14 Temmuz 2017 Cuma

Emmy Adayları Açıklandı

Bu yıl 69'uncusu verilecek Emmy Ödülleri’ne aday gösterilen televizyon yapımları, Television Academy'nin Los Angeles'ta düzenlediği törende duyuruldu. Buna göre, NBC'nin "Saturday Night Live" adlı programı ve HBO'nun  "Westworld" adlı dizisi 22'şer dalda 69. Emmy Ödüllerine aday gösterildi.
HBO kanalının yapımları toplam 110 dalda adaylık elde ederken, Netflix  ve NBC'nin yapımları sırasıyla 91 ve 60 dalda adaylık kazandı.
Son iki senede "En İyi Drama" dahil bugüne kadar toplam 38 dalda Emmy  Ödülü kazanan HBO'nun dizisi "Game of Thrones" ise bu sezona geç başlayacağı için  adaylık listesinde yer alamadı.
Los Angeles'taki Microsoft Tiyatrosu'nda 17 Eylül'de Stephen  Colbert'in sunuculuğunu yapacağı 2017 ödül gecesi CBS kanalından canlı  yayınlanacak.
2017 Emmy Ödülü adaylarından öne çıkanlar ise şöyle:
En İyi Drama

·         Better Call Saul
·         The Crown
·         The Handmaid’s Tale
·         House of Cards
·         Stranger Things
·         This Is Us
·         Westworld

En İyi Kadın Oyuncu / Drama

·         Viola Davis, How to Get Away With Murder
·         Claire Foy, The Crown
·         Elisabeth Moss, The Handmaid’s Tale
·         Keri Russell, The Americans
·         Evan Rachel Wood, Westworld
·         Robin Wright, House of Cards

En İyi Erkek Oyuncu / Drama

·         Sterling K. Brown, This Is Us
·         Anthony Hopkins, Westworld
·         Bob Odenkirk, Better Call Saul
·         Matthew Rhys, The Americans
·         Liev Schreiber, Ray Donovan
·         Kevin Spacey, House of Cards
·         Milo Ventimiglia, This Is Us

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu / Drama

·         Uzo Aduba, Orange Is the New Black
·         Millie Bobby Brown, Stranger Things
·         Ann Dowd, The Handmaid’s Tale
·         Chrissy Metz, This Is Us
·         Thandie Newton, Westworld
·         Samira Wiley, The Handmaid’s Tale

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu / Drama

·         Jonathan Banks, Better Call Saul
·         Ron Cephas Jones, This Is Us
·         David Harbour, Stranger Things
·         Michael Kelly, House of Cards
·         John Lithgow, The Crown
·         Mandy Patinkin, Homeland
·         Jeffrey Wright, Westworld


En İyi Komedi

·         Atlanta
·         Black-ish
·         Master of None
·         Modern Family
·         Silicon Valley
·         Unbreakable Kimmy Schmidt
·         Veep

En İyi Kadın Oyuncu / Komedi

·         Pamela Adlon, Better Things
·         Jane Fonda, Grace and Frankie
·         Allison Janney, Mom
·         Ellie Kemper, Unbreakable Kimmy Schmidt
·         Julia Louis-Dreyfus, Veep
·         Tracee Ellis Ross, Black-ish
·         Lily Tomlin, Grace and Frankie
En İyi Erkek Oyuncu / Komedi

·         Anthony Anderson, Black-ish
·         Aziz Ansari, Master of None
·         Zach Galifianakis, Baskets
·         Donald Glover, Atlanta
·         William H. Macy, Shameless
·         Jeffrey Tambor, Transparent

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu / Komedi

·         Vanessa Bayer, Saturday Night Live
·         Anna Chlumsky, Veep
·         Kathryn Hahn, Transparent
·         Leslie Jones, Saturday Night Live
·         Judith Light, Transparent
·         Kate McKinnon, Saturday Night Live

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu / Komedi

·         Louie Anderson, Baskets
·         Alec Baldwin, Saturday Night Live
·         Tituss Burgess, Unbreakable Kimmy Schmidt
·         Ty Burrell, Modern Family
·         Tony Hale, Veep
·         Matt Walsh, Veep

 

En İyi Mini Dizi

·         Big Little Lies
·         Fargo
·         Feud: Bette and Joan
·         Genius
·         The Night Of

En İyi Kadın Oyuncu / Mini Dizi veya TV Filmi

·         Carrie Coon, Fargo
·         Felicity Huffman, American Crime
·         Nicole Kidman, Big Little Lies
·         Jessica Lange, Feud: Bette and Joan
·         Susan Sarandon, Feud: Bette and Joan
·         Reese Witherspoon, Big Little Lies

En İyi Erkek Oyuncu / Mini Dizi veya TV Filmi

·         Riz Ahmed, The Night Of
·         Benedict Cumberbatch, Sherlock: The Lying Detective
·         Robert DeNiro, The Wizard of Lies
·         Ewan McGregor, Fargo
·         Geoffrey Rush, Genius
·         John Turturro, The Night Of

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu / Mini Dizi veya TV Filmi

·         Judy Davis, Feud: Bette and Joan
·         Laura Dern, Big Little Lies
·         Jackie Hoffman, Feud: Bette and Joan
·         Regina King, American Crime
·         Michelle Pfeiffer, The Wizard of Lies
·         Shailene Woodley, Big Little Lies

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu / Mini Dizi veya TV Filmi

·         Bill Camp, The Night Of
·         Alfred Molina, Feud: Bette and Joan
·         Alexander Skarsgard, Big Little Lies
·         David Thewlis, Fargo
·         Stanley Tucci, Feud: Bette and Joan
·         Michael K. Williams, The Night Of



*
Share/Save/Bookmark

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Karlovy Vary Ödülleri Sahiplerini Buldu

Bu yıl 52'incisi düzenlenen Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali'nde ödül kazananlar belli oldu.Onur Saylak'ın yönetmenliğini üstlendiği aynı isimli romandan uyarlama Daha (More) filmi törende ödül alamadı. Daha, festival kapsamında düzenlenen En İyi Afiş Yarışması’nda birinci oldu.En İyi Film ödülünü kazanan Little Crusader filmiyle birlikte 15 yılın ardından ilk kez bir Çek filmi büyük ödülü kazanmış oldu.
Festivalde ödül kazananlar şu şekilde:
  • En İyi Film: Little Crusader (Çek Cumhuriyeti)
  • En İyi Yönetmen: Peter Bebjak (The Line, Slovakya)
  • En İyi Aktris: Jowita Budnik ve Eliane Umuhire (Birds Are Singing in Kigali, Polonya)
  • En İyi Aktör: Alexander Yatsenko (Arrhythmia, Rusya)
  • En İyi Belgesel: Lots of Kids, a Monkey and a Castle (İspanya)
  • İzleyici Ödülü: Wind River (Amerika)
  • Jüri Özel Ödülü: Men Don’t Cry (Bosna-Hersek)

*
Share/Save/Bookmark

9 Temmuz 2017 Pazar

Tarihi Kişilikler ve Onları Canlandıran Oyuncular

Sinema sanatsal olarak etkisini hayal dünyaları yaratmasındaki albeniden alsa da gerçek dünyadan da sürekli beslenir. Bunun en önemli örneklerini biyografi filmleri türü altında görürüz. Bu türün kendine has zorluğu vardır. Gerçek kişilikleri anlatırken gerçeklerden sapmamaya çalışırken, belgesel anlatının didaktizminden de kaçınarak sinemasal bir dil yaratmak gerekir. Bu iki unsurun dengesi filmi başarılı kılar. Özellikle çoğu filmde canlandırılan kişiye fiziken benzetme durumu kimi zaman itici hale geliyor ve yapımcılar için çözmeleri gereken bir dilemma hâline geliyor. Canlandırılacak kişiye çok benzeyen vasat bir oyuncu mu, yoksa bu rolün altından kalkabilecek ama pek benzemeyen usta oyuncu mu? Benim için rolü başarılı kılan gerçeğe benzetilmesinden öte performansın samimi bir bütünlük oluşturmasıdır. Genelde ağır makyaj ile yüzleri kaplanan oyuncular karakteri oynarken kısıtlı kalıyor, hâl böyle olunca bir skeç havasında performans sunabiliyorlar. Canlandırmanın esas amacı bire bir benzemek değil daha gerçekçi bir performans sunmanın daha doğru olduğunu öğrenen film yapımcıları bu sayede daha dişe dokunur yapımlar yapabilmeye başlamışlardı. Buna bence en güzel örnek, sinemamızdaki Atatürk tasvirleridir. Bir çok yapımda ve bir çok oyuncu ile canlandıran M.Kemal Atatürk’ü en lâyıkıyla oynan Rutkay Aziz olmuştu. Fiziken bire bir aynısı olarak tasvir edilmemesi ve Aziz’in daha canlı ve gerçekçi bir Atatürk portresi çizmesini sağlamış ve oldukça akılda kalıcı bir performans sunmuştu.

Sinema tarihinde ünlü kişiliklerin temsili konusunda beni en çok etkileyen performansları aşağıda naçizane sıralamaya çalıştım. Yine her listemde olduğu gibi bunda da belirtmemde fayda var, listedeki seçimler tamamen kendi kişisel sinema zevkimin sonucudur. Elbet listeye girmemiş daha iyi performanslar vardır ama yukarıda da belirtmeye çalıştığım “gerçeklik ve etkileyicilik” kıstasına uyan performansları kronolojik listelemeye çalıştım. Keyifli okumalar.
  • Val Kilmer (Jim Morrison) / The Doors -1991
Sinema tarihinde sanıyorum bir başka örneği yoktur canlandırılan kişi ile oyuncunun bu kadar benzemesi. Val Kilmer gibi usta bir oyuncunun Morrison gibi bir rock ilahına bu kadar benzemesi gerçekten büyük bir şans, sanki ikizlermiş gibi. Val Kilmer’in canlandırmakla kalmayıp filmdeki bazı şarkıları da söylemesi ki yine bir başka efsane durumdur. Ne kadar doğru bilmiyorum ama film çekimleri sırasında grup elemanlarının karavanda şarkıları çalışan Kilmer’i Morrison zannettikleri de rivayet olunur.
  • Jim Carrey (Andy Kaufman) / Man on the Moon – 1999
Listedeki filmler içinde açık ara en sevdiğim film kesinlikle Man on the Moon’dur. Hani derler ya nevi şahsına münhasır bir kişilik, işte bu tanımı dünyada en çok hak edenlerden biridir Andy Kaufman. Mizah kavramını başka bir boyuta götüren zamanının ötesinde bir kişilik miydi, yoksa sadece bir ruh hastası mıydı, bu yıllardır tartışılan bir konu. Tarihteki ilk troll olduğu kesin. 35 yaşında çok erken aramızdan ayrılan Kaufman’ın aslında ölmediği ve performansının devamı olduğunu da inananların sayısı az değildir, ki zaten Kaufman’ın hayatını az biraz bilen birisi buna hemen inanabilir. Çünkü böyle bir deliliği gerçekle komediyi müthiş bir şekilde karıştıran Kaufman’dan başkası yapamaz. İşte böyle bir adamı canlandırmak gerçekten cesaret isterdi. Jim Carrey’in de bunun üstesinden geldiğini söyleyebiliriz. Filmin diğer bir güzel tarafı da, yine çok sevdiğim R.E.M’in müzikleridir.
  • Charlize Theron (Aileen Wuornos) / Monster – 2003
Her ne kadar olumlu bir ünlü olmasa da gerçek bir kişinin temsili anlamında seri katil Aileen Wuornos’u deyim yerindeyse başkalaşım geçirerek canlandıran Charlize Theron, bileğinin hakkıyla listede yer buluyor. Üşenmem her ortamda, hem konusu açıldığında Theron’u bu performansından dolayı amansız överim. O derece yani. Akademi de Oscar ödülü vererek övmüşlüğü vardır.
  • Bruno Ganz (Adolf Hitler) / Downfall – 2004
Adolf Hitler’in sinemadaki temsilleri oldukça fazladır. Tüm Dünya’da etkisi bu kadar fazla olan bir siyasi kişilik birçok perspektiften perdeye yansıması olmuştur. Ama içlerinden en öne çıkanın nispeten diğer filmlere göre yakın zamanda çekilen Downfall filmindeki Bruno Ganz’n performansıdır. Hitler’in son günlerine odaklanan filmde geçtiğimiz yüzyılın en kanlı diktatörünün halet-i ruhiyesinin aktarımı oldukça zor olmalıydı ve Ganz bunun altından rahat kalktığını görebiliyoruz. Hele savaşın kaybedileceğinin yavaş yavaş anlaşıldığı zamanda komutanlarına karşı geçirdiği sinir nöbeti sahnesindeki performansı tek kelimeyle enfesti.
  • David Bowie (Nicola Tesla) – The Prestige – 2006
Ayrıksı bilim insanı Nicola Tesla’yı zaten oynasa oynasa David Bowie oynayabilirdi. Bu iki ayrıksı karakterin tek bir bedende perdeye yansıtılması çok güzeldi. Yakın zamanda kaybettiğimiz Bowie’yi bu performansıyla bir kez daha yad edelim.üCate Blancett (Bob Dylan) / I’m Not There – 2007
Koskoca Bob Dylan gibi yaşayan efsaneyi bir kişi canlandıracak değildi herhalde. O yüzden 2007 yapımı Todd Haynes’in I’m Not There filminde usta sanatçıyı 6 farklı oyuncu canlandırmıştı. Ama içlerinde biri vardı ki diğerlerinden bir adım öne çıkıyordu. O da Cate Blancett. Bir erkeği bir kadının canlandırmasının zorluğuna ek Bob Dylan gibi bir efsaneyi resmetmek iki kat zordu ve Blancett bunu layıkıyla başardığını görürüz, ki zaten Venedik’te ve Altın küre’de aldığı ödüller de bunu destekler.
  • Marion Cotillard (Edith Piaf) / La Vie En Rose – 2007
Yine bir müzik efsanesi Edith Piaf’ın zorlu hayatının resmedildiği, dilimize Kaldırım Serçesi olarak çevrilen filmde usta sanatçıyı genç kuşağın başarılı isimlerinden Marion Cotillard canlandırmıştı. Listedeki çoğu performansta olduğu gibi Cotillard’a Oscar kazandırmıştı bu performansı.
  • Benicio Del Toro (Ernesto Che Guevara) / Che – 2008
Steven Soderbergh’in iki bölüm hâlinde çektiği Che serisinde Benicio Del Toro Cannes’da da ödüllendirilecek bir performans sunuyor. Che’nin, en az diğer politik figürler kadar sinemada temsilini az görürüz. Bu temsillerin çoğu da genelde gerçeğin dışına taşar ve filme hâkim olan ideolojinin bir parçası olarak istenildiği şekilde manipüle edilir. Hâl böyle olunca maalesef temsil eden oyuncu ne kadar iyi bir performans sunsa da gerçekçiliğinden uzaklaşıldığı için inandırıcılığını kaybetmiş olur. Soderbergh’in Del Toro ile çizmeye çalıştığı Che portresi inandırıcı bir seyirlik sunuyor.  Che’den bahsetmişken Gael Garcia Bernal’in de Motosiklet Günlükleri’ndeki (The Motorcycle Diaries-2004) performansı da en az Del Toro’nin ki kadar etkileyicidir.
  • Daniel Day Lewis (Abraham Lincoln) / Lincoln – 2012
Daniel Day Lewis’e 3. oscar ödülü kazandırarak en iyi erkek oyuncu dalında en fazla ödül alan oyuncu ünvanını kazandıran Lincoln performansıdır. Abraham Lincoln Amerikan tarihinin çok önemli figürlerinden biri, iç savaş sonrası köleliğin kaldırılmasını sağlayan Lincoln’ün sinema da temsil örnekleri bir hayli fazladır, ama bunlar içinde en dikkat çekeni Daniel Day Lewis’in performansı olmuştur. Ergen seyircisi sinemaya çekmek adına vampir avcısı olarak da kullanıldığı örneklerini gördüğümüz bir ortamda gerçeğine en yakın şekilde resmedilmesi gerçekten önemli. Yakın zamanda sinemayı bıraktığını açıklayan usta oyuncunun bu kararından tez vakitte dönmesini diliyoruz.
  • Eddie Redmayne (Stephan Hawking) / The Theory of Everything – 2014
Eddie Radmayne’ye kariyerinin ilk Oscar’ını kazandıran, daha şimdiden efsaneler arasına giren Stephan Hawking performansı, listenin en yenisi olarak karşımızda. Redmayne son yılların en parlayan yıldızlarından biri. Proje seçimleri çok başarılı ve özellikle altından kalkması zor rollere kendini vermesi takdire şayan. The Theory of Everything’den sonra The Danish Girl’de yine zorlayıcı bir rolde, tarihte ilk kez cinsiyet değiştiren Lili Elbe’yi canlandırmıştı. Bu rolü ile de Oscar adayı olmuş ama Leonardo Di Caprio’nun yıllardır Oscar alamıyor muhabbetine yenik düşerek heykelciği kaybetmişti, ki iki performansı karşılaştırırsak bence Redmanyne’nin hakkının yenildiğini söyleyebilirim.
Listeye girmeyen ama gönlü kalmasın dediklerim;
  • Michelle Williams (Marilyn Monroe) / My Week With Marilyn – 2011
  • Colin Firth (VI. George) / The King’s Speech – 2010
  • Philip Seymour Hoffman (Truman Capote) / Capote – 2005
  • Ben Kinsley (Mahatma Gandhi) / Gandhi – 1982
  • Gary Oldman (Ludwig Van Beethoven) / Immortal Beloved – 1994
  • Sean Penn (Harvey Milk) / Milk –  2008


*
Share/Save/Bookmark

7 Temmuz 2017 Cuma

Sor Bakalım Orada Ne İşleri Varmış?

Atatürk’le ilgili herkesin bildiği bir rivayet vardır. Hani bir davette yabancı bir asker Atatürk’e  ters ters bakar. Atatürk sebebini öğrenmek için yaverini yanına gönderir. Yaver, Mustafa Kemal’e şöyle der: “Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana, Mustafa Kemal’in Çanakkale’de babasını öldürdüğünü söyledi” der. Bunun üzerine Atatürk de şöyle der, “Git sor bakalım babasının Çanakkale’de ne işi varmış?”
Martin Scorsese’nin son filmi Silence’ı izlerken de bu soru kafamda döndü durdu tüm film boyunca. Filmde, Portekizli iki Cizvit papazının Japonya’ya misyonerlik faaliyetleri için gitmiş ama dini inkâr etmeyi seçmiş eski akıl hocaları Cristóvão Ferreira’yı (Liam Neeson) bulma çabaları anlatılıyor. İki genç papaz Ferreira’nın dinden çıktığını inanmazlar ve misyonerlere yapılan baskılara aldırış etmeden bu tehlikeli göreve çıkarlar.
Martin Scorsese’i uzun uzadıya anlatmak gereksiz. Sinema tarihine altın harflerle yazılmış nice efsanenin altına imza atmış usta bir yönetmen. Son filmi “The Wolf of Wall Street” (2013)’de finans dünyasına ve onun akıl almaz uç noktalarına değinmişti. Son filminde ise daha önce de Günaha Son Çağrı (1988) ile değindiği dinsel temaya tekrar dönüş yapıyor. Günaha Son Çağrı ile zamanında dinî çevrelerin büyük tepkisini çeken yönetmen bu filmi ile aynı çevrelerinin bir nevi gönlünü almaya çalışıyor gibi. Hatta filmin prömiyerini Vatikan’da yapması gönül almaktan daha öte şeylerin olduğunu da düşündürmüyor değil.
Filmin biçiminden önce içeriğine değinmek gerek. Zira usta çekimlerine tezat nereden tutarsan elinde kalacak bir içeriğe sahip. 3 saatlik uzun süresine rağmen çok derinlikli bir konuya sahip olduğundan çoğu durum havada kalmış izlenimi veriyor. Vatikan’da ilk gösterimini yapan bir filmin Hıristiyanlığa eleştirel bir bakış açısı getireceği beklenemezdi ama Scorsese gibi söyleyeceğini sakınmadan söyleyen bir yönetmenin böyle tek taraflı, böyle itaatkar bir anlatım dilini benimseyeceğini düşünemezdim doğrusu. Mel Gibson bile “Ben bu kadarını yapamazdım” demiştir kesinlikle eğer izlediyse. Öncelikle misyonerlerin dinlerini yaymaya çalışmasının ve Japonya’da neden bu kadar direttiklerinin hiçbir alt metni bulunmuyor. Din tüccarlığı ile din kavramının ayrıştırılmaya çalışılmaması filmin en büyük handikabı. Acı çeken, eziyet gören Hıristiyanlar saf iyi, otoriterlerini korumak için her şeyi yapan Budist yöneticiler saf kötü tasvir edilmiş. Hatta yerel otorite, yargıç konumundaki Inoue’nin yer yer komediye kaçan hareketleri karakteri karikatürize etmekten başka bir şeye yaramıyor. Her iki söylem arasında gri bölgede yer alan tek karakter Ferreira. Misyonerliğe karşı tek eleştiriyi de o getiriyor. Onun da tezini temellendirdiği benzetme Japonların dini temelinin bataklığa benziyor oluşu. Bataklıkta hiçbir şeyin yetişemeyeceğini vurgulayıp, binlerce yıllık Budizmi ve diğer inanışları göz ardı ediyor.
Ki her ne kadar tartışmaya açık da olsa, Budizm felsefi anlamda dünyanın en barışçıl dinlerinden biri sayılabilir. Başta da dediğim gibi Budist otoriterinin kendi iktidarını sağlamlaştırmak için hâkim anlayışı şiddetle korumaya çalışması inanışa mâl edilmemeli. Katolik emperyalizmin de aynı şekilde inançla ayrıştırılmadığı gibi Budizmle Budist otoritenin şiddetini de ayrıştırmıyor. Ya da tüm bunları bilerek yaparak ateist bir anlayışla din kavramı ile kötü uygulanışını bir tutarak eleştiri getirmeye çalışıyor. Ama bunu da çok destekleyecek bir yan da yok açıkçası.
Tüm bu çekişmeleri daha da ilginç kılan araştırmalara göre günümüzde 127 milyon nüfuslu Japon halkının %71’i kendisini ateist olarak tanımlıyor ve dinin insanların yaşamında önemli bir yer tutmadığını ifade ediyor. Bu kadar tantananın kimseye eninde sonunda yaramadığı aşikâr.
Scorsese ustanın 4 sene aradan sonra çektiği filmde yönetmenlik anlamında kendisine olan özlemimizi giderdiğimiz kesin. Biçimsel olarak canlı ve etkileyici bir dil hâkim. Özellikle perdeye yansıyan “acı”yı iliklerimize kadar hissedebiliyoruz. 160 dakikalık uzun süresine rağmen temposu düşmüyor ve film boyunca saatinize baktırmamayı başarıyor. Andrew Garfield ve Adam Driver’ın performansları da geçer not aldığını söyleyebilirim. Özellikle Garfield’ın ruhsal ve fiziksel acı çektiğinin inandırıcılığı yerinde ve takdire şayan bir performans sunuyor.
İçerik anlamında tartışmaya açık olsa da görsel anlamda hiçbir tartışmaya mahal vermeyen doyurucu görselleriyle seyredilmesi gereken bir yapım. Aynı şeyi Scorsese ustanın filmografisindeki yeri açısından söylemek güç. Teolojik konular üzerine kafa yormayı sevenler ve “İyi film bittiğinde başlar” lafına inanan sinefiller, bu film tam size göre.
*
Share/Save/Bookmark

25 Haziran 2017 Pazar

Ödüller Hakkari ve Kobane’ye!

DOCUMENTARIST 10. İstanbul Belgesel Günleri’nin ödülleri belli oldu. Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü “Üçüncü Bölgeden Hücum Varyasyonları”na giderken “Aşk Bitti” ve “Gacı Gibi” filmleri Jüri Özel Ödülü aldı. Festivalin FIPRESCI Ödülü ise “Radyo Kobane”ye verildi.
                   
25 Haziran Pazar gecesi sona erecek olan DOCUMENTARIST 10. İstanbul Belgesel Günleri’nin ödülleri açıklandı. İlk veya ikinci filmiyle festivale katılan yeni yönetmenleri desteklemek amacıyla verilen Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü, Sedat Şahin ve Murat Adıyaman’ın yönettiği Hakkarigücü Kadın Futbol Takımının hikâyesini anlatan “Üçüncü Bölgeden Hücum Varyasyonları” filmine verildi. Braxton Hood, Gülen Güler, Yusuf Güven, Ayşe Çetinbaş ve Selim Yıldız'dan oluşan jüri, Mert Kaya’nın “Aşk Bitti” ve Serkan Çiftçi’nin “Gacı Gibi” filmlerini de Jüri Özel Ödülü’ne layık gördü. Yeşim Tabak, Yeşim Burul ve Şenay Aydemir’den oluşan FIPRESCI (Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu) Ödülü ise Reber Dosky’nin yönettiği “Radyo Kobane” (Radio Kobani) filmine gitti.
Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü jürisi, ödülü “Üçüncü Bölgeden Hücum Varyasyonları”na verme kararını “hem politik hem de iklim olarak zorlu bir coğrafyada kendilerini futbol üzerinden gerçekleştirmeyi başaran bir grup kadının hayat dolu hikâyesini izleyiciyi o grubun bir parçası haline getirmeyi başararak aktarmak” şeklinde gerekçelendirdi. Jüri Özel Ödülleri ile ilgili açıklamada ise “Jüri ayrıca çağımızda insanlığın verdiği mücadelenin küresel paydasına Gezi Parkı ve Brezilya Toplu Taşıma protestolarının ortaklaşan yanlarını titiz ve özgün bir biçimde anlatan ‘Aşk Bitti’ ile ülkemizdeki direnişin her alanda devam ettiğini, nefret saldırılarına maruz kalan LGBTi bireylerin mücadelesini trans seks işçisi Deniz’in rehabilitasyon süreci üzerinden aktaran ‘Gacı Gibi’ filmlerine Jüri Özel Ödülü verme kararı almıştır” denildi.
Belgeselci Kazım Kızıl’a destek ve sevgilerini yollayan jürinin açıklamasında şu sözlere de yer verildi: “Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü jürisi olarak tüm belgeselcileri ayrı ayrı tebrik etmek isteriz. 2017 Türkiye’sinde insana dokunan böylesine filmleri inatla yapmaya devam ettikleri için emeklerinden ve cesaretlerinden dolayı onları kutlarız. Bunun yanında aynı inat ve cesareti gösteren, belgesel filmleri izleyicisi ile sansürsüz buluşturmaya devam eden Documentarist’in 10. yaşını da kutluyoruz.”
DOCUMENTARIST Ödülleri bu akşam Soundpera’da gerçekleşecek Ödül Töreni ve Partisi ile sahiplerine verilecek. Açık Toplum Vakfı, Sivil Düşün, Hollanda Başkonsolosluğu, Lita Prodüksiyon başta olmak üzere bir çok kurumun desteği ile gerçekleşen ve bu sene dokuz güne yayılan DOCUMENTARIST 10. İstanbul Belgesel Günleri’nin salon gösterimleri bu akşam sona ererken, festival programı Cumartesi ve Pazar günü gerçekleşen Canlandırma Belgesel Film Okuma Atölyesi ile devam edecek, Pazar gecesi 20:00'de Muaf Kadıköy'deki "John Berger veya Bakma Sanatı" özel gösterimi ile sona erecektir.
*
Share/Save/Bookmark

14 Haziran 2017 Çarşamba

Türkiye’nin Tek Belgesel Film Festivali Documentarist Başlıyor

Türkiye’nin halihazırdaki tek belgesel film festivali  DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri, 17-25 Haziran tarihlerinde 10’uncu yılını kutluyor. Finlandiyalı usta sinemacı  Pirjo Honkasalo’nun onur konuğu olacağı festivalin tüm gösterim ve etkinlikleri bu sene ücretsiz!

DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri, 17-25 Haziran 2017 tarihlerinde 10. yılını kutluyor. Kutlama, geçmiş yıllarda filmleri DOCUMENTARIST’te gösterilmiş olan yönetmenlerin Festivalin 10. yılı anısına #BelgeselOlmasaydı hashtag’i ile çektiği spot filmlerle haftalar öncesinden başladı. Bu sene ayrıca ilk defa tüm filmler ücretsiz olarak gösterilecek!
Türkiye'deki yeni kuşak belgeselcileri ve seyirciyi her sene dünya belgesel sinemasının en iyi yapıtları ile buluşturan festivalin programı 10. yıla özel seçkiler ve bir dizi yenilikler içeriyor. Ayrıca bugüne kadar daha çok Avrupa yakasını mesken tutan festival, bu sene Asya'ya taşınarak iki kıtaya yayılıyor. Film gösterimleri Beyoğlu'nda Aynalı Geçit, Goethe Enstitüsü ve Atlas Sineması’na ek olarak Kadıköy'de Barış Manço Kültür Merkezi'ne de taşınıyor. 
DOCUMENTARIST 10. İstanbul Belgesel Günleri’nin onur konuğu Finlandiya’nın en önemli sinemacılarından Pirjo Honkasalo... Hem belgesel hem de kurmaca alanında filmler çeken yönetmen, iki türdeki yapıtlarından oluşan bir toplu gösteriyle festivale renk katacak. Ustaya Saygı: Pirjo Honkasalo seçkisinde Rus-Çeçen savaşının çocuklar üzerindeki etkilerini çarpıcı bir şekilde ele alan “Melankoli’nin Üç Odası” (Melancholian 3 huonetta, 2004) ve bol ödüllü son filmi “Beton Gece” (Betoniyö, 2014) adlı filmleri de yer alıyor. Honkasalo festival kapsamında 21 Haziran’da ayrıca bir sinema dersi verecek.
Programın 10. yıla özel seçkilerinden birini, geçmiş yıllarda festivale konuk olmuş ustaların birer filminden oluşan Ustalardan Seçme Filmler bölümü oluşturuyor. Seçkide bugüne kadar DOCUMENTARIST’in toplu gösterilerle Türkiye seyircisine tanıttığı Helena Třeštíková, Heddy Honigmann, Johan van der Keuken, Alan Berliner, Stefan Jarl, Zelimir Zilnik gibi değerli belgesel ustaları birer filmiyle hatırlatılacak.
10. yıl seçkilerinden bir diğeri ise, bugüne kadar DOCUMENTARIST’ten ödül alan bütün filmleri yeniden seyirciyle buluşturacak olan Documentarist’ten Ödüllü Filmler bölümü. Yarışmasız bir festival olmakla birlikte DOCUMENTARIST son 7 yıldır Türkiye’den genç belgeselcilere Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü adında bir özel ödül, son 3 yıldır da buna Uluslararası Film Eleştirmenleri Fedeasyonu jürisinin değerlendirdirdiği uluslararası bölümden bir filme FIPRESCI Ödülü veriyor. Bu seneki JvdK Yeni Yetenek Ödülü jürisi Braxton Hood, Gülen Güler, Ayşe Çetinbaş, Yusuf Güven ve Selim Yıldız’den oluşuyor. FIPRESCI jürisinde ise Yeşim Tabak, Şenay Aydemir ve Yeşim Burul yer alıyor. 
DOCUMENTARIST’in bu yıla özgü programlarından birini, canlandırma belgesel türüne ayrılan kapsamlı bir bölüm ile ona eşlik eden film okuma atölyesi oluşturuyor. Çek sinema okulu FAMU’dan iki animasyoncu, Tomaş Doruşka ve Akile Nazlı Kaya’nın küratörlüğünde hazırlanan ve türün en iyi örneklerinden oluşan 15 filmlik Canlandırma Belgeseller bölümüne, filmlerin iki animasyoncu eşliğinde izlenerek muhtelif tekniklerin anlatıldığı bir atölye eşlik edecek. Geçen sene ilk defa gerçekleştirilen Belgesel Kaba Kurgu Atölyesi de festivalin yan etkinlikleri arasında.
Festival programının esaslı bir seçkisini, çoğu ilk kez gösterilecek olan Türkiye’den Belgeseller bölümü oluştururken, Uluslararası Panorama’da aralarında “Radio Kobane”, “Normal Autistic Film”, “Burma Book Story”, “The Promise” ve “Miss Kiet’s Children” gibi önemli belgeselerin de yer aldığı son dönemin öne çıkan yapıtları yer alıyor.
Festival kaosamında iki güncel konuda geniş katılımlı birer Forum düzenlenecek. OHAL Türkiye’sinde Video Aktivizm başlıklı forum halen tutuklu bulunan meslektaşımız Kazım Kızıl’ın çalışmalarına odaklanırken, bir çok oluşumun temsilcileriyle gerçekleşecek olan Yeryüzüne Sahip Çıkmak Forumu ise kısa bir süre önce katledilen Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu'nun anısına adanacak.
Açık Toplum, Sivil Düşün, Hollanda Konsolosluğu, Lita Prodüksiyon başta olmak üzere bir çok kurumun işbirliği ile gerçekleşen ve bu seneye özgü olmak üzere dokuz güne yayılan DOCUMENTARIST 10. İstanbul Belgesel Günleri sayesinde, belgesel sinemanın nabzı 17-25 Haziran 2017 haftasında İstanbul’da atacak. 
Twitter: documentar_ist
Instagram: documentar_ist
*
Share/Save/Bookmark

Kısa Film - Söz Uçar | Words Fly Away



Kitaplardan geliyorlar | They flourished from books
"Nuriye, Semih, Veli..."

Director | Anlatan: Tufan Taştan
Story | Hikaye: Barış Bıçakçı
Cast | Oyuncular: Ahmet Rıfat Şungar, Funda Eryiğit, Özgür Çevik, Rıza Akın, Serdar Orçin, Serkan Keskin

Production | Yapımcı: Yapım-eki
Executive Producer | Uygulayıcı Yapımcı: Zeynep Ünal 
DOP | Görüntü: Hendrik Johannes
Art | Sanat: Yusuf İnan Güneş
Gaffer | Işık: Sarp Aydoğdu
Boom | Ses Kayıt: Mehmet Adlı
Asistant Director | Reji Asistanı: Elif Ergezen
Crew | Reji Ekibi: Doğukan Karaman, Ozan Yoleri, Alara Hamamcıoğlu
Assisting Cast | Yardımcı Oyuncular: Yusuf İnan Güneş, Akın Kılıç

Music&Sound Desing | Müzik&Ses: Mert Çetinkaya
Editor | Kurgu: Behçet Mum
VFX | Görsel Efekt: Hendrik Johannes
Subtitles | Altyazı: Çiğdem Dalay

İstanbul, 2017
Yapım-eki *
Share/Save/Bookmark

“Sarı Sıcak” Moskova’da Ana Yarışmada!

Fikret Reyhan’ın İstanbul Film Festivali’nden En İyi Film dahil dört ödülle birden dönen filmi Sarı Sıcak”, uluslararası prömiyerini dünyanın en prestijli festivallerinden Moskova Uluslararası Film Festivali’nde yapıyor. Reyhan’ın yazıp yönettiği ve başrollerini Aytaç Uşun ve Mehmet Özgür’ün paylaştığı film, bu yıl 39.su düzenlenen festivalin ana yarışmasında jüri önüne çıkacak.

Fikret Reyhan’ın yazıp yönettiği “Sarı Sıcak”, uluslararası prömiyerini dünyanın en eski film festivallerinden, sinemanın büyük ustası Sergey Eisenstein’ın kurucusu olduğu Moskova Uluslararası Film Festivali’nde yapıyor. 22-29 Haziran tarihleri arasında 39.su gerçekleşecek festivalin ana yarışmasında 12 film arasında yer alan film; Finlandiyalı yönetmen ve yapımcı Jörn Donner, İspanyalı yönetmen Albert Serra, İranlı yönetmen Reza Mirkarimi ve İtalyan oyuncu Ornella Muti’den oluşan ana jürinin karşısına çıkacak.

Nisan ayında ilk gösterimini yaptığı 36. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışma’sında Altın Lale En İyi Film dahil olmak üzere En İyi Erkek Oyuncu (Aytaç Uşun), En İyi Görüntü Yönetmeni (Marton Miklauzic) ve En İyi Kurgu (Ömer Günüvar, Fikret Reyhan) dallarında ödülleri toplayan “Sarı Sıcak”; kendilerine ait tarlalarında geleneksel yöntemlerde direnip hayata tutunmaya çalışan göçmen bir ailenin farklı bir geleceğin hayalini kuran ve kaderini kendi ellerine almaya çalışan oğulları İbrahim’in sarsıcı hikâyesini konu alıyor.
 
Nizamettin Reyhan ve Nuriye Bilici’nin yapımcılığında gerçekleşen “Sarı Sıcak”ın başrollerini ise; ilk sinema filmi “Silsile” ile Adana’da Umut Veren Genç Erkek Oyuncu seçilen, “Sarı Sıcak” ile de İstanbul’dan En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazanan Aytaç Uşun ve “Kollama”, “Muhteşem Yüzyıl”, “Suskunlar”, “Masum”, “İçimdeki Fırtına” gibi televizyon dizilerinin yanı sıra “Tepenin Ardı”, “Ertuğrul 1890”, “Abluka” filmlerinin usta oyuncusu Mehmet Özgür paylaşıyor.

Festival yolculuğuna devam eden “Sarı Sıcak”, sonbaharda Türkiye’de gösterime girecek.
*
Share/Save/Bookmark

7 Haziran 2017 Çarşamba

10 yıldır DOCUMENTARIST!

17-25 Haziran tarihlerinde 10’uncu yılını kutlayacak olan DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri’nin onur konuğu Finlandiyalı usta yönetmen Pirjo Honkasalo.

DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri, bu sene 17-25 Haziran 2017 tarihlerinde 10. yılını kutluyor. Türkiye'deki yeni kuşak belgeselciler için bir vaha işlevi gören DOCUMENTARIST’nin bu seneki programı 10. yıla özel seçkiler ve bir dizi yenilikler içeriyor. Bugüne kadar Avrupa yakasını mesken tutan festival, bu sene Asya'ya taşınarak iki kıtaya yayılıyor. Film gösterimleri Beyoğlu'nda Aynalı Geçit'e ek olarak Kadıköy'de Barış Manço Kültür Merkezi'ne de taşınıyor. Festivalin 10. yılı kutlamak üzere, geçmiş yıllarda filmleri DOCUMENTARIST’te gösterilmiş olan yönetmenler #BelgeselOlmasaydı hashtag’i altında kısa spot videolar çekip paylaşıyor.

DOCUMENTARIST 10. İstanbul Belgesel Günleri’nin onur konuğu Finlandiya’nın en önemli sinemacılarından Pirjo Honkasalo... Hem belgesel hem de kurmaca alanında filmler çeken yönetmen, iki türdeki yapıtlarından oluşan bir toplu gösteriyle festivalin konuğu olacak. Ustaya Saygı: Pirjo Honkasalo seçkisinde Rus-Çeçen savaşının çocuklar üzerindeki etkilerini çarpıcı bir şekilde ele alan “Melankoli’nin Üç Odası” (Melancholian 3 huonetta, 2004) ve bol ödüllü son filmi “Beton Gece” (Betoniyö, 2014) adlı filmleri de yer alıyor. Honkasalo 10. DOCUMENTARIST kapsamında ayrıca bir sinema dersi verecek.

Programın 10. yıla özel seçkilerinden birini, geçmiş yıllarda festivale konuk olmuş ustaların birer filminden oluşan Ustalardan Seçmeler bölümü oluşturuyor. Seçkide bugüne kadar adına DOCUMENTARIST’in toplu gösterilerle Türkiye seyircisine tanıttığı Helena Třeštíková, Heddy Honigmann, Alan Berliner, Stefan Jarl, Zelimir Zilnik gibi değerli belgesel ustaları birer filmiyle hatırlatılacak.
10. yıl seçkilerinden bir diğeri ise, bugüne kadar DOCUMENTARIST’ten ödül alan bütün filmleri yeniden seyirciyle buluşturacak olan Ödüllü Filmler bölümü. Yarışmasız bir festival olmakla birlikte DOCUMENTARIST son 7 yıldır Türkiye’den genç belgeselcilere Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü adında bir özel ödül, son 3 yıldır da buna Uluslararası Film Eleştirmenleri Fedeasyonu jürisinin değerlendirdirdiği uluslararası bölümden bir filme FIPRESCI Ödülü veriyor.

DOCUMENTARIST’in bu yıla özgü programlarından birini, canlandırma belgesel türüne ayrılan kapsamlı bir bölüm ile ona eşlik eden film okuma atölyesi oluşturuyor. Çek sinema okulu FAMU’dan iki animasyoncu, Tomaş Doruşka ve Akile Nazlı Kaya’nın küratörlüğünde hazırlanan ve türün en iyi örneklerinden oluşan 15 filmlik Anima-Doc bölümüne, filmlerin iki animasyoncu eşliğinde izlenerek muhtelif tekniklerin anlatıldığı bir atölye eşlik edecek. Geöen sene ilk defa gerçekleştirilen Belgesel Kaba Kurgu Atölyesi de festivalin yan etkinlikleri arasında.
Festival programının esaslı bir seçkisini, çoğu ilk kez gösterilecek olan Türkiye’den Belgeseller bölümü oluştururken, Uluslararası Panorama’da aralarında “Radio Kobane”, “Normal Autistic Film” gibi ödüllü belgeselerinin de yer aldığı son dönemin kalbür üstü filmleri yer alıyor.
Bu seneye özgü olmak üzere dokuz güne yayılan ve belgeselciler arası panel ve toplantılarla da zengileşecek olan DOCUMENTARIST 10. İstanbul Belgesel Günleri ile belgesel sinemanın nabzı 17-25 Haziran 2017 haftasında İstanbul’da atacak.

Bilgi için: www.documentarist.org
Twitter: documentar_ist
Instagram: documentar_ist


*
Share/Save/Bookmark

1 Haziran 2017 Perşembe

“Taş”, uluslararası prömiyerini Karlovy Vary’de yapıyor!


“İki Dil, Bir Bavul”, "Babamın Sesi" filmlerinin ödüllü yönetmeni Orhan Eskiköy’ün merakla beklenen son filmi “Taş”, uluslararası prömiyerini Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nde yapıyor. Eskiköy’ün yazıp yönettiği ve başrollerini Muhammet Uzuner, Jale Arıkan, Beste Kökdemir ve Ahmet Varlı’nın paylaştığı film, festivalde East of the West Ödülü için yarışacak.

“İki Dil, Bir Bavul”, “Babamın Sesi”, “Başgan” filmlerinin ödüllü yönetmeni Orhan Eskiköy’ün son filmi “Taş”, uluslararası prömiyerini Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nde yapıyor. 30 Haziran-8 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek festivalin East of The West bölümünde yarışan 12 film arasında yer alan “Taş”, Türkiye’de İstanbul ve Ankara film festivallerinde gösterilmiş, Ankara’dan da En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü’yle dönmüştü.

Orhan Eskiköy’ün senaryosunu yazdığı ve tek başına yönettiği ilk kurmaca filmi de olan “Taş”, çocukların bir anda ortadan kaybolduğu ıssız bir dağ köyünde geçiyor ve 20 yıl sonra köye gelen bir gencin yarattığı gizemin peşine düşüyor.

Orhan Eskiköy ve Armağan Lale’nin yapımcılığında gerçekleşen “Taş”ın başrollerini ise; “Bir Zamanlar Anadolu’da”, “Küf”, “Yurt” filmlerinin yanı sıra “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”, “Muhteşem Yüzyıl: Kösem” dizileriyle de tanıdığımız Muhammet Uzuner; “Tersine Dünya”, “Avcı”, “Zerre” filmlerinin ödüllü oyuncusu Jale Arıkan; “Çıplak Gerçek”, “Muhteşem Yüzyıl: Kösem” ve “Tatlı Küçük Yalancılar” gibi televizyon dizilerinden sonra ilk sinema filmiyle karşımıza çıkan Beste Kökdemir ile “Yerden Yüksek”, “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”, “Yılanların Öcü” dizilerinin yetenekli oyuncusu Ahmet Varlı paylaşıyor.



*
Share/Save/Bookmark