak yapıyordu.Kendi topraklarına atfedilen cahilliği yenmeye çalışmak istemesi son derece onurlu bir davranış ama bunu yaparken de bu cahilliği yaratan egemenlerin ağzına bir parmak bal çalmak da neyin nesi Mahsun? Sonuçta olmamış Hacı olmamış..
*Başlık Berrin Karakaş’ın Radikal’de yazdığı filme eleştirisinin başlığı.Yazımı en iyi şekilde özetlediği için (ç)aldım:)
*Olmamış Hacı*