22 Eylül 2014 Pazartesi

21.Altın kozalar sahiplerini buldu


  • En İyi Film Ödülü: Toz Ruhu (Nesimi Yetik)
  • Yılmaz Güney Ödülü: Neden Tarkovski Olamıyorum? (Murat Düzgünoğlu
  • Adana İzleyici Ödülü: Yağmur: Kıyamet Çiçeği (Onur Aydın)
  • En İyi Yönetmen Ödülü: Deniz Seviyesi (Nisan Dağ - Esra Saydam)
  • En İyi Senaryo Ödülü: Balık (Derviş Zaim)
  • En İyi Kadın Oyuncu Ödülü: Deniz Seviyesi (Damla Sönmez) - İçimdeki  Balık (Deniz Özdoğan)
  • En İyi Erkek Oyuncu Ödülü: Deniz Seviyesi (Ahmet Rıfat Şungar) - Toz Ruhu (Tansu Biçer)
  • En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü: Deniz Seviyesi (John Wakayama Carey)
  • En İyi Müzik Ödülü: Deniz Seviyesi (Kyle Woodworth)
  • En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü: Toz Ruhu (Osman Özcan)
  • En İyi Kurgu Ödülü: Deniz Seviyesi (Özcan Vardar Bilgin)
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü: Silsile (Esra Bezen Bilgin)
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü: Silsile (Serkan Keskin)
  • Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü: Nergis Hanım (Begüm Akkaya)
  • Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülü: Silsile (Aytaç Uşun)
  • Film Yön En İyi Yönetmen Ödülü: Neden Tarkovski Olamıyorum? (Murat Düzgünoğlu)
  • SİYAD En İyi Film Ödülü: Yağmur: Kır Çiçeği (Onur Aydın)
  • Jüri Özel Ödülü: Nergis Hanım - Toz Ruhu - Yağmur: Kıyamet Çiçeği (Settar Tanrıöğen)
*
Share/Save/Bookmark

10 Eylül 2014 Çarşamba

Aşka Dair yakında sinemalarda

© 2014 BİR MİR YAPIM SUNUMU / BİR MİR YAPIM DAĞITIMI
Gösterim Tarihi: 26 Eylül 2014

Yönetmen Kat Coiro

Senaryo Christian Long, Justin Long ve Keir O’Donnell

Oyuncular Justin Long ve Evan Rachel Wood

Keir O’ Donnell, Peter Dinklage,

Busy Philipps, Sam Rockwell, Vince Vaughn, Sienna Miller ve Brendan Fraser


SYNOPSIS


Genç yazar (Justin Long), güzel ve sıra dışı bir barista (Espresso uzman-Evan Rachel Wood) olan genç kadının facebook profilini inceledikten sonra kendisini kadının hayallerini süsleyen erkeğe dönüştürerek elde etmeye çalışır. Genç kadın değişime maruz kalan kişiliğine aşık olduğunda ise iki seçeneği vardır; ya rol yapmaya devam edecek ya da onu kaybetme riskini göze alacaktır…


YÖNETMEN KAT COIRO’YA YÖNELTİLEN SORULAR

Projeye nasıl dahil oldunuz? Bize Justin ile ilk görüşmelerinizi ve filmin zaman içinde nasıl geliştiğini  anlatabilir misiniz?

Justin, Keir ve Christian’ın yapım ortağı Jessica Neuman, yapımcı Holly Wiersma ile anlaşmışlar. Holly, ilk filmim “Life Happens”’ı izledikten sonra kendi hikayeleri için doğru bir seçim olacağımı düşünmüş. Haklıydı da. Filmin adını duymak bile beni heyecanlandırmaya yetmişti çünkü  Joni Mitchell’ın A Case Of You adlı parçası en sevdiğim şarkıdır. Senaryoyu okuduğumda, senaryonun yalınlığı ve kilişelerden uzak olması beni etkiledi. Çoğu romantik komedi başından sonu belli olan bir gidişata sahipken, A Case Of You’da böyle bir şey söz konusu değil. Hikayenin içtenliğini hemen fark ettim. Justin ile üzerinde en fazla durduğumuz konu bir yandan Sam’in bazı iç çatışmalarını su yüzüne çıkartmak ve ticari başarıyı yakalayacak bir film yaparken söz konusu bu içtenliği koruyabilmekti. Ayrıca yaz çekimlerini de (senaryonun ilk halinde öyle yazılmıştı) kışa uyarlamamız (daha gerçekçi) gerekti, ki sanıldığı gibi çok da uğraşmamızı gerektirmedi ve filme biraz gri, kış atmosferi kattık.

Bize flört etmek ve sosyal medyanın günümüzde bu konu üzerinde oynadığı rol ile ilgili düşüncelerinizi anlatır mısnız?

Sosyal medyanın flört ilişkileri alanında ki yarattığı değişim bence çok etkileyici. Klasik anlamda bildiğimiz ilk buluşma gerilimi, ki söz konusu bu buluşma her iki taraf için de temel bilgilerin öğrenilmesinden ibaretti, artık günümüzde yok. Romantizm potansiyeli yüksek bir ilişkiye adım attığınızda artık karşı tarafın da sizin hakkınızda en az sizin onun hakkında sahip olduğunuz kadar bilgiye sahip olduğunu biliyorsunuz, ki genelde bu bilgi çok fazla. Filmde Sam’in Birdie’ye tüm sohbetlerini ve buluşma yerlerini Birdie’nin profilinde yer alan bilgileri baz alarak yapmış olduğunu itiraf ettiğnde Birdie’nin soğuk kanlı bir şekilde başıyla onaylayıp, “Biliyorum” diye cevap verdiği an en sevdiğim sahnelerden biri, çünkü Birdie’nin anlayışını ve zerafetini bir kez daha vurguluyor. Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise Sam’in bunu çaktırmadan yapabildiğini sanması, onun naifliği ve sadece kendisiyle ilgilenmekte oluşuyla ilgili çok şey anlatıtor. Internete koyduğunuz herhangi birşeyin sizi takip eden herhangi biri tarafından incelendiğini bilmeniz gerekiyor.


Bu film Evan Rachel Wood’u farklı bir rolde görmek için bir fırsat. Bize onunla ve aynı zamanda Justin ve diğer oyuncu kadrosuyla bu filmde çalışmanız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bence Evan sahip olduğu yaşının çok üstündeki derinliği ve ağırbaşlılığı nedeniyle daha çok dönem dizi ve filmlerinde yer alıyor. Ancak, aslında gençlere özgü bir mizah anlayışına, adeta bulaşıcı bir çoşkuya ve seviyeli bir korkusuzluğa sahip, ki tüm bu saydıklarım fazlasıyla “Birdie” özellikleri. Justin çok etkileyici olduğu için ve sıra dışı eğlenceli bir yana sahip olduğu ve de zeki biri olduğu için, karşısında Sam’i adeta kendi kopyasına dönüştürebilme gücüne sahip,bunu inanılır şekilde ve göz korkutarak yapan güzel bir kadın bulabilmek çok önemliydi. Birdie dans ediyor, şarkı söylüyor, esprili, gerçekten iyi biri ama ahmaklara tahammülü yok, romantik ama insanı baydırmıyor, zeki ama kendini beğenmiş değil ve yeni şeyler denemekten korkmayan biri. Kusurlarını dile getirmekten kokmuyor ve çekinmiyor. Birdie rolüne hangi aktris uygun olur diye çok konuştuk ve ilk tercihimiz olan oyuncu ile anlaşabildiğimiz için çok şanslıyız. Justin hiç enerjisi bitmeyen aktörlerden biri. Uzun bir günün sonunda bile yaptığı şakalarla ekibi kırıp geçiren biri, ki bu set için harika bir moral kaynağı. Ancak filmde beni en çok etkileyen yanı duygularını somut ve tabii bir biçimde yansıtabilme yeteneği oldu. Filmin sonunda, nihayet  kendisi olabildiğinde, yapmacıksız duygusallığı çok çekici ve seksi bir hal alıyor,ki bu romantik komedilerde pek rastladığımız bir şey değildir. Sam için uzun bir çaba ve onu izlemek bazen biraz sinir bozucu olabilir çünkü gerçekten de kendi kendinin en büyük düşmanı ama bence derinliği ve role olan kişisel bağı izleyiciye büyük keyif verecek. Geri kalan oyuncu kadrosuna gelince, her birinin rolüyle inanılmaz derecede muhteşem bir şekilde bütünleştiği bu kadar mükemmel oyuncularla birlikte çalıştığım için kendimi çok şanslı addediyorum. 


İzleyicinin filmden ne alacağını umut edyorsunuz? 

Konu aşk olduğunda hepimiz kendimizin en büyük düşmanıyız. Çılgınca etkilemeye çalışmakta olduğumuz kişinin de en az bizim kadar gergin olduğunun farkına varabilsek, olduğumuz gibi olabilsek ve sevilmeme korkusunu bir yana atıp biri bizi olduğumuz gibi sevmiyorsa zaten değmeyeceğinin farkına varsak, tüm bu saydıklarımın farkına varsak romantizm dünyası daha az gerilim barındırırdı. Ama herkes bunların farkında olsa, o zaman çoğu filme konu olmazdı ve ben de işsiz kalırdım, o yüzden boşverin… İzleyicinin güleceğini umut ediyorum.
 

CAST HAKKINDA
JUSTIN LONG (Yardımcı Yazar/Yapımcı)
İlk film senaryosu yazarlığı deneyimi olan  “Aşka Dair-A Case Of You”nun Tribeca Film Festivali’nde prömiyerinin yapılması Justin Long’u çok heyecanlandırdığı kadar gururlandırmıştır.  Söz konusu etkinlik hayatında en çok sevdiği üç şeyi bir araya getirmektedir: Filmler, New York şehri ve bedava patlamış mısır.

EVAN RACHEL WOOD

Evan Rachel Wood döneminin en yetenekli genç oyuncularından biridir. Son dönemde bir HBO mini dizisi olan MILDRED PIERCE’ta canlandırdığı Veda Pierce rolüyle olumlu eleştiriler almasının yanı sıra Emmy Ödülleri’nde mini dizi ve sinema filmi kategorisinde “En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülüne aday gösterilmiştir. Ayrıca  Darren Aronofsky’in 2008 yılı yapımı filmi THE WRESTLER’ da Mickey Rourke’nin boşanmış kızı Stephanie’yi canlandırırken sergilediği güçlü performansıyla da olumlu eleştiriler almıştır. Beş yaşından beri sürdürmekte olduğu oyunculuk kariyerinde dönüm noktası, 2003 yılında Catherine Hardwicke’nin tartışma uyandıran bağımsız filmi, THIRTEEN olmuş ve hem Altın Küre’de Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu hem de SAG Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu adayı gösterilmiştir.

2010 yılında, Robert Redford’un, THE CONSPIRATOR filminde James McAvoy ve Robin Wright ile baş rolleri paylaşmıştır. 2011 yılında bir MILDRED PIERCE uyarlaması olan HBO mini dizisinde Kate Winslet ile başrolde oynamıştır. Büyük beğeni toplayan HBO dizisi, True Blood’da ise Kraliçe Sophie-Ann Leclerq rolüyle izleyicilerin karşısına çıkmıştır.

Son dönemde ise Evan, George Clooney’in yönetmenliğini yaptığı ve başrolü oynadığı THE IDES OF MARCH’ta Clooney ile başrolü paylaşmıştır. Sonrasında ise Evan, 2013 yılında vizyona giren  THE NECESSARY DEATH OF CHARLIE COUNTRYMAN filminde Shia LaBeouf ve Mads Mikeelsen ile başrolü paylaşmıştır. 2014 yılında vizyona giren BAREFOOT fiminde de başrolde oynamıştır.
  
KEIR O’DONNELL (Yardımcı Yazar/Yapımcı)
O'Donnell ;Sydney, Avustralya’da doğmuş ve 10 yaşında Harvard, Massachusetts’e taşınmış, liseye burada gitmiştir. Klasik sinema eğitimi aldığı konservatuardan mezun olduktan sonra, Los Angeles’a yerleşmeden önce Keir, doğu sahilinde yer alan repertuar tiyatrolarında pek çok oyun sergilemiştir.  

Profesyonel film kariyeri meşhur “Wedding Crashers-Davetsiz Çapkınlar” filminde Todd Cleary rolünü oynamaya hak kazanmasıyla başlar. Kariyerine Vince Vaughn ve Jennifer Anniston’ın başrollerini paylaştığı “The Break Up-Ayrılık” filminde ve Josh Duhamel ve Kristen Bell’in başrollerde oynadığı “When In Rome” filminde yardımcı oyuncu olarak devam eder. Kier ,sayısız bağımsız filmde eksantrik ve dinamik rollerde oynamıştır. Bunların arasında; Zooey Deschanel ile rol aldığı “Flakes”, Tim Robbins’in karşısında oynadığı “Noise”, Justin Long ile oynadığı “Taking Chances”, Kristin Stewart ile oynadığı “The Runaways” ve Jesse Eisenberg ile oynadığı “Free Samples” sayılabilir.



FİLM YAPIMCILARI HAKKINDA
KAT COIRO (Yönetmen)

Rusya’da ki Carnegie Mellon Üniversitesi ve Moscow Art Theater’dan mezun olduktan ve American Film Institute’da kısa bir eğitimin ardından Kat, “Funny Or Die” için pek çok kısa film ve komedi skeçleri yaptı.Kat ilk sinema filminin yönetmenliğini  (romantik komedi “Life Happens) Ekim 2010’da yaptı. Life Happens 2011 yılında LA Film Festivali’nin prömiyerinde yer aldı, Nisan 2012’de vizyona girdi ve günümüzde ise /itunes/netflix’te talep görmeye devam etmektedir.

İtalya’da 2011 yılının Haziran ayında yönetmenliğini yaptığı ikinci sinema filmi olan “While We Were Here” 2012 yılında Tribeca Film Festivali’nin yarışma kategorisinde gösterime girdi, hemen satıldı ve 2013 yılında sinemalarda vizyona girmeden önce de festival turunu tamamladı.

Kat üçüncü sinema filmi olan başrollerini Justin Long, Evan Rachel Wood, Keir O'Donell, Vince Vaughn, Sam Rockwell, Peter Dinklage ve Brendan Fraser’ın paylaştığı “Aşka Dair-A Case Of You”yu 2012 yılının Şubat ayında yönetti. Filmin prömiyeri 2013 yılında Tribeca Film Festivali’nde gerçekleştirildi. 

CHRISTIAN LONG (Yardımcı Yazar/Yürütücü Yapımcı)

"Aşka Dair-A Case Of You" Christian'ın sinema filmi yazarlığına damgasını vurmuştur. Şu anda kardeşiyle birlikte Bill Lawrence’nin eğitimi altında bir yandan Warner Bros.’a bir TV plot yazarken, diğer yandan Will Ferguson’un romanı “Happiness’ın”  senaryo uyarlamasını gerçekleştirmektedir. Christian, Tribeca Film Festivali’nin bir parçası olmaktan gurur ve heyecan duymaktadır.

HOLLY WIERSMA (Yapımcı)

Yapımcı HOLLY WIERSMA 1997 yılında BLADE, THE RAINMAKER ve AMISTAD gibi filmlerde Casting Yardımcısı olarak başladığı kariyerini yürütteceği Los Angeles’a taşındı. Kısa bir süre sonrasındaysa bağımsız film yapımına karşı güçlü bir tutku duymaya başladı ve casting yerine yapıma odaklanmaya başladı ve günümüze kadar da bu alanda çalışmaya devam etti.  Wiersma 2003 yılında Variety dergisinin “İzlenilmesi Gereken 10 Yapımcı” listesinde ve 2004 yılında ise FADE IN dergisinin “Tanımanız Gereken 100 Kişi” nüshasında yer aldı.

2003 yılında Wiersma WONDERLANDİn yapımını gerçekleştirdi ve: HAPPY ENDINGS, DOWN IN THE VALLEY, THE QUIET ve THE TENANTS adlı dört filmin yapımını tamamladı.

2007 yılında Wiersma , Emilio Estevez’in yazıp yönettiği, iki dalda Altın Küre adayı gösterilen BOBBY’nin yapımı ile yine pek çok olumlu eleştiri almış olan ve pek çok dalda ödüle aday gösterilmiş olan The Weinstein Company’nin,başrolünde Sienna Miller’ın oynadığı FACTORY GIRL’ün yapımını gerçekleştirdi.

2009 yılında Wiersma, STONE filmi için tekrar Edward Norton ile bir araya geldi. John Curran’ın yönettiği ve başrollerinde Robert DeNiro ve Milla Jovovich’in de yer aldığı film, mükemmel eleştiriler aldı ve New York Film Festivali’nde gösterildi.  2010 yılında, Wiersma ,bir Dito Montiel filmi olan THE SON OF NO ONE’nin çekimleri için New York’a döndü. Başrollerini Channing Tatum, Ray Liotta, Katie Holmes, Juliette Binoche ve Al Pacino’nun oynadığı film için Variety dergisi “Başka hiç bir bağımsız yapımcı Holly Wiersma kadar mükemmel bir oyuncu kadrosunu bir araya getiremez” diye yazdı. Film daha sonra 2011 yılında Sundance Film Festivali’nin Kapanış Filmi seçildi.

Bir sonraki projesi, yardımcı yazarlığını ve yardımcı yapımcılığını yaptığı gibi yönetmenliğini de yaptığı, başrollerde Ryan Phillippe, Oscar ödüllü Anna Paquin ve Luke Wilson’ın paylaştığı SHREVEPORT’dur.  

Wiersma, oldukça ses getiren ve başrollerini Matthew McConaughey, Jennifer Garner ve Jared Leto’nun paylaştığı “DALLAS BUYERS CLUB-SINIRSIZLAR kULÜBÜ’nün yapımını gerçekleştirmiştir.  

Edinmiş olduğu büyük deneyimle Wiesma, bağımsız dünyada daha fazla sıradışı sesler arayışını sürdürmektedir.



*
Share/Save/Bookmark

4 Eylül 2014 Perşembe

Yüzyılın en iyi filmi "Susuz Yaz"


Bakan Ömer Çelik: "Toplamda, 360 binden fazla tekil oy kullanıldı ve Türk sineması tarihindeki en geniş katılımlı çalışmalardan biri yapılmış oldu"

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, Türk sinemasının 100. yılı dolayısıyla gerçekleştirilen "En İyi 100 Türk Filmi" oylaması sonuçları açıklandı.
Buna göre; Metin Erksan'ın yönettiği ve Türkiye'ye uluslararası ilk ödülü getiren "Susuz Yaz" ilk sırada yer aldı. Üç kuşağın hala severek izlediği "Hababam Sınıfı" ikinci ve izleyicinin belleğinde kalıcı izler bırakmayı başaran "Babam ve Oğlum" oylamada üçüncü oldu. Sıralamada ilk 10’a giren "Eşkıya", "Canım Kardeşim", "Selvi Boylum Al Yazmalım", "Züğürt Ağa", "Yol", "Vizontele" ve "Bir Zamanlar Anadolu" da unutulmaz Türk filmleri arasında yerini aldı.

Oylamanın, Türk sinemasının 100. yılı dolayısıyla Bakanlık koordinasyonunda gerçekleştirildiğini ifade eden Bakan Ömer Çelik, 100'den fazla üniversite ve sivil toplum kuruluşunca belirlenen 300 filmin ilk kez internet sitesi üzerinden halk oylamasına sunulduğunu belirtti.

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, "En İyi 100 Türk Filmi" oylamasının sonuçlarını değerlendirdi.

Bu 10 Filmi Bir Set Haline Getireceğiz ve Dünyanın Çeşitli Yerlerinde Mümkün Olan En Geniş Noktaya Kadar Ulaştırmaya Çalışacağız

“Türk sineması tarihindeki en geniş katılımlı çalışmalardan biri yapılmış oldu. En çok oy alan ilk 10 film arasında, birinci sırada 22 bin 582 oyla Susuz Yaz, ikinci sırada 19 binin üzerinde oyla Hababam Sınıfı, üçüncü sırada 12 binin üzerinde oyla Babam ve Oğlum, dördüncü sırada yine 2 binden fazla oyla benim de favorim olan Eşkıya var.

En beğenilen 10 filmin yapımcıları, telif hakları konusunda haklarını Bakanlığımıza devrederlerse bu 10 filmi yine bir set haline getireceğiz ve dünyanın çeşitli yerlerinde ve Türkiye'de mümkün olan en geniş noktaya kadar ulaştırmaya çalışacağız.

"Canım Kardeşim", "Selvi Boylum Al Yazmalım", "Züğürt Ağa", "Yol", "Vizontele" ve "Bir Zamanlar Anadolu'da" listede ilk 10'a giren filmler arasında. Nitelikli filmler oylamada yavaş ama istikrarlı şekilde yükseldi.”

Seyircimizin Zevkleri ve Tercihleri Uluslararası Standartlarda

“Sinemaseverlerin beğenisini kazanmış yapımlar yalnızca belli bir türe veya yıla ait olmaması, seyircinin çok geniş bir yelpazede Türk sinemasını izlediğini gösteriyor.

En büyük ilgi gören filmlerden "Yol" ve "Bir Zamanlar Anadolu'da" Cannes'da büyük başarılar elde eden yapıtlarımızdan. Sinema seyircisinin ilk 10 film arasındaki beğenisiyle Cannes Film Festivali'nde alınan ödüller arasındaki uyum da Türk sinema seyircisinin zevkleri ve tercihlerinin uluslararası standartlarda olduğunu gösteriyor.

Bakanlığımızın desteklediği "Babam ve Oğlum" filminin en iyi filmler arasına girmesi de sevindirici. Bu, teşvik politikamızı daha da güçlendirme konusunda bizi daha çok sorumluluk sahibi yapıyor. Bu sene itibarıyla bunun bilincinde olduğumuz için sinemaya olan desteği iki katına çıkardık. Son üç yılda 42 milyon civarında ortalama sinema seyircisine ulaşıyorduk, 2013 yılında bu 50 milyonu geçti. Burada sevindirici olan şu, bunun yüzde 58'i yerli film izleyicisi. Pek çok nitelikli film, aynı zamanda uluslararası yarışmalara da gidiyor. Ayrıca geçen yılın aynı dönemine göre, filmlerin izlenme oranları hem yabancı hem yerli filmde rekor kırıyor. Bizim için yine çok sevindirici. Son 5 yıldaki verilere göre yerli film izlenme oranı bakımından ülkemiz Avrupa'da birinci durumda. Bu da aslında sinema sektörümüzle sinemaseverler arasında ne kadar doğru bağlantılar kurulduğunu gösteriyor.”
 
Bakanlık Tarafından Hazırlatılan Türk Filmi Setleri Dört Dilde, Dünyanın Her Yerinde

“Bakanlığımız tarafından hazırlatılan Türk filmleri setlerinden bu yıl Cannes Film Festivali'nde 180 ülkeden gelen katılımcılara toplamda 10 bin adet dağıtıldı. Bu setler İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince olarak dört dilde hazırlandı, böylece Türk sinemasını tanıtmak bakımından dünyanın her tarafına ulaşacak bir dil seçeneği sunduk.

En beğenilen 10 filmin yapımcıları, telif hakları konusunda haklarını Bakanlığımıza devrederlerse bu 10 filmi yine bir set haline getireceğiz ve geniş miktarda, dünyanın çeşitli yerlerinde ve Türkiye'de mümkün olan en geniş noktaya kadar ulaştırmaya çalışacağız.

Türk sinemasının 100. yılına yakışır bir yıl yaşanıyor. Türk sinemasıyla işbirliği yapmak üzere Latin Amerika'dan Çin'e kadar geniş bir yelpazede Bakanlığımıza başvuru yapıldı.

Sinema seyircisinin bu sene 50 milyonu aşmasını bekliyoruz, yerli film seyircisinin ise bunun yüzde 60-65'ine ulaşmasını bekliyoruz. Türk sineması, dünyanın da dikkatini çekerek yükselmeye devam ediyor.

Bu arada Ulusal Film Arşivi ve Sinema Müzesi binasının hazırlıklarının devam ediyor. Önem verdiğimiz bu projeyi yalnız sinema sanatıyla ilgili bir bellek olarak düşünmeyelim, bu ulusal tarihimizle ilgili önemli bir bellek olacak.”

Ve İlk 10

1. Susuz Yaz                             22.582
2. Hababam Sınıfı                       19.890

3. Babam ve Oğlum                    12.926
4. Eşkıya                                  12.876
5. Canım Kardeşim                     8.825

6. Selvi Boylum Al Yazmalım          7.684

7. Züğürt Ağa                            6.478
8. Yol                                       5.234
9. Vizontele                                4.925

10. Bir Zamanlar Anadolu'da          4.915




*
Share/Save/Bookmark

29 Ağustos 2014 Cuma

Gerilimli bir kedi-fare oyunu


 
        A MOST WANTED MAN
“Gerilimli bir kedi-fare oyunu”
Yönetmen
Anton Corbijn
Yapımcılar
Andrea Calderwood
Simon Cornwell
Stephen Cornwell
Gail Egan
Türü
Gerilim
Oyuncular
Rachel McAdams
Robin Wright
Philip Seymour Hoffman
Willem Dafoe
Derya Alabora
Yapım Yılı / Süre
2014 / 121 dk.
İthalat / Dağıtım
Pinema
Vizyon Tarihi: Eylül 2014
KONU
Vahşice işkence görmüş yarı Çeçen, yarı Rus bir göçmen Hamburg’un İslam topluluğuna girer ve babasının haksız kazanılmış servetinde hak iddia eder. Alman ve ABD gizli servisleri konuya yakın ilgi gösterir. Zaman ilerleyip risk yükseldikçe bu en çok istenen adamın gerçek kimliğini ortaya çıkarma yarışı başlar. Ezilmiş bir kurban mı, yoksa yok etme eğilimli bir radikal mi?
John le Carré’nin romanından uyarlanan film, yürekleri durduran son sahnesine kadar gerilimle ilerleyen modern bir aşk, rekabet ve politikanın müthiş hikayesini konu alıyor.

YÖNETMEN ANTON CORBIJN:
Anton Corbijn, Şubat 2014’ye yaşamını kaybeden Philip Seymour Hoffman için; “O, bir devdi. Philip’in mirasına bakarken nereden başlamalı emin değilim zira kapsamı ve derinliği muazzam. Ancak bu, onun seçimleri hakkında çok şey anlatıyor.
O, bildiğim en iyi karakter oyuncusuydu. Oynadığı küçük rollere baktığınızda, o performanslarının da onu çağdaşlarından ayırdığını görebilirsiniz. Güçlü yanı, rolün içine girebilmesi ve kibirli olmayışındaydı. Aynı zamanda, sevdiği şeyden nefret de ederdi. Bu da onun lanetiydi. Performansları yüzünden kendini yiyip bitirirdi. Onun hakkını veren bir yazı yazma ihtimalim az ama çektiğimiz filmin hakkını verdiğimi düşünüyorum. Filmde gerçekten muhteşemdi ve bütün ilgimizi hak ediyordu. Onunla son derece gurur duyduğunu biliyorum. İki hafta önce karşılaştığımızda tekrar birlikte çalışmaktan bahsetmiştik. Bu konuda şöyle demişti: “Umarım bunu başka bir filmde tekrarlayabiliriz. Artık daha çok şey biliyoruz ve bence birlikte iyi mücadele eder ve sarsılmaz oluruz. Bu çok heyecanlı.”

İlk karşılaşmamız, 2011’de New York’ta Vogue için onunla birlikte yaptığım çekimdi. Bitişik otel odasında pantolonu düzeltilirken biz de filmden ve rolünden bahsettik. Elbette iç çamaşırlarıyla oturuyordu ama dikkatinin bu durumdaki absürtlüğe kaymasına hiç izin vermedi. İş hakkında ciddiydi. Yazık ki bu asla olmayacak. Filmin sonunu izlemeyi daha da zorlaştıran da bu.
-Anton Corbijn
3 Şubat 2014’te yayınlandı.
PRODÜKSİYON NOTLARI
Gerilimli, heyecanlı bir casus hikayesi ve bir yalnızlık portresi olan A MOST WANTED MAN, Hollandalı yapımcı Anton Corbijn’in (Kontrol, Centilmen) yönettiği üçüncü film. John le Carré’nin 2008 tarihli aynı adlı romanından uyarlandı. A MOST WANTED MAN’in yapımcı firması Potboiler Yapım, The Ink Factory ve Amusement Park. “A MOST WANTED MAN’in ilginç yanlarından biri de muhalifi olmaması” diye devam ediyor Cornwell (The Ink Factory’nin kurucusu ve sahibi). “Doğru olanı yaptığına inanan birçok kişi var ve hepsinin sebebi farklı. Hepsi tek bir merkezi amaç etrafında ters düşüyorlar ki o da, hepsinin farklı bir bakış açısıyla ve farklı sebeplerle istediği en çok istenen adam.”
Corbijn’in projeyi kendine özgü kılmasını sağlayan şeylerden biri de sonbahar çekiminde ısrar etmesiydi. Böylece başrol oyuncusu, Akademi Ödülü® sahibi Philip Seymour Hoffman’la çalışma imkanı buldu.
Corbijn şöyle espri yapar: “Filmde sonbahar havası ve sonbahar yapraklarının rengi olsun istedim. Philip yazın çalışmamak istiyordu. Ben de yapımcılara bunun için baskı yapmasını istedim!”
Stephen Cornwell “Roman ona ait ama film Anton’un olacak. Bu, onun desteklediği ve hoşuna giden bir dönüşüm.” der.
Kadronun ve ekibin çoğu için, Corbijn ve Philip Seymour Hoffman da dâhil olmak üzere, A MOST WANTED MAN le Carré’nin romanlarına giriş niteliği taşıdı.
Hoffman “Bu, genellikle daha gösterişli ve romantik tarzda anlatılan, devletler ve casus örgütleri hakkında insancıl bir hikaye.” diyerek gözlemde bulunuyor. “Bunda romantik bir şey yok. Kitap filmin içinde, ki bundan memnunum çünkü inanılmaz bir kitap.”


Hamburg’daki çekim
A MOST WANTED MAN’in hikayesi aynı zamanda Hamburg’un da hikayesi. Hamburg zengin, tarihi bir liman şehri. Avrupa’nın en zengin kodamanlarına uzun süre ev sahipliği yapmış. En yıkık dökük bölgeleri şu anda nazik bir seçkinleştirme sürecinden geçiyor. Burası yüzyıllarca göçmenleri ağırlamış. Özellikle de yakınındaki Türkiye ve Kuzey Afrika’dan gelenleri. Ancak 11 Eylül teröristlerinin şeytani planlarını istihbarat yetkililerinin gözlerinden uzak bir şekilde oluşturdukları yer olması, ahlaki bir panik ve yabancılara karşı güvensizlik yaratmış.

YÖNETMEN VE OYUNCULAR HAKKINDA
ANTON CORBIJN – Yönetmen
Anton Corbijn önceki iki uzun metrajlı filmin yönetmeni: Ian Curtis’in biyografik filmi Kontrol ve Avrupalı bir tetikçi filmi olan, George Clooney’nin başrolünü oynadığı Centilmen. Sonraki filmi, Life dergisi için James Dean’in fotoğraflarını çekmesi için görevlendirilen fotoğrafçı Dennis Stock hakkındaki Hayat olacak. Kendisi ayrıca oldukça başarılı bir fotoğrafçı, sahne tasarımcısı ve sanat ve klip yönetmeni. Bir fotoğrafçı olarak 15 kitap yayınladı ve büyük müze sergileri düzenledi. En çok Depeche Mode, U2 ve Tom Waits’le uzun sureli çalışmalarıyla tanınır. Miles Davis, Gerhard Richter, Patti Smith, Kate Moss, Lucian Freud, Frank Sinatra, Damien Hirst ve Captain Beefheart gibi kişilerle çalıştı.

PHILIP SEYMOUR HOFFMAN – ‘Gunter Bachmann’
Philip Seymour Hoffman en son Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak’ta görülmüştü. Yakın zamandaki diğer filmlerinden bazıları Paul Thomas Anderson’ın The Master’ı, Christopher Walken ve Catherine Keener’la Son Konser, George Clooney’nin yönettiği Zirveye Giden Yol ve Brad Pitt’in oynadığı, Bennett Miller’ın yönettiği Kazanma Sanatı.Hoffman ilk uzun metraj yönetmenliğini, bir Cooper’s Town yapımı olan ve aynı adlı oyundan uyarlanan Jack’in Kayık Gezintisi’yle yaptı. Diğer filmlerinden bazıları New York Yanılsamaları, Şüphe, Vahşiler, Charlie Wilson’ın Savaşı ve Şeytan Duymadan Önce. Hoffman’ın, Bennett Miller’ın yönettiği ve şirketi Cooper’s Town Yapım’ın yapımcılığını üstlendiği Capote’deki performansı, ona Akademi Ödülü® kazandırdı.Bir oyuncu olarak tiyatro oyunları arasında Mike Nichols’ın yeniden canlandırdığı Satıcının Ölümü, Peter Sellers’ın uyarlayıp yönettiği Othello’nun sınırlı bir gösterimi, LAByrinth’in yapımcılığını üstlendiği Jack’in Kayık Gezintisi, Günden Geceye, Martı, Vahşi Batı, Defying Gravity, Venedik Taciri (yönetmen yine Peter Sellers), Alışveriş ve Sevişme ve The Author’s Voice. Yönettiği tiyatro oyunlarından bazıları The Last Days of Judas Iscariot, Our Lady of 121st Street, Jesus Hopped the ‘A’ Train, In Arabia We’d All Be Kings ve The Little Flower of East Orange’dir. Hoffman yine LAByrinth’in yapımcılığını üstlendiği ve Bob Glaudini’nin yazdığı A Family for All Occasions’ı yönetti. Ayrıca MCC Tiyatrosu’nda Rebecca Gilman’ın The Glory of Living’ini yönetti. Ayrıca Chicago’daki Goodman Tiyatrosu’nda Brett C. Leonard’ın The Long Red Road’unu da yönetti. Ardından Vahşi Batı’yı yönetmek için Sydney Tiyatro Kumpanyası’na döndü. 2 Şubat 2014’te New York’taki evinde ölü bulunan Hoffman, Hollwood dünyasını ve sevenlerini yasa boğdu.

RACHEL MCADAMS – ‘Annabel Richter’
Rachel McAdams, 2013’te gösterime giren üç filmde görüldü: Richard Curtis’in Zamanda Aşk’ında Domnhall Gleeson ve Bill Nighy’yle birlikte, Terrence Malick’in Aşkın İzleri’nde Ben Affleck, Olga Kurylenko ve Javier Bardem’le ve Brian de Palma’nın yönettiği Öldüren Tutku’da Noomi Rapace’le birlikte.
2013’de Bradley Cooper ve Emma Stone’la birlikte Cameron Crowe’un isimsiz filmine başladı. Küçük Prens’te de James Franco ve Jeff Bridges’le seslendirme kadrosuna girdi. 2013’te ayrıca Wim Wenders’ın Her Şey Güzel Olacak’ında James Franco, Charlotte Gainsbourg ve Robert Naylor’la birlikte çekimlere başladı.

JOHN LE CARRÉ – Yazar (roman)
Usta hikayeci John le Carré’nin 23 kitabı altmış yıldır dünyanın her yanında en çok satanlar listelerine girdi. John le Carré, Hamburg’u ilk kez 60’ların başındaki Soğuk Savaş döneminde, İngiliz hükümeti adına başkonsolos olarak atandığında tanıdı. Yakın zaman önce de A Most Wanted Man’i araştırıp yazmak için oraya döndü. Romanlarından bazıları filme uyarlandı. Bazıları Köstebek, Arka Bahçe ve The Spy who Came In From The Cold’dur. 11

OYUNCU SEÇİMİ SÜRECİ
2006’da Capote ile Akademi Ödülü® kazanan sevilen sinema ve tiyatro oyuncusu Philip Seymour Hoffman, daha sonra Charlie Wilson’ın Savaşı, Şüphe ve The Master ile üç kez daha aday gösterildi. Hamburg’daki küçük bir terör karşıtı örgütün zeki lideri Gunther Bachmann’ı canlandırıyor. Örgüt, yumuşak yaklaşımı ve uzun vadeye odaklanmasıyla Alman istihbarat toplulukları tarafından sevilmiyor. Hoffman, neslinin en iyi oyuncularından biri. Ayrıca işine bağlılığıyla tanınıyor. Bachman için büyük empati geliştirdiği Bovell’la çalıştı.
Hoffman “Bu film birçok şey hakkında. Örneğin ülkelerin terörizmle nasıl başa çıktığı gibi.” diyor. “Ama aynı zamanda hep aynı şeyi yapıp aynı sonucu alan bir adam hakkında. Duramadığını hissediyorsunuz. Doğru olanı yapmaya çalıştığına inanıyor ve bence öyle de yapıyor ama dünya, onun kötü adamlarla ilgilenme yöntemini onaylamıyor.”

DERYA ALABORA
Filmin Türkiye’de izleyicilere en büyük süprizi ise ünlü tiyatrocu Derya Alabora’nın da projede yer alıyor olması. Almanya’da Die Fremde/Ayrılık filmine kendisini öneren Harika Uygur’a gelen email ile başlayan serüven Alabora için projede yer alması için adım olmuş.

YÖNETMEN ANTON CORBİJN’LE ÇALIŞMAK
Corbijn’in dinamik film yapım tarzı sette olumlu ve enerjik bir ortam yarattı. Egan şöyle diyor: “Anton’da fotoğrafçılıktan geldiği için bir uyanıklık hâli var. Sürekli olarak anı yakalayan ve hikayeyi en ekonomik şekilde anlatan görsel bir dil arıyor.”
Corbijn’in olaylara hızlı yanıt verebilme yeteneği, Hamburg’da her gün pek çok farklı yere gidilmesi gereken bir çekimde çok işe yaramış.
Egan şöyle diyor: “40 günde çekmek için fazla uzun bir senaryoydu.”
Malte Grunert: “Anton’un görsel dilinde çok pratik bir etkisi olan dolaysız bir tarz var. Bir tren istasyonunda çekimdeydik ve tren bekliyorduk. Yarım saat sonra trenin yandığını ve başka istasyona park ettiğini duyduk. Altı itfaiye arabasının yangını söndürmesini ve bize yeni tren verilmesini beklerken başka şeyler çektik.” Kadrosu yönetmenden oldukça iyi bahsediyor. Hoffman: “Anton muhteşem ve güzel bir insan. Müthiş bir sanatçı duyarlılığı var. Her şeye benzersiz bir şekilde bakar. Onun özel bir şey yapacağına güvenirsiniz. Ayrıca insanlara, istediklerini yapmaları için izin verir. Ondan yardım istersem elinden geleni yapar ama ayrıca yapmam gereken ne varsa yapmama da izin verir. Yolunuza çıkmaz. Hatta bazen hiç söylemeden ipleri elinize verir. Kocaman bir kalbi var. Sanat anlayışı keskin. İnsanlara güveni ise tam.” Corbijn oyuncularına özgürlük ve yetki hissi vererek sürecin tam olarak bir parçası olmalarını sağladı. McAdams: “O harika, nazik ve olumlu biri. Her sahnenin sonunda mutlaka olumlu bir şey söyler ve oyuncunun egosunu okşar, ki bu bazen gereklidir. Çok nazik ve yaratıcı bir ortam. Güzellik ve estetik anlayışı inanılmaz. Olayları doğru şekilde görür. Hikayeyi zenginleştiren beklenmedik anları iyi yakalar.” Corbijn, oyuncuların yorumu için her zaman imkan olduğunu söyleyerek doğaçlamayı teşvik eder. Ancak sadece uygun olduğunda. Bunu şöyle açıklar: “Her zaman sayfada yazanlara bağlı kalmam. Benden tecrübeli insanları daima dinlerim ama haksızlarsa onları dinlemem.”
*
Share/Save/Bookmark

24 Ağustos 2014 Pazar

Gerçekten 30 yıl sonrası


*
Share/Save/Bookmark

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Sinemanın nabzi Van'da atacak

“SİNEMANIN NABZI VAN'DA ATACAK...”
3. Uluslararası Van Gölü Film Festivali
23 - 29 Eylül 2014

Bajar Kültür Sanat Danışmanlığı'nın düzenleyeceği 3. Uluslararası Van Gölü Film Festivali / İnci Kefali Sinema Ödülleri bu yıl 23 - 29 Eylül 2014 tarihlerinde gerçekleştirilecek ve sinemanın nabzı yine Van'da atacak...

3 yıldır devam eden ve sürdürülebilir bir etkinlik olan Uluslararası Van Gölü Film Festivali her geçen yıl gelişerek ve yenilenerek yoluna devam etmekte, her yıl birçok sanatçıyı konuk etmekle beraber, halkın sanatçılarla buluşmasını, film gösterimlerine ve diğer etkinliklere katılmasını sağlamaktadır. Festival, sinemaya katkısı ve halkı sinemayla/sinemacıyla buluşturması yanında Van'ın ve Van Gölü'nün tanıtımına da vesile olmaktadır...

Gerçekleşebilmesi için birçok kuruluşun destek verdiği festival, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü başta olmak üzere Van'daki yerel yönetimlerin (Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van Sanayi ve Ticaret Odası, Van Vakfı ve Elite World Hotels, İntermedya Ajans diğer kurumlar) desteği ve çözüm ortaklıklarıyla birlikte düzenlenecektir. Sponsorluk görüşmeleri hâlâ devam eden 3. Uluslararası Van Gölü Film Festivali'nin Ana Sponsorluk, Sponsorluk, Basın Sponsorluğu, Ulaşım ve Konaklama sponsorluğu ve Destekçi anlamında sponsor adaylarıyla görüşmeler devam etmekte ve sponsorluklar kabul edilmektedir.




“VAN'DA, SİNEMANIN GÜCÜYLE TÜM SINIRLARA MEYDAN OKUMAK...”

3. yıl Festival Ana Konsepti, ''Göç ve Sınır: Mülteci Yaşamlar'' olarak belirlendi. Dünya'mızın, özellikle de yaşadığımız coğrafya olan Ortadoğu'nun, savaşların, kıyımların ve yerinden edilmelerin yüzyıllardır eksilmediği, bu yüzden hep kan ve gözyaşının olduğu, insanların canını kurtarmak için göçlerde ve sınırlarda acı içinde olduğunun farkında olarak ve farkındalık yaratmak için, Festivalimizin ilk yola çıkışından itibaren sosyal / sosyolojik konuları ele aldığı ve bu sene de “Sınırsız Bir Dünya İçin” şiarıyla Ana Konseptimizi ''Göç ve Sınır: Mülteci Yaşamlar'' olarak belirledik...

“FİLMLER İÇİN VAN GÖLÜ'NDE YÜZME YARIŞI...”

''İnci Kefali Sinema Ödülleri'' için Sinema Filmi ve Belgesel Film dalında başvurular, 20 Ağustos - 15 Eylül 2014 tarihleri arasında kabul edilecektir.

Başvurular www.vangolufilmfest.org sitesinden indirilen Başvuru Formu ile Yönetmelik'e göre yapılacaktır. Yönetmelik'e göre hazırlanan gerekli evraklar (hem elektronik ortamda hem çıktı olarak) ve film kayıtları festival film ofisimizin “Şerefiye Mah., Güneş Sok. (Tarlabaşı Sok)., No: 26, İpekyolu, Van” adresimize son başvuru tarihine kadar gönderilebilir.

Festivalimizin film yarışması olan ''İnci Kefali Sinema Ödülleri'', değerli Ön Jüri üyelerimiz tarafından finalistleri seçildikten sonra değerli Jüri Başkanlarımız ve Jüri Üyelerimiz tarafından Ödül hak sahipleri belirlenecek ve 28 Eylül 2014 gecesi düzenlenecek olan Ödül Törenimizde Ödüller sahiplerine takdim edilecektir.






“3. İNCİ KEFALİ SİNEMA ÖDÜLLERİ’’ kapsamında;

En İyi Sinema Filmi dalında,

En İyi Sinema Filmi,
En İyi Yönetmen,
En İyi Erkek Oyuncu,
En İyi Kadın Oyuncu,
En İyi Senaryo,
En İyi Görüntü Yönetmeni,
En İyi Sanat Yönetmeni,
En iyi Film Müziği ve
Jüri Özel Ödülü;

En İyi Belgesel Film dalında

En İyi Belgesel Film,
En İyi Belgesel Film Yönetmeni,
En İyi Belgesel Metni,
En İyi Belgesel Görüntü Yönetmeni,
En İyi Belgesel Kurgusu ödülü dallarında plâket verilmesi kararlaştırılmıştır.

*
Share/Save/Bookmark

22 Ağustos 2014 Cuma

Animasyonlar farklılıkları


*
Share/Save/Bookmark

Blind/Körlük Başka Sinema'da

 

Yönetmen: Eskil Vogt
Oyuncular: Ellen Dorrit Petersen, Henrik Rafaelsen, Vera Vitali, Marius Kolbenstvedt
Senaryo: Eskil Vogt
Görüntü Yönetmeni: Thimios Bakatakis
Kurgu: Jens Christian Fodstad
Müzik: Henk Hofstede
Yapımcı: Hans-Jorgen Osnes, Sigve Endresen
Yapım Yılı: 2014
Ülke: Norveç
Dil: Norveççe, İngilizce
Süre: 96 dakika
Dağıtım: M3 Film
İthalat: Kurmaca Film 
Vizyon Tarihi: 5 Eylül 2014

Joachim Trier’in Reprise / Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos gibi birçok ödüllü filminin senaryosunda imzası bulunan Norveçli yönetmen Eskil Vogt’un ilk uzun metrajlı filmi Körlük, görme duyusunu kaybedince eve kapanan bir kadın yazarın aklını da kaybetmemek için gerçekliğe sıkı sıkı sarılma mücadelesini işleyen, gerilimli olduğu kadar mizah unsurlarını da kullanan bir dram. Görüntü yönetmenliğini Dogtooth / Köpekdişi’nin de kameramanlığını üstlenen Thimios Bakatakis’in yaptığı ve yalnızca görme değil yazma ve yalnızlık üzerine de bir film olan Körlük, gerçeküstü atmosferi, seyrek diyalogları ve sürprizli mizahıyla son derece özgün. “Filmde körlük nasıl gösterilir? En bariz yöntem ekranı karartmak, izleyiciyi sesle yönlendirmek olacaktır. (…) Bense çokça, bir ayrıntıyı soyutlama ya da bir görüntüyü daha fazla tutma yoluyla görsel beslemeyi kısıtladım. Filmin biçimi ve biçeminin kilidi bu oldu. Ve körlük, çelişkili de olsa, çok sinemasal aslında; sinemanın en temel yanlarını içeriyor: görmek, görülmek, aydınlık, karanlık…” –Eskil Vogt



*
Share/Save/Bookmark

21 Ağustos 2014 Perşembe

GÜNAH ŞEHRİ: UĞRUNA ÖLDÜRÜLECEK KADIN

Yönetmenler: Robert Rodriguez, Frank Miller

Oyuncular: Jessica Alba, Josh Brolin, Rosario Dawson, Joseph Gordon-Levitt, Eva Green, Mickey Rourke, 

Bruce Willis

Powers Boothe, Dennis Haysbert, Ray Liotta, Christopher Meloni, Jeremy Piven, Christopher Lloyd,

Jaime King, Juno Temple, Stacy Keach, Martin Csokas, Jamie Chung, Julia Garner, Lady Gaga

Yapım: ABD, 2014

Tür: Aksiyon, Macera

Süre: 102 dakika

Dağıtım: Pinema


İthalat: Mars Cinema Group

Karanlığın şiddetle kol kola gezdiği Günah Şehri’nin tehlikeli sokaklarını yeniden ziyaret etmeye hazır

olun!
 Frank Miller'ın ödüllü grafik romanından uyarlanarak görsel dünyasıyla çığır açan ilk filmin merakla

beklenen devamında, şehrin kanı kaynayan sakinleri aksiyon ve entrika dolu maceralarıyla bir kez daha

karşımızda. Üstelik bu sefer büyüleyici bir 3D deneyimi ile birlikte.

İlk filmin yıldız kadrosunda bulunan Jessica Alba, Mickey Rourke, Rosario Dawson ve Bruce Willis’e bu

sefer, Josh Brolin, Joseph Gordon-Levitt ve Eva Green de katılıyor.

“Günah Şehri: Uğruna Öldürülecek Kadın” 22 Ağustos’ta sinemalarda!

Ortak yönetmenler Frank Milller ve Robert Rodriguez, Miller’ın çarpıcı görsel dünyasıyla tarihe geçmiş

ödüllü grafik roman serisi “Günah Şehri”ni perdeye taşımak üzere yeniden bir araya geliyor.

Adaletin kesinlikle kol gezmediği bu karanlık şehirde, acımasız katiller kendilerinden ümitsizce intikam

almak isteyenlerin tepesine binmek üzeredir. Hepsinin yolu, Günah Şehri’nin ünlü kulubü Kadie’s Club

Pecos’da kesişir.


Filmin açılışında, Marv (Mickey Rourke) kendini tam bir karmaşanın içinde bulur ancak buraya nasıl

geldiğini hatırlamaya çalışmaktadır.

Öbür yanda, kendine fazla güvenen genç kumarbaz Johnny (Joseph Gordon-Levitt) şansını şehrin en azılı

kötü adamı olan Senatör Roark’ın (Powers Boothe) oyun masasında denemektedir.

Roark, aynı zamanda Nancy’nin de (Jessica Alba) baş düşmanıdır. John Hartigan’ın (Bruce Willis) kendini

öldürmesinden sonra keder ve öfkeden deliren Nancy, intikamını almak için her yolu deneyecektir.

Merkezdeki hikaye olan “Uğruna Öldürülecek Kadın”da ise Dwight (Josh Brolin) hayallerinin ve

kabuslarının kadını olan Ava (Eva Green) ile son bir hesaplaşma içine girmiştir.

Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgi bütün karakterleri birbirine bağlayacak, Günah Şehri’nin sokakları bir

kez daha entrika ve aksiyon dolu karanlık bir maceraya ev sahipliği yapacaktır.

*
Share/Save/Bookmark

14 Ağustos 2014 Perşembe

Robin Williams ve Goril Koko

Birkaç gün önce bütün dünyayı sarsacak bir haberle çalkalandı sanat dünyası. Herkesin tanıdığı Robin Williams 63 yaşında kendi evinde intihar etmişti. Uzun yıllardır alkol ve uyuşturucu kullandığı ve sayısız rehabilitasyona girdiği biliniyordu ama belki de kimse bu sonu beklemiyordu. Her komik insanın hayatı çok sevdiği iddia edilir ve bunun uzantısı olarak çok klişe bir laf vardır hani başkasını eğlendiren ama kendi gülemeyen palyaço diye,lafın gönderme yaptığı bu durum sanki çok olağan dışı bir şeymiş gibi duygu yaratmaya çalışır. Vah vah herkesi güldürüyor ama kendi gülemiyor zavallı palyaço. Tamamen deli saçması bir klişe. Her insan gibi mizah yönü güçlü,insanları güldürmeyi seven kişiler de pek ala dertli,kederli olabilirdi.Hatta komikliklerinin aslında kederlerini bastırmak için bir nevi içgüdüsel hareket de olduğu psikolojik çalışmalarla ortaya konmuştur. Şimdi burada uzun uzun Robin Williams sanat hayatı ile ilgili atıp tutmayacağım. Günlerdir her yerde filmleri hayatı anlatılıyor. Gerçekten çok iyi bir oyuncuydu ve gidişi büyük bir kayıptı ama beni esas üzen ölümünün arkasındaki sorulardı. 63 yaşında bir insanın intihar ediş biçimi. Oldum olası intihar hikayeleri beni etkilemiştir. Bir insanın en önemli varlığı yaşamını kendi elleriyle yok etmesini hiçbir felsefe yapısı açıklayamamış bugüne kadar. Oysaki yaşam kadar eskiydi bu durum. Varoluşsal kaygı içindeki insan doğasının tükeniş hali miydi acaba? Peki para, pul, şan, şöhret herşeyi olduğunu düşündüğümüz Robin Williams'ı ölüme götüren nedenler nelerdi de hem bileklerini kesip hem de kendi kemeriyle yaşamını sonlandırdı. O kadar çok istiyormuş demek ki ölmeyi, kurtulma ihtimalini sıfıra düşürmek için sanki kendini garantiye almış.. Bunlar çok küçük ama sormaya başlayınca girdap gibi içine çeken sorular. Neden bu kadar çok bu hayattan kurtulmak istiyor ve 63 yıldır bunu iyi kötü sürdürmüşken.
Mesela ünlülerin intihar hikayelerinden bir başka beni yaralayan ölüm Kurt Cobain'in intiharıdır. Yaş olarak yaşandığı zamanı hatırlamıyorum ama sonrasında yaptığım okumalarda psikologların Cobain'in intihar mektubundaki çözümlemeleri beni yine hayrete düşürmüştü. Mektupta yazılanlar o kadar çok bastırılarak yazılmış ki ölüm arefesindeki birinin kendini bu kadar anlatmaya çabalaması yani ne kadar Kurt Cobain de olsanız milyonlar sizin bir tek kelimenizi duymak için çabaladığı bir dünyada anlaşılamamak demekki Cobain'in ölüme götüren nedenlerin başında geliyormuş.

Yine bir başka unutamadığım intihar ise İtalyan Komedisinin ve Toto'nun yaratıcısı Mario Monicelli'nin 95 yaşında intiharı seçmiş olması .ve işin diğer bir garip yanı da 1946 senesinde tiyatro eleştirmeni - gazeteci babası Tomaso Monicelli'nin de kendi ölümünü kendi seçmesi. Hala büyük bir tabudur insanın kendi ölümünü belirlemesi. Dünyanın hemen hemen her yerinde ötenazi hala yasak olması en gelişmiş kabul edilen Batı toplumunda bile bu tabunun üstüne gidilmediğinin  bir göstergesi. İnsan kendi yaşamı ile karar alabiliyorken ölümü ile ilgili niye karar alamıyordu? Monicelli'nin durumunda da bu geçerliydi. 95 yaşında zaten ecel dediğimiz şey bir kaç sene içerisinde tecelli edecekken bu duyduğu acıya, kedere dur demek herkesin hakkı olmalıydı. Bu bağlamda Akademi'nin Robin Williams'ın intiharından sonra "Aladdin"animasyon filmindeki rolünden hareketle "Özgürsün cin" yazması toplumun çoğu kesiminden büyük tepki topladı ve intiharı özendirdiği iddia edildi. Oysaki Williams'in bu eylemi başlı başına bir özgürlük eylemi değil de neydi?

Robin Williams'ın ölümü ile ilgili son paylaşmak istediğimve başlığıma konu olan Goril Koko'nun yası. Yıllar öncesinde Williams'ın ziyareti ile başlayan bu dostluğun sonucunda dünyanın en akıllı gorili kabul edilen işaret dili ile yaklaşık 2000 kelime konuşabilen Koko, vakıf yetkililerin verdiği bilgiye göre ölüm haberi aldıktan sonra ağladığı ve yas tuttuğunu söylüyorlar.İnsanın içini oldukça acıtıyor değil mi?


Vakfın bahsettiğim haber linki de burda http://www.koko.org/koko-tribute-robin-williams




  *
Share/Save/Bookmark