- En İyi Film Ödülü: Toz Ruhu (Nesimi Yetik)
- Yılmaz Güney Ödülü: Neden Tarkovski Olamıyorum? (Murat Düzgünoğlu
- Adana İzleyici Ödülü: Yağmur: Kıyamet Çiçeği (Onur Aydın)
- En İyi Yönetmen Ödülü: Deniz Seviyesi (Nisan Dağ - Esra Saydam)
- En İyi Senaryo Ödülü: Balık (Derviş Zaim)
- En İyi Kadın Oyuncu Ödülü: Deniz Seviyesi (Damla Sönmez) - İçimdeki Balık (Deniz Özdoğan)
- En İyi Erkek Oyuncu Ödülü: Deniz Seviyesi (Ahmet Rıfat Şungar) - Toz Ruhu (Tansu Biçer)
- En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü: Deniz Seviyesi (John Wakayama Carey)
- En İyi Müzik Ödülü: Deniz Seviyesi (Kyle Woodworth)
- En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü: Toz Ruhu (Osman Özcan)
- En İyi Kurgu Ödülü: Deniz Seviyesi (Özcan Vardar Bilgin)
- En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü: Silsile (Esra Bezen Bilgin)
- En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü: Silsile (Serkan Keskin)
- Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü: Nergis Hanım (Begüm Akkaya)
- Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülü: Silsile (Aytaç Uşun)
- Film Yön En İyi Yönetmen Ödülü: Neden Tarkovski Olamıyorum? (Murat Düzgünoğlu)
- SİYAD En İyi Film Ödülü: Yağmur: Kır Çiçeği (Onur Aydın)
- Jüri Özel Ödülü: Nergis Hanım - Toz Ruhu - Yağmur: Kıyamet Çiçeği (Settar Tanrıöğen)
22 Eylül 2014 Pazartesi
21.Altın kozalar sahiplerini buldu
10 Eylül 2014 Çarşamba
Aşka Dair yakında sinemalarda
© 2014 BİR MİR YAPIM SUNUMU / BİR MİR YAPIM
DAĞITIMI
Gösterim
Tarihi: 26 Eylül 2014
Yönetmen Kat Coiro
Senaryo Christian Long, Justin Long ve Keir
O’Donnell
Oyuncular
Justin Long ve Evan Rachel Wood
Keir O’
Donnell, Peter Dinklage,
Busy
Philipps, Sam Rockwell, Vince Vaughn, Sienna Miller ve Brendan Fraser
SYNOPSIS
Genç yazar (Justin Long), güzel ve sıra dışı bir barista (Espresso
uzman-Evan Rachel Wood) olan genç kadının facebook profilini inceledikten sonra
kendisini kadının hayallerini süsleyen erkeğe dönüştürerek elde etmeye çalışır.
Genç kadın değişime maruz kalan kişiliğine aşık olduğunda ise iki seçeneği
vardır; ya rol yapmaya devam edecek ya da onu kaybetme riskini göze alacaktır…
YÖNETMEN KAT COIRO’YA
YÖNELTİLEN SORULAR
Projeye nasıl dahil oldunuz? Bize
Justin ile ilk görüşmelerinizi ve filmin zaman içinde nasıl geliştiğini anlatabilir misiniz?
Justin, Keir ve Christian’ın yapım
ortağı Jessica Neuman, yapımcı Holly Wiersma ile anlaşmışlar. Holly, ilk filmim
“Life Happens”’ı izledikten sonra
kendi hikayeleri için doğru bir seçim olacağımı düşünmüş. Haklıydı da. Filmin
adını duymak bile beni heyecanlandırmaya yetmişti çünkü Joni Mitchell’ın A Case Of You adlı parçası en sevdiğim şarkıdır. Senaryoyu
okuduğumda, senaryonun yalınlığı ve kilişelerden uzak olması beni etkiledi.
Çoğu romantik komedi başından sonu belli olan bir gidişata sahipken, A Case Of
You’da böyle bir şey söz konusu değil. Hikayenin içtenliğini hemen fark ettim.
Justin ile üzerinde en fazla durduğumuz konu bir yandan Sam’in bazı iç
çatışmalarını su yüzüne çıkartmak ve ticari başarıyı yakalayacak bir film yaparken
söz konusu bu içtenliği koruyabilmekti. Ayrıca yaz çekimlerini de (senaryonun
ilk halinde öyle yazılmıştı) kışa uyarlamamız (daha gerçekçi) gerekti, ki
sanıldığı gibi çok da uğraşmamızı gerektirmedi ve filme biraz gri, kış
atmosferi kattık.
Bize flört etmek ve sosyal medyanın
günümüzde bu konu üzerinde oynadığı rol ile ilgili düşüncelerinizi anlatır
mısnız?
Sosyal medyanın flört ilişkileri
alanında ki yarattığı değişim bence çok etkileyici. Klasik anlamda bildiğimiz
ilk buluşma gerilimi, ki söz konusu bu buluşma her iki taraf için de temel
bilgilerin öğrenilmesinden ibaretti, artık günümüzde yok. Romantizm potansiyeli
yüksek bir ilişkiye adım attığınızda artık karşı tarafın da sizin hakkınızda en
az sizin onun hakkında sahip olduğunuz kadar bilgiye sahip olduğunu
biliyorsunuz, ki genelde bu bilgi çok fazla. Filmde Sam’in Birdie’ye tüm
sohbetlerini ve buluşma yerlerini Birdie’nin profilinde yer alan bilgileri baz
alarak yapmış olduğunu itiraf ettiğnde Birdie’nin soğuk kanlı bir şekilde
başıyla onaylayıp, “Biliyorum” diye cevap verdiği an en sevdiğim sahnelerden
biri, çünkü Birdie’nin anlayışını ve zerafetini bir kez daha vurguluyor.
Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise Sam’in bunu çaktırmadan yapabildiğini
sanması, onun naifliği ve sadece kendisiyle ilgilenmekte oluşuyla ilgili çok
şey anlatıtor. Internete koyduğunuz herhangi birşeyin sizi takip eden herhangi
biri tarafından incelendiğini bilmeniz gerekiyor.
Bu film Evan Rachel Wood’u farklı bir
rolde görmek için bir fırsat. Bize onunla ve aynı zamanda Justin ve diğer
oyuncu kadrosuyla bu filmde çalışmanız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bence Evan sahip olduğu yaşının çok üstündeki derinliği ve
ağırbaşlılığı nedeniyle daha çok dönem dizi ve filmlerinde yer alıyor. Ancak,
aslında gençlere özgü bir mizah anlayışına, adeta bulaşıcı bir çoşkuya ve
seviyeli bir korkusuzluğa sahip, ki tüm bu saydıklarım fazlasıyla “Birdie”
özellikleri. Justin çok etkileyici olduğu için ve sıra dışı eğlenceli bir yana
sahip olduğu ve de zeki biri olduğu için, karşısında Sam’i adeta kendi
kopyasına dönüştürebilme gücüne sahip,bunu inanılır şekilde ve göz korkutarak
yapan güzel bir kadın bulabilmek çok önemliydi. Birdie dans ediyor, şarkı
söylüyor, esprili, gerçekten iyi biri ama ahmaklara tahammülü yok, romantik ama
insanı baydırmıyor, zeki ama kendini beğenmiş değil ve yeni şeyler denemekten
korkmayan biri. Kusurlarını dile getirmekten kokmuyor ve çekinmiyor. Birdie
rolüne hangi aktris uygun olur diye çok konuştuk ve ilk tercihimiz olan oyuncu
ile anlaşabildiğimiz için çok şanslıyız. Justin hiç enerjisi bitmeyen
aktörlerden biri. Uzun bir günün sonunda bile yaptığı şakalarla ekibi kırıp
geçiren biri, ki bu set için harika bir moral kaynağı. Ancak filmde beni en çok
etkileyen yanı duygularını somut ve tabii bir biçimde yansıtabilme yeteneği
oldu. Filmin sonunda, nihayet kendisi olabildiğinde, yapmacıksız
duygusallığı çok çekici ve seksi bir hal alıyor,ki bu romantik komedilerde pek
rastladığımız bir şey değildir. Sam için uzun bir çaba ve onu izlemek bazen
biraz sinir bozucu olabilir çünkü gerçekten de kendi kendinin en büyük düşmanı
ama bence derinliği ve role olan kişisel bağı izleyiciye büyük keyif verecek.
Geri kalan oyuncu kadrosuna gelince, her birinin rolüyle inanılmaz derecede
muhteşem bir şekilde bütünleştiği bu kadar mükemmel oyuncularla birlikte
çalıştığım için kendimi çok şanslı addediyorum.
İzleyicinin filmden ne alacağını umut
edyorsunuz?
Konu aşk olduğunda hepimiz kendimizin
en büyük düşmanıyız. Çılgınca etkilemeye çalışmakta olduğumuz kişinin de en az bizim
kadar gergin olduğunun farkına varabilsek, olduğumuz gibi olabilsek ve
sevilmeme korkusunu bir yana atıp biri bizi olduğumuz gibi sevmiyorsa zaten
değmeyeceğinin farkına varsak, tüm bu saydıklarımın farkına varsak romantizm
dünyası daha az gerilim barındırırdı. Ama herkes bunların farkında olsa, o
zaman çoğu filme konu olmazdı ve ben de işsiz kalırdım, o yüzden boşverin…
İzleyicinin güleceğini umut ediyorum.
CAST
HAKKINDA
JUSTIN LONG (Yardımcı Yazar/Yapımcı)
İlk film senaryosu
yazarlığı deneyimi olan “Aşka Dair-A
Case Of You”nun Tribeca Film Festivali’nde prömiyerinin yapılması Justin Long’u
çok heyecanlandırdığı kadar gururlandırmıştır.
Söz konusu etkinlik hayatında en çok sevdiği üç şeyi bir araya
getirmektedir: Filmler, New York şehri ve bedava patlamış mısır.
EVAN
RACHEL WOOD
Evan
Rachel Wood döneminin en yetenekli genç oyuncularından biridir. Son dönemde bir
HBO mini dizisi olan MILDRED PIERCE’ta canlandırdığı Veda Pierce rolüyle olumlu
eleştiriler almasının yanı sıra Emmy Ödülleri’nde mini dizi ve sinema filmi
kategorisinde “En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülüne aday gösterilmiştir.
Ayrıca Darren Aronofsky’in 2008 yılı
yapımı filmi THE WRESTLER’ da Mickey Rourke’nin boşanmış kızı Stephanie’yi
canlandırırken sergilediği güçlü performansıyla da olumlu eleştiriler almıştır.
Beş yaşından beri sürdürmekte olduğu oyunculuk kariyerinde dönüm noktası, 2003 yılında Catherine
Hardwicke’nin tartışma uyandıran bağımsız filmi, THIRTEEN olmuş ve hem Altın
Küre’de Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu hem de SAG Ödülleri’nde En İyi Kadın
Oyuncu adayı gösterilmiştir.
2010
yılında, Robert Redford’un, THE CONSPIRATOR filminde James McAvoy ve Robin
Wright ile baş rolleri paylaşmıştır. 2011 yılında bir MILDRED PIERCE uyarlaması
olan HBO mini dizisinde Kate Winslet ile başrolde oynamıştır. Büyük beğeni
toplayan HBO dizisi, True Blood’da ise Kraliçe Sophie-Ann Leclerq rolüyle
izleyicilerin karşısına çıkmıştır.
Son
dönemde ise Evan, George Clooney’in yönetmenliğini yaptığı ve başrolü oynadığı
THE IDES OF MARCH’ta Clooney ile başrolü paylaşmıştır. Sonrasında ise Evan,
2013 yılında vizyona giren THE NECESSARY
DEATH OF CHARLIE COUNTRYMAN filminde Shia LaBeouf ve Mads Mikeelsen ile başrolü
paylaşmıştır. 2014 yılında vizyona giren BAREFOOT fiminde de başrolde
oynamıştır.
KEIR O’DONNELL (Yardımcı Yazar/Yapımcı)
O'Donnell ;Sydney, Avustralya’da
doğmuş ve 10 yaşında Harvard, Massachusetts’e taşınmış, liseye burada
gitmiştir. Klasik sinema eğitimi aldığı konservatuardan mezun olduktan sonra,
Los Angeles’a yerleşmeden önce Keir, doğu sahilinde yer alan repertuar
tiyatrolarında pek çok oyun sergilemiştir.
Profesyonel film kariyeri meşhur
“Wedding Crashers-Davetsiz Çapkınlar” filminde Todd Cleary rolünü oynamaya hak
kazanmasıyla başlar. Kariyerine Vince Vaughn ve Jennifer Anniston’ın
başrollerini paylaştığı “The Break Up-Ayrılık” filminde ve Josh Duhamel ve
Kristen Bell’in başrollerde oynadığı “When In Rome” filminde yardımcı oyuncu
olarak devam eder. Kier ,sayısız bağımsız filmde eksantrik ve dinamik rollerde
oynamıştır. Bunların arasında; Zooey Deschanel ile rol aldığı “Flakes”, Tim
Robbins’in karşısında oynadığı “Noise”, Justin Long ile oynadığı “Taking
Chances”, Kristin Stewart ile oynadığı “The Runaways” ve Jesse Eisenberg ile
oynadığı “Free Samples” sayılabilir.
FİLM
YAPIMCILARI HAKKINDA
KAT COIRO (Yönetmen)
Rusya’da
ki Carnegie Mellon Üniversitesi ve Moscow Art Theater’dan mezun olduktan ve
American Film Institute’da kısa bir eğitimin ardından Kat, “Funny Or Die” için
pek çok kısa film ve komedi skeçleri yaptı.Kat ilk sinema filminin
yönetmenliğini (romantik komedi “Life
Happens) Ekim 2010’da yaptı. Life Happens 2011 yılında LA Film Festivali’nin
prömiyerinde yer aldı, Nisan 2012’de vizyona girdi ve günümüzde ise /itunes/netflix’te
talep görmeye devam etmektedir.
İtalya’da
2011 yılının Haziran ayında yönetmenliğini yaptığı ikinci sinema filmi olan
“While We Were Here” 2012 yılında Tribeca Film Festivali’nin yarışma
kategorisinde gösterime girdi, hemen satıldı ve 2013 yılında sinemalarda
vizyona girmeden önce de festival turunu tamamladı.
Kat
üçüncü sinema filmi olan başrollerini Justin Long, Evan Rachel Wood, Keir
O'Donell, Vince Vaughn, Sam Rockwell, Peter Dinklage ve Brendan
Fraser’ın paylaştığı “Aşka Dair-A Case Of You”yu 2012 yılının Şubat ayında
yönetti. Filmin prömiyeri 2013 yılında Tribeca Film Festivali’nde
gerçekleştirildi.
CHRISTIAN
LONG (Yardımcı Yazar/Yürütücü Yapımcı)
"Aşka Dair-A Case Of You" Christian'ın sinema filmi yazarlığına damgasını vurmuştur.
Şu anda kardeşiyle birlikte Bill Lawrence’nin eğitimi altında bir yandan Warner
Bros.’a bir TV plot yazarken, diğer yandan Will Ferguson’un romanı
“Happiness’ın” senaryo uyarlamasını gerçekleştirmektedir. Christian, Tribeca Film Festivali’nin
bir parçası olmaktan gurur ve heyecan duymaktadır.
HOLLY WIERSMA (Yapımcı)
Yapımcı HOLLY WIERSMA 1997
yılında BLADE, THE RAINMAKER ve AMISTAD gibi filmlerde Casting Yardımcısı
olarak başladığı kariyerini yürütteceği Los Angeles’a taşındı. Kısa bir süre
sonrasındaysa bağımsız film yapımına karşı güçlü bir tutku duymaya başladı ve
casting yerine yapıma odaklanmaya başladı ve günümüze kadar da bu alanda
çalışmaya devam etti. Wiersma 2003
yılında Variety dergisinin “İzlenilmesi Gereken 10 Yapımcı” listesinde ve 2004
yılında ise FADE IN dergisinin “Tanımanız Gereken 100 Kişi” nüshasında yer
aldı.
2003 yılında Wiersma WONDERLANDİn
yapımını gerçekleştirdi ve: HAPPY ENDINGS, DOWN IN THE VALLEY, THE QUIET ve THE
TENANTS adlı dört filmin yapımını tamamladı.
2007 yılında Wiersma ,
Emilio Estevez’in yazıp yönettiği, iki dalda Altın Küre adayı gösterilen
BOBBY’nin yapımı ile yine pek çok olumlu eleştiri almış olan ve pek çok dalda
ödüle aday gösterilmiş olan The Weinstein Company’nin,başrolünde Sienna Miller’ın
oynadığı FACTORY GIRL’ün yapımını gerçekleştirdi.
2009 yılında Wiersma, STONE
filmi için tekrar Edward Norton ile bir araya geldi. John Curran’ın yönettiği
ve başrollerinde Robert DeNiro ve Milla Jovovich’in de yer aldığı film,
mükemmel eleştiriler aldı ve New York Film Festivali’nde gösterildi. 2010 yılında, Wiersma ,bir Dito Montiel filmi
olan THE SON OF NO ONE’nin çekimleri için New York’a döndü. Başrollerini Channing
Tatum, Ray Liotta, Katie Holmes, Juliette Binoche ve Al Pacino’nun oynadığı
film için Variety dergisi “Başka hiç bir bağımsız yapımcı Holly Wiersma kadar
mükemmel bir oyuncu kadrosunu bir araya getiremez” diye yazdı. Film daha sonra
2011 yılında Sundance Film Festivali’nin Kapanış Filmi seçildi.
Bir sonraki projesi,
yardımcı yazarlığını ve yardımcı yapımcılığını yaptığı gibi yönetmenliğini de
yaptığı, başrollerde Ryan Phillippe, Oscar ödüllü Anna Paquin ve Luke Wilson’ın
paylaştığı SHREVEPORT’dur.
Wiersma, oldukça ses
getiren ve başrollerini Matthew McConaughey, Jennifer Garner ve Jared Leto’nun
paylaştığı “DALLAS BUYERS CLUB-SINIRSIZLAR kULÜBÜ’nün yapımını
gerçekleştirmiştir.
Edinmiş olduğu büyük
deneyimle Wiesma, bağımsız dünyada daha fazla sıradışı sesler arayışını
sürdürmektedir.
*
Aşka Dair yakında sinemalarda
4 Eylül 2014 Perşembe
Yüzyılın en iyi filmi "Susuz Yaz"
Bakan Ömer Çelik: "Toplamda, 360
binden fazla tekil oy kullanıldı ve Türk sineması tarihindeki en geniş
katılımlı çalışmalardan biri yapılmış oldu"
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, Türk
sinemasının 100. yılı dolayısıyla gerçekleştirilen "En İyi 100 Türk
Filmi" oylaması sonuçları açıklandı.
Buna göre; Metin Erksan'ın yönettiği ve Türkiye'ye
uluslararası ilk ödülü getiren "Susuz Yaz" ilk sırada yer aldı. Üç
kuşağın hala severek izlediği "Hababam Sınıfı" ikinci ve izleyicinin
belleğinde kalıcı izler bırakmayı başaran "Babam ve Oğlum" oylamada
üçüncü oldu. Sıralamada ilk 10’a giren "Eşkıya", "Canım
Kardeşim", "Selvi Boylum Al Yazmalım", "Züğürt Ağa",
"Yol", "Vizontele" ve "Bir Zamanlar Anadolu" da
unutulmaz Türk filmleri arasında yerini aldı.
Oylamanın, Türk sinemasının 100. yılı dolayısıyla Bakanlık koordinasyonunda gerçekleştirildiğini ifade eden Bakan Ömer Çelik, 100'den fazla üniversite ve sivil toplum kuruluşunca belirlenen 300 filmin ilk kez internet sitesi üzerinden halk oylamasına sunulduğunu belirtti.
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, "En İyi 100 Türk Filmi" oylamasının sonuçlarını değerlendirdi.
Bu 10 Filmi Bir Set Haline Getireceğiz ve Dünyanın Çeşitli Yerlerinde Mümkün Olan En Geniş Noktaya Kadar Ulaştırmaya Çalışacağız
“Türk sineması tarihindeki en geniş katılımlı çalışmalardan biri yapılmış oldu. En çok oy alan ilk 10 film arasında, birinci sırada 22 bin 582 oyla Susuz Yaz, ikinci sırada 19 binin üzerinde oyla Hababam Sınıfı, üçüncü sırada 12 binin üzerinde oyla Babam ve Oğlum, dördüncü sırada yine 2 binden fazla oyla benim de favorim olan Eşkıya var.
En beğenilen 10 filmin yapımcıları, telif hakları konusunda haklarını Bakanlığımıza devrederlerse bu 10 filmi yine bir set haline getireceğiz ve dünyanın çeşitli yerlerinde ve Türkiye'de mümkün olan en geniş noktaya kadar ulaştırmaya çalışacağız.
"Canım Kardeşim", "Selvi Boylum Al Yazmalım", "Züğürt Ağa", "Yol", "Vizontele" ve "Bir Zamanlar Anadolu'da" listede ilk 10'a giren filmler arasında. Nitelikli filmler oylamada yavaş ama istikrarlı şekilde yükseldi.”
Seyircimizin Zevkleri ve Tercihleri Uluslararası Standartlarda
“Sinemaseverlerin beğenisini kazanmış yapımlar yalnızca belli bir türe veya yıla ait olmaması, seyircinin çok geniş bir yelpazede Türk sinemasını izlediğini gösteriyor.
En büyük ilgi gören filmlerden "Yol" ve "Bir Zamanlar Anadolu'da" Cannes'da büyük başarılar elde eden yapıtlarımızdan. Sinema seyircisinin ilk 10 film arasındaki beğenisiyle Cannes Film Festivali'nde alınan ödüller arasındaki uyum da Türk sinema seyircisinin zevkleri ve tercihlerinin uluslararası standartlarda olduğunu gösteriyor.
Bakanlığımızın desteklediği "Babam ve Oğlum" filminin en iyi filmler arasına girmesi de sevindirici. Bu, teşvik politikamızı daha da güçlendirme konusunda bizi daha çok sorumluluk sahibi yapıyor. Bu sene itibarıyla bunun bilincinde olduğumuz için sinemaya olan desteği iki katına çıkardık. Son üç yılda 42 milyon civarında ortalama sinema seyircisine ulaşıyorduk, 2013 yılında bu 50 milyonu geçti. Burada sevindirici olan şu, bunun yüzde 58'i yerli film izleyicisi. Pek çok nitelikli film, aynı zamanda uluslararası yarışmalara da gidiyor. Ayrıca geçen yılın aynı dönemine göre, filmlerin izlenme oranları hem yabancı hem yerli filmde rekor kırıyor. Bizim için yine çok sevindirici. Son 5 yıldaki verilere göre yerli film izlenme oranı bakımından ülkemiz Avrupa'da birinci durumda. Bu da aslında sinema sektörümüzle sinemaseverler arasında ne kadar doğru bağlantılar kurulduğunu gösteriyor.”
Bakanlık Tarafından Hazırlatılan Türk
Filmi Setleri Dört Dilde, Dünyanın Her Yerinde
“Bakanlığımız tarafından hazırlatılan Türk filmleri setlerinden bu yıl Cannes Film Festivali'nde 180 ülkeden gelen katılımcılara toplamda 10 bin adet dağıtıldı. Bu setler İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince olarak dört dilde hazırlandı, böylece Türk sinemasını tanıtmak bakımından dünyanın her tarafına ulaşacak bir dil seçeneği sunduk.
En beğenilen 10 filmin yapımcıları, telif hakları konusunda haklarını Bakanlığımıza devrederlerse bu 10 filmi yine bir set haline getireceğiz ve geniş miktarda, dünyanın çeşitli yerlerinde ve Türkiye'de mümkün olan en geniş noktaya kadar ulaştırmaya çalışacağız.
Türk sinemasının 100. yılına yakışır bir yıl yaşanıyor. Türk sinemasıyla işbirliği yapmak üzere Latin Amerika'dan Çin'e kadar geniş bir yelpazede Bakanlığımıza başvuru yapıldı.
Sinema seyircisinin bu sene 50 milyonu aşmasını bekliyoruz, yerli film seyircisinin ise bunun yüzde 60-65'ine ulaşmasını bekliyoruz. Türk sineması, dünyanın da dikkatini çekerek yükselmeye devam ediyor.
Bu arada Ulusal Film Arşivi ve Sinema Müzesi binasının hazırlıklarının devam ediyor. Önem verdiğimiz bu projeyi yalnız sinema sanatıyla ilgili bir bellek olarak düşünmeyelim, bu ulusal tarihimizle ilgili önemli bir bellek olacak.”
Ve İlk 10
1. Susuz Yaz 22.582
2. Hababam Sınıfı 19.890
3. Babam ve Oğlum 12.926
4. Eşkıya 12.876
5. Canım Kardeşim 8.825
6. Selvi Boylum Al Yazmalım 7.684
7. Züğürt Ağa 6.478
8. Yol 5.234
9. Vizontele 4.925
10. Bir Zamanlar Anadolu'da 4.915
Yüzyılın en iyi filmi "Susuz Yaz"
29 Ağustos 2014 Cuma
Gerilimli bir kedi-fare oyunu
A MOST WANTED MAN
“Gerilimli bir kedi-fare
oyunu”
Yönetmen
Anton Corbijn
Yapımcılar
Andrea Calderwood
Simon Cornwell
Stephen Cornwell
Gail Egan
Türü
Gerilim
Oyuncular
Rachel McAdams
Robin Wright
Philip Seymour Hoffman
Willem Dafoe
Derya Alabora
Yapım Yılı / Süre
2014 / 121 dk.
İthalat / Dağıtım
Pinema
Vizyon Tarihi: Eylül 2014
KONU
Vahşice işkence
görmüş yarı Çeçen, yarı Rus bir göçmen Hamburg’un İslam topluluğuna girer ve
babasının haksız kazanılmış servetinde hak iddia eder. Alman ve ABD gizli
servisleri konuya yakın ilgi gösterir. Zaman ilerleyip risk yükseldikçe bu en
çok istenen adamın gerçek kimliğini ortaya çıkarma yarışı başlar. Ezilmiş bir
kurban mı, yoksa yok etme eğilimli bir radikal mi?
John le Carré’nin
romanından uyarlanan film, yürekleri durduran son sahnesine kadar gerilimle
ilerleyen modern bir aşk, rekabet ve politikanın müthiş hikayesini konu alıyor.
YÖNETMEN ANTON
CORBIJN:
Anton Corbijn,
Şubat 2014’ye yaşamını kaybeden Philip Seymour Hoffman için; “O, bir devdi. Philip’in
mirasına bakarken nereden başlamalı emin değilim zira kapsamı ve derinliği
muazzam. Ancak bu, onun seçimleri hakkında çok şey anlatıyor.
O, bildiğim en
iyi karakter oyuncusuydu. Oynadığı küçük rollere baktığınızda, o performanslarının
da onu çağdaşlarından ayırdığını görebilirsiniz. Güçlü yanı, rolün içine
girebilmesi ve kibirli olmayışındaydı. Aynı zamanda, sevdiği şeyden nefret de
ederdi. Bu da onun lanetiydi. Performansları yüzünden kendini yiyip bitirirdi.
Onun hakkını veren bir yazı yazma ihtimalim az ama çektiğimiz filmin hakkını
verdiğimi düşünüyorum. Filmde gerçekten muhteşemdi ve bütün ilgimizi hak
ediyordu. Onunla son derece gurur duyduğunu biliyorum. İki hafta önce karşılaştığımızda
tekrar birlikte çalışmaktan bahsetmiştik. Bu konuda şöyle demişti: “Umarım
bunu başka bir filmde tekrarlayabiliriz. Artık daha çok şey biliyoruz ve bence
birlikte iyi mücadele eder ve sarsılmaz oluruz. Bu çok heyecanlı.”
İlk karşılaşmamız,
2011’de New York’ta Vogue için onunla birlikte yaptığım çekimdi. Bitişik otel
odasında pantolonu düzeltilirken biz de filmden ve rolünden bahsettik. Elbette
iç çamaşırlarıyla oturuyordu ama dikkatinin bu durumdaki absürtlüğe kaymasına
hiç izin vermedi. İş hakkında ciddiydi. Yazık ki bu asla olmayacak. Filmin
sonunu izlemeyi daha da zorlaştıran da bu.
-Anton Corbijn
3 Şubat
2014’te yayınlandı.
PRODÜKSİYON
NOTLARI
Gerilimli,
heyecanlı bir casus hikayesi ve bir yalnızlık portresi olan A MOST WANTED MAN,
Hollandalı yapımcı Anton Corbijn’in (Kontrol, Centilmen) yönettiği
üçüncü film. John le Carré’nin 2008 tarihli aynı adlı romanından uyarlandı. A
MOST WANTED MAN’in yapımcı firması Potboiler Yapım, The Ink Factory ve
Amusement Park. “A MOST WANTED MAN’in ilginç yanlarından biri de muhalifi
olmaması” diye devam ediyor Cornwell (The Ink Factory’nin kurucusu ve sahibi).
“Doğru olanı yaptığına inanan birçok kişi var ve hepsinin sebebi farklı. Hepsi
tek bir merkezi amaç etrafında ters düşüyorlar ki o da, hepsinin farklı bir bakış
açısıyla ve farklı sebeplerle istediği en çok istenen adam.”
Corbijn’in
projeyi kendine özgü kılmasını sağlayan şeylerden biri de sonbahar çekiminde ısrar
etmesiydi. Böylece başrol oyuncusu, Akademi Ödülü® sahibi Philip Seymour
Hoffman’la çalışma imkanı buldu.
Corbijn şöyle
espri yapar: “Filmde sonbahar havası ve sonbahar yapraklarının rengi olsun
istedim. Philip yazın çalışmamak istiyordu. Ben de yapımcılara bunun için baskı
yapmasını istedim!”
Stephen
Cornwell “Roman ona ait ama film Anton’un olacak. Bu, onun desteklediği ve hoşuna
giden bir dönüşüm.” der.
Kadronun ve
ekibin çoğu için, Corbijn ve Philip Seymour Hoffman da dâhil olmak üzere, A
MOST WANTED MAN le Carré’nin romanlarına giriş niteliği taşıdı.
Hoffman “Bu,
genellikle daha gösterişli ve romantik tarzda anlatılan, devletler ve casus
örgütleri hakkında insancıl bir hikaye.” diyerek gözlemde bulunuyor. “Bunda
romantik bir şey yok. Kitap filmin içinde, ki bundan memnunum çünkü inanılmaz
bir kitap.”
Hamburg’daki
çekim
A MOST WANTED
MAN’in hikayesi aynı zamanda Hamburg’un da hikayesi. Hamburg zengin, tarihi bir
liman şehri. Avrupa’nın en zengin kodamanlarına uzun süre ev sahipliği yapmış.
En yıkık dökük bölgeleri şu anda nazik bir seçkinleştirme sürecinden geçiyor.
Burası yüzyıllarca göçmenleri ağırlamış. Özellikle de yakınındaki Türkiye ve
Kuzey Afrika’dan gelenleri. Ancak 11 Eylül teröristlerinin şeytani planlarını
istihbarat yetkililerinin gözlerinden uzak bir şekilde oluşturdukları yer olması,
ahlaki bir panik ve yabancılara karşı güvensizlik yaratmış.
YÖNETMEN VE
OYUNCULAR HAKKINDA
ANTON
CORBIJN – Yönetmen
Anton Corbijn
önceki iki uzun metrajlı filmin yönetmeni: Ian Curtis’in biyografik filmi Kontrol
ve Avrupalı bir tetikçi filmi olan, George Clooney’nin başrolünü oynadığı Centilmen.
Sonraki filmi, Life dergisi için James Dean’in fotoğraflarını çekmesi için
görevlendirilen fotoğrafçı Dennis Stock hakkındaki Hayat olacak. Kendisi
ayrıca oldukça başarılı bir fotoğrafçı, sahne tasarımcısı ve sanat ve klip yönetmeni.
Bir fotoğrafçı olarak 15 kitap yayınladı ve büyük müze sergileri düzenledi. En
çok Depeche Mode, U2 ve Tom Waits’le uzun sureli çalışmalarıyla tanınır. Miles
Davis, Gerhard Richter, Patti Smith, Kate Moss, Lucian Freud, Frank Sinatra,
Damien Hirst ve Captain Beefheart gibi kişilerle çalıştı.
PHILIP
SEYMOUR HOFFMAN – ‘Gunter Bachmann’
Philip Seymour
Hoffman en son Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak’ta görülmüştü. Yakın
zamandaki diğer filmlerinden bazıları Paul Thomas Anderson’ın The Master’ı,
Christopher Walken ve Catherine Keener’la Son Konser, George Clooney’nin
yönettiği Zirveye Giden Yol ve Brad Pitt’in oynadığı, Bennett Miller’ın
yönettiği Kazanma Sanatı.Hoffman ilk
uzun metraj yönetmenliğini, bir Cooper’s Town yapımı olan ve aynı adlı oyundan
uyarlanan Jack’in Kayık Gezintisi’yle yaptı. Diğer filmlerinden bazıları
New York Yanılsamaları, Şüphe, Vahşiler, Charlie Wilson’ın Savaşı ve Şeytan
Duymadan Önce. Hoffman’ın, Bennett Miller’ın yönettiği ve şirketi Cooper’s
Town Yapım’ın yapımcılığını üstlendiği Capote’deki performansı, ona
Akademi Ödülü® kazandırdı.Bir oyuncu
olarak tiyatro oyunları arasında Mike Nichols’ın yeniden canlandırdığı Satıcının
Ölümü, Peter Sellers’ın uyarlayıp yönettiği Othello’nun sınırlı bir
gösterimi, LAByrinth’in yapımcılığını üstlendiği Jack’in Kayık Gezintisi, Günden
Geceye, Martı, Vahşi Batı, Defying Gravity, Venedik Taciri (yönetmen yine
Peter Sellers), Alışveriş ve Sevişme ve The Author’s Voice. Yönettiği
tiyatro oyunlarından bazıları The Last Days of Judas Iscariot, Our Lady of
121st Street, Jesus Hopped the ‘A’ Train, In
Arabia We’d All Be Kings ve The Little Flower of East Orange’dir.
Hoffman yine LAByrinth’in yapımcılığını üstlendiği ve Bob Glaudini’nin yazdığı A
Family for All Occasions’ı yönetti. Ayrıca MCC Tiyatrosu’nda Rebecca
Gilman’ın The Glory of Living’ini yönetti. Ayrıca Chicago’daki Goodman
Tiyatrosu’nda Brett C. Leonard’ın The Long Red Road’unu da yönetti. Ardından
Vahşi Batı’yı yönetmek için Sydney Tiyatro Kumpanyası’na döndü. 2 Şubat
2014’te New York’taki evinde ölü bulunan Hoffman, Hollwood dünyasını ve
sevenlerini yasa boğdu.
RACHEL
MCADAMS – ‘Annabel Richter’
Rachel
McAdams, 2013’te gösterime giren üç filmde görüldü: Richard Curtis’in Zamanda
Aşk’ında Domnhall Gleeson ve Bill Nighy’yle birlikte, Terrence Malick’in Aşkın
İzleri’nde Ben Affleck, Olga Kurylenko ve Javier Bardem’le ve Brian de
Palma’nın yönettiği Öldüren Tutku’da Noomi Rapace’le birlikte.
2013’de
Bradley Cooper ve Emma Stone’la birlikte Cameron Crowe’un isimsiz filmine başladı.
Küçük Prens’te de James Franco ve Jeff Bridges’le seslendirme kadrosuna girdi.
2013’te ayrıca Wim Wenders’ın Her Şey Güzel Olacak’ında James Franco,
Charlotte Gainsbourg ve Robert Naylor’la birlikte çekimlere başladı.
JOHN LE
CARRÉ – Yazar (roman)
Usta hikayeci
John le Carré’nin 23 kitabı altmış yıldır dünyanın her yanında en çok satanlar
listelerine girdi. John le Carré, Hamburg’u ilk kez 60’ların başındaki Soğuk
Savaş döneminde, İngiliz hükümeti adına başkonsolos olarak atandığında tanıdı.
Yakın zaman önce de A Most Wanted Man’i araştırıp yazmak için oraya
döndü. Romanlarından bazıları filme uyarlandı. Bazıları Köstebek, Arka Bahçe
ve The Spy who Came In From The Cold’dur. 11
OYUNCU SEÇİMİ SÜRECİ
2006’da Capote
ile Akademi Ödülü® kazanan sevilen sinema ve tiyatro oyuncusu Philip Seymour
Hoffman, daha sonra Charlie Wilson’ın Savaşı, Şüphe ve The Master ile
üç kez daha aday gösterildi. Hamburg’daki küçük bir terör karşıtı örgütün zeki
lideri Gunther Bachmann’ı canlandırıyor. Örgüt, yumuşak yaklaşımı ve uzun
vadeye odaklanmasıyla Alman istihbarat toplulukları tarafından sevilmiyor.
Hoffman, neslinin en iyi oyuncularından biri. Ayrıca işine bağlılığıyla tanınıyor.
Bachman için büyük empati geliştirdiği Bovell’la çalıştı.
Hoffman “Bu
film birçok şey hakkında. Örneğin ülkelerin terörizmle nasıl başa çıktığı
gibi.” diyor. “Ama aynı zamanda hep aynı şeyi yapıp aynı sonucu alan bir adam
hakkında. Duramadığını hissediyorsunuz. Doğru olanı yapmaya çalıştığına inanıyor
ve bence öyle de yapıyor ama dünya, onun kötü adamlarla ilgilenme yöntemini
onaylamıyor.”
DERYA ALABORA
Filmin
Türkiye’de izleyicilere en büyük süprizi ise ünlü tiyatrocu Derya Alabora’nın
da projede yer alıyor olması. Almanya’da Die Fremde/Ayrılık filmine kendisini
öneren Harika Uygur’a gelen email ile başlayan serüven Alabora için projede yer
alması için adım olmuş.
YÖNETMEN ANTON
CORBİJN’LE ÇALIŞMAK
Corbijn’in
dinamik film yapım tarzı sette olumlu ve enerjik bir ortam yarattı. Egan şöyle
diyor: “Anton’da fotoğrafçılıktan geldiği için bir uyanıklık hâli var. Sürekli olarak
anı yakalayan ve hikayeyi en ekonomik şekilde anlatan görsel bir dil arıyor.”
Corbijn’in
olaylara hızlı yanıt verebilme yeteneği, Hamburg’da her gün pek çok farklı yere
gidilmesi gereken bir çekimde çok işe yaramış.
Egan şöyle
diyor: “40 günde çekmek için fazla uzun bir senaryoydu.”
Malte Grunert:
“Anton’un görsel dilinde çok pratik bir etkisi olan dolaysız bir tarz var. Bir
tren istasyonunda çekimdeydik ve tren bekliyorduk. Yarım saat sonra trenin
yandığını ve başka istasyona park ettiğini duyduk. Altı itfaiye arabasının
yangını söndürmesini ve bize yeni tren verilmesini beklerken başka şeyler
çektik.” Kadrosu yönetmenden oldukça iyi bahsediyor. Hoffman: “Anton muhteşem
ve güzel bir insan. Müthiş bir sanatçı duyarlılığı var. Her şeye benzersiz bir
şekilde bakar. Onun özel bir şey yapacağına güvenirsiniz. Ayrıca insanlara,
istediklerini yapmaları için izin verir. Ondan yardım istersem elinden geleni
yapar ama ayrıca yapmam gereken ne varsa yapmama da izin verir. Yolunuza
çıkmaz. Hatta bazen hiç söylemeden ipleri elinize verir. Kocaman bir kalbi var.
Sanat anlayışı keskin. İnsanlara güveni ise tam.” Corbijn oyuncularına özgürlük
ve yetki hissi vererek sürecin tam olarak bir parçası olmalarını sağladı.
McAdams: “O harika, nazik ve olumlu biri. Her sahnenin sonunda mutlaka olumlu
bir şey söyler ve oyuncunun egosunu okşar, ki bu bazen gereklidir. Çok nazik ve
yaratıcı bir ortam. Güzellik ve estetik anlayışı inanılmaz. Olayları doğru
şekilde görür. Hikayeyi zenginleştiren beklenmedik anları iyi yakalar.”
Corbijn, oyuncuların yorumu için her zaman imkan olduğunu söyleyerek
doğaçlamayı teşvik eder. Ancak sadece uygun olduğunda. Bunu şöyle açıklar: “Her
zaman sayfada yazanlara bağlı kalmam. Benden tecrübeli insanları daima dinlerim
ama haksızlarsa onları dinlemem.”
*
Gerilimli bir kedi-fare oyunu
24 Ağustos 2014 Pazar
23 Ağustos 2014 Cumartesi
Sinemanın nabzi Van'da atacak
“SİNEMANIN NABZI VAN'DA ATACAK...”
3. Uluslararası Van Gölü Film Festivali
23 - 29 Eylül 2014
Bajar Kültür Sanat Danışmanlığı'nın düzenleyeceği 3. Uluslararası Van Gölü Film Festivali / İnci Kefali Sinema Ödülleri bu yıl 23 - 29 Eylül 2014 tarihlerinde gerçekleştirilecek ve sinemanın nabzı yine Van'da atacak...
3 yıldır devam eden ve sürdürülebilir bir etkinlik olan Uluslararası Van Gölü Film Festivali her geçen yıl gelişerek ve yenilenerek yoluna devam etmekte, her yıl birçok sanatçıyı konuk etmekle beraber, halkın sanatçılarla buluşmasını, film gösterimlerine ve diğer etkinliklere katılmasını sağlamaktadır. Festival, sinemaya katkısı ve halkı sinemayla/sinemacıyla buluşturması yanında Van'ın ve Van Gölü'nün tanıtımına da vesile olmaktadır...
Gerçekleşebilmesi için birçok kuruluşun destek verdiği festival, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü başta olmak üzere Van'daki yerel yönetimlerin (Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van Sanayi ve Ticaret Odası, Van Vakfı ve Elite World Hotels, İntermedya Ajans diğer kurumlar) desteği ve çözüm ortaklıklarıyla birlikte düzenlenecektir. Sponsorluk görüşmeleri hâlâ devam eden 3. Uluslararası Van Gölü Film Festivali'nin Ana Sponsorluk, Sponsorluk, Basın Sponsorluğu, Ulaşım ve Konaklama sponsorluğu ve Destekçi anlamında sponsor adaylarıyla görüşmeler devam etmekte ve sponsorluklar kabul edilmektedir.
“VAN'DA, SİNEMANIN GÜCÜYLE TÜM SINIRLARA MEYDAN OKUMAK...”
3. yıl Festival Ana Konsepti, ''Göç ve Sınır: Mülteci Yaşamlar'' olarak belirlendi. Dünya'mızın, özellikle de yaşadığımız coğrafya olan Ortadoğu'nun, savaşların, kıyımların ve yerinden edilmelerin yüzyıllardır eksilmediği, bu yüzden hep kan ve gözyaşının olduğu, insanların canını kurtarmak için göçlerde ve sınırlarda acı içinde olduğunun farkında olarak ve farkındalık yaratmak için, Festivalimizin ilk yola çıkışından itibaren sosyal / sosyolojik konuları ele aldığı ve bu sene de “Sınırsız Bir Dünya İçin” şiarıyla Ana Konseptimizi ''Göç ve Sınır: Mülteci Yaşamlar'' olarak belirledik...
“FİLMLER İÇİN VAN GÖLÜ'NDE YÜZME YARIŞI...”
''İnci Kefali Sinema Ödülleri'' için Sinema Filmi ve Belgesel Film dalında başvurular, 20 Ağustos - 15 Eylül 2014 tarihleri arasında kabul edilecektir.
Başvurular www.vangolufilmfest.org sitesinden indirilen Başvuru Formu ile Yönetmelik'e göre yapılacaktır. Yönetmelik'e göre hazırlanan gerekli evraklar (hem elektronik ortamda hem çıktı olarak) ve film kayıtları festival film ofisimizin “Şerefiye Mah., Güneş Sok. (Tarlabaşı Sok)., No: 26, İpekyolu, Van” adresimize son başvuru tarihine kadar gönderilebilir.
Festivalimizin film yarışması olan ''İnci Kefali Sinema Ödülleri'', değerli Ön Jüri üyelerimiz tarafından finalistleri seçildikten sonra değerli Jüri Başkanlarımız ve Jüri Üyelerimiz tarafından Ödül hak sahipleri belirlenecek ve 28 Eylül 2014 gecesi düzenlenecek olan Ödül Törenimizde Ödüller sahiplerine takdim edilecektir.
“3. İNCİ KEFALİ SİNEMA ÖDÜLLERİ’’ kapsamında;
En İyi Sinema Filmi dalında,
En İyi Sinema Filmi,
En İyi Yönetmen,
En İyi Erkek Oyuncu,
En İyi Kadın Oyuncu,
En İyi Senaryo,
En İyi Görüntü Yönetmeni,
En İyi Sanat Yönetmeni,
En iyi Film Müziği ve
Jüri Özel Ödülü;
En İyi Belgesel Film dalında
En İyi Belgesel Film,
En İyi Belgesel Film Yönetmeni,
En İyi Belgesel Metni,
En İyi Belgesel Görüntü Yönetmeni,
En İyi Belgesel Kurgusu ödülü dallarında plâket verilmesi kararlaştırılmıştır.
*

3. Uluslararası Van Gölü Film Festivali
23 - 29 Eylül 2014
Bajar Kültür Sanat Danışmanlığı'nın düzenleyeceği 3. Uluslararası Van Gölü Film Festivali / İnci Kefali Sinema Ödülleri bu yıl 23 - 29 Eylül 2014 tarihlerinde gerçekleştirilecek ve sinemanın nabzı yine Van'da atacak...
3 yıldır devam eden ve sürdürülebilir bir etkinlik olan Uluslararası Van Gölü Film Festivali her geçen yıl gelişerek ve yenilenerek yoluna devam etmekte, her yıl birçok sanatçıyı konuk etmekle beraber, halkın sanatçılarla buluşmasını, film gösterimlerine ve diğer etkinliklere katılmasını sağlamaktadır. Festival, sinemaya katkısı ve halkı sinemayla/sinemacıyla buluşturması yanında Van'ın ve Van Gölü'nün tanıtımına da vesile olmaktadır...
Gerçekleşebilmesi için birçok kuruluşun destek verdiği festival, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü başta olmak üzere Van'daki yerel yönetimlerin (Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van Sanayi ve Ticaret Odası, Van Vakfı ve Elite World Hotels, İntermedya Ajans diğer kurumlar) desteği ve çözüm ortaklıklarıyla birlikte düzenlenecektir. Sponsorluk görüşmeleri hâlâ devam eden 3. Uluslararası Van Gölü Film Festivali'nin Ana Sponsorluk, Sponsorluk, Basın Sponsorluğu, Ulaşım ve Konaklama sponsorluğu ve Destekçi anlamında sponsor adaylarıyla görüşmeler devam etmekte ve sponsorluklar kabul edilmektedir.
“VAN'DA, SİNEMANIN GÜCÜYLE TÜM SINIRLARA MEYDAN OKUMAK...”
3. yıl Festival Ana Konsepti, ''Göç ve Sınır: Mülteci Yaşamlar'' olarak belirlendi. Dünya'mızın, özellikle de yaşadığımız coğrafya olan Ortadoğu'nun, savaşların, kıyımların ve yerinden edilmelerin yüzyıllardır eksilmediği, bu yüzden hep kan ve gözyaşının olduğu, insanların canını kurtarmak için göçlerde ve sınırlarda acı içinde olduğunun farkında olarak ve farkındalık yaratmak için, Festivalimizin ilk yola çıkışından itibaren sosyal / sosyolojik konuları ele aldığı ve bu sene de “Sınırsız Bir Dünya İçin” şiarıyla Ana Konseptimizi ''Göç ve Sınır: Mülteci Yaşamlar'' olarak belirledik...
“FİLMLER İÇİN VAN GÖLÜ'NDE YÜZME YARIŞI...”
''İnci Kefali Sinema Ödülleri'' için Sinema Filmi ve Belgesel Film dalında başvurular, 20 Ağustos - 15 Eylül 2014 tarihleri arasında kabul edilecektir.
Başvurular www.vangolufilmfest.org sitesinden indirilen Başvuru Formu ile Yönetmelik'e göre yapılacaktır. Yönetmelik'e göre hazırlanan gerekli evraklar (hem elektronik ortamda hem çıktı olarak) ve film kayıtları festival film ofisimizin “Şerefiye Mah., Güneş Sok. (Tarlabaşı Sok)., No: 26, İpekyolu, Van” adresimize son başvuru tarihine kadar gönderilebilir.
Festivalimizin film yarışması olan ''İnci Kefali Sinema Ödülleri'', değerli Ön Jüri üyelerimiz tarafından finalistleri seçildikten sonra değerli Jüri Başkanlarımız ve Jüri Üyelerimiz tarafından Ödül hak sahipleri belirlenecek ve 28 Eylül 2014 gecesi düzenlenecek olan Ödül Törenimizde Ödüller sahiplerine takdim edilecektir.
“3. İNCİ KEFALİ SİNEMA ÖDÜLLERİ’’ kapsamında;
En İyi Sinema Filmi dalında,
En İyi Sinema Filmi,
En İyi Yönetmen,
En İyi Erkek Oyuncu,
En İyi Kadın Oyuncu,
En İyi Senaryo,
En İyi Görüntü Yönetmeni,
En İyi Sanat Yönetmeni,
En iyi Film Müziği ve
Jüri Özel Ödülü;
En İyi Belgesel Film dalında
En İyi Belgesel Film,
En İyi Belgesel Film Yönetmeni,
En İyi Belgesel Metni,
En İyi Belgesel Görüntü Yönetmeni,
En İyi Belgesel Kurgusu ödülü dallarında plâket verilmesi kararlaştırılmıştır.
*
Sinemanın nabzi Van'da atacak
22 Ağustos 2014 Cuma
Blind/Körlük Başka Sinema'da
Yönetmen: Eskil Vogt
Oyuncular: Ellen Dorrit Petersen,
Henrik Rafaelsen, Vera Vitali, Marius Kolbenstvedt
Senaryo: Eskil Vogt
Görüntü Yönetmeni: Thimios Bakatakis
Kurgu: Jens Christian Fodstad
Müzik: Henk Hofstede
Yapımcı: Hans-Jorgen Osnes, Sigve Endresen
Yapım Yılı: 2014
Ülke: Norveç
Dil: Norveççe, İngilizce
Süre: 96 dakika
Dağıtım: M3 Film
İthalat: Kurmaca Film
Vizyon Tarihi: 5 Eylül 2014
Joachim
Trier’in Reprise / Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos gibi
birçok ödüllü filminin senaryosunda imzası bulunan Norveçli yönetmen Eskil
Vogt’un ilk uzun metrajlı filmi Körlük, görme
duyusunu kaybedince eve kapanan bir kadın yazarın aklını da kaybetmemek için
gerçekliğe sıkı sıkı sarılma mücadelesini işleyen, gerilimli olduğu kadar mizah
unsurlarını da kullanan bir dram. Görüntü yönetmenliğini Dogtooth / Köpekdişi’nin de kameramanlığını üstlenen
Thimios Bakatakis’in yaptığı ve yalnızca görme değil yazma ve yalnızlık üzerine
de bir film olan Körlük, gerçeküstü atmosferi,
seyrek diyalogları ve sürprizli mizahıyla son derece özgün. “Filmde körlük
nasıl gösterilir? En bariz yöntem ekranı karartmak, izleyiciyi sesle
yönlendirmek olacaktır. (…) Bense çokça, bir ayrıntıyı soyutlama ya da bir
görüntüyü daha fazla tutma yoluyla görsel beslemeyi kısıtladım. Filmin biçimi
ve biçeminin kilidi bu oldu. Ve körlük, çelişkili de olsa, çok sinemasal
aslında; sinemanın en temel yanlarını içeriyor: görmek, görülmek, aydınlık,
karanlık…” –Eskil Vogt
Blind/Körlük Başka Sinema'da
21 Ağustos 2014 Perşembe
GÜNAH ŞEHRİ: UĞRUNA ÖLDÜRÜLECEK KADIN
Yönetmenler: Robert Rodriguez, Frank Miller
Oyuncular: Jessica Alba, Josh Brolin, Rosario Dawson, Joseph Gordon-Levitt, Eva Green, Mickey Rourke,
Bruce Willis
Powers Boothe, Dennis Haysbert, Ray Liotta, Christopher Meloni, Jeremy Piven, Christopher Lloyd,
Jaime King, Juno Temple, Stacy Keach, Martin Csokas, Jamie Chung, Julia Garner, Lady Gaga
Yapım: ABD, 2014
Tür: Aksiyon, Macera
Süre: 102 dakika
Dağıtım: Pinema
İthalat: Mars Cinema Group
olun!
Frank Miller'ın ödüllü grafik romanından uyarlanarak görsel dünyasıyla çığır açan ilk filmin merakla
beklenen devamında, şehrin kanı kaynayan sakinleri aksiyon ve entrika dolu maceralarıyla bir kez daha
karşımızda. Üstelik bu sefer büyüleyici bir 3D deneyimi ile birlikte.
İlk filmin yıldız kadrosunda bulunan Jessica Alba, Mickey Rourke, Rosario Dawson ve Bruce Willis’e bu
sefer, Josh Brolin, Joseph Gordon-Levitt ve Eva Green de katılıyor.
“Günah Şehri: Uğruna Öldürülecek Kadın” 22 Ağustos’ta sinemalarda!
Ortak yönetmenler Frank Milller ve Robert Rodriguez, Miller’ın çarpıcı görsel dünyasıyla tarihe geçmiş
ödüllü grafik roman serisi “Günah Şehri”ni perdeye taşımak üzere yeniden bir araya geliyor.
Adaletin kesinlikle kol gezmediği bu karanlık şehirde, acımasız katiller kendilerinden ümitsizce intikam
almak isteyenlerin tepesine binmek üzeredir. Hepsinin yolu, Günah Şehri’nin ünlü kulubü Kadie’s Club
Pecos’da kesişir.

Filmin açılışında, Marv (Mickey Rourke) kendini tam bir karmaşanın içinde bulur ancak buraya nasıl
geldiğini hatırlamaya çalışmaktadır.
Öbür yanda, kendine fazla güvenen genç kumarbaz Johnny (Joseph Gordon-Levitt) şansını şehrin en azılı
kötü adamı olan Senatör Roark’ın (Powers Boothe) oyun masasında denemektedir.
Roark, aynı zamanda Nancy’nin de (Jessica Alba) baş düşmanıdır. John Hartigan’ın (Bruce Willis) kendini
öldürmesinden sonra keder ve öfkeden deliren Nancy, intikamını almak için her yolu deneyecektir.
Merkezdeki hikaye olan “Uğruna Öldürülecek Kadın”da ise Dwight (Josh Brolin) hayallerinin ve
kabuslarının kadını olan Ava (Eva Green) ile son bir hesaplaşma içine girmiştir.
Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgi bütün karakterleri birbirine bağlayacak, Günah Şehri’nin sokakları bir
kez daha entrika ve aksiyon dolu karanlık bir maceraya ev sahipliği yapacaktır.
*
GÜNAH ŞEHRİ: UĞRUNA ÖLDÜRÜLECEK KADIN
14 Ağustos 2014 Perşembe
Robin Williams ve Goril Koko
Birkaç gün önce bütün dünyayı sarsacak bir haberle çalkalandı sanat dünyası. Herkesin tanıdığı Robin Williams 63 yaşında kendi evinde intihar etmişti. Uzun yıllardır alkol ve uyuşturucu kullandığı ve sayısız rehabilitasyona girdiği biliniyordu ama belki de kimse bu sonu beklemiyordu. Her komik insanın hayatı çok sevdiği iddia edilir ve bunun uzantısı olarak çok klişe bir laf vardır hani başkasını eğlendiren ama kendi gülemeyen palyaço diye,lafın gönderme yaptığı bu durum sanki çok olağan dışı bir şeymiş gibi duygu yaratmaya çalışır. Vah vah herkesi güldürüyor ama kendi gülemiyor zavallı palyaço. Tamamen deli saçması bir klişe. Her insan gibi mizah yönü güçlü,insanları güldürmeyi seven kişiler de pek ala dertli,kederli olabilirdi.Hatta komikliklerinin aslında kederlerini bastırmak için bir nevi içgüdüsel hareket de olduğu psikolojik çalışmalarla ortaya konmuştur. Şimdi burada uzun uzun Robin Williams sanat hayatı ile ilgili atıp tutmayacağım. Günlerdir her yerde filmleri hayatı anlatılıyor. Gerçekten çok iyi bir oyuncuydu ve gidişi büyük bir kayıptı ama beni esas üzen ölümünün arkasındaki sorulardı. 63 yaşında bir insanın intihar ediş biçimi. Oldum olası intihar hikayeleri beni etkilemiştir. Bir insanın en önemli varlığı yaşamını kendi elleriyle yok etmesini hiçbir felsefe yapısı açıklayamamış bugüne kadar. Oysaki yaşam kadar eskiydi bu durum. Varoluşsal kaygı içindeki insan doğasının tükeniş hali miydi acaba? Peki para, pul, şan, şöhret herşeyi olduğunu düşündüğümüz Robin Williams'ı ölüme götüren nedenler nelerdi de hem bileklerini kesip hem de kendi kemeriyle yaşamını sonlandırdı. O kadar çok istiyormuş demek ki ölmeyi, kurtulma ihtimalini sıfıra düşürmek için sanki kendini garantiye almış.. Bunlar çok küçük ama sormaya başlayınca girdap gibi içine çeken sorular. Neden bu kadar çok bu hayattan kurtulmak istiyor ve 63 yıldır bunu iyi kötü sürdürmüşken.
Mesela ünlülerin intihar hikayelerinden bir başka beni yaralayan ölüm Kurt Cobain'in intiharıdır. Yaş olarak yaşandığı zamanı hatırlamıyorum ama sonrasında yaptığım okumalarda psikologların Cobain'in intihar mektubundaki çözümlemeleri beni yine hayrete düşürmüştü. Mektupta yazılanlar o kadar çok bastırılarak yazılmış ki ölüm arefesindeki birinin kendini bu kadar anlatmaya çabalaması yani ne kadar Kurt Cobain de olsanız milyonlar sizin bir tek kelimenizi duymak için çabaladığı bir dünyada anlaşılamamak demekki Cobain'in ölüme götüren nedenlerin başında geliyormuş.
Yine bir başka unutamadığım intihar ise İtalyan Komedisinin ve Toto'nun yaratıcısı Mario Monicelli'nin 95 yaşında intiharı seçmiş olması .ve işin diğer bir garip yanı da 1946 senesinde tiyatro eleştirmeni - gazeteci babası Tomaso Monicelli'nin de kendi ölümünü kendi seçmesi. Hala büyük bir tabudur insanın kendi ölümünü belirlemesi. Dünyanın hemen hemen her yerinde ötenazi hala yasak olması en gelişmiş kabul edilen Batı toplumunda bile bu tabunun üstüne gidilmediğinin bir göstergesi. İnsan kendi yaşamı ile karar alabiliyorken ölümü ile ilgili niye karar alamıyordu? Monicelli'nin durumunda da bu geçerliydi. 95 yaşında zaten ecel dediğimiz şey bir kaç sene içerisinde tecelli edecekken bu duyduğu acıya, kedere dur demek herkesin hakkı olmalıydı. Bu bağlamda Akademi'nin Robin Williams'ın intiharından sonra "Aladdin"animasyon filmindeki rolünden hareketle "Özgürsün cin" yazması toplumun çoğu kesiminden büyük tepki topladı ve intiharı özendirdiği iddia edildi. Oysaki Williams'in bu eylemi başlı başına bir özgürlük eylemi değil de neydi?
*

Mesela ünlülerin intihar hikayelerinden bir başka beni yaralayan ölüm Kurt Cobain'in intiharıdır. Yaş olarak yaşandığı zamanı hatırlamıyorum ama sonrasında yaptığım okumalarda psikologların Cobain'in intihar mektubundaki çözümlemeleri beni yine hayrete düşürmüştü. Mektupta yazılanlar o kadar çok bastırılarak yazılmış ki ölüm arefesindeki birinin kendini bu kadar anlatmaya çabalaması yani ne kadar Kurt Cobain de olsanız milyonlar sizin bir tek kelimenizi duymak için çabaladığı bir dünyada anlaşılamamak demekki Cobain'in ölüme götüren nedenlerin başında geliyormuş.
Yine bir başka unutamadığım intihar ise İtalyan Komedisinin ve Toto'nun yaratıcısı Mario Monicelli'nin 95 yaşında intiharı seçmiş olması .ve işin diğer bir garip yanı da 1946 senesinde tiyatro eleştirmeni - gazeteci babası Tomaso Monicelli'nin de kendi ölümünü kendi seçmesi. Hala büyük bir tabudur insanın kendi ölümünü belirlemesi. Dünyanın hemen hemen her yerinde ötenazi hala yasak olması en gelişmiş kabul edilen Batı toplumunda bile bu tabunun üstüne gidilmediğinin bir göstergesi. İnsan kendi yaşamı ile karar alabiliyorken ölümü ile ilgili niye karar alamıyordu? Monicelli'nin durumunda da bu geçerliydi. 95 yaşında zaten ecel dediğimiz şey bir kaç sene içerisinde tecelli edecekken bu duyduğu acıya, kedere dur demek herkesin hakkı olmalıydı. Bu bağlamda Akademi'nin Robin Williams'ın intiharından sonra "Aladdin"animasyon filmindeki rolünden hareketle "Özgürsün cin" yazması toplumun çoğu kesiminden büyük tepki topladı ve intiharı özendirdiği iddia edildi. Oysaki Williams'in bu eylemi başlı başına bir özgürlük eylemi değil de neydi?
Robin Williams'ın ölümü ile ilgili son paylaşmak istediğimve başlığıma konu olan Goril Koko'nun yası. Yıllar öncesinde Williams'ın ziyareti ile başlayan bu dostluğun sonucunda dünyanın en akıllı gorili kabul edilen işaret dili ile yaklaşık 2000 kelime konuşabilen Koko, vakıf yetkililerin verdiği bilgiye göre ölüm haberi aldıktan sonra ağladığı ve yas tuttuğunu söylüyorlar.İnsanın içini oldukça acıtıyor değil mi?
Vakfın bahsettiğim haber linki de burda http://www.koko.org/koko-tribute-robin-williams
*
Robin Williams ve Goril Koko
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.jpg)











