Mahsun Kırmızıgül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mahsun Kırmızıgül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2010 Pazar

Olmamış Hacı*

New yorkta bes minareEski türkücü yeni sinemacı Mahsun Kırmızıgül son filmi New York’da Beş Minare yıllarca içimize oturmuş Hollywood sinemasına içi boş şekilcilikle özenmenin koca bir örneği.Daha film çıkmadan ortaya konulan pazarlama stratejileri aslında bunun habercisi gibiydiler.Öncelikle şunu belirtmek lazım sinema hiçbir kişiye ve ya zümreye ait bir sanat dalı değildir.Herkes dilediğince sinema için çalışabilir.Zaten aksi bir durum sanatın kendi yapısına aykırı olurdu.Mahsun Kırmızıgül’ün durumunda da bu farklı değil.Her ne işten geliyor olursa olsun,dünya görüşü ne olursa olsun yapıtları her daim sadece sinema kuralları içinde değerlendirilmelidir.Tabi en baştan eleştirebileceğimiz durumlar film çıkmadan önce daha önce de yazdığım gibi reklam yapması amacıyla çıkartılan spekülasyonlardı.Mesela en baştan filmin ana karakteri Hacı’nın Fethullah Gülen’e benzetilmesi hadisesi.Filmin bunun uzaktan yakından alakası yok,ama eğer; Mahsun ve yapımcıları buna karşı çıkmıyor,filmin reklamı yapılıyor diye bıyık altından gülüyorlarsa sanatın asıl amacına yakışmaz.Yüzyıllardır tartışılan bir durumdur bu sanatın ne için yapıldığı.Evet bu filmi yapanlar da para kazanmak için yapıyorlardır bunu,reklamının yapılması ise çok mantıklıdır ama hiçbir sanat ürünü sırf harcadığın para çıksın diye de reklamı yapılıp satılamaz ki.Bilmem kaç milyon dolara mal olan en pahalı ilk Türk filmi ne demek ya.Harcamasaydınız o zaman kardeşim dedirtecekler illa.Örneklerine 40-50 sene önce rastladığımız aksiyon sahnelerinin ilk kez bir Türk filminde yer alıyor olması nasıl bir övünç kaynağıdır anlayamadım.

new-yorkta-bes-minare-3         

Filme gelecek olursak daha önceki filmlerinin devamı olarak duygusallığın ön planda olduğunu söylemeliyiz. Hatta diğer filmlerinde de eleştirildiği gibi bunda da yüksek dozdaki duygu yoğunluğu bir noktadan sonra sömürüye doğru kaçıyor. Zaten duygu sömürüsü Türk sinema izleyicisi için biçilmiş kaftan.Her türlü konuyu anlatmak için işin içine biraz melankoli,biraz arabesk kat seyirci direk avuçlarının içine girer.Beyaz Melek’de yaşlılara karşı maddi ve manevi şiddeti anlatarak daha genel bir giriş yapmıştı sinemaya Mahsun. Daha sonrasında da Türkiye’nin en hassas konusu Kürt Halkı temelinde bir Türkiye gerçeği filmi çıkmıştı.Bunda da diğer bir hassas konu hali hazırda kendinden duygu yoğunluklu din temelinde bu sefer yukarıda da bahsettiğimiz gibi artı olarak Amerikan özentisi bir aksiyon filmi ortaya çıkıyor.new-yorkta-bes-minare-resimleri-6
Filmdeki yaratılan karakterler öyle yapaydı ki izleyici filmin içine girmek oldukça zorlaşıyordu.İyi Polis-Kötü Polis’in kötü ve deli polisi Fırat(Mahsun Kırmızıgül),iyi ve saf olduğu kadar da vasıfsız yancı polis Acar (Popstar Mustafa Sandal) Amerika’da Hacı adlı birini yakalamak istemektedirler.Bunun yanına eklenmiş Hristiyan(!) ama iyi eş Maria (Gina Gershon), zenciyse kesin iyidir mantığından Hacı’nın cemaatten yakın arkadaşı Marcus (Danny Glover), yakınını 11 Eylül saldırılarında kaybeden ve tüm müslümanlara gıcık Amerikalı polis Becker (Robert Patrick),yanlışlıkla yakaladıklarından özür dileyecek kadar yüce gönüllü Emniyet Müdürü vs. vs..Hepsi birbirinden karikatür tiplemelerle mesaj bombardımanına maruz kalıyorsun ki filmden çıktığında kafan allak bullak oluyor.Mesela Amerika Irak’a petrol için girmiş iddiası var ki hadi canım sende demeden kendimizi alamıyoruz, ya da Hz. Muhammed hayatı boyunca sadece 2 ay savaşması bu yüzden dinde zorlama filan yokmuş gibi daha nice mesajlarla şu ahir hayatımızda bilmediğimiz şeyleri öğreniyoruz.

New-Yorkta-Bes-Minare-2

Oyunculuklarda Haluk Bilginer ise bambaşka.İçi boş karakterini o kadar güzel dolduruyor ki filmin temelini biraz da olsa sırtlıyor.Gina Gershon ve Danny Glover da aynen Haluk Bilginer’e biçilen kötü yazılmış karakterlerini iyi oyunculuklarıyla biraz da olsa kapatmaya çalışıyorlar.Mahsun’un oynadığı Polis Fırat bana çocukken mahallede topu olduğu için maçlarda oynatılan çocukları hatırlattı.Güneşi Gördüm’de daha iyi bir performans çıkarmıştı oysaki.Acar karakterini oynayan Mustafa Sandal’a söyleyecek söz bulamıyorum neyse...

New-Yorkta-Bes-Minare-4

Sonuç olarak uzak diyarlarda Amerika’lılara kendi evlerinde ders vererek kendi egomuzu tatmin etmeye çalıştığımız milli bir ezikliğin sonucu olarak ortaya çıkan garip bir film New York’da Beş Minare.Ama her ne olursa olsun filmin son karesi cahilliğe verilebilecek tepkiye en güzel örnek.Bu yüzden filmden çıktığımda yüzüme garip bir duygu hakimdi.Bir topluma zarar verecek en büyük belanın “cahillik”olduğunu anlatmaya çalışıp,bunu yaparken de tüm milli ve dini egomuzu tatmin etmeye çalışmak filmi olağanca garip hale getiriyor.Galiba Mahsun’da bunu nasıl yapacağını bilmeden eline yüzüne bulaştırarak yapıyordu.Kendi topraklarına atfedilen cahilliği yenmeye çalışmak istemesi son derece onurlu bir davranış ama bunu yaparken de bu cahilliği yaratan egemenlerin ağzına bir parmak bal çalmak da neyin nesi Mahsun? Sonuçta  olmamış Hacı olmamış..

newyorkta_5minare

*Başlık Berrin Karakaş’ın Radikal’de yazdığı filme eleştirisinin başlığı.Yazımı en iyi şekilde özetlediği için (ç)aldım:)

*
Share/Save/Bookmark

8 Kasım 2010 Pazartesi

New York’da Beş Kolpa

Daha vizyona girmeden kopardığı kıyametlerle şimdiden Türk sinema tarihine geçmiş bir film New York’da Beş Minare.Tabi bu tarihe geçme her ne kadar  şimdi olumlu yöndeymiş gibi gözükse de zaman içinde hakettiği yeri bulacak.Daha yeni vizyona girdiği için izleme imkanı bulamadım ama bayadır pazarlama stratejilerini takip ettiğimden yakından biliyormuşum gibi geliyor bu film bana.Mesela geçenlerde Radikal’de Şenay Aydemir’in haberine göre 120 ülkede vizyona gireceği söyleniyormuş.Tabi olabilir neden olmasın ama dünya sinamasındaki örneklerine baktığımızda bunun ne kadar imkansız olduğu belli oluyor.Yine haberde yer alan örneklere göre tüm zamanların en çok izlenen filmi olan 2009’un şampiyonu Avatar 93 ülkede vizyona girmiş.Bir yıl öncesi 2008’in en çok izlenen filmi Batman: Kara Şovalye ise 80 ülkede vizyona imkanı bulmuş.Filmin dağıtımcı firmasının verdiği diğer bilgiye göre şu an sadece 5 ülkede vizyonu kesinleşmiş.Avusturya, Belçika, Almanya,Hollanda’da vizyona girmesine şaşırmam.Zira oradaki Türk Nüfusuna hitap ettiği kesin.Yani işin özü eski türkücü yeni yönetmen Mahsun’un PR ekibi bol keseden atmaya başlamış ve durumu tek bir sözle özetleyebiliriz.“Cin olmadan adam çarpmayın..”

Son yeni kolpa testipi ise friendfeed’den Öteki Sinemacı Murat Tolga Şen’den geldi.Bu kadar da arak olmaz arkadaş dedirtiyor dimi.

town_ver3New yorkta bes minare

*
Share/Save/Bookmark

20 Aralık 2009 Pazar

Güneşi Gör(me)mek

    59721

 

 

 

Güneşi Gördüm Mahsun Kırmızıgül’ün ikinci filmi.Kendisinin türkücülükten yönetmenliğe dikey geçişinin tepkileri sürerken filmlerinin gişede gösterdiği başarılarla da konuşulmaya devam ediliyor..En son oskarlara Türkiye’nin adayı olarak gösterilmesi çoğu kesimce baya eleştirildi.Ülkenin imajını kötü gösterir noktasında birleşen sert eleştiriler filmin iyiliği kötülüğü noktasından çıktı verdiği mesajlar düzeyinde değerlendirilmeye başlandı.Elbette bir sinema filmini oluşturan bir çok etken vardır.Yönetmenin anlayışı,oyuncuların performansı,senaryosu,kurgusu, verdiği mesaj ve daha daha birçok etken.Ama bunların es geçilip yönetmenin sanat geçmişi,başkaları ne düşünür nasıl gözükürüz düşüncesi ile eleştirilmeye başlandı mı eleştirilerden sağlıklı sonuç elde edilemez.Maalesef bu filmde de film dışı bir çok unsur filme mal edilmeye çalışıldı.Bu yüzden eleştirilerin yoğun olduğu vizyon sırasında değil daha sonra izlemek istedim.Böylelikle gereksiz eleştiriler yapılıp bitecek,filme önyargısız bakmak mümkün olacaktı.

Gunesi-Gordum_5Kafamızdaki ön yargıları elemine ettikten sonra filme gelecek olursak Mahsun Kırmızıgül’ün sinemada yeni olmasına karşın iki filminde de söylemesi zor şeyleri söyleme derdi onu daha samimi ve cesur kılıyor.Beyaz Melek’te yaşlılar ekseninde doğu-batı karşılaştırmasına soyunması doğu kökenli ve medyatik türkücü geçmişine aksi yönde son derece objektif bir yaklaşımdı.Gerçi gelebilecek eleştirileri önleyen çok yoğun bir duygu seli vardı ve bu bir noktadan sonra duygunun sömürülmesi kıvamına geliyordu.Güneşi Gördüm’e de gelecek olursak ilk filmdeki gibi bir duygunun kontrolü söz konusu değil.O kadar dibine vuruluyor ki dramın artık ağlayası varsa bile seyircinin ağlayamayacak duruma geliyor.Evet belki anlatmak istediği hayatlar zor ve yaşanan dramlar gerçekçi olabilir ama eğer bu verilen mesajlar aklı selim bir şekilde seyirciye ulaşamıyorsa sinemanın derdinden uzaklaşmış oluyor.Yani sinema eğer insanların kendini görmek ve anlamak için sosyal sorumluluğu olan bir mecraysa eğer,duyguların dozunda verilip düşüncelerin önüne geçmemesi gerekiyor.Ama Mahsun Kırmızıgül’ün iki filminde de izlediği yol eski Türk filmlerindeki gibi dramın dibine vurmak.Sadece farklı olan yaşanan coğrafyalarda ki dramlar.Akraba evliliği,terör,erkek egemen anlayış,bir yere ait olamama durumu,geçim sıkıntısı,doğayla savaş vs…Bu noktadan bakarsak her biri koca bir film konusu olabilecek bu dramlar Güneşi Gördüm’de hepsi bir arada modeliyle izleyiciye sunuluyor.Bu durum filmin temposunun hiç düşmemesini sağlıyor olabilir ama izleyici de kafasını toplaması ve gözyaşını silmesi için fırsat bırakmıyor.Tıpkı eski Türk filmleri gibi.Eski Türk filmlerinde kızla erkeğin başına gelmeyen kalmıyordu.Kör oluyor,batakhaneye düşüyor,derbeder oluyor ve bizi üzüntülerden üzüntülere sokuyorlardı.Aynısı burda da var ama tek fark olarak siyaseten daha gelişmemizden kaynaklı artık yüksek sesle dile getirilen Kürt kimliğinin sonucu doğu sorunlarına odaklanan sinema anlayışının bir ürünü olması.Belki de Amerikada ki gibi siyah egemen blaxploitation tarzı gibi yeni bir sinema akımımız oluşuyor olabilir. Eskiden ne zaman baş karakterin başına türlü türlü olaylar gelse” hımm klasik türk filmi işte” derdik,galiba bundan sonra Güneşi Gördüm gibi terörden kaçan,akraba evliliği yapmış,erkek çocuk isteyen,kardeşi travesti olmuş Kürt eksenli filmlere “hımm klasik kürt filmi işte”diyeceğiz.Mahsun da belki Türkiye’nin Spike Lee’si olacak.Yıllardır doğu sorununda bir adım bile ilerleyemeyişimizin sonunca yaşanan dramlarda artık klasikleşiyor maalesef.Sonuçta bütün bu dramlar bizim dramımız ve ne kadar sahiplenirsek sinemamıza da o kadar yansır.

Gunesi-Gordum-22

Keşke siyaset anlayışımız darbelerle,işkencelerle,sürgünlerle kesintiye uğramasaydı da Yılma z Güney gibi değerlerimiz  sinemamızın üstü kapalı,yasaklı sinemacıları değilde göğsümüzü kabarta kabarta övüneceğimiz  Doğunun dramını anlatan sinema anlayışının en önemli temsilcileri olurlardı.

İşte Güneşi Gördüm,Beyaz Melek gibi filmler aslında zihinlerimizdeki perdelerin yavaş yavaş kalkmasının sonuçlarıdır.Ve anlattıkları bakımından daha emekleme safhasında olduklarından şu noktada iyi veya kötü diye değerlendirme yapmak yanlış olur.Zira anlattıkları çok sıcak.Zaman geçtikçe ve bazı değerler yerine oturunca görebileceğiz gerçek değerlerini.

gunesi-gordum-fest-afis *
Share/Save/Bookmark