15 Kasım 2015 Pazar

52. Altın portakal adayları belli oldu


52. Uluslararası Antalya Film Festivali Ulusal Yarışma Bölümü’nde yer alacak 12 film belli oldu. Altın Portakal için yarışacak filmler arasında farklı coğrafyalar ve etkileyici öykülere sahip filmler dikkat çekiyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 52. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde geri sayım resmen başladı. Festivalin Ulusal Yarışma bölümünde yer alan 12 film belli oldu. Sinemamızın usta isimlerinin yanı sıra ilk filmine imza atan genç sinemacıların da yer aldığı Ulusal Yarışma’da 12 film; toplamda 14 kategoride sahiplerini bulacak Altın Portakal ödülleri için yarışacak.

52. Uluslararası Antalya Film Festivali Ulusal Yarışma Filmleri:

ARAMA MOTURU (Yön: Atalay Taşdiken) Dünya Prömiyeri
ARTIK HAYALLERİM VAR (Yön: Nefin Dinç)Belgesel
ÇIRAK (Yön: Emre Konuk) İlk Film, Dünya Prömiyeri
KALANDAR SOĞUĞU (Yön: Mustafa Kara) Türkiye Prömiyeri
KÜMES (Yön: Ufuk Bayraktar) İlk Film
MİSAFİR (Yön: Mehmet Eryılmaz)
MUNA (Yön: Serdar Gözelekli)
PİA (Yön: Erdal Rahmi Hanay) Dünya Prömiyeri
RÜZGARIN HATIRALARI (Yön: Özcan Alper) Türkiye Prömiyeri
SAKLI (Yön: Selim Evci)
SARMAŞIK (Yön: Tolga Karaçelik)
TAKIM: MAHALLE AŞKINA (Yön: Emre Şahin)

*
Share/Save/Bookmark

Sessiz sinema modern kadının doğuşuna ışık tutuyor

2. Uluslararası İstanbul Sessiz Sinema Günleri, 3-6 Aralık Tarihlerinde ‘Modern Kadının Doğuşu’ Temasıyla Gerçekleşiyor

Sessiz sinemanın eşsiz örneklerini geniş kitlelere tanıtan Uluslararası İstanbul Sessiz Sinema Günleri’nin ikincisi, 3-6 Aralık 2015’te gerçekleşiyor. Kino İstanbul tarafından organize edilen, İstanbul Modern, Pera Müzesi ve Fransız Kültür Merkezi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen festival, sinemanın öncü örneklerini canlı müzik eşliğinde bir araya getiriyor. Yerli ve yabancı akademisyenler, araştırmacılar, küratörler tarafından her filme özel sunumların yapılacağı gösterimler, sinemaseverleri bekliyor.

İtalya’nın ünlü sinemateği Cineteca di Bologna ve Hollanda'nın saygın sinema müzesi Eye Filmmuseum'un kurumsal ortağı olduğu festivalin bu yılki teması, ‘Modern Kadının Doğuşu’olarak belirlendi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkısıyla gerçekleşen festivalde, büyük kısmı ilk kez seyirci karşısına çıkacak Osmanlı dönemi görüntülerinden Diva filmlerine, Chaplin ve Keaton klasiklerinden Alman dışavurumculuğuna, kadın yönetmenlerin filmlerinden ‘renkli sessizler’e kadar birçok bölüm yer alıyor. Festival bu yıl ayrıca, dünyanın ilk film şirketi Gaumont’un 120. yıldönümünü ve Buster Keaton’un doğumunun 120. yılını, özel gösterimlerle gündeme getiriyor.

Filmler restorasyonda!
İlk filmin çekildiği 1895 yılından 1930’a kadar olan döneme damgasını vuran sessiz filmlerle, sinemanın keşif sürecinin heyecanını günümüze taşıyoruz. Filmlerin seyirciler tarafından neredeyse bir büyü gibi deneyimlenmiş olduğu bu öncü dönem, minimal ve zamansız karakteriyle bugüne dek ilham kaynağı olmayı sürdürdü. Günümüzde dijital olarak arşivlenen sessiz filmlerin koruma ve restorasyonuna dikkat çekmeyi misyon edinen Uluslararası İstanbul Sessiz Sinema Günleri, bu alandan uzmanları da ağırlayacak.
Sinema ve müziğin eşsiz birlikteliğinden doğan; yalnızca o ana adanmış performanslardan oluşan festivalin biletlerine Biletix’ten ulaşılabilecek.

Ve Hareketli Görüntü Modern Kadına Hayat Verdi…
Festival bu yıl Osmanlı’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Ortadoğu’ya farklı coğrafyalarda, 20.yy başında modern kadının doğuşu kavramını tartışmaya açıyor. Festival bünyesinde gerçekleşecek film gösterimleri, panel ve sunumlarla, modern kadının kamusal ve özel alandaki yansımasının sinemada ilk kez nasıl belgelendiğine şahit olacağız. Bu bölümde, toplum içinde ve kendi bireyselliği bağlamında sıçrama yapmış, arzularına sahip çıktığı ölçüde arzu uyandıran salon kadınlarının tutkulu dünyasını da, kadının kamusal alandaki varlığı için sokakta mücadele vermiş kadınların belgesellerini de izleyeceğiz.
Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk kadın yönetmeni olarak anılan, değindiği toplumsal konularla kendisinden çokça söz ettirmiş Lois Weber’in ‘Shoes /Ayakkabılar’ı, bölümün klasiklerinden biri. Sinema tarihinin en önemli avangard kadın yönetmenlerinden, sürrealist sinemanın kurucularından Germaine Dulac da, iki filmiyle programda: İlk sürrealist filmi, geleneksel kadın rollerini sorguladığı ‘La Coquille Et Le Clergyman / Denizkabuğu ve Papaz’ ve mutsuz bir evliliğe tanıklık eden ‘La souriante Madame Beudet / Gülen Kadın Beudet’.

Yine bu tema kapsamında, güzel, alımlı, gizemli kadın rolleriyle özdeşleşen ve yönetmenin aktrise yaptığı bir güzelleme niteliği taşıyan Diva Filmleri, festival programında yer alıyor. Sessiz sinemada Diva deyince akla gelen ilk isimlerden, güçlü oyunculuğu ve karakteristik güzelliğiyle anılan Lyda Borelli’nin ruhunu şeytana satan bir kadını canlandırdığı ‘Rapsodia Satanica / Şeytani Rapsodi’, gerçek bir başyapıt olarak öne çıkıyor. Küt saç kesimli ikonik imgesi ve bireysel özgürlüğe yaptığı vurguyla modern kadının rol modeli Louis Brooks’un sinema tarihinde çığır açan ‘Prix de Beauté / Güzellik Yarışması’ filmi, sıradan bir kadının güzellik yarışmasına katılıp birinci olması sonucu yaşadığı çalkantılar hakkında. Festival bu yıl ayrıca, kadın haklarının doğuşuna da tanıklık ediyor ve 20.yy başında, kadın hakları için savaşan, açlık grevine giren, eylemler yapan Süfrajetler’e değinen veya onlardan esinlenen kısa film ve belgeselleri seyirciyle buluşturuyor. Bu kısa film seçkileri ‘Kadın Komedyenler’, ‘Kadınlar İş Başında’ ve ‘Maceraperest Kadınlar’ başlıklarıyla gösteriliyor.

Modern Kadının Doğuşu Temalı Panel
2 Aralık Çarşamba günü, hizmete girişi tam da sinemanın doğduğu döneme denk düşen Pera Palace Hotel Jumeirah’nın ev sahipliğinde, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD)işbirliğiyle, yerli-yabancı uzmanların katılacağı bir panel düzenleniyor. Panelde, modern kadının doğuşu teması hem sinemanın çizdiği çerçeve dahilinde hem de toplumsal olguların ışığında masaya yatırılacak.

Mizahın Sinemadaki Öncüleri Braas Çatısı Altında
Festival bu yıl sessiz sinemanın çığır açan iki ismi için özel bir bölüm hazırladı. Braas Çatı Sistemleri’nin bölüm sponsorluğunda hazırlanan ‘Sinemanın Öncülerine Saygı’,
Charlie Chaplin ve Buster Keaton’ı anıyor. Charlie Chaplin’in ‘Şarlo’ karakterinin 100. yılı anısına hazırlanan ve geçen yılki programımızda da yer alan seçkiden gösterimler, bu yıl farklı filmlerle sürüyor. Chaplin’in sinemaya adım attığı Keystone Stüdyosu yıllarından yapılan bu seçkide Chaplin, yoğun duygusal dışavurumuyla hem gündelik hayatın hallerini hicvediyor hem de insani olanın sınırlarını sorguluyor. Buster Keaton’ın ‘One Week / Bir Hafta’sı ise, yeni evli bir çiftin bir haftada portatif bir evi inşa etme çabalarının komik anlatısı. Keaton, Chaplin’in aksine daima kayıtsız kalan yüz ifadesi ve soyut düşünme biçimiyle, her şeyden çok, ironik olanın peşinde.

Pera Müzesi’nin 10. Yılına Özel ‘Renkli Sessizler’
Sessiz sinema yalnızca siyah-beyaz görüntülerden oluşmuyordu, Boyama ve tonlama teknikleriyle yeniden işlenen pelikülden, birçoğu yine monokrom olmak üzere, renkli filmler de elde edilmişti. ‘Renkli Sessizler’, bu çalışmaların çarpıcı örneklerini sunan bir seçki. Pera Müzesi’nin değerli işbirliğiyle gerçekleşen gala gösterimine, Gevende grubu canlı müziğiyle eşlik edecek. Elif Rongen-Kaynakçı’nın küratörlüğünde gerçekleşen bölüm çerçevesinde, ‘Fantasia Of Color In Early Cinema’ isimli kitabın tanıtımı da gerçekleştirilecek. Martin Scorsese’nin önyazısını yazdığı kitap, renklerin sessiz sinema dünyasındaki serüvenini anlatan, kapsamlı bir kaynak.

Osmanlı Görüntüleri
Geçen yıl Türkiye lansmanı yine Uluslararası İstanbul Sessiz Sinema Günleri’nde yapılan, tüm dünyada birçok arşivden derlenen ve Osmanlı İmparatorluğu topraklarında çekilmiş görüntüleri içeren ‘Osmanlı Görüntüleri’, bu yıl yeni filmlerle seyirciye ulaşıyor. Tarihin bir döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun parçası olmuş şehirler, Osmanlı mirasını yansıtan görüntüleriyle, bu bölüm altında bir araya geliyor. 100. yıllarında Çanakkale Savaşı ve Ermeni Tehciri, programın vurgu yaptığı konular arasında. Seyirciler bunun yanı sıra, Rodos, Trablus, Sivastopol ve elbette imparatorluğun güzel başkenti İstanbul’dan şaşırtıcı görüntülerle karşılaşacak. Gösterimleri birer panel takip edecek.

‘Zamanın Ruhu’
I. Dünya Savaşı sonrasında, Almanya sinemanın kalbiydi. Birçok yetenekli yönetmen, oyuncu, kameraman, kostümcü ve set amiri, bu dönemde yüzünü Almanya’ya çevirmişti. Geçen yıl dışavurumcu sinemanın baş tacı ‘Dr. Caligari’nin Muayenehanesi’ ile yer verdiğimiz Alman sessiz sinemasının en çarpıcı örneklerini sunmaya, bu yıl da devam ediyoruz. Goethe Enstitüsü’nün desteğiyle gerçekleşen ve ‘Zeitgesit / Zamanın Ruhu’ başlığını taşıyan bölümde beş film gösterilecek:
Uluslararası İstanbul Sessiz Sinema Günleri ve Gezici Festival ortaklığında ‘Variete’Ankara’da ve İstanbul’da seyirciyle buluşuyor. Film, Emil Jannings’in muhteşem oyunculuğuyla, bir aşk üçgeninde sıkışan bir akrobatın ruhsal iniş çıkışlarını anlatıyor. Karakterlerin arasındaki hassas dengeler, trapez sahnelerinin gerginliği ile etkisini katlıyor. Başarısıyla Paramount Pictures’a terfi eden Jannings, 1929’da ‘En İyi Oyuncu’ Oscar’ına layık görülmüştü. Film, Wilheim Murnau Stiftung tarafından yapılan son restorasyonu ile seyirciyle buluşacak. Curt ve Robert Siodmak kardeşlerin günümüz sinema diline çokça yaklaştıkları, insanları tamamen günlük yaşamın doğallığı içinde ele aldıkları ‘Bir Pazar Günü / Menschen Am Sonntag’, Eye Filmmuseum’un gerçekleştirdiği restorasyonla programda. Beş arkadaşı bir pazar gününde gözlemleyen filmde kadın-erkek ilişkileri ve arkadaşların karşılıklı kırgınlıkları gündeme gelirken, dönemin vakit geçirme alışkanlıkları da perdeye yansıyor. ‘Bir Pazar Günü’, iki dünya savaşı arası toplumuna içeriden bir bakış getiriyor. Festival, bu yıl ikinci ortaklığınıPembe Hayat KuirFest ile yapıyor ve Richard Oswald’ın uzun yıllar kayıp filminin fargmanlar halindeki yeni restorasyonunu gösteriyor. Oswald’ın 1919 yılında çektiği ‘Diğerlerinden Farklı / Anders als die Andern’, dönemin koşulları içinde eşcinsel bir ilişkinin varoluş şekillerini inceliyor. Yasaklanan ve kaybolan film, fragmanlar halinde günümüze ulaşmayı başarmış. Münih Film Müzesi’nin restorasyonunu gerçekleştirdiği filmin başrolünde, sinema tarihine Dr. Caligari’nin uyurgezeri Sezar olarak geçen Conrad Veidt var. Berlin’in sinema camiasının dışında, Münih’te çekilen ve Gotthold Ephraim Lessing’in 18. yüzyıl sonlarında yazdığı bir oyundan uyarlanan ‘Bilge Nathan / Nathan der Weise’, Manfred Noa’nın başyapıtlarından biri. Yine Münih Film Müzesi’nin günümüze ulaştırdığı eser, dinler arası hoşgörü ve diyaloğa çağrı yapıyor. 12. yüzyılda, III. Haçlı Seferleri sırasında Kudüs’te geçen hikaye, ilk kez oyun olarak sahnede seyirciyle buluştuğunda kilise tarafından hoş karşılanmamış; filme dönüştüğünde yükselmekte olan Nazilerce Münih’teki gösterimi engellenmişti. Nazilerin 1930’larda tüm kopyalarını yok etmeye çalıştığı film, onyıllar sonra bir Rus arşivinde ortaya çıkarak yeniden hayat buldu.
Alman dışavurumcu filmlerine bu sene yine bu akımın mihenk taşlarından biriyle devam ediyoriuz. Goethe’nin ölümsüz eserinden uyarlanan Faust, gençlik ve gerçeklik vaadiyleruhunu Mephisto’nun ellerine teslim eden Faust’un manevi çöküşünün görkemli resmi. Yoğun atmosferi ve zamansız hikayesiyle etkisini hâlâ sürdüren film, döneminde yenilikçi özel efektleriyle de iz bırakmıştı.

Gaumont’nun 120. Yılında ‘Vampirler’
Dünyanın ilk ve hâlâ yaşayan en eski film şirketi Gaumont’nun 120. ve filmin ise 100. yılı şerefine bu yıl restore edilen ‘Vampirler’, Fransız Kültür Merkezi’nin katkılarıyla, Türkiye’de ilk kez on bölümünün tamamıyla seyirci karşısına çıkıyor. Gamount’nun aynı zamanda sanatsal yönetmenliğini yürüten Louis Feuillade’ın 1915-1916 yıllarında çektiği polisiye dizi film, I. Dünya Savaşı’nın yükseliş döneminde Fransız burjuvasının yaşamına ‘görünmez, elle tutulmaz’ bir tehdit ve terör olarak sızan, gecelerin siyah ninja giysili kriminal çetesi ‘Vampirler’ ile onların izini süren bir muhabirin serüveni. İçerdiği şiddet unsurları ile döneminin sınırlarını zorlayan filmde Feuillade gerçek Paris mekanlarını kullanmış ve belgesel ile fanteziyi birleştirerek gizli kimlikler, saklı geçitler, zehirli yüzükler, şeytani planlarla dolu, gizemli bir şehir atmosferi kurmuştu. ‘Vampirler’, zamanında üzerinde durulmamış bir film olsa da, Feuillade’ın gerçeküstü tarzının izlerine, ilerleyen yıllarda Fritz Lang, Luis Buñuel ve Alfred Hitchcock gibi ustaların sinemasında rastlanacaktı. Ayrıca Gaumont’da restorasyondan sorumlu Agnes Bertola ve restorasyonu üstlenen Eclair Laboratuvarı’ndan Audrey Birrien, filmin restorasyon serüveni üzerine kısa bir panel gerçekleştirecekler.

Suyun Geçtiği Şehirler
Amsterdam Belediyesi’nin desteğiyle bu yıl, ‘Suyun Geçtiği Şehirler’ başlığı altında özel bir bölüm hazırlandı. Amsterdam’dan başlayarak Venedik’e, oradan Köstence’ye ve sonra İstanbul’a, suyun görüntülere karışıp akıp gittiği çok özel bir seçki perdeye yansıyor. Sinemanın ilk senelerinden itibaren, en hantal kameralar bile bir kayığa bindirilerek suyun üstünde kayarken çekilen görüntüler bugün bile izleyiciyi büyülemeye devam ediyor.

Sessiz Filmlere Capcanlı Müzikler
Sessiz sinemanın vazgeçilmez tamamlayıcısı olan canlı müzik performansları, bu yıl da festivalin başlıca unsurlarından biri. Uzun süredir birçok uluslararası sessiz sinema festivalinde önemli filmlere piyanosuyla eşlik eden Stephen Horne, bu spesifik alanın erbabı olarak festivalin ‘yıldızı’. Horne ile ayrılmaz bir ikili oluşturan vurmalı çalgılar ustası Frank Bockiusda, festivalin ağırlayacağı müzisyenler arasında. Balkan ezgilerini Anadolu müziğiyle harmanlayan Kolektif İstanbul’un has adamı Richard Laniepce, filmlerin dünyasına saksafon ve diğer üflemeli çalgılarla nüfuz edecek. Her gösterim için ayrı bir hazırlık yapan Laniepce’ye, tarihi bir org da eşlik edecek. Geçen yılki işbirliğimiz en coşkulu gösterimlerden birkaçına vesile olan Uninvited Jazz Band, sokağın ruhunu yine tatlı bir ahenkle, neşe ve enerjiyle sinema salonuna taşımaya hazırlanıyor. Osmanlı Görüntüleri, akademisyen ve besteci Çiğdem Borucu’nun piyanosuna eşlik eden klasik Türk musikisi enstrümanlarıyla gösterimi keyfe dönüştürüyor. Ayrıca Burgaz’dan Heybeliada’ya grubunun, dönem ezgilerine uygun performansı da seyircilere güzel bir zaman sunuyor. Türkiye’nin yakın müzik tarihinde kurduğu gruplar Ayşe Tütüncü salonu notalarıyla dolduruyor. Türkiye’nin kendi alanında en dikkat çeken isimlerinden Cihan Gülbudak, hiçbir temas olmadan çalınan teremin enstrümanı ve ona eşlik edecek arp ile izleyenleri başka dünyalara götürüyor. Türkiye’de alternatif müziğin en güçlü isimlerinden Gökçe Akçelik kendine has yorumuyla filme eşlik ediyor. Türkiye’de ve Avrupa’da yaylı çalgılardaki ustalığıyla tanınan Ruben Tenenbaum ve çello alanındaki genç yeteneklerden Burak Ayrancı diğer isimlerden.

 www.sessizsinemagunleri.com
facebook.com/sessizsinemagunleri
twitter.com/Ist_SsszSinema
instagram.com/sessiz_sinema_gunleri

*
Share/Save/Bookmark

Sinema bir mucizedir 6.yaşında


Dile kolay 6 yıl. Daha nice sinema dolu yıllara mucizem. Sinemasız kalmayın


*
Share/Save/Bookmark

25 Ekim 2015 Pazar

Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek internette yayında

Reyan Tuvi'nin Documentarist 2014'te Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü kazanan ve aynı yıl Antalya Altın Portakal Film Festivali yöneticileri tarafından programdan çıkarılarak sansür skandalına ve protestolara konu olan filmi "Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek…" internette ücretsiz izlemeye açıldı!

Türkiye, tarihinin en görkemli sivil ayaklanmalarından birine, 2013 Mayıs’ının son günlerinde İstanbul’un kalbi Taksim Meydanı’nda şahit oldu. Şehrin merkezinde kalan son yeşil alan olan Gezi Parkı’nın olduğu yere tarihi bir kışla ve alışveriş merkezi yapılması için ağaçların dozerlerle sökülmesiyle başlatılan yıkım, milyonlarca insanı sokağa döktü. Film, bu toprakların mozayiğini oluşturan ve Gezi’de yerini alan farklı yaşam tarzlarına ve ideolojilere sahip karakterlerin, kaderlerini değiştirme içgüdüsüyle, yeryüzünü nasıl hayal ediyorlarsa Gezi’de de öyle bir dünya kurmak için verdikleri mücadeleyi anlatıyor.
*
Share/Save/Bookmark

16 Ekim 2015 Cuma

Yeşilçam'ın bir çınarı daha devrildi

Türk Sineması’nın efsane yönetmeni  ve sinema sanatçısı Fatma Girik’in 56 yıllık hayat arkadaşı Memduh Ün, bu sabah 10:15 saatlerinde  9 aydır tedavi gördüğü Bodrum'da Acıbadem Hastanesi’nde hayatını kaybetti.
HALA İNANAMIYORUM
95 yaşındaki  usta yönetmen Kasım ayından beri yaşlılığa bağlı nedenlerden dolayı akciğerlerinde sıvı birikmesi, yüksek tansiyon nedeniyle yoğun bakımda tedavi görüyordu. Usta yönetmeni bir an olsun yalnız bırakmayan, 9 aydır hastanede yanı başında bekleyen hayat arkadaşı Fatma Girik ‘’ O benim her şeyimdi. 56 yıllık hayat arkadaşımdı. Ben ailemden çok onunla birlikteydim. Hala inanamıyorum’’ diyebildi
95 yaşındaki yönetmenin vefatının ardından Yeşilçam sanatçıları ve emektarları ise Girik’i tek tek arayarak taziyelerini bildirdi.Memduh Ün yarın Torba'da toprağa verilecek.
"BİR DAHA DÜNYAYA GELSEM YİNE MEMDUH'A AŞIK OLURUM"
57 yıldır Memduh Ün ile birlikte olan Fatma Girik 2 yıl önce verdiği röportajda, "Bir daha dünyaya gelsem yine sanatçı olurum yine Memduh'a aşık olurum." demişti.
Girik aşkını şöyle anlatmıştı, "Memduh 90'lı yaşlarında artık ve benim için çok değerli. O benim ilk ve son aşkım. Birbirimizin yaşamına imza atmışız, bu yetiyor. Aşk benim için 20'de neyse 70'de de o. Onun yanında 20 yaşında duyduğum heyecanı hala hissediyorum. Aşk olmazsa yaşayamam. Çocuk yapmak çok uzun yıllar o tempoda aklıma bile gelmedi. Aklıma geldiğinde ise artık geç kalmıştım. Tedaviler sonuç vermedi ve fiziksel olarak anneliği tadamadım. Ama manevi kızım (Ahu'nun annesi ve babası hayatta, ama 20 yıldır Fatma Girik'in manevi kızı, onlarla birlikte yaşıyor), yeğenlerim, çevremdeki çocuklar bana bunu doya doya yaşattılar. Pişmanlığım uzun sürmedi anlayacağınız. Bodrum'da yaşıyoruz. Sadece kitap okuyorum, 17 kedim ve köpeklerim var, onlarla ilgileniyorum. Memduh, kedilerim ve kitaplarım olmasa yaşayamam! Bir daha dünyaya gelsem yine sanatçı olurum yine Memduh'a aşık olurum..."
*
Share/Save/Bookmark

6 Ekim 2015 Salı

Korku Terapisi yakında sinemalarda

SİNOPSİS

“The Others”, “The Sea Inside”, “Thesis” filmleriyle büyük beğeni kazanan, Oscar ödüllü yönetmen Alejandro Amenabar’ın yeni filmi “Regression”da izleyicileri gerilimi yüksek dakikalar bekliyor. Film, 1990 yılında Minnesota’da geçiyor. Dedektif Bruce Kenner (Ethan Hawke), babası John Gray'i (David Dendrick) korkunç bir suçla itham eden Angela'nın (Emma Watson) vakasını araştırmaktadır. John beklenmedik bir şekilde, olayı hatırlamasa da suçunu kabul eder. Tanınmış psikolog Dr. Raines (David Thewlis) anılarını canlandırmak için John’a yardımcı olur ve birlikte ülke çapında, dehşet verici bir gizemi ortaya çıkarırlar.

YAPIM HAKKINDA

Alejandro Amenábar, "Regression" ile gerilim türündeki filmlerine dönüş yapıyor. Amenábar yeni filmiyle ilgili şöyle diyor: "Regression: Gerileme" terimi geriye dönüşü temsil ediyor. Bana göre bu proje "Thesis" filmiyle başladığım kariyerimin belirleyicisi olan gizem türüne yeniden dönüş niteliğinde. "Thesis", korkuyu tasarlamanın bazen üstümüzde hipnoz etkisi yaratabileceğini inceliyordu. "Open Your Eyes"da, hayallerin ve gerçeklerin iç içe geçmesi konu ediliyordu. "The Others"ta da eski klasik gerilim filmlerinin tadını geri getirme çabası vardı. Hep beni motive eden şeyi arıyorum, bazen bambaşka şeyleri incelerken bulduğunuz o enerjiyi. Bu yüzden hep farklı türleri ele aldım: Dram, korku, gerilim ya da "Agora"daki gibi karma türleri.” “Regression”, filmin yapımcısı Fernando Bovaira'ya göre gerilim türünün dışında diğer türleri de içerisinde barındırıyor. Şöyle anlatıyor: “Alejandro türleri dönüştürüyor. Filmin adı çok uygun çünkü belli bir yere kadar film, insan zihninin tuhaflığı ve karmaşıklığı hakkında. Alejandro Amenábar ise şöyle anlatıyor: "Regression'da olan bazı şeyler korku türüne uyuyor ama aslında suç unsurları taşıyan bir psikolojik gerilim. Asıl olarak 70'lerin gerilim ve korku filmlerinden etkilendim: “The Exorcist”, “Rosemary's Baby”. Tüm bunlardaki kısıtlamaları geri getirmek istedim. The Others, 40'ların, 50'lerin ve 60'ların filmlerinden esinlenmişti, bu film de 70'lerden esinlendi. O ahenkli, ağır ilerleyen tonu geri getirmek istedim. Ama en çok anlattığım hikâyeyi ciddiye almak istedim." Türe duyulan saygı, projede yer alan ekip üyeleri arasında, oyuculardan tutun filmin estetiğinden sorumlu kişilere kadar herkes için geçerliydi. Görüntü yönetmeni Daniel Aranyó şöyle anlatıyor: "Alejandro bu filmi yapmayı teklif ettiğinde filmin her anının inandırıcı olmasının kendisi için çok önemli olduğunu söyledi. Sanki 70'lerde bir film izliyormuşsunuz gibi hissetmeliymişsiniz. Diyaloglar kısıtlı, karamsar bir havası olan bir film olacaktı. Karakterler arasında yakın bir bağ olmasını, anlattığı hikâyenin de güvenilir olmasını istiyordu. 

Gerilim filmlerindeki merakı yaratmak için günümüzde kullanılan araçlardan uzak durmalıydık. Hikâye sizi yavaş yavaş yönlendirecekti." bile geldi. Alejandro Amenábar şöyle anlatıyor: "Satanist Ayin Tacizi olarak bilinen tuhaf ve korkunç bir yapbozu bir araya getirme girişiminde, polis soruşturmalı, psikolojik danışmanlı bir dizi gerçek olay meydana geldi. Suçlamalar ve itiraflar çok ağırdı, aileleri dağıttı, kaos ve sosyal panik yarattı. Hatta birkaç olayda ağır cezalar verildi. 21'inci yüzyıldan birinin perspektifinden bakarak 80'ler ve 90'lardaki o davaları incelemek çok ilginç oldu." Fernando Bovaira'ysa şöyle ekliyor: "Beyin incelemeleri, bilim insanları için yeni bir sınır. Hâlâ anılarımızı nasıl işlediğimiz, zamanın ve manipülasyonun onları nasıl değiştirebildiğine dair çok az bilgimiz var. Din ve bilim,farklı dünyalara ait olsa da, Stephen Jay Gould'un dediği gibi, psikoloji hâlâ bebeklik aşamasında ve her an batıl inanca dönüşebilir. Regression'da, Raines ve Peder Beaumont, farklı alanlarda mücadele etseler de, birbirlerine zannettiklerinden daha yakınlar aslında."


Filmin başında suça dair ihbar yapıldığında, Regression'daki karakterler kovalamacaların ve şeytana tapma ayinlerinin dünyasına giriyor ve şüphelerini kanıtlayacak ve suçluları hapishaneye yollayacak delilleri bulmak için zamana karşı yarışıyorlar. Amenabar şöyle anlatıyor: "Olay büyüdükçe, medya, tanık ifadeleri ve satanist tecrübelerle ilgili yazılan yazılar,çok önemli rol oynadı. Bir de tabii filmin kendi etkisi de var." Orta Batı'da küçük bir muhit ve burayı çevreleyen devasa alanlarda geçen filmin kurgusu, hikâyeye ekstra öğeler katan bir sahne yarattı. Orta Batı, çok küçük dünyaları içeren, geniş açık alanları olan bir yer. Filmde tipik bir Amerikan kasabası görüyoruz. Herkesin herkesi tanıdığı dağınık evler var. Bu tip kapalı alanlarda, yapılan hatadan ötürü duyulan vicdan azabı daha da yoğunlaşır. Ana karakterlerin üzerindeki en büyük yük vicdan azabı. Yapımcılar şunu merak etmiş: "İçimizdeki korkuyu ne tetikler?" Filmin oyuncularından Ethan Hawke şöyle diyor: "Film, niye korkmak istediğimiz, korkmaktan niye hoşlandığımız ya da niye ondan hem nefret edip hem de onu çok sevdiğimizi, kişiliklerimizin büyük kısmında korku ve vicdan azabı bulunmasıyla olan ilişkimizi inceliyor biraz." Fernando Bovaria için "Regression korkuyla ilgili bir film. Korkularımızla nasıl yüzleştiğimiz ve bazen bu korkuların nasıl en kötü kâbusumuza dönüştüğüyle ilgili. Bir suç hikâyesi gibi oluşturulmuş ama soruşturulan suça dair görünürde hiçbir delil bulunamamış. Dedektif türünde, birinin suç işlemesini kaosu tetikler. Soruşturmanın başarısıyla dedektif de yeniden düzen sağlar. Regression'da ana karakter Bruce kendini vakaya o kadar kaptırıyor ki, orada mahsur kalıyor. Gerçek avına çıkan adamın kendisi ava dönüşüyor."

Yönetmen :Alejandro Amenábar

Yapımcılar: Alejandro Amenábar, Fernando Bovaira,Christina Piovesan 

Türü:Gerilim

Oyuncular: Emma Watson, Ethan Hawke, David Thewlis, Devon Bostick, David Dencik

Yapım Yılı:2015

Vizyon Tarihi:09 Ekim 2015
*
Share/Save/Bookmark

21 Eylül 2015 Pazartesi

67. Emmy ödülleri sahiplerini buldu

 Komedi dalında:
  • En İyi Dizisi: Veep
  • En İyi Yönetmen: Jill Soloway (Transparent)
  • En İyi Senaryo: Simon Blackwell, Armando Lannucci ve Tony Roche (Veep)
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Allison Janney (Mom)
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Tony Hale (Veep)
  • En İyi Kadın Oyuncu: Julia Louis-Dreyfus (Veep)
  • En İyi Erkek Oyuncu: Jeffrey Tambor (Transparent)
  • En İyi Kadın Konuk Oyuncu: Joan Cusack (Shameless)
  • En İyi Erkek Konuk Oyuncu: Bradley Whitford (Transparent) 
Drama dalında:
  • En İyi Dizi: Game of Thrones
  • En İyi Kadın Oyuncu: Viola Davis (How To Get Away with Murder)
  • En İyi Erkek Oyuncu: Jon Hamm (Mad Men)
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Uzo Aduba (Orange Is The New Black)
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Peter Dinklage (Game Of Thrones)
  • En İyi Kadın Konuk Oyuncu: Margo Martindale (The Americans)
  • En İyi Erkek Konuk Oyuncu: Reg E. Cathey (House of Cards)
  • En İyi Yönetmen: David Nutter (Game of Thrones)
  • En İyi Senaryo: David Benioff ve D.B. Weiss (Game of Thrones)
TV Filmi veya Mini Dizi dalında:
  • En İyi Televizyon Filmi: Bessie
  • En İyi Kadın Oyuncu: Frances McDormand (Olive Kitteridge)
  • En İyi Erkek Oyuncu: Richard Jenkins (Olive Kitteridge)
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Regina King (American Crime)
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Bill Murray (Olive Kitteridge)
  • En İyi Yönetmen: Lisa Cholodenko (Olive Kitteridge)
  • En İyi Senaryo: Jane Anderson (Olive Kitteridge)
  • En İyi Mini Dizi: Olive Kitteridge
  • En İyi Talk Şov Serisi Yazarlığı: "The Daily Show With Jon Stewart"
  • En İyi Talk Şov: "The Daily Show With Jon Stewart"
  • En İyi Yarışma Programı: "The Voice"
*
Share/Save/Bookmark

19 Eylül 2015 Cumartesi

Altın Koza'lar sessiz sedasız dağıtıldı

Son dönemlerde artan terör olayları nedeniyle 22. Altın Koza Film Festivali'nde hiçbir özel etkinlik yapılmazken, açılış ve kapanış törenleri de iptal edilmişti.
Sonuçlar bugün sabah Adana Divan Oteli’nde düzenlenen sade bir basın toplantısıyla duyuruldu. 

Altın Koza'da ödül listesi şöyle: 

  • En İyi Film: Abluka
  • Yılmaz Güney Ödülü: Kar Korsanları
  • En İyi Yönetmen: Tolga Karaçelik (Sarmaşık)
  • En İyi Kadın Oyuncu: Nihal Koldaş (Ana Yurdu)
  • En İyi Erkek Oyuncu: Nadir Sarıbacak (Sarmaşık)
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Hülya Böceklioğlu (Yarım)
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Özgür Emre Yıldırım (Eksik)
  • Umut Veren Kadın Oyuncu: Ece Yüksel (Nefesim Kesilene Kadar)
  • Umut Veren Erkek Oyuncu: Berkay Ateş (Abluka)
  • Jüri Özel Ödülü: Ece Atay (Yarım)
  • En İyi Senaryo: Senem Tüzen (Ana Yurdu)
  • En İyi Görüntü Yönetimi: Vedat Özdemir (Ana Yurdu) ve Türksoy Gölebeyi (Kar Korsanları)
  • En İyi Sanat Yönetimi: İsmail Durmaz (Abluka)
  • En İyi Müzik: Demircan Demir (Kasap Havası)
  • SİYAD En İyi Film: Ana Yurdu
  • FİLMYÖN En İyi Yönetmen: Senem Tüzen (Ana Yurdu)
  • Halk Jürisi Ödülü: Abluka
*
Share/Save/Bookmark

18 Eylül 2015 Cuma

Kalanlar Ölenler İçin Şiir Yazarlar

Sivas Katliamı’nın tek yabancı kurbanı olan ve Madımak Oteli’ne kadar varan yolculuğunun hikayesi pek bilinmeyen Hollandalı Carina Cuanna’nın tuttuğu günlüklere bağlı kalınarak anlatılan ‘MADIMAK Carina’nın Günlüğü’  adlı uzun metraj film vizyon için gün sayıyor.  Carina Cuanna, 1993 yılında ‘Türk kadınının aile içi rolü ve çevre ile ilişkileri’ üzerine olan bitirme tezi için Hollanda’dan Türkiye’ye gelmiş ve 2 Temmuz’da Madımak Oteli’nde yanarak can vermişti.
Ulaş Bahadır’ın yazıp yönettiği, geçtiğimiz Ağustos ayında çekimlerine başlanan ‘MADIMAK Carina’nın Günlüğü’nün oyuncu kadrosunda şu isimler yer alıyor: Carina’nın Alman oyuncu Denise Ankel tarafından canlandırıldığı filmde, şair Metin Altıok rolünde Altan Erkekli, Behçet Aysan rolünde Mustafa Alabora, Hasret Gültekin rolünde ise Umut Kurt var. Dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’i ise Erdal Tosun canlandırıyor. Filmde ayrıca Füsun Demirel, Rıza Akın, Meray Ülgen, Bahar Selvi, Selin Yiğit, Ulaş Bahadır, Perihan Ünlücan, Özge Ertem Artvinli, Serkan Genç ve Koray Tarhan da rol alıyor.

MADIMAK CARİNA’NIN GÜNLÜĞÜ
Hikaye: Carina Cuanna, Hollanda vatandaşı, Antropoloji bölümü öğrencisi 22 yaşında genç bir kadındır. ‘’Türk Kadını’nın Toplumdaki Yeri’’ konulu bir tez hazırlamak üzere Haziran 1993'de Türkiye’ye gelir. Arkadaşı Maryze de Hollanda’da yaşayan Türk kadınları üzerine araştırma yapacak, beş ay sonra ellerindeki verileri karşılaştırarak tezi hazırlamış olacaklardı. Yabancılar şube Türkiye görevlisi Rahmi Bey ile tanışıp, konuyu anlatırlar. Ailesi ile görüşen Rahmi Bey Carina’yı Ankara’ya ailesinin yanına yönlendirir. Daha önce ailenin de Hollanda’da yaşaması sebebiyle hemen uyum sağlayarak güzel vakit geçirmeye başlarlar. Bir kaç gün sonra ailenin yeğenleri Yasemin ve Asuman kardeşlerle tanışır. O günlerde iki kardeş yaklaşık on gün sonra Sivas’ta yapılacak 4.Pir Sultan Abdal Etkinlikleri için hazırlık yapmaktadır. Carina, Yasemin ve Asuman’ın çalışmalarını merak ederek zamanının büyük bölümünü onlarla geçirir. Notlar alır insanlarla görüşmeler yapmaya başlar, her şey istediği gibi gitmektedir. Beklenen gün geldiğinde Carina arkadaşları ile birlikte Sivas’a gider. 1 Temmuz günü Sivas’a ulaşırlar, Carina fotoğraflar çeker, etkinliğe katılan insanlarla tanışır. Ertesi gün şehirde gergin bir hava oluşur. Bir grup kökten dinci Aziz Nesin’in etkinliğe katılmasını bahane ederek ayaklanma başlatır. Önce festival alanına, sonra valiliğe oradan da etkinlik için gelenlerin konakladığı Madımak Oteli’ne yürürler. Saatlerce süren gerilimin ardından  giderek artan kalabalık  oteli ateşe verir. Uzun süre devam eden  can pazarında ülkenin okuyanı, yazanı, gazetecisi, sanatçısı, aydınları ve tek suçu Türkiye’yi sevmek olan Hollanda’lı misafir Carina Cuanna yanarak yaşamını yitirir.

KÜNYE
Yazan-Yöneten: Ulaş BAHADIR
Oyuncular: Denise Ankel, Füsun Demirel, Rıza Akın, Umut Kurt, Erdal Tosun, Altan Erkekli,Mustafa Alabora, Meray Ülgen, Ulaş Bahadır, Bahar Selvi, Selin Yiğit Perihan Ünlücan, Özge Ertem Artvinli, Serkan Genç, Koray Tarhan...
Yapım: Gökkuşağı Film 
Dağıtım: Pinema
Vizyon Tarihi: 25 Eylül 2015    
    
YÖNETMEN GÖRÜŞÜ
MADIMAK Carina’nın Günlüğü, sosyal sorumluluk projesi olarak kaleme aldığım bir senaryodur.  Her yıl 2 Temmuz’da hepimizin katliam sonrasındaki sürecine şahitlik ettiğimiz, bitmek bilmeyen bir beklentinin ürünüdür. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizin geleceğini tayin edecek olan, aydınlarımızın, yazarlarımızın, sanatçılarımızın ülkeyi emanet etmekle övündüğümüz çocukların gözleri önünde saatlerce bir otele hapsedilmesine ve yakılarak öldürülmesine bir sitemdir. Dünyanın pek çok yerinde katliamlar, ölümler yaşandı. Ne yazık ki hala yaşanmakta, gel gelelim ki ‘’Madımak’’ katliamının Yahudi soykırımından sonra dünya üzerinde bir benzeri daha yoktur. Projenin senaristi ve yönetmeni olarak hedeflediğim en büyük şey insanların bu filmle vicdanlarını, duygularını, durduğu yeri tekrar sorgulamalarıdır. Bu yüzden filmi Carina Cuanna’nın gözünden anlatmayı daha doğru buldum. Çünkü Carina ülkemizde geçirdiği hayatının son 10 gününde bize dair çok net, çok güzel tespitlerde bulunmuş, kısa zaman içinde misafiri olduğu aileye bir evlat, tanıştığı akranlarına iyi bir dost olabilmiştir. Bu film aracılığı ile insanlara bir kez daha ‘’neden?’’ sorusunu sormak umudundayım.

Fragmanı izlemek ve indirmek için;
https://www.youtube.com/watch?v=mdR0C3cirS8

Filme ait sosyal medya hesapları;
www.sivas93.com
facebook.com/madimakfilm
twitter.com/MadimakFilm
instagram.com/MadimakFilm




*
Share/Save/Bookmark

1 Eylül 2015 Salı

Yurt dışına açılan(!) yeşilçam

1975 tarihli Ses dergisinde yer alan haberde ünlü yeşilçam oyuncularının yurtdışında tanınırlığını arttırmak için yapılan bir pazarlama stratejisi olarak belirtilmiş. 








*
Share/Save/Bookmark